26 Yorum

Hayat boyu endişe…

Koc-ca bir ayı çocuklardan uzak geçirdikten sonra, Göktürk’te zorunlu inzivaya çekilip forumlara falan da katılamıyor olmayı da fırsat bilerek biraz çocuklarıma vakit ayırmaya çalışıyorum son haftalarda. Temmuz başından beri diyelim, mümkün olduğunca onlarla olmaya çalışıyorum.

Ama nasıl? Elimde sürekli telefon. Kim, ne yazmış? Nerede ne olmuş? Müdahale var mı? Ali İsmail’in katilleri yakalanmış mı? Bir şey kaçırıyor muyum? 

Baktım gidişat iyi değil. Çocuklar isyanlarda… Eski rutine geri dönmeye çalışarak, en azından onlarla birlikte olduğum zamanlarda telefonu bırakmaya çalışıyorum elimden. Çoğu zaman da beceriyorum da.

İş sadece telefonu bırakmakla olmuyor tabii. Önemli olan şu meşhur “kaliteli zamanı” geçirmek ya çocuklarla, çabalıyorum ben de… Araba oynamayaca, puzzle yapmaca… Her şeyin ötesinde, o an sadece bedenimle değil, aklımla da orada olmaca. Kolay değil ama oluyor.

Daha da önemlisi sabır. “Evimizin dışındaki” mihraklar (!) yüzünden oldukça düşen sabır katsayımı yükseltmeye çalışıyorum çocuklarımlayken. Ne de olsa “palalının” göz göre göre Fas’a kaçması, ama bu sırada 5 çocuklu, tek göz gecekonduda yaşayan bir bayrak satıcısının, Atatürklü bayrak sattığı için “halkı isyana teşvik” suçuyla tutuklanması, Ethem Sarısülük’ün annesinin Ali İsmail Korkmaz’ın annesini teselli etmek zorunda kalması, bütün bunlar olurken Başbakan’ın dalga geçer gibi “Gençlerin ölmediği, ana ve babaların gözyaşı dökmediği, herkesin umutla geleceğe baktığı güzel bir süreçten geçiyoruz” demesi, her ne kadar sabrımı köreltse de, çocuklarımın suçu değil. Bu sebepler yüzünden çocuklarıma daha da sabırsız davranma lüksüne sahip hiç değilim.

İşte bütün bu ahval ve şerait içinde ben, biraz zorlamayla da olsa normalden de yumuşak olmaya çalışıyorum onlara karşı. Kendimi kaybettiğim, sesimi yükselttiğim zamanların sayısını düşürmeye çalışıyorum. Aksi gibi babalarının gece gündüz demeden çalıştığı, anneannelerinin İstanbul’un öbür ucuna taşındığı, yanıtlamam gereken 495743875984  tane e-mail, yazmak istediğim bir o kadar yazının olduğu bu dönemde ben kendi kendimi telkin ederek “çocuklarının sana ve mutlu bir sana ihtiyaçları var” diyor, her şeyi bir kenara bırakmaya çalışıyorum.

Bu kendi-telkinler eşliğinde Cumartesi günü kalabalık sayılabilecek bir grupla birlikte Kilyos’a denize girmeye gittik. Havuzlu bir sitede oturuyor olmanın sahte avantajını bir kenara bırakıp “çocuklar ayaklarını denize bi soksunlar artık” diyerek arabaya doluştuk. Baykuş Plajı’na varışımız öğleden sonrayı bulduysa, Derin yolda uyuyakalıp, herkes cup cup denizde yüzerken beni arabanın içinde bir saat onun uyanmasını beklemek zorunda bıraktıysa, dalgalardan nefret edip “Ben baba gibi oluncaya kadar denize girmem!” diye rest çektiyse, Deniz “Ne zaman dondurma alıcaz, ne zaman ne zaman????” diye bana sabır testi uygulasa da ben pamuk gibiydim o gün. Deniz’le dalgalarla boğuştuk, Derin’le kumdan kaleler yaptık, tost yedik (4 tost 4 limonataya 50 TL verdik bu arada, yuh!), dondurma yediler, bağırdılar, eğlendiler ve ben bir kere bile sesimi yükseltmedim.

Üstelik sadece o gün değil, ondan önceki birkaç gün boyunca da kendimi kontrol edebilmeyi bayağı öğrenmiştim. Örneğin, annemlerin yeni taşındıkları sitede çocuklar havuza girmek istediklerinde, ve ben onları havuz kenarına bırakıp evin önüne (çok yakın) dönüp annemin bana yaptığı kahveyi yudumlamak üzereyken tekrar tekrar çağırdıklarında, kahvem buz gibi olup, orada torunuyla ilgilenmekte olan bir yaşlı teyze “Kızım hayat bundan sonra böyle… Hayat boyu hizmet…” dediğinde bile “Evet, öyle” diye gülümseyip geçmiş, zaten kahvenin de, çay gibi bir tür soğuk içecek olduğunu çoktan kabullenmiştim. 

