53 Yorum

Kadınları evde zor tutuyoruz

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, uzun zamandır el atılmayan (!) doğum konusuna dün hızlıca bir giriş yaptı. Ve dedi ki:

Bu işin tabiatı normal doğumdur. ‘Sezaryen mi, epidural mı?’ derseniz tabi ki epidural. Fakat ‘normal doğum mu, epidural mı?’ Tabi ki normal doğum. Anneleri korkutmayacaksınız. Anne ne kadar cesursa çocuğu da o kadar cesur olur. Korkak bir nesil istemiyoruz”

Şimdi öncelikle burada kendi içinde çelişen ifadeler var. Örneğin, “sezaryen mi, epidural mı?” derken, ikisi birbirinden bağımsız şeyler değil ki… Epidural sezaryen denilen bir şey var, ki son senelerdeki sezaryen artışına katkısı da olmuştur kendisinin.

Aynı çelişki Bakan’ın “normal doğum mu, epidural mı?” sorusu için de geçerli. “Epiduralli normal doğum” var, onu n’apçaz?

Bütün bu çelişkili ifadelerin altında yatan başlıca sebeplerden biri -bence- Bakan’ın, diğer hükümet yetkilileri gibi, “vajina” kelimesini ağzına alamaması. Sezaryen mi epidural mı ya da normal mi epidural mı, o mu bu mu soruları aslında tek bir soruya indirgenebilir: Vajinal doğum mu, sezaryenle doğum mu? Bu kadar basit…

Epidurali, hipnozu, osu busu ondan sonra gelir. Çünkü bir insan vajinal doğumu epidural alarak, ama bir yandan da hipnozla yapabilir mesela.

İşin teknikalitesine çok fazla girmeden: Özde tek bir doğum “yöntemi” var, o da doğumun kendisi. Sezaryen, doğumun doğal yollardan gerçekleşememesi halinde kullanılması gereken bir müdahale yöntemi. Ha, günümüzde bir gelişmişlik emaresi olarak uygulanan “tercihe bağlı sezaryen” de oldukça popüler. Tıbbi bir gereklilik yokken sezaryeni tercih etmek bence doğru değil -en azından benim tercihim olmazdı- ancak daha da yanlış olanı “Planlı sezaryen istiyorum” diyen bir kadına devletin “Hayır, normal doğuracaksın” diye dayatması.

Burada Sağlık Bakanlığı’na düşen, kadınlara herhangi bir şeyi “dayatmak” değil. Sezaryenle doğum yapan kadınları “korkak”lıkla etiketlemek hiç değil! Evet, doğum korkusu denilen bir şey var ve bizim kültürümüzde nesilden nesile aktarılan korkunç doğum hikayelerinin buna katkısı da gözardı edilemez. Ama bu korkunun önüne geçmek, bu korkuya “yenilen” kadınlara “korkak” damgası vurmakla, bununla da yetinmeyip o kadınların çocuklarının da korkak olacağını söylemekle ve “korkak olmayan bir nesil” siparişi vermekle olmaz.

Hiçbir kadın “devletim benden cesur bir çocuk bekliyor” diye doğurmaz. Ben çocuklarımı devlet için değil, kendim için doğurdum. Elbette kendilerine, etraflarına, doğaya, ülkelerine, dünyaya saygılı, “hayırlı” insanlar olmalarını temenni ederim ama böyle olmasalar da onlar benim evlatlarımdır. Korkak olsalar da yine severim onları, devlet “istemese” de!

Geçen sene de başbakan sezaryenle ilgili benzer dayatmalarda bulunmuştu. Ancak Türkiye’de rekor oranlara varan sezaryenle doğum oranının önüne geçmek, doğumun D’sini bilmesi anatomik olarak mümkün olmayan, empatik olarak hiç olmayan, “vajina” kelimesini ağzına alamayan devlet yetkililerinin siparişleriyle olmaz.  Bu konuda oturup POLİTİKA üretmekle olur, önü kesilen ebelik sistemini yeniden canlandırmakla olur, doktorları bilinçlendirmek, sırtlarındaki hukuki yükleri almakla olur, kadınları desteklemek, hastanelerdeki rutin epiziyotomi gibi uygulamaların önüne geçmekle olur. Bunların hiçbirini yapmayıp, kadınlara kaç çocuk doğurmaları gerektiğini söylemekle, onları nasıl doğurmalarını dikte etmekle olmaz.

Olursa ne olur peki? Abesle iştigal olur. Kadınlar ayaklanır. Bana karışma der, dokunma der, en nihayetinde sokağa dökülür.

Emre Kongar’ın yazdığı Gezi Direnişi kitabını okuyorum bu ara, büyük bir ilgiyle… Orada verilen bir istatistiğe göre, Gezi Parkı eylemcilerinin yüzde 50.9’u kadınmış.

Düşünebiliyor musunuz? Yarısından fazlası kadın. Bunun ne kadar ciddi bir oran olduğunun farkında mısınız?

Galiba “kadınları evde zor tutuyoruz.” Hatta artık tutamıyoruz.

53 yorum

  1. Melike Şarman İlercil

    Kaleminize sağlık. Bütün konuşmalara bu yazınız noktayı koymalı.

  2. Her zaman ki gibi çok güzel kaleme almışsınız içimdekileri. Ben, annelikle uzaktan yakından alakası olmayan bir insan olarak size hayranım, hayran!

  3. Bu AKP’lilerin çocukların hepsi vajinal doğumla mı doğmuş gerçekten merak ediyorum; bir de şunu hatırlatmak isterim onlara kendi eşleri ve türbanlı arkadaşlarımızın çoğu değil vajinal doğum vajinal muayeni bile kabul etmiyor kesin bilgi 🙂 Erkek doktora görünmek zaten mümkün değil. Hal böyleyken sırf vajinası gözükmesin diye sezeryan ile doğum yapan çok fazla insan var. Bence bu işin partisi siyaseti falan yok; AKP’yi destekleyen ve fakat sezeryan yapan bir kadın olsaydım fecii bozulurdum ve sesimi yükseltirdim ama demek ki biat etmek böyle birşey haksız da bulsan susacaksın. Vay be hayatımda böyle taptığım kimse yok benim 🙂

    • nasıl bu denli kesin yargıya vardığınızı anlayamadım. “türbanlı arkadaşlarımızın çoğu vajinal muayeneyi kabul etmiyor” derken kaç türbanlı kadınla konuşup da fikir sahibi oldunuz acaba sorabilir miyim? bu nasıl bir ön yargı? sırf vajinası görünmesin diye sezaryenle doğum yapan kadınların çokluğunu nasıl ve hangi yollarla öğrendiniz gerçekten merak ettim…

      • Hemen cevaplayayım Mabellam. Ön yargılı olduğumu düşünmek de sizin önyargınız olmuş. Beni tanımıyorsunuz, çevremi, mesleğimi bilmiyorsunuz. Öncelikle; istatistik veri olmadan genellikle konuşmam. Sağlık sektöründe çalışıyorum bilmem bu yeterli olur mu? Bence olmaz 🙂 Sohbet ettiğim bizzat tanıdığım bir çok türbanlı arkadaşım bakınız arkadaşım diyorum vajinal muayeni redder ki bunu türbansız bir çok kadın da çekindiği için reddediyor zaten. Amma velakin dini görüşleri nedeniyle ve evet kocasının da rızası olmadığı için vajinal değil sezeryan doğum yapan bir çok türbanlı kişiyi tanıyorum. Sağlık sektöründe 7 yıldır çalıştığım ailemde kadın doğum uzmanı 3’ten fazla insan odluğu için de rahatlıkla istatiksel veriye de ulaşabiliyorum.

        Bir de hepsi demedim çoğunluğu dedim bunu da tekrardan hatırlatmak isterim. Tüm yazı da takıldığınız yerin vajinal söylemi olması ve bunu gereksiz bulmanız da bana çok gereksiz geldi. Önyargıyla okuyan siz olmuşsunuz sanırım. Zira benim insanların giyimiyle dini inançları ve bu inançlar doğrultusunda yaptıklarıyla derdim hiç olmadı, olmazda. İnsanların sadece niyetleri ve kalplerı ve insanlıklarıyla ilgileniyorum.
        .

