17 Yorum

Huzur kamp hayatında…

Çocukluğumun hatırı sayılır bir dönemi Mersin-Silifke yolundaki BP Mocamp’ta geçti.

Kızkalesi’nin karşısındaki bu tarifsiz güzellikteki yer benim için çocukluğumun yaz tatilleri demekti. Kısa adıyla BP, Mersin’e bir saat uzaklıktaydı. O zamanlar öyle yazlık mazlık yoktu bizim oralarda. Millet yaylaya çıkardı yazın. Ya da işte Mersin civarında denize girilebilecek yerlere giderdi.

Mersin’e bir saat uzaklıktaydı BP. Yaz başında oraya “göç” ederdik, babam işe oradan gidip gelirdi. Dolayısıyla üç ayımız denizin kenarında, otların içinde geçerdi. Marsık gibi olmuş bir şekilde dönerdik yazın sonunda şehre…

Odada, çadırda ya da karavanda kalma seçeneği vardı BP’de. İlk olarak çadırda başladığımız kamp hayatımız (o döneme dair tek hatırladığım mavi-kırmızı çadırın üzerindeki KOCAMAN örümcek) takip eden yıllarda karavanda devam etti. Can Karavan vardı o dönemde, böyle üstü çizgili. Hah işte, bizimki de onlardandı. Şimdi internette resmini bile bulamıyorum, arama yapınca uzay çağı karavanları çıkıyor. O kadar geçmişte kalmış demek ki…

Bence mükemmeldi ama orta halliydi aslında. Daha lüksleri vardı böyle içinde tuvaleti falan olan. Bizimkinde tuvalet yoktu. Hatırlıyorum, geceleri tuvalete gireceğimiz zaman babam çalı çırpının arasından yürüyerek yukarıdaki tuvalete çıkarırdı bizi uyku sersemi.

Bi de MOTOKARAVANlar vardı ki yeme de yanında yat. Bundan 30 sene önce onlardan Türklerde olmazdı pek, genellikle Avrupa’dan gelen turistler motokaravanla gelirlerdi. Biz de acayip imrenirdik onlara, “Evlerini sırtlarında taşıyorlar” derdik, “Elin turisti sen atla taaa Alamanya’lardan kalk gel, ne güzel peh peh” diye iç geçirirdik. “Ah bi motokaravanımız olsa ne gezerdik bea!” der dururduk.

Gel zaman git zaman, bizim motokaravanımız olmadı, hatta sonraki yıllarda karavanımız bile olmadı ve bir de baktık ki “yazlık”lanmışız. Her ne olduysa 80’leri 90’lara bağlayan yıllarda olmuş, Mersin’in sahil kıyıları betonarme sitelerle dolmuş ve biz karavanı satmış, amcalarla halalarla hep birlikte bir siteden yazlık almış, site hayatına giriş yapmışız.

Neden bilmem, hele de ilk kaldığımız yazlık siteye dair pek güzel anılarım yok benim. O zamanlar hiç o kadar fazla sayıda -ya da tek tip- çocukla birlikte olmadığımdan mı, ilkokulu yeni geride bırakmış aklımla çocuklar arasındaki çekişme/zorbalıktan payımı almadığımdan mı bilmem ama maruz kaldığım ilk zorbalık tecrübem o siteye denk geldiğinden olsa gerek BP’yi ilk o zaman özledim ben.

Ve ondan sonraki her yaz da özlemeye devam ettim.

Ben üniversiteye hazırlanıncaya kadar devam eden -ve çok da güzel anılar biriktirdiğim- “Altın Portakal” sitesindeki yazlarda da, üniversiteli olup da yazın o zamanlarki erkek arkadaşım (şimdiki kocam) ve arkadaş grubumla Bodrum’a yaptığımız kaçamaklarda da, evlenip barklanıp Amerika’ya gittiğimde orada geçirdiğimiz yaz aylarında da hep BP’yi özledim ben. Özlemekle kalmadım, BP’nin yasını tuttum. Sadece kapısına kilit vurulan BP’nin değil, orada bıraktığım anılarımın da yasını tuttum her yaz. O zamanlar henüz doğmamış çocuklarıma veremeyeceğim yaz tatillerinin yasını tuttum.