Taa ki Cumartesi akşamı plajdan dönüşe kadar… Saat neredeyse 8 olup biz zar zor plajdan ayrılırken ben Derin’in simidi, her ikisinin havluları, çantalar, kendi çantam, terlikler, … her şeyi adeta bir kameraman Cevat Kelle edasıyla yüklendiğimde bile sinirlerim taş gibi yerindeydi. Kızkardeşim “Arabaya kadar yardım etmemi ister misin?” dediğinde “Peh… Ben mi? Bak nasıl hallediyorum!” diyerek gururla terk ettim Baykuş Plajı’nı. Merdivenleri sabırla çıkıp, çocuklar önde ben arkada arabaya doğru ilerlerken, Deniz bana “Anne, arabanın anahtarını ver” dediğinde ona sihirli kelimeyi -lütfen- hatırlatmak adına “Pardon??” derken bir de “Ne güzel öğretiyorsunuz çocuklarınıza” diye aferin almıştım plaj girişindeki görevliden.

Benden iyisi yoktu o anda.

Ne zaman ki Deniz benden aldığı anahtarla arabayı açıp içeri girdi, hemen ardından Derin girdi, ve hemen ardından “kapıyı ben kapatıcam-hayır ben kapatıcam” diye bağrışmaya başladılar, işte o zaman biraz yükseltmeye başladım sesimin tonunu. Ne de olsa kendileri o kadar bağırıyorlardı ki, beni duymaları için benim de “yüksek sesle konuşmam” gerekiyordu. 9874293263. kere “kapıyla oynamayın KAPIYLA OYNAMAYIIIIIIN” diye bağırırken, pardon, seslenirken, çok geç kalmıştım. Karambolde kapıyı çekmişler, sonrasında ikisi de çığlık çığlığa bağırmaya başlamışlardı. Ardından ben…

Arbedede Derin’in parmağı kapıya sıkıştı. O, parmağı kapıya sıkıştığı için, Deniz, kardeşinin parmağı kapıya sıkıştığı için, ben, beni 1390849085. kere dinlemeyip Derin’in parmağını kapıya sıkıştırdıkları için CİY-YAK CİY-YAK bağırıyorduk. O kadar çok korktum, o kadar çok bağırdım ki benim bağırtımdan onlar sustular. Derin’in parmağı kırıldı sandım, sadece ezilmişti. İkisi de iyiydi ama çok üzülmüşler ve korkmuşlardı. Ben ise sinirimi ve korkumu 45 dakika araba kullandıktan sonra ancak atabildim.

O an aklıma o yaşlı teyzenin sözleri geldi: “Hayat boyu hizmet”

Ve hayat boyu endişe…

Ve… o an yine Ali İsmail Korkmaz’ın annesi geldi aklıma. Oğlumun serçe parmağı arabaya sıkıştı diye feryat figan bağırırken ben, oğlu döve döve öldürülen o anne geldi.

Atamadım öfkemi içimden.

Ama çocuklarıma yansıtmayacağım bunu. Onların suçu değil.

26 yorum

  1. okurken boğazıma birşey oturdu..6 haftalık hamileyim , gözümün önüne geldi herşey., yaşadıklarımız,yaşayacaklarımız…
    İnşallah sizin gibi iyi bir anne olabilirim.

  2. Ahhh Elif bende stresten elim ayağım uyuşur vaziyette Gezi olaylarının başında hastanelik olunca döndüm normal yaşama ama tıpkı senin dediğin gibi bir alemde normal dünyayı yaşıyorken diğer alemde aklımı beynimiz hep başka yerlerde.İnsan çocuğumun bunda suçu yok diyor ama bazen sabrımızın taştığı noktalar oluyor.

    Her ölüm ayrı ayrı üzdü beni ama Ethem Sarısülük ve Ali İsmial Korkmaz ‘ın ki başka üzdü ölüm anlarıı görmek mi dersin başka bir şey mi bilmiyorum ama nasıl bir ana yüreği dayanır diye düşünmeden geçirdiğim bir gün bile yok.Kaldı ki biz parmakları sıkışsa çığlık çığlığa oluyoruz seninde dediğin gibi.

    Hepimizin sinirleri yıprandı.Allah bu olaylarda ohh olsun diyen vicdansızlara merhamet versin.