        • bahsettiğiniz “birkaç arkadaş ve duyduklarım gördüklerim” kontenjanından gelen verileri gerçekle tam olarak bağdaştırmak mümkün değil. o yüzden daha fazla çaba sarfedip ne kendimi yormak istiyorum ne de ortamı germek. umuyorum ki herkes kendi düşüncesiyle huzuru bulsun…

          • İşte malesef bu gerçekleri kaile almadığınız alınmadığı sürecede bir ilerleme kaydedilmiyor; beni kaile alıp almamanız ise inanın sorun değil. Kaile almanız gereken bu tip gerçeklerin olduğu. Önyargınızı bir kez daha ortaya koydunuz. Ortamı germek ve benzeri konusunda sizinle hemfikirim; kaldı ki medeni bir şekilde konuşurken ortam neden gerilsin onu bilemedim, farklı fikirlere neden tahammül edilemiyor onu da anlamıyorum. Bir başka yoruma da yazdığım üzere, bana inanmamanız sizin kendi gönlünüz ve hayata bakışınızla ilgilidir.

            Bahsettiğim konu pek bir gerçek çünkü; evet dünyada ve bu ülkede hala vajinal müayene olmaktan çekinen korkan kadınlar var bir ötesinde vajinal doğum yapmaktan korkanlar ve sırf işin içinde vajina olduğu için sezaryani tercih edenler. Ne buradaki tartışmalar ne sizin inanıp inanmamanız gerçeği değiştirmeyecek.

            Bir de işte ne söylersen söyle karşındaki kendi kadar anlıyor hem sizin hem benim hem hepimiz için geçerli. Pek bile uzun yazdım aslında…..

      • Sevgili Tuten,
        Hic dogum yapmamis oldugunuzu dusunduren bir yorumlama olmus. Eger oyleyse vajina kelimesini kullanacagim diye sozde saglik bakanindan daha vahim duruma dusmus olabilirsiniz :))
        Sezeryan dogumda – bizzat yaptigim icin cok net biliyorum – vajinanin gorunmemesi diye bir durum yok. zaten sonda takiliyor ve zaten ameliyathaneye camasirsiz giriliyor. Demem o ki; bir tarafi asagilamak adina yanlis temellere dayanan elestiriler yapma hatasina cok rica ediyorum dusmeyin.
        Kesinlikle dogru seyler ifade eden bir yaziyi daha cok alkislayacagim diye herhangi bir veriye dayanmayan cikarimlarla -son zamanlarda sikca yasandigi uzre- polemige sebep olmak yerine sadece yaziyi olumladiginiz belirtseniz ve varsa deneyimlerinizi paylassaniz ben de bu yaziyi yazmak zorunda kalmasam keske…

        • Sevgili adamim büyürken zaten komik olan da bu ya, ben doğum yaptım, sezeryanda nasıl oluyor biliyorum. Lakin ben bir gerçeklikten bahsettim. Gerek sizin yorumunuz gerekse diğer yorumlarda da sadece gülümsedim. Zira yazdıklarınız doğru olan bildiğim gördüğüm yaşadığım gerçekleri değiştirmiyor. Evet büyük bir kesim vajinal doğumu vajinası ellendiği ve daha net bir biçimde ortada olduğu için istemiyor. Ben bildiğin, duyduğum şeyden bahsettim. Sezeryanda hiçbir yerin gözükmüyor dedim mi?!?

          . Üzgünüm böyle bir gerçeklik var bir çok kadın vajinası ellenecek diye vajinal doğumu tercih etmiyor. Benim ne türbanlı bir kadınla ne de bir başkasıyla derdim yok, herhangi bir yazıyı alkışlamak gibi bir amacım da yok.

          Ülkemizin bir çok bölgesinde kadınların erkek doktora muayene olmama nedeniyle öldüğünü de biliyoruz, doktora doğum yaptırmama uğruna ölen bebekleri de öyle!

          Hiçbir yorum veya benzeri bizzat bildiğim gerçekleri değiştirmeyecek üzgünüm!

          • Sevgili Tuten,
            Siz `Hal böyleyken sırf vajinası gözükmesin diye sezeryan ile doğum yapan çok fazla insan var` cumlesini kurunca inanin bana sezeryanda hicbiryerin gorunmedigi disinda bir cikarim yapilamiyor.
            Konu ve cevabi yazma nedenim sizi ya da bir baskasini hedef almaktan ziyade tavrinizi elestirmekti. Kadini ilgilendiren ve hepimizin birlikte hareket etmesi gereken bir konuda bile kadinlari bolumlere ayirmak, -sahsen sahip olmasam bile- birilerinin hassasiyetlerini ve tercihlerini hice saymak dogru bir davranis degil. Gectigimiz 2 ay boyunca bunlarin cokca acisini cekmis insanlar olarak daha yapici daha sag duyulu yorumlar bekliyorum.
            Elifin yazdigi her satiri paylasiyorum ve katiliyorum. Biliyorum ki siz de ayni seyi dusunuyor ve hissediyorsunuz. Fakat bunu yaparken kimseyi hedef almasaniz, kimseyi suclamasaniz, bilmediginiz tanimadiginiz insanlara cesitli ithamlarda bulunmasaniz bu hepimiz icin daha guzel olmaz mi? Inanin gerginlik ve insanlari otekilestirmek su an en son ihtiyacimiz olan sey…
            Sevgiler,

            • Bakınız ben hiç kimsenin tercihlerini ve/veya hassasiyetlerini hiçe saymıyorum. Vajinal doğum yapmış biri olarak sezaryan karşıtlarının daima karşısında durmuş biriyim. Benim doğumun şekliyle hiç derdim olmadı.

              Beni ve fikirlerimi bilmediğiniz için yorumununzu doğal karşılıyorum. Lakin ben bildiğim emin olduğum bir durumu yazdım. Böyle bir kesim böyle bir çoğunluk var. Bunu dile getirmekte bana tuhaf gelmiyor.

              Malesef hümanist olmak için hümanist gözükmek için bir sevgi böceği bir anlayış abidesi bir peygamber kopyası gibi gözükmek gibi dertlerim yok.

              Hakaret, aşağılama ve ayrımcılık içermediği sürece fikirlerimi yazmaktan hiç geri durmuyorum. Yazdığım yorumlarda da hakaret, aşağılama ve ayrımcılık olduğuna inanmıyorum.

              Sevgiyle kalın

    • Vajinası gözükmesin diye sezeryan yaptırıyorlar demişsiniz ama sezeryan doğumda da gayet her yeriniz net gözüküyor 🙂 (sonda takıyorlar malum). Bana da pek inandırıcı gelmedi yazdığınız, kusura bakmayn.

      • İnandırmak gibi bir derdim hiç olmadı. Ben sezeryan doğumda vajina gözükmüyor dedim mi? Sezaryan doğum yapmadım ama vajinal doğum yaptım; sanırım vajinal doğumda doktorun eli vajinanızın içine girip bebeği oradan almıyordur, teknik olarak vajinal doğumda bebek vajinadan geliyor öyle değil mi 🙂 Sezeryanda ise doktor bebeği annenin kesiğinden elini sokarak alıyor öyle değil mi?

        Hehh şimdi oldu mu acaba?!? Kaldı ki ben bir çok insanın böyle sanarak!!!! sezaryani tercih ettiğini söylemek istedim. Röportaj falan verirselerse veya karşısınıza 10 kişi çıkarırsam mı inancaksınız.

        Ben bildiğimi bizzat şahit olduğumu yazdım ki bunu bilen tek insan da ben değilim, inanıp inanmamak insanın kendisine dair birşeydir. Ne inanmanıza sevinirim ne de inanmamanız beni üzer

        • Bu kadar agresif cevap verilecek bir durum yok aslında ortada. Yukarıda da bahsedilmiş,
          “Siz `Hal böyleyken sırf vajinası gözükmesin diye sezeryan ile doğum yapan çok fazla insan var` cumlesini kurunca inanin bana sezeryanda hicbiryerin gorunmedigi disinda bir cikarim yapilamiyor.” bu cümle ile benim bahsettiğim nokta aynı.