Taa ki geçen seneye kadar.

Geçen sene, 6 senelik “çocuksuz tatil”sizliğin ardından “Eeeeh, yetti be!” deyip de çoluğu çocuğu geride bırakarak çıktığımız Kaş seyahatinde, denize girmek üzere gittiğimiz Kaş Kamping’de yeniden buldum BP’yi…

Daha kapısından içeri girerken “Aaa, burası BP’ye benziyor” dediğim bu kamp alanı, BP’nin küçültülmüş hali. Aynı konsept, aynı tat, sadece daha küçük. Denizi ise kıyaslanamayacak kadar daha güzel. İnsana akvaryumda yüzdüğünü hissettirken birden yanından geçen deniz kaplumbağasıyla denizde olduğunu hatırlatacak kadar güzel.

Geçen sene çıktığımız adeta ikinci balayının ardından “Tamam”, demiştik, “seneye buradayız. Hem de çocuklarla.”

Hatta o kadar BP’yi bulmuştum ki ben orada, “Doğan” demiştim oracıkta, “önümüzdeki yaz okullar kapanınca beni çocuklarla buraya getir. Okul açılmadan önceki Pazar gününe kadar kalırım ben. Sen de arada gider gelirsin. Ha, bi de bi karavan kap gel canımsın.”

Öyle olmuyor tabii o işler. Bu devirde karavan sahibi olmak öyle kolay iş değil, kiralayacağım desen o da kolay değil. Eh, bütün yaz orada kalacak olmak da hiç kolay değil. Bu yaz paldır küldür geçip taşınma vesaire derken zar zor bir haftalık tatili sıkıştırdık araya. Son kalan “klimalı bungalow”u da ayırttık Kaş Kamping’de. Kız kardeşim ve kocası, kuzenim ve karısı, bi de en yakın arkadaşım da aynı tarihe denk getirdiler tatillerini. Çocukluğumdaki kadro, sadece büyümüş ve genişletilmiş haliyle…

Ve sonuç olarak bir hafta -hatta sekiz gün- boyunca çocukluğuma döndüm ben. Çocukluğuma dönmekten de iyisi, ÇOCUKLARIMLA çocukluğuma döndüm. Deniz ve Derin, aynen benim yüzdüğüm gibi yüzdükçe, yengeç “avladıkça”, geceleri beni tuvalete kaldırdıkça ben de 30 sene öncesine gittim, her seferinde.

Kas1

Tatilden notlar:

Kaş Kamping’de kaldık biz. Çukurbağ yarımadasının hemen girişinde. Kaş merkeze bir kilometre yok, çok rahat yürünüyor. Denizi muhteşem demek yetersiz kalır, ki zaten Türkiye’nin sayılı dalma merkezlerinden biri.

Geçen sene arabaya atlayıp gitmiştik, ucuz uçak bileti bulunca uçağı tercih ettik. Dalaman’a uçup oradan aktarma yapacaktık. Buradan sabah 6 buçuk uçağına bindiğimizde her ne kadar uykusuz olsak da pek mutluyduk. Hevesimiz, yerden bilmemkaç feet yükseklikteyken Kaş’a transfer olayını benim Doğan’a, Doğan’ın da bana bırakmış olduğunu fark etmemizle birazcık kursağımızda kaldı. Dalaman’a indiğimizde Kaş’a gidecek transfer aracımız yoktu. Al takke ver külah taksiyle pazarlık yapıp atlayıp gittik. Bunun alternatifi Gezinet’ti, üstelik oldukça uygun fiyata Kaş’a götürecekti. Ve fakat online rezervasyon yaptırmadığımız için almadılar. Dönüşte akıllanmıştık, Gezinet’le daha uygun fiyata gittik, gel gör ki bin pişman olduk. Nitekim araç çok kötü, bakımsız, eski püskü, şoför bir o kadar aksi, asabiydi. Kıssadan hisse: Kaş-Dalaman arası transferlerde hele de 4 kişi ve üzerindeyseniz taksiyi tercih etmek daha doğru. Böylece arada mola verip yerel kahvaltıların tadını da çıkarabiliyorsunuz.