    Derin’e de geçmiş olsun…

  3. Merhaba Elif Hanım, Siz yaşarken hissettiklerinizi yazmışsınız ben yazdığınız “Arbedede Derin’in parmağı kapıya sıkıştı.” cümlesini okurken nasıl içim acıdı burnum nasıl sızladı anlatamam :( Ali’nin fotoğraflarını her gördüğümde gözümden yaşların süzülmesini ve burnumun sızlamasını engelleyemediğim gibi :( Anne olmak yok yok sadece anne olmak değil önce insan olmak galiba böyle bir şey. Başkasının acısını kendi acın gibi hissedebilmekte gizli. Size veDerin’e geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.Sevgiler,

    • “önce insan olmak galiba böyle bir şey. Başkasının acısını kendi acın gibi hissedebilmekte gizli.”

      Aynen katılıyorum. Çok teşekkürler

  4. İçim sıkıştı okurken…… :(

  5. Adalet Irkörücü

    Okurken gozlerim doldu, bogazim düğümlendi. Ali nin fotoğraflarını gordum twitter da dun ve hickiriklara boguldum.2 yasinda bir oglum var her uyudugunda onu izlerken aklima geliyor Ali’nin ve diger vefat edenlerin anneleri.Hem sukrediyorum Allaha oglum saglikli ve yanimda oldugu icin hem de o anneleri dusundukce vicdanim sizliyor ve sabir diliyorum onlar icin.Ben de 1 ayi geckin zamandir surekli neler oluyor diye takipteyim.Ne olursa olsun umudumu yitirmemeye calisiyorum.Cok gecmis olsun size, Allah daha buyuk acilardan korusun sizi ve tüm anneleri.Sevgiler…

  6. Merhaba, ne güzel anlatmışsınız ve yine tüm annelerin duygularına tercüman olmuşsunuz.. 6 yıldır en büyük korkum kızıma zarar gelmesi, her anne gibi.. Evlat acının tarifi olmaz diye düşünüyorum.. suçsuz, zararsız, günahsız tüm Etem’lerin, Ali’lerin acısı içimizde.. Tek teselli suçluların hak ettikleri cezalarını alması..

  7. Gecmis olsun elif.
    ne diyecegiz, nasil bu yasadiklarimiz ustune bir sey soyleyecegiz bilemiyorum. Bazen kafamdan gecenleri kontrol edemez hale geliyorum. Surekli kafamin icinde insanlarla konusuyorum hesap soruyorum, niye diyorum. gercekte cevabini alamadigimiz sorularin pesinden kosup duruyorum, kafamin icinde. Iste o anlarda oyle huysuz olabiliyorum ki ben bile kendime katlanamiyorum. Sonra seninle ayni seyi dusunuyorum bu asla etrafimdakilerin sucu degil, onlara yansitmam gereken bir sey degil. Ama olmuyor be bazen Elif, elimizden her duyguyu kontrol etmek de gelmiyor. Kafa durmuyor, dusunceler durmuyor, vicdan durmuyor. Icim aciyor hem de cok. iste oyle hepimiz gibi. Ama etrafimizdakilerin sucu degil cok haklisin. Dikkat etmeli :(
    Cok gecmis olsun Elif yeniden.
    Sevgiler

  8. Elif Hanım,

    Okudum ve dağıldım ben. İçim acıdı. Hep acıyor.

    İşte bu yüzden anne olmaktan çok korkuyorum, bir insanın sorumluluğunu almaktan, onu her zaman koruyamamaktan, koruyamadığım zamanlarda kafayı yemekten çok korkuyorum. Bu olanlar yüzünden bazen vazgeçiyorum anne olmaktan, böyle bir dünyaya çocuk getirmekten çok çekiniyorum.

    Anne olan bir arkadaşımla bu düşünceleri paylaştığımda, ben de senin gibi düşünüyordum ama Allah bir şekilde koruyor ve sabrını veriyor dedi. Bir diğer arkadaşım da bu gidişatı değiştirecek olan belki de senin çocuğundur, bilemezsin dedi, iyilere ihtiyaç var, iyimser olmaya ihtiyaç var.

    Allah uzun sağlıklı ömürler versin çocuklarınıza.

    Sevgiler…

    • Bugüne kadar çok ciddi kayıplar yaşadım. Evlat acısının nasıl bir şey olduğunu düşünmeye çalıştığımda bile nefesim kesiliyor, bu satırları zor yazıyorum.

      Ancak kötüyü düşünerek değil de, iyiyi düşünerek hareket etmek gerektiğine inanıyorum. Anne olmak, evet, birçok şeyin yanında korkutucu da bir şey tabii ki. Ama getirisi o kadar fazla, öyle doyurucu bir his ki, diğer her şey önemsiz kalıyor.