    • Tuten’ciğim, kadın doktor isteme/istememe, ya da vajinal muayene yüzünden sezaryeni tercih etme/etmeme olayını siyasi görüşle başdaştırıp AKP’li olmaya indirgemek çok mantıklı gelmedi bana da. Özellikle de bu olaylardan sonra her başörtülünün AKP’li olmadığı, her AKP’linin “bağnaz” olmadığı, velev ki bir kadın hem başörtülü hem AKP’li olsun, bunun onu herhangi bir klasmana sokmak için yeterli olmadığını ben öğrendim. Bahsettiğin endişelerle hareket insanlar elbette vardır -ki sen birebir karşılaştığını da söylüyorsun- ancak bunu başörtüsü ya da AKP’yle örtüştürmeyi şahsen ben doğru bulmuyorum

      • vajinal muayene yüzünden normal bir insanın sezeryanı tercih edebileceği fikri bana çok uç bir örnek olarak geliyor ve bunun üzerinden bir genelleme yapmak çok yanlış bir hareket noktası. bağnazlıktan kasdedilen bu kategoriye giren insanlar mı bilmiyorum – bu bence sadece bağnazlık değil, akıl noksanlığı manasına geliyor- eğer kadın doktor isteme/istememe meselesi kasdediliyorsa burada bir yanlışlık daha devreye girer. kadın doktora muayene olmak kadının tercihidir, buna zannedildiği gibi her zaman kadının eşinin baskısı sebep olmaz. olsa bile bunu eleştirmek kimseye düşmez. ben doktorumu işinin ehli bayan doktordan yana kullanırım, bunun sebebini kimseye açıklamak, kimseden onay almak zorunda değilim. eğer bulamazsam hiç bir sıkıntı duymadan erkek doktora da giderim. kuaför tercihimi bayan kuaförden yana kullanırım, bulamazsam hiç kuaföre gitmem, hiç kimseyi bulamazsam saçımı kendim keserim. hiç de kendimde bir eksiklik, eziklik hissetmem.
        sözde dayatma yaygaraları koparılırken kadınlar birbirlerine mahalle baskısı tarzında söylemlere giriyorlar bazen. tüten’in sınıflandırma çabası, “şöyle şöyle insanlar var biliyor musunuz” tarzında yakıştırmaları -velev ki öyle insanlar olsa bile- üstüne vazife olmayan tarzda yorumlara girmesi burada bir mahalle baskısı oluşturmaktan öteye gidemiyor.

  4. Bilgisi olmayanların sürekli fikir paylaşımı yaptığı bir arena artık meclis… Laf çok ama icraat yok..

    Gezideki insanların yarısından çoğu kadın mıymış cidden? Çok gurur duydum.. Güzel birşey bu, aklı olana düşünülmesi gereken bir ders niteliğinde…

  5. düşüncelerinize ana hatlarıyla katılıyorum elif hanım… türkiye’de “doğum” konusunda ciddi bir cehalet olduğunu düşünüyorum. aslında başta kadınlarımız olmak üzere bu konuda biraz araştırsak, bilgilensek kafamız karışmayacak, korkularımız kendiliğinden geçecek. ama şu paragraf bence gereksiz olmuş:

    “Bütün bu çelişkili ifadelerin altında yatan başlıca sebeplerden biri -bence- Bakan’ın, diğer hükümet yetkilileri gibi, “vajina” kelimesini ağzına alamaması. Sezaryen mi epidural mı ya da normal mi epidural mı, o mu bu mu soruları aslında tek bir soruya indirgenebilir: Vajinal doğum mu, sezaryenle doğum mu? Bu kadar basit…”

    bu çelişkili ifadelerle “vajina” kelimesini kullanmayı seçmemek arasında nasıl bir bağ var, anlayamadım. bakan “normal doğum” derken zaten “vajinal doğumu” kastediyor. “vajina” kelimesini kullansa da kullanmasa da bir şey değişmeyecek. bence çelişkinin nedeni bakanın epiduralin tam olarak ne olduğunu bilmemesinden kaynaklanıyor. bence her söyleneni, her yazılanı da oraya buraya çekiştirmemekte fayda var. bu konularda bu denli “taraf” olmak da doğru değil.

    • Peki vajinal doğum normal de sezeryan doğum anormal mi? Vajina kelimesini ağızlarına alamama sebebleri herşeyi cinselliğe bağlamaları ve cinsellik penceeresinden bakmaları. Vajina kelimesi mahrem onlara göre oysaki kol demekten bacak demekten farkı yok ama pardon bacakta yasaklıdır sanırım

      • evet sezaryen doğum “anormal”… normal şekilde ilerlemeyen doğumlarda başvurulması gereken bir müdahale. zaten sezaryen bir “doğum şekli” değil. bir operasyon. yani normal olması mümkün değil.

      • Ben “anormal” bulmuyorum. Bilgilerimi tazelediğiniz için de teşekkür ederim 🙂

    • Incir'in Annesi

      Sevgili mabellam,
      Sizin nezdinizde aklimdaki bir kac soruyu buraya yazmak istiyorum. Kesinlikle sahsiniza yonelik algilamayin lutfen. Ancak sizin yaptiginiz yoruma bir seyler yazarak baslayacagim icin de size hitap ediyorum:)
      Yorumunuzda SAGLIK Bakani’nin epidurali bilmemesinden kaynakli boyle bir ifadeyi kullandigini soylemissiniz. Sizce bir Saglik Bakani’nin doguma iliskin terim ve yontemleri bilmemesi normal mi? Daha da onemlisi Elif’in yazisinda belirttigi gibi sorunun kendisine yonelmeden, tamamen provokatif gordugum aciklamalar yapmasi hem de bunu bir sagliktan sorumlu bakan olarak hepimizin gunluk hayatimizda kullanabilecegi bir dille yapmasi normal mi? Ebelik sistemini canlandirmadan, ebelere aktif gorevlendirme yapmadan sadece doktorlarla dogal / vajinal / normal dogumu normallestirmeye calismak ne kadar basarili olabilir? Kendimden yola cikarak soylemek isterim. Dogumum uzun saatler surdu. Doktorumu bu sure icerisinde iki kere gordum. 3. gordugumde sezaryen olmak zorundasiniz dedi. Once kizdim kendisine. Sonra aradan yil gecti belki ve ben dusundum bu doktor gunduz kendisine gelen hastalara / gebelere bakarken nasil olup da hastanenin baska bir subesinde olan dogum bolumunu ziyaret edecek ve beni normal dogurtacakti? (Biliyorum kadinlar doguruyor dogurtulmuyor ama anladiniz siz:)) Yani bir ebe olsaydi mesela o benim yanimda ve diger gebelerin yaninda olacak, yapmamiz gerekenleri anlatacak, gosterecek, kaldirip dolastirip NSTye artik bagli kalmak zorunda degilsiniz diyebilecekti. Doktor da dogum basladiginda gelecek ve bir ortak calismayla dogum olacakti. Bunu simdi Turkiye olceginde dusunun lutfen. Ebe istiyorsaniz ekstra para oduyorsunuz ozel hastaneye verdiginiz binlerce liranin disinda. Helal olsun aldiklari para, hakediyorlar ama kim odemek ister bunu? Cok az sayida insan.. Oysa bunlar politika isidir, muhafazakar bir hukumet olarak olusturacaklari politika da muhafazakar yonlere vurgu yapan bir cozum olabilir, dunyanin her yerinde bu boyledir ama muhalefetle, ulkenin gerektirdikleriyle ortak bir yol bulunur. Hukumet cikip olayi vajina, epidural, cesaret, nufusumuzu kisirlastirdilar noktasina baglarsa bu isin icinden cikilmaz. Bunca satiri yazdigim icin kusura bakmayin ama bu blogun amaci biraz da sanki kafamizin icinde donup duran dusunceleri paylasmak, daha da onemlisi bunlari paylasirken gercekten bu konuya ilgi gosteren, onem veren birilerinin okudugunu bilmek.
      Sevgiler.

      • İncir’in Annesi,

        “Sizce bir Saglik Bakani’nin doguma iliskin terim ve yontemleri bilmemesi normal mi?” diye sormuşsunuz, kesinlikle normal değil ama kurduğu cümleden bunu anladım. “sorunun kendisine yonelmeden, tamamen provokatif gordugum aciklamalar yapmasi hem de bunu bir sagliktan sorumlu bakan olarak hepimizin gunluk hayatimizda kullanabilecegi bir dille yapmasi normal mi?” diye sormuşunuz, hayır, bu da normal değil ve tabii ki hiç hoş da değil. Türkiye’deki doğuma yaklaşım, ebelik sistemi, özel hastanelerin sömürgesi gibi konulardaki düşüncelerinize de destek veriyorum.