Sanırım Ağustos sonu Kaş için fena bir zamanlama değil. Odada klima vardı ama geceleri çalıştırmadık. Çok üzerimize üflüyordu, korktuk. İhtiyaç da hissetmedik. Mis gibi de uyuduk Allah sizi inandırsın.

Çocukla kamp hayatı hiç zor değil. Hatta şöyle söyleyeyim: Kamp hayatı tam çocuklulara göre… Standartları düşürerek (evet, buna hijyen de dahil) gayet mutlu mesut yaşıyorsunuz. Ev hayatındaki gibi “Aman bugün yatmadan önce banyosunu yaptırayım” yok, “Kitap okuyayım” derdi yok. “Deniz kenarında duş almadı mı bu zaten?” diye hoop yatağa atıyorsunuz çocuğu. Kitap mı? O kadar yorgunluğa kimsenin okuyacak hali kalmıyor geceleri…

Hazır gıdalara talim olduk orada. Öyle domates-salatalıklı kahvaltı, mutfağın olmayınca zor oluyor. Gevrekler, müsliler, meyveli yoğurtlar sabahları ana besin maddemiz oldu. Bir de Nutellalı ekmek. Bi şeycik olmaz.

Çocukluğumdan aşina olduğumdan, “tuvaletsiz oda” daha doğrusu”ortak tuvalet” kavramı beni korkutmadı giderken. Geceleri uyandığımızda kah çocukları taşıyarak kah yürüterek götürdük tuvalete, tıpkı bir zamanlar babamın bizi götürdüğü gibi. Sonra gelip geri yattık.

Çocuklar “ayaklı başlı” yattılar bir hafta boyunca. Üstelik de tek kişilik bir yatakta. Deniz söylenecek oldu, “Höt!” dedik. Biz bütün yazı öyle geçirirdik Ece’yle karavanda, isyan da etmezdik. Ayaklar baş oldu, pek de güzel oldu.

Ayak

Gitmeden önce bir karar aldık ve yanımızda iPad götürmedik. iPad, çocuklar için mükemmel bir oyalayıcı olabiliyor. Ve fakat, taşındığımız ve internetimizin/televizyonumuzun bağlanmadığı şu son birkaç haftada iPad de olmayınca Deniz’in ne kadar “kaliteli” zaman geçirdiğini, nasıl da kitaplara, eski oyuncaklara, yeni oyunlara sardığını görünce “Tamam” dedik, “orada iPad’e yer yok.” Çünkü vermek dert, çocuğa verdiğin zaman almak geri dert. “Bu oyun da bitsin, ama o benden daha fazla oynadı” kavgalarını hiiiiç çekemeyeceğiz orada dedik. Biz bu tatile çocuklarla çıkıyorsak onları oyalamayı da üstleneceğiz. Valla çok iyi oldu.

iPad vesaire olmayınca çocuklar Monopoly gibi kutu oyunlarına, Derin tabii ki arabalara sardı. Deniz, Altın Kitaplar’ın çizgi roman tadındaki Ug ve Gluk, Süper Bezli Bebeğin Maceraları, Kaptan Düşükdon kitaplarından başını kaldıramadı. iPad müptelalığı kitap müptelalığına dönüştü, özellikle de bu seriye… Hal böyle olunca ne kadar doğru bir şey yaptığımızı fark ettik, “huzur ekransızlıkta!”

kitap

Tabii ki hazırlıklı gitmiştik bunun için. Çocukların gerek birlikte, gerekse ayrı ayrı oynayabilecekleri oyun, oyuncaklar bavulun önemli bir yerini işgal etti. Hoş, zamanın çoğunu denizde geçirince dönüp bir şeyle ilgilenecek vakit olmuyor, ancak bir sayfa gazete okuyalım dediğimizde ellerine tutuşturacağımız türde oyunlar işimize yaradı.