      “Allah tüm çocukları ailelerine bağışlasın” dileği biraz olsun rahatlatıyor.

  9. kafayı yicem düşündükçe..çocuk o kadar korkmuş ki tek başına hastanenin bahçesinde sabaha kadar beklemiş.. tek başına..annesinin abisinin babasının hiç birinin yerine koyamıyorum kendimi..nefesim daralıyor..karnımdaki canı düşünüyorum..biz napcaz nası yaşıyacaz bu ülkede..nası yaşatacaz? bilmiyorum..çok korkuyorum..

  10. Vicdansiz insanlar yuzunden bizim vicdanlarimizin rahatsiz olmasi ne kadar aci degil mi? sanki onlarin eksikliklerini tamamlamak adina daha cok aci cekiyoruz. kendi cocuklarimiza sagladigimiz butun imkanlar icin sukur edip, olamayanlarinkisini bogazimizda hissede hissede yasiyoruz. dahasi Ali ve Ethem gibi vicdanli ve farkinda cocuklar yetistirmeye calisiyoruz. ama uzulmek ise yaramiyor baska cozumler bulup degistirmek gerekiyor birseyleri. diyorum ki su kin ve nefret dolu insanlar bir iki yudum bir sey icse, yumusar mi kalpleri? cunku bana artik o orta cag kotulugunu kalplerinden atmalari cok zor gorunuyor

  11. Incir'in Annesi

    Gunlerdir gozyasim goz pinarimda bekler vaziyette yasiyorum. Bazi seyleri degistiremedigimi hissettikce daha agir geliyor. Ben de kizima baktikca cosuyorum ve akabinde kendimi sukrederken buluyorum. Surekli dua ediyorum yavruma bir sey olmasin, kimse de cocuguyla sinanmasin diye.
    Ali’yi, onun o halini dusunen annesini kuruyorum kafamda. Offff!

    Bu yaziyi okurken de kalbim kut kut atti. Sandim ki kendilerini arabaya kilitlediler falan. Ay aman yaaa.. Parmak sikismasi da cok kotu, kirilmadan atlatmis cok sukur. Gecmis olsun hepinize. Incir’in de parmagi sikismis acip kapatirken dolaplardan birini. Tirnagi dustu. Bakp bakip tirnagina zarar gelmesin diye dua etmek neymis anliyorum. Minicik tirnak, basit bir kaza ve o unuttu bile ama ben her gun bakiyorum.

    Ayni duygulari hissettigim onlarca yorumu okumak da icimi sogutuyor birazcik da olsa. Tesekkur ederim hepinize:)

    Sevgiler.

  12. OFFFFFF!!!..

  13. Ben de bir Ali’nin annesiyim.6 yaşında ve 6 yıldır her an tedirginim.Çocuğunu kaybedince ne yapar insan Allah’ım düşünmek bile istemiyorum.Derin’in parmağı için geçmiş olsun.Okurken içim cız etti.sevgiyle kalın

  14. Sevgili Elif,
    Sen ne kadar icten ve duyarli bir kadinsin öyle. Cok güzel bir yazi. Icimdeki öfkeyi, gözlerimdeki yasi durduramiyorum. Hayat boyu hizmet edecegi evlatlari ellerinden alinan annelere yürekten sabir diliyorum dualarimda.

  15. ah elif ahhh….içim çok acıyor…

  16. evet içim sıkıştı benim de ama azıcık samimiyetiniz varsa bundan 5 6 yıl önce bi orman olan göktürkte yaşamaz taşınırsınız . ama bunu yapacağınıı da hiç sanmmıyorum

  17. Elif hanım.. Hangi dinden olduğunuzu çok merak ettim.. Müslüman olsanız Ramazan Ramazan tost, dondurma, deniz muhabbeti yapmazdınız….???

    • Ben de neden merak ettiğinizi merak ettim. Ona göre mi değerlendireceksiniz yazdıklarımı?

  18. Songul hanim, bu ayrimcilik niye? Basortusu serbest olsun derken “oh demokrasi, insan haklari ne guzel” ama baska biri oruc tutmayi tercih etmezken hemen igneli saldirgan laflar. Lutfen hukumete inanmamakla Allah’a inanmamayi birbirine karistirmayin.

  19. songul hanım yazıdan cikardiginiz sadece tost ve dondurmami? bu acidan sizi tebrik ediyor basarilarinizin devamini diliyorum. islamiyeti belirli kaliplara oturtmaya calisip herkesi o sekilde gormeye calisanlarda kuran i anlayabildikleri dilden okumalarini tavsiye ediyorum..

  20. Of Elif ne güzel yazmışsın gene. Benim içimdeki öfke de gün geçtikçe kartopu gibi büyüyor Ne olacak böyle?