      • ayrıca sanırım sezaryenle doğum yaptınız ve yukarıda bir yerlerde “sezaryen anormal” dediğim cümleye içerlediniz ki bana cevap yazmak istediniz. yoksa zaten yazdıklarınıza ben de sonuna dek katılıyorum.

        eğer kırıcı olduysam özür dilerim. sezaryenle doğum yapanları küçük görmek, aşağılamak gibi bir niyetim kesinlikle yok, olamaz da. kaldı ki ben de oğlumu sezaryenle doğurdum. ama bu yine de sezaryene bakışımı değiştirmiyor. her şey yolundayken, hatta doğum başlamış ve sorunsuz ilerliyorken zaten canıyla uğraşan kadını korkutan, apar topar sezaryene alan doktorlar da var. hamileliğin ilk aylarından itibaren yok çatın dar, yok fıtığın çıktı, aman bu bebek pek iri bahaneleriyle anneyi sezaryene ikna eden doktorların varlığı da yadsınamaz bir gerçek. ben buna karşıyım işte. yoksa anneyi ve bebeği riske atan bir durumda iyi ki sezaryen var.

        • Incir'in Annesi

          evet epidural sezaryenle dogum yaptim ama sezaryen anormal dediginiz ifadenin uzerinde durmadim bile.

          Bakin, ben bu dogumla ilgili blogcuannede okudugum onlarca yazidan ve kendi deneyimimden anladim ki gercekten ama gercekten herkesin dogum hikayesi cok farkli ve ozel. Aslinda sezaryenle ilgili kimseye icerlemiyorum ben. Hic kimse de normal, anormal, sezaryen, epizyolu, epiduralli falan dogumlar icin ne eziklik hissetmeli ne de kimseye alinmali. Farkli olabilirdi diyorum. Sistem boyle olmasaydi ben hazirliksiz bile olsam dogal dogum yapabilirdim, belki de yapamazdim. Konusmamiz gereken bir kadinin dogal, sezaryen, epidural secip secmemesi degil, dogum sistemidir, ebelerdir, kadinlarin dogum oncesi ve sonrasi izin ve haklaridir, Hepimiz biliyoruz iste. Herbirimiz kadin oldugumuz icin zorluklar yasiyoruz. Bir Saglik Bakani kendi alaninda kadinlarin yasadigi bu zorluklari atlatmalari icin gereken sistemi kurmalidir.

          • kesinlikle haklısınız… ama malesef ki ülkemizde bakanlar kendi işleriyle uğraşmak yerine başka meseleleri kendilerine görev ediniyorlar. ve sistem düzeleceğine geri geri gidiyor.

    • Sevgili Mabellam, aşağıdaki bir yoruma yanıtımda da söyledim: Öryargılıyım, tarafım, çünkü öyle olmaya itiliyorum. Başbakan yardımcısının, “vajina” kelimesini ağzına alan kadın milletvekiline hakaret ettiği bir ülkede yaşıyoruz. Başbakanın “sezaryenle üç olmuyor” diyerek, sonrasında “üç anca kurtarır, 5 olması lazım” dediği bir ülkede yaşıyoruz. Son Gezi olaylarında nasıl ötekileştirildiğim, çapulcu olduğum, ayyaş olduğum, terörist olduğum ortada… Elbette ki tarafım…

      Bu “tarafsızlık” beklentisi çok gerçekçi gelmiyor bana. Bir insan hakaret etmediği, diğerinin özgürlüğünü kısıtlamadığı, ona saldırmadığı sürece taraf olabilir, aksini beklemek gerçekçi olmaz diye düşünüyorum.

      • blogcu anne, siz de mi 🙂 ben galiba ne demek istediğimi anlatamadım ve yanlış yorumlandım. genel bir tarafsızlıktan bahsetmiyorum asla. kaldı ki beni az çok tanırsınız, düşüncelerimi, savunduklarımı bilirsiniz sanıyorum.

        şu dönemde “tarafsız” olmak mümkün mü? aklı başında her insan tarafını belli etsin zaten, etsin ki bilelim durum nedir ne değildir? ama benim burda bahsettiğim “taraf” tamamen doğumla alakalı bakan görüşlerine ilişkin… siz demişsiniz ya bakan kendi içinde çelişiyor, epidural mi sezaryen mi, normal doğum mu şu mu bu mu… diye. sonra da eklemişsiniz “aslında vajina kelimesini kullanmaktan korkmasa, vajinal doğum mu sezaryen mi diyebilse düzelecek çelişkiler” diye. değil işte. ben bunu belirtmek istedim. bakanın konuşması fazlasıyla hazırlıksız, birden bire yapılan bir konuşma gibi geldi bana, bilemiyorum hangi ortamda ne şartlarda yapıldı. ama bakın bizim bile aklımızı karıştırabildi. “sezaryen mi epidural mi” ne demek bir kere? epidural bir doğum şekli değil ki. yani bakanın anlatımında bir sıkıntı var, ben bunu az kitap okumasına bağladım gitti 🙂 epiduralin ne olduğunu bilmediğini düşünmek bile istemiyorum ki, bakan olmuş koskoca hekim sonuçta… yani şunu demek istiyorum, bakanın sadece bu konuşmasında “normal” yerine “vajinal” dese de değişen, düzelen bir şey olmayacak. o yüzden zaten tuhaf bir anlatımla dolu olan bu konuşmaya “vajina” tepkisini yerleştirmek biraz gereksiz, yersiz, fazla taraflı geldi bana. başbakan yardımcısının “vajina” kelimesini ayıp, hakaret kabul ettiği konuda yapsaydınız bu yorumu sonuna dek savunurdum sizi, zaten göze de batmazdı. anlatabildim mi şimdi 😉

        kaldı ki “vajina” da -bir yorumda söylenildiği gibi- kol gibi bacak gibi rahat kullanılabilecek bir kelime değil ki. misal kadınlı erkekli arkadaş ortamında sohbet ediyorsunuz, elinizde kolunuzda çıkan mantardan rahatlıkla bahsedebilirsiniz ama genital mantarı o rahatlıkla anlatabilir misiniz? hayır.

        yani varsın bakanlar işlerini düzgün yapsınlar da kendileri “vajinal” değil de “normal” deyiversinler. o da kabulüm. ama dediğiniz gibi kimsenin de vajinasına, rahmine, yatağına karışmasınlar.

  6. Doğum tercihi çok özel ve kişisel bir karar. Zoraki bir takım dayatmalara bırakılacak ve anneleri yapılan tercihten dolayı suçlu hissettirecek bir konu asla olmamalı. Kaldı ki herhangi bir doğum yönteminin tercih değil zorunluluk olduğu durumlar da söz konusu olabilir. Tüm anne adaylarını tek bir çözüme yönlendirmek insanın fizyolojisine ve psikolojisine aykırıdır.

    Normal doğum benim de öncelikli tercihim. Epiduralli normal doğum yaptım. Ancak sezaryen yaptıran arkadaşları da asla kınamam, dışlamam. Nihayetinde kendilerine özel koşullara göre belirledikleri kendi tercihleridir. Arkadaş çevremde bu konu hakkında bir soru soran olduğunda, bireysel bazda ben sadece kendi yaşadığım deneyimi paylaşıyorum, değerlendirme ve karar anne adayının kendine aittir.

    Kadınlar korkak ya da cesur şeklinde sınıflandırmadan, farklı doğum yöntemleri konusunda bilgilendirici çalışmalar yapılmalı ve tercih bireylere bırakılmalıdır.

    Neticede önemli olan hangi doğum yönteminin izlendiği değil, annenin huzurlu ve mutlu bir doğum yaparak çocuğunu kucağına almasıdır.

  7. Ben mumkun oldugunca dogum konusunda konusmuyorum. Cunku hic dogurmadim.
    Insanlarin dogurmayi sectikleri yontem hakkinda mumkun oldugunca konusmuyorum. Cunku hic dogurmadim.
    Dogurma ihtimali olan ya da olmayan bir KADIN olarak ben dogum hakkinda konusmuyorken, erkekler cikip cikip dogum hakkinda konusunca da sadece Kac defa dogurdunuz? Dogurmayi dusunuyor musunuz da bunu dert edindiniz? Ne zaman dogum yapmayi planliyorsunuz? gibi sorular diye sormak istiyorum.
    Dogum dogurmayi dusunen/dusunmeyen, doguracak olan/olmayan KADINLARIN ustune konusavbilecegi bir sey. Erkekleri mumkunse soyle bir kenara alalim.

  8. Gerçekten gereksiz yere uygulanan çok fazla sezaryen var ülkemizde. Normal doğum yapabilecek ve daha önemlisi yapmak isteyen anneyi korkutarak sezaryene yönlendiren doktorlar mevcut, yani bu gerçekten ele alınması gereken bir konu. Ama bu şekilde değil.Anneler arasında ayırım yaparak, birine taç takıp diğerini aşağılayarak ne yapmaya çalıştıklarını anlamak mümkün değil. Bir bakan bu şekilde mi konuşmalı yoksa bilimsel verilerle mi? Anne adaylarını yönlendirmeye çalışacağına hekimlere danışarak gereksiz sezaryenleri
    azaltmak için çalışma yapsa mesela?

  9. Vajinası görünmesin diye sezeryan yapmak?? Ne kadar saçma,sanki sezeryanda hiçbi yeri gözükmüyor.ya türbanlılar üzerinden öyle atıp tutuyorsunuz ki çok gülüyorum,iyice şaşırdı bazıları akpyi nası kötülüyeceğim diye:) mantıklı şeyler söyleyin yahu,erkek doktora vajinal muayene olmam ama kafın doktora vajinal doğum yaparım,kadın doktor bulmak çok mu zor !

  10. Ebelik sistemi kesinlikle canlandırılmalı,devlet yetkilileri bu yönde sağlam bi araştırma yapmadan konuşma metni hazırlamasalar ne olur? Bunların danışmanı kim acaba?
    Bu arada vajinal doğum yerine doğal doğum ifadesi de kullanılabilirdi,ortada bi kaçınma değil de yüZeysel bir konuşma metni hazırlanmış olması var diye düşünüorum

  11. Ya kim nasıl isterse o şekilde doğursun işte.. Bir insan sadece korktuğu için sezaryen olmak istiyorsa bu da yeterli “risk” olarak kabul edilmeli.. Binlerce çocuk sezeryanla dünyaya geliyor, vajinal doğumla gelenlerden de çok farklı bir gelişim göstermiyorlar (nerden biliyorum, çünkü klinik çocuk psikoloğuyum ve makale okuyorum). Ben vajinal (epiduralsiz ve ağrı kesici kullanılmadan) doğurdum bu arada ama sezeryanla doğuranlar da benim kadar doğurdular yani.. Birimizi korkak diğerimizi cesur yapan nedir ki? Asıl bebek gelince ona nasıl bir anne olduğunuz önemli, yoksa yok alttan çıkmış yok üstten çıkmış, yok bağırmışsınız yok ağlamışsınız.. Boş bunlar. Devletin bakanı öncelikli olarak şu adaletsiz doğum izni olayına el atsın, bu kadar meraklıysa..

  12. Her zamanki gibi yersiz ve talihsiz bir açıklama olmus bence. Ben normal doğum yaptım. Ama sezaryele doğum yapan hemcinsim ne benden daha az anne ne de daha az kadın. Sadece kişisel tercih. Cocuk dogurmak mucize .Bırakın kadın mucizesini kendi tercihine gore kucaklasin.

  13. doğum izni sorunu var..hastanelerin konu doğum olunca çeşit çeşit paketlerle insanı hemen hemen soymaları sorunu var..süt izni sorunu var..gebe ve yeni anne olmuş kadınlara iş yerlerinden çıkarılan zorluklar, mobbing vs. sorunları var..sırf doğurma ihtimali var diye işe alınmayan, terfisi yapılmayan kadınlar sorunu var..ve bütün bu gerçek sorunlara rağmen biri çıkıp üçte yetmez beş tane diyor, diğeri çıkıp sezaryen yok, normal doğuracaksın diyor..

    ya ben istediğim kadar çocuğu istediğim şekilde doğururum, allahın izniyle de vatana millete hayırlı olacak biçimde yetiştiririm elimden geldiğince sen merak etme..sen önce benim doğum öncesi ve sonrası sorunlarımı çöz!

  14. Ben de normal doğum yapan bir anneyim. Daha hamile kalmadan doğum şeklime karar vermiş ve asla sezaryenle doğum yapmam demiştim. Kabul ediyorum bu da çok büyük bir söz, bunu da dememek gerekirdi. Normal doğum yapmak için yola çıkan ama isteklerinin tersine zorunluluklardan dolayı sezaryen olan bir sürü anne tanıyorum. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, normal doğum yapan anneler daha fazla anne değiller. Bu annenin kendini nasıl rahat hissedeceği ile ilgili bir durum. Benim normal doğum yapma sebebim aslında sezaryen yapan anneninkinden daha farklı değildi. Ben de sezaryenden, ameliyattan, kat kat kesilmekten çok korkuyordum ve doğum öncesinde çekeceğim sancı ile sezaryen sonrası çekeceğim acı arasında kıyaslama yaptığımda hep normal doğum galip geliyordu. Kabul ediyorum çok kolay bir doğum yapmadım ama her anını mutlulukla hatırlayabileceğim saatler geçirdim. Şimdi bu hislerin önüne hangi bakan, hangi devlet yasası, hangi dikta, hangi faşist geçebilir. Anne kendini nasıl rahat hissediyorsa bebeği de öyle rahat hissedecek… Ama bir noktada da size katılıyorum, sezaryen doğal olmayan bir yöntem ve doğal yollarla yapılan bir zafer duygusu bambaşka. Şahsen ben doğumumu kat kat kesildiğim gün olarak hatırlamak istemedim, sanırım biraz canım tatlı:) Ama bunun kararını ben verdim, bir başkası değil…Benim yerime birileri karar verecekse beni evde hakikaten zor tutarsınız!

  15. nasıl doğuracağıma ben karar veririm, normal doğum yapacaksam teknik ayrıntılarını (epidural vb) ben seçerim, kimse bunu dayatamaz! devlet çek elini bedenimden!!!

    • devletin sağlık konusunda haklı düzenlemeler yapmasıyla elini bedenine uzatması arasındaki bağlantı nedir? gayri resmi bir iftar davetinde düşes kate’in hipnozla doğum yapması üzerine kendisine sorulan soruya verdiği bilimsel ve doğru cevabı “dayatma” olarak nitelemeniz neden?
      üstelik günümüzde dayatma olmasa bile herkes her zaman nasıl doğuracağına kendisi karar veremiyor. kendimizi böyle dokunulmaz, burnundan kıl aldırmaz, her kararını planladığı gibi uygulayabilen süper kadın gibi hissetmek bana sadece komik geliyor.
      tıpta herkes için doğru olan şeyler vardır, kişiye göre doğru veya yanlış uygulamalar vardır, komplikasyonlar vardır vb… bunu araştıran, yaşayan kişi, eğitimini alan kişi iyi kötü doğruyu yanlışı bilir. bilir peki, yok yere tartışma ve gündem yaratmak için bir demecin altından dayatma, vajina kelimesini kullanamama vb. yapay konu başlıkları çıkarmak çok fazla zorlama oluyor.

  16. Meselenin sezaryen mi yoksa “vajinal” dogum mu oldugu tesbitinize katiliyorum. Epidural agri kesicidir, isteyen ihtiyaci olan alir, ihtiyaci olmayan almaz. Saglik bakanimiz da mesela disciye gittigi zaman agri kesici almasin, aslanlar gibi cektirsin o disi korkak nesil istemiyor ne de olsa.

  17. Korkak olmayan daha doğrusu dengeli bir psikolojiye sahip çocuklar yetiştirmenin ilk basamağı annenin tavrından geçiyor. Anne ne kadar huzurlu ise bebek de huzurlu oluyor. Sadece korkusundan planlı sezeryan olan annelerin ruh sağlığı bu şekilde iyi olacaksa bunu seçmelerinde bir sorun yok. Sanılanın aksine doğum sadece fiziksel bir güç değil ruhen de metanet istiyor. Acıya dayanıklıdır ama kırgın yıpranmış bir ruha sahip annenin çocuğuna huzur verebilmesi çok zordur. Asıl izinler, doğum sonrası sosyal destek gibi konularda annelere yardımcı olma konusuna odaklansalar çok daha iyi olurdu.

  18. bu demeçlerden ben dayatma diye bir yaklaşım algılamıyorum. algılayan kişilerin önyargı sahibi olduğunu düşünüyorum. ülkemizde bir çok konuda olduğu gibi sağlık sisteminde, doğum sisteminde yanlış uygulamalar, yaklaşımlar var. hem sağlık çalışanları tarafında, hem sistem tarafında hem de sağlık hizmeti alan kişiler tarafında. bu fazlasıyla yerleşmiş ve bilinçlenmenin artırılarak yasal düzenlemelerle desteklenmesi gerekiyor.
    “epidural mi, sezeryan mi derseniz, epidural” sözünden benim ilk bakışta anladığım, epiduralli normal mi, yoksa sezeryan mi (epiduralli, epiduralsiz farketmez) ayrımıdır. müezzinoğlu da sanıyorum bir hekim olarak bunu kasdetmiş ve kendi içinde bir çelişkiye düşmemiş. duyduğumuz bir sözü yorumlarken, sözü söyleyen kişinin eğitim durumu, bilgi seviyesini düşünürsek ve önyargılı olmazsak sanıyorum bu sözde çelişki bulmak güç olacak.
    “normal mi, epidural mi derseniz normal doğum” bu söze de çelişki aramak, hata aramak amaçlı bakmazsak zaten normal doğumdan epiduralsiz normal doğumun kasdedildiğini anlamak zor olmayacak.

    bu 2 cümlenin anlatmak istediğini açıklamak için ÖSS sorusu çözümü tarzında açıklama yapma gereği duymak da biraz bana abartılı gelse de bunu yapma gereği hissettim. ama anlamak istemeyenler için sanıyorum tüm hükümet kanadının yapacağı demeçlerde bu tarz ince açıklamalar vermesi gerekecek, yine de hata bulan çıkacak. kamuoyu olarak böyle bir konumda muamele görmeyi mi tercih ederdiniz?
    müezzinoğlu sağlık bakanı. toplumu bilinçlendirmek, belki sağlık çalışanlarına doğruları hatırlatmak için normal doğumun önemini ve güzelliğini vurgulamak istemesi kadar normal, doğal bir hareket göremiyorum. bunu dayatma olarak algılamak ise öyle zorlama birşey ki, ancak önyargı ile açıklayabiliyorum.
    bu demeçler ve uygulamalar ne sezeryan yapan kadını korkak, normal doğum yapan kadını kahraman ilan eder. ne de dayatma uygulamasına zemin hazırlar. zaten her nasıl oldu ise, geçen yıl başbakanın sezeryan açıklamalarından sonra sezeryan az da olsa oranı artmış. oysa aynı “dayatma” yaygaraları o zaman da kopmuştu.

    “Tıbbi bir gereklilik yokken sezaryeni tercih etmek bence doğru değil -en azından benim tercihim olmazdı- ancak daha da yanlış olanı “Planlı sezaryen istiyorum” diyen bir kadına devletin “Hayır, normal doğuracaksın” diye dayatması.” bu fikre nereden kapıldığınızı anlamak için zihnimi zorladım ama anlayamadım. ama iyi bildiğiniz amerika, avrupa ülkelerinde bir kadının hastane personeline kolay kolay “ben korkuyorum, sezeryan istiyorum” diyemiyeceğini bir çoğumuz çok iyi biliyoruz. bunu diyememelerinin sebebi oradaki dayatmalar mı? oradaki uygulamayı dayatma ile mi açıklarsınız?
    bizim ülkemizde gerçekten çok ham bir anlayış ve sistem yapısı var. bu yapı cumhuriyet kurulduğundan beri böyle. öncesinde zaten tamamen farklı ve yozlaşmış bir yapı vardı, onu tartışmaya gerek yok sanırım. biz ise bu yapıyı her nedense 11 yıldır sorgulayabiliyoruz. daha önce sorgulayamıyorduk çünkü geçim sıkıntısı, yolsuzluklar, darbeler, enflasyonları konumuz. hastanelerde sıra bekleyen, ilaç almak için SSK hastanelerinde sırada baygınlık geçiren hasta haberleri okurduk. bunlar geride kaldı. şimdi niteliksel iyileştirmelerde sıra ve bunları dile getirmek gerekiyor birileri tarafından. hükümet dile getirdiğinde kusur arayıp bulan çok, her nasılsa uzman da çok halk arasında. siz birçok kişiye göre sağlık sistemi konusunda bilgi- görgü sahibi, tanıyabildiğim kadarıyla anlayışı yüksek biri olmanıza rağmen size bile “bağzı” şeyler anlaşılmaz geliyor. acaba sebebi her zaman demeç verenlerin, kanun koyanların sorunu mu? yoksa bizlerin zihinlerinde de algılamaya, doğru yorumlamaya engel “bağzı” noktalar mı var?
    ve bu noktalardan tamamen sıyrıldığımızdan ne kadar eminiz?
    sonuç olarak yurtdışında sağlık bakanları sanıyorum bu demeçleri verme gereği duymazlar, sistem işler iyi kötü. bizimkiler dile getirdiği vakit bu bizimkilerin bir eksikliği veya sorunları gerçek manada çözmek yerine demeçlerle yetinmeleri anlamına gelmez. doğruya doğru diyebiliyorsak biz de destek olalım halk, aydınlar ve kendini aydın hissedenler olarak. ve görelim ne kadar samimiler demeçlerinde, ne kadar başarılılar işlerinde. sonuç odaklı bakar isek bu sistemi oturttuğumuzda hepimiz kazanacağız. gerçekleştiren hem sağlık çalışanları hem sağlık hizmeti alanlar olacak. ama bu iyileştirmenin hangi hükümet zamanında hayata geçirildiği daha önemli sanıyorum bazı insanların zihninde. nedense bunun ötesine geçemiyorlar.

    • Önyargılı olduğumu inkar edemeyeceğim. Kesinlikle önyargılıyım, evet. Ancak böyleysem -ki yalnız değilim- bunun çokça haklı sebebi var. Başbakanın geçen yılki sezaryen açıklamalarıyla ilgili “yaygara koparanlardan” biri de bendim (yukarıda da linkini verdim: http://blogcuanne.com/2012/06/04/yandi-gulum-keten-sezaryen/) ve hala da arkasındayım. Başbakan o talihsiz açıklamasında aynen de “sezaryenle üç olmuyor” demişti, aynen böyle… Bu size kadın doğum sağlığını gözeterek yapılan bir açıklama gibi geliyor mu?

      Aynısı Sağlık Bakanı’nın açıklaması için de geçerli: “Korkak nesil istemiyoruz.” Kime göre, neye göre korkak? Ben iki çocuğumu da ilaçsız, müdahalesiz doğurdum, ben kahraman mıyım şimdi? Ama dişçiye gitmekten ölümüne korkarım, n’olacak bu durumda?

      Yorumunuz birçok şeye ışık tutuyor benim için, ve bir yere kadar anlayabiliyorum bu iktidarı desteklemiş/destekliyor olmanızı. Ancak son senelerde gittikçe artan ve üç çocuk, beş çocuk-kürtaj-sezaryen tartışmalarıyla iyice açığa çıkan bu tehlikeli bakış açılarını da görebilmenizi umuyorum.

      • önyargılı olmak için hiç bir zaman haklı sebepler öne süremeyiz. yoksa kendi sözlerimiz ve bize yapılan önyargılı davranışlar karşısında asıl biz çelişkili bir duruma düşeriz.
        önyargılı olmak aslında kişinin kendisine büyük bir zarar veriyor. negatif düşünmek, felaket senaryoları yazmak, kendisini ve başkalarını korku dolu bir gelecek zannıyla paniğe sürüklemek , kışkırtmaya kadar gidebilir. bence kitleye hitap eden birisi olarak sözlerinizden, sözlerinize sebep olan önyargılarınızdan sorumlusunuz, ne kadar kendinizi haklı hissetseniz bile.
        başbakan “sezeryanla 3 olmuyor” dedi ise – bu demeci duymadım, hiçbir yerde okumadım- bunu kendi belirlediği sosyal- aile politikasına uygunluğu açısından bir done olarak dile getirmiş olabilir. nihayetinde sezeryan normal bir uygulama değil, başbakan da sağlık bakanı değil. ülkenin geleceği için 3 çocuk uygulamasının araştırmalara dayanarak uygun olduğu gerçeğini dile getirmiş. buna uyup uymamak sizin kararınız. ama bu dayatma alınganlığı nereden geliyor bunu anlamakta çok güçlük çekiyorum. üsluptan mı? başbakanın üslubu belli. doğru bulursunuz, bulmazsınız. ama onu tanıdı iseniz, sözünün bir dayatma mı, tavsiye mi olduğunu anlayabilirsiniz. esasında bunu anlamasına rağmen tartışma çıkarıp kamuoyunu meşgul edenlere hak veremiyorum.
        başbakanı destekliyorum, ama her yönüyle her tavrı ile değil. doğrusuna doğru, yanlışına yanlış diyebiliyorum. üslup konusunda daha kavrayıcı, daha akılcı olabilirdi. politikaları konusunda da eleştirdiğim şeyler var. ama halk arasında başbakana olan önyargısı ve nefretinden dolayı başbakanın herşeyini eleştirip, bazen de hakarete gidecek derecede tavırlar takınanların karşısında kendisini savunma gereği duyuyorum. çünkü orantısız bir haksızlık yapılıyor. keşke yapılmasa da ben de eleştirilecek tarafları sizlerle beraber eleştirsem, alternatifleri üzerinde saygı çerçevesinde tartışsam. gerçekten “akil”, dengeli olmaya ihtiyacımız var. sözde değil, özde. biz avrupadaki demokratik tutumlardan örnekler verir dururuz, ama halk olarak bu duygusallığın, bu subjektifliğin önüne kendi adımıza geçmedikçe de aramızdan akil, uslubu, yaklaşımı, politikaları doğru bir siyasetçinin çıkmasını beklemek çok beyhude. nitekim herkesin ortak görüşü lider anlamında bu niteliklere sahip kimsenin olmadığı yönünde.
        başbakanın geçmiş hayatını, karşı karşıya kaldığı durumları, kendini bu kadar savunma durumunda kalmasının altyapısını iyi tahlil edebilirseniz tayyip başbakan olduktan sonra neden koltukta bir Sarıgül, bir Obama formatında üslup sahibi birine dönüşüvermediğini anlarsınız. tayyip bir diktatör değil bence, çok zor zamanlarda iktidara gelmiş, bir çok şeye göğüs germiş birisi. göğüs gerdiği şeyler de artarak devam ediyor. doğruları ve yanlışları var, her insan ve her siyasetçi gibi. biz doğruyla yanlışı ayırt edemedikçe siyaseten olgunlaşabilmemiz gerçekten mümkün değil. ben siyasetçiden çok halka iş düştüğünü, halkın kendi siyasetçisini nasıl zorlayıp yaptırım gücü olabileceğini çok iyi biliyorum. bunu kanun dışı eylem, hakaretle değil; doğrulukla, eğitimle, saygıyla yapabileceğimizi düşünüyorum. meyvesini er ya da geç verecek tek doğru tutum bu. biz şu anda kendi aramızda tartışma yaşıyoruz, herkes kendi açısından bakarak olayları yorumluyor. birbirimizle beyhude tartışmalardan çıkıp da sesimizi akılcı bir üslupla politikacılara ulaştıramıyoruz. tartışmaktan yorgun ve kırgın düşüp saldırganlaşmaya başlıyoruz.

        tehlikeli bakış açıları konusunu da açmanızı rica edeceğim. 3 çocuk, 5 çocuk, sezeryan…. ben inanın burada bir tehlike sezinlemiyorum. hukuksal düzelemeler yapılır gerekiyor ise, ama kimse kimsenin özel hayatına direkt müdahalede bulunamaz. politikacıların demeçlerini direkt bir müdahale olarak yorumlamak, uygulama safhasına daha geçmeyen bir söylemin söylediği doğrulara yapılan bir haksızlık olarak kalır.bizim ülkemiz gerçekten hoşgörü anlamında çok daha üstün bir ülke. hem avrupa, hem ortadoğu ülkelerine göre hoşgörme potansiyelimiz daha yüksek. doğrular yanlışlar ayrıldığında hakkımızı arayamayacağımızı, yanlışların altında ezileceğimizi mi zannediyorsunuz? gerçek demokrasiyi oturtabilirsek , biz de halk olarak liberal bakışa sahip olabilrsek işte o zaman sistem oturmuş olur. sanıldığı gibi demokratik sistemler üstten indirilen birşey değil. halk tarafından destek görüp uygulanıp yaşatılmasıyla sistem oturur.

        müezzinoğluna dönersek; doğum konusu kendisine gayriresmi bir iftar daveti sırasında düşes kate’in hipnozla doğum yapması üzerine sorulmuş bir soru. normal doğumun yaygınlaşması için sağlık personeli kadar kadınlara da iş düştüğünün altını çizmek üzere “kadınlar normal doğumdan korkmasın” manasında “korkak nesil istemiyoruz” tarzında bir söz sarfetmiş. siz bir gazeteci olsaydınız ve o mahalde bulunsaydınız, bakanın bu demecini düzeltmek için ” korkak derken neyi kasdediyorsunuz, açıklar mısınız ” şeklinde bir soru sorar mıydınız? keşke olsaydınız da sorsaydınız, keşke o gazeteciler de sorsaydı. ama sormadılar. neden olabilir? a) sormaya çekinmiş olabilirler, b) müezzinoğlu’nun demecinin şu haliyle haber niteliği taşıdığını ve muhtemel polemiklere hazır olduğunu düşünüp bu haliyle servis etmek istemiş olabilirler, c) kasdedilen mananın açık olduğunu düşünüp sormanın abes kaçacağını düşünmüş olabilirler. ama sorulmadı ve bu haber size bu şekilde yansıdı. siz de okuyucularınıza yukarıdaki şekilde yansıttınız. bir ihtimal yazı yazmadan önce bakana ulaşarak (twitter, resmi mail adresi vb. üzerinden) neyi kasdettiğini sorabilirdiniz. keşke ülkemizde politikacılara, gazetecilere, halka malolmuş kişilere bu tarz sorular sorma ve cevabını alabilme ihtimalimiz olsaydı. ama biz onlara ulaşma imkanlarımızı çoğunlukla yersiz muhalefet ve bazen de hakaret amaçlı kullandığımız için bizim bakana twitter aracılığı ile soracağımız bu masum soru hakettiği olgunluktaki cevabı bulmakta zorluk yaşayabilir. ama bu ortamı biz kendimiz ellerimizle oluşturduk. seçtiğimiz 550 milletvekili değil; eli kalem tutan, ağzı olan, okuyup yazan milyonlar. başkasına çok gördüğümüz saygının her şartta kendimize gösterilmesini bekledik. eleştiri ile hakareti birbirine karıştırdık. ne eylem yapmasını bilebildik, ne de eyleme müdahale etmenin doğru yolunu öğrenebildik. doğrularla yanlışları ayırt etmedikçe,haklı olana hakkını kendimiz bizzat birey olarak vermedikçe gerçek demokrasi istemek, adalet istemek slogandan öteye gidemeyecek.

        • Bakın, bu Gezi direnişi boyunca yurtçapında iki buçuk milyon insan sokağa dökülmüş. İki buçuk milyon.

          Bu kadar insan derdini anlatmak için sokağa döküldüyse, bu dayatma “alınganlığından” öte bir şey değil midir sizce?

          Bakınız burada benim, ve yazının içindeki linklerde ise HT hayat yazarı İrem Afşin ile Hürriyet gazetesi yazarı Melis Alphan’ın bu olayların sebebi olarak listelediği gerekçeleri bulabilirsiniz: http://blogcuanne.com/2013/06/10/uc-bes-agac-icin-degil/ Kısacası, olay “alınganlığı” geçeli çok oldu.

          Kışkırtma deyince her nedense “yüzde 50’yi evde zor tutuyoruz” diyen, “Tencere tava çalanlara haddini yargıda bildirin” diyen, “Senelerce yargıda biz süründük, şimdi sıra onlarda” diyen sayın başbakanın üslübu, ve bu süreçte devletin bu krizi nasıl da yönet(e)mediği geliyor aklıma… Ben burada hiç kimseyi kışkırtmıyorum. Kendi düşüncelerimi, hislerimi paylaşıyorum, anayasanın da izin verdiği düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında. Evet, beni takip eden geniş bir kitle var, evet, katılan var, katılmayan var. Ancak “taraflı” bile olsa hislerimi, düşüncelerimi seviyeli, kimseye saldırmayan, hakaret etmeyen bir şekilde açıklamak benim en doğal hakkım. Herkes anladıklarından sorumlu.

  19. Blogcuanne merhaba!
    Gezi konusundaki onurlu duruşunuzu ilgiyle takip eden fakat sizinle aynı görüşte olmayan islamcı bir okurunuz olarak bu yazınızı eleştirmek istiyorum.
    Bakanın yaptığı açıklama teknik açıdan sorunlu görünüyor olabilir fakat aslında söylemek istediği şey bence çok güzel. Açıklamadaki epidural kelimesi epiduralli normal doğumu ifade ediyor, bunu anlamak zor değil. Ayrıca anneleri korkutmayacaksınız demiş, keşke artık korkutmasalar. Siz de bunu defalarca yazdınız; doktorlar da doğum yapmış kadınlar da çok korkutuyorlar doğum yapacak kadınları. Ve pek çok kadın korkutulduğu için sezeryana yöneliyor. Pek çok kadın “aa normal mi yaptın ne cesaret!” tepkisi veriyor. Yani bakanın söylediği şeyin kültürümüzde-yaşantımızda yaygın bir karşılığı var. Etiketlediğini düşünmüyorum.
    Özde tek bir doğum var o da doğumun kendisi demişsiniz, e bakan da zaten bunu demiş: “İşin tabiatı normal doğum” . Vajina diyemiyor oluşundan rahatsız olmuşsunuz, e ben de diyemiyorum. Kültürüm buna müsaade etmiyor. Vajina diyemiyor olmanın kendisi bir sebep olabilecek kadar önemli bir olgu değil kanımca. Vajina diyemiyor olmak problem de olamaz. Politikaların eleştirisini yapmalısınız, neredeyse sizinle aynı şeyleri söyleyen bir adamı sırf Akp’li diye eleştirmeye gerek yok. Nitekim eleştirebileceğiniz onca şey de yapıyor iktidar partisi. Bu durumda bakanın bence çok doğru bu açıklamasını eleştirmeye hiç gerek yok.

    • Çok teşekkür ederim eleştiriniz için!

      Kahramanlık konusundaki yorumunuza katılıyorum. Ben de ilk bebeğimi doğurduğum zamanlarda -şimdilerde doğal doğumun biraz daha artmış olmasıyla azaldı- “Nasıl cesaret ettin, kahraman!” gibi yorumları sıklıkla alıyordum. Ve bana da çok garip geliyordu, işin doğal olanını tercih etmiş (ve bu yolda karşıma hiçbir sıkıntı çıkmadığı için bunu gerçekleştirebilmiş) olduğum için sırtımın sıvazlanması…

      Ben gerek Sağlık Bakanı’nın bu açıklaması, gerekse geçmişte yapılan benzer açıklamalar için hep üslubu eleştirdim, söyleneni değil. Çünkü öyle bir konuşuyorlar ki, üslup söylenmek istenenin önüne geçiyor hep. Çünkü niyet başka… Başbakan sezaryen oranlarının azalması gerektiğini vurgularken “sezaryenle üç çocuk olmuyor, bunlar bizim nüfus artışımıza müdahale” demişti. Sağlık Bakanı da “Korkak nesil istemiyoruz” diye açıklıyor vajinal doğum yüreklendirmesini…

      Ne zaman bir üst düzey devlet yetkilisi doğal doğum konusunu yüceltmek istese tam tersi tepki alıyor, çünkü bunu ortaya sunuş biçimleri bunun doğallığından değil, kendi ajandalarına uydurmak istediklerindenmiş gibi algılanıyor. Kaldı ki bakanın çelişkili kıyaslamaları konuya hakim bile olmadığı algısını yaratıyor.

      Kısacası bence “ne söylediğin kadar -belki daha da çok- nasıl söylediğin önemli.” Ne yazık ki yanlış üsluplardan ötürü tartışılması gereken çok önemli konular tartışılamıyor bile…

  20. Turkiye’de vajinal dogum bu saatten sonra coooook zor. O annelerimiz, anneannelerimiz zamanindaymis…Bu devletin niye bu politikayi ortaya atip malzeme yaptigini ise bence ” hersey uzerinde biz karar veririz,” saplantisi. Yoksa aslinda muhafazakarliklari yerinde olsa boyle mahrem –kisiye ozel–konulari ulu orta konusup terbiyesizlik etmezlerdi. Sezeryan yapan “randevulu sosyete doktorlarini”, ozel hastaneleri zaten hizaya soksalar, ana-saglik ocaklarini yeniden acacagiz. Ebeleri iyi egitecegiz deselerdi bu gelismeler zaten kendiliginden “vajinal/normal/evde doguma” dogru kendiliginden yolu acardi. Ama bu adamlarin amaci uzum yemek, pekmez yapmak degil, BAGCIYI –kadinlari–baskilamak, dövmek…

  21. Benim günah olduğunu düşündükleri için bebeklerine aşı yaptırmayan, ilaç vermeyen, Epilepsi ve Hepatit problemi yaşayan çocuklarını tedavi ettirmeyen, bir kadının İslami tedavi yöntemi adı altında pazarladığı yöntemleri uygulayan tanıdıklarım var. Aynı şekilde sezaryenin günah olduğunu düşündükleri için 2 sezaryenden sonra normal doğum yaptılar (evde) (Bunun başkaları tarafından da uygulanan bir şey olduğunu biliyorum ama onların mantığı “doğumda öleceksen öl, ama sezaryen günah” değildir sanıyorum). Tayyip Erdoğan’ın söyledikleri de bana bunları çağrıştırıyor. Bugüne kadar sırf eşlerinin başları kapalı diye AKP’lilere hakaret edenlerin karşısındaydım ve eşlerinin başlarının kapalı olması bağnaz oldukları anlamına gelmez diyordum ama bir süredir ben de bağnaz olduklarını düşünüyorum. Devlet adamı gibi değil, kahvede sohbet eden adamlar gibi konuşuyorlar, olaylara yaklaşımları da bu kadar sığ.

  22. Doğal sürecinde müdahalesiz bir doğum gerçekleştirmek için büyük şehirlerden birinde 5 hastane/doktor değiştirmiş bir anne olarak malesef ki sağlık sektöründe doktorlara yaptırım olmayınca istisnalar dışında sezeryan tercih ediyor, korkutarak/panikleterek/endişelendirerek anne adayını buna yönlendiriyorlar. Doğal doğumlarda bile epizyotomi yaparak cerrahi bir müdahale yaptım başlığı altına sığınıyorlar. Durum bu haldeyken sağlık bakanının ağır yaptırım içeren söylemleri aslında kadının doğurma hakkına değil doktorların doğurma hakkına müdahalesine bir müdahale.

    Bu güne kadar sezeryan doğum oranları gösterdi ki bu konuda bir baskı olmasa doğal doğum anormal, ihtiyaç halinde operasyondan yardım alınarak gerçekleştirilen sezeryan ise doğal doğum olacaktı. Haliyle bu baskı anne adaylarını baskı altında tutmak, doğum şekline müdahale gibi görünse de aslında anne adaylarına” son sözü ben söylerim” baskısı altında tutan ”kimi” doktorlaradır.

    Konuyu ifade tarzında ”vajina” kelimesinin kullanılmaması ifade özgürlüğüdür. İfadelerimiz ; kültürlerimiz, inançlarımız ve bakış açımızın kelimelere yansıması ise istediğini istediği gibi, yer, mekan, zaman, mevki gözetmeksizin saygı çerçevesinde ifade edebilmeli insan. Ben vajina derim, o cinsel organ, öteki avret yeri ne farkeder. Fark eden tek şey ötekileştirirsen ötekisin !

  23. Vallahi ben “vajina” kelimesinin kultur ve inancla ne alakasi var anlamdim. Kufur degil, argo degil. Inancimiza gore ayaga da yurume organi mi desek, ne?