Bir de arkadaş… Şans işte, çok fazla çocuk yoktu. Kampa günübirlik gelen, Deniz’den iki yaş küçük bir kız çocuğuyla arkadaş oldu orada Deniz. Onun kardeşiyle de Derin… Sonrasında o kız çocuğunun İstanbul’da ve hatta Moda’da yaşıyor olmasını öğrenmemiz de hayatın ne büyük tesadüflerle dolu olduğunu hatırlattı bize. Sanırım bir arkadaş daha edindiler burada…

Kamptaki tatilimiz boyunca sorun denilebilecek tek şey mutfak olmayışıydı. BP’de kocaman bir mutfak vardı, 8-10 tane lavabonun olduğu, ocakların olduğu. Annem her türlü yemeği yapardı orada. Kaş Kamping’de bakımsız iki lavabo ve kapansın diye kapısının önüne taş koymak zorunda olduğun bir buzdolabı var. Dolayısıyla yemek götürmek, götürdüğün yemeği saklamak sorun. Annemin bize birkaç gün yetsin diye yaptığı tavuk ve köfteleri ilk iki günde bitirmek zorunda kaldık dandik dolapta eskimesin diye… Kampta her gün menü çıkıyor gerçi… Biber dolmasından tut kıymalı nohuta kadar üstelik bayağı da lezzetli bir öğün yiyebiliyorsun öğlenleri. Ama ona para dayanmaz, bir; insan kendi yaptığı şeyi yemek istiyor, iki.

Dolayısıyla tek eksik donanımlı (çalışır durumda bir buzdolabı, lavabo ve ocaktan oluşan) bir mutfaktı. O da olsaydı var ya, kimse beni döndüremezdi oradan. Çamaşırı bile sorun etmem, zaten mayoyla/bikiniyle geziyorsun bütün gün, kimsenin kimseye baktığı yok. Üç beş kıyafetle geçirirsin bütün yazı, onları da elde yıka, n’olacak ki?..

Kaş Kamping harika bir dalış merkezi. Siz suyun üzerinde yüzerken birkaç metre altınızdan aniden balıkinsanlar geçebiliyor tüpleriyle… Çok büyüleyici görünse de dalmak bana göre değil, ısrar etmeyin. İstediğim zaman çıkmamın mümkün olmadığı bir ortamda mümkünse bulunmayayım teşekkürler.

Yıldızları çok özlemişiz. Yıldızları görmeyi unutmuşuz. Şehir hayatının ışıkları yıldızları saklıyor bizlerden. Orada karanlıkta kalınca çocuklar yıldız gördü resmen. Biraz acınası bir durum aslında… Daha çok yıldız görmeli. Yıldızlar iyi geliyor insana. Geceleri çocukları yatırıp sahil kenarındaki şezlonglara uzandık. Yıldızları seyrettik, kayan yıldızları yakalamaya çalıştık. Teknolojiyi de devreye sokup yıldızların adını gösteren bir uygulama yükledik telefonlara… O bile o anın romantizmini öldüremedi.

Bir kere daha hatırladık ki çocukla tatil, tatil değil. (Bkz. Annelik Her Zaman Tozpembe Değil, sayfa 121) Çocukla tatile tatil denmez, “değişiklik” denir. Mekan değişikliği, ortam değişikliği… İşte, farklı bir yerde uyanıyorsun, denize giriyorsun falan. Ama tatil yapmıyorsun.

Nitekim biz de yapmadık. Yani öyle geçen sene yaptığımız gibi totomuzu serip yatmadık. “Hazır teyzeleri yanımızda, yarım saat kendimize vakit ayıralım” deyip gözümüze kestirdiğimiz bir restorana gittiğimizde “Pazartesi günleri kapalıyız” yazısını görünce kaderimize küsüp çocuklarla antik tiyatroya tırmandık. Romantik değildi ama gün batımı -çocuklarla da olsa- romantikmiş gibi yapmamıza yetti.

Antik

Derin’i denize sok, Deniz’e gözlüğünü tak, onun yemeği, bunun uykusu, meyve yesin, mayosunu değiştirsin diye geçirdiğimiz günlerin sonunda gittiğimizden daha yorgun döndük “tatil”den.

Ama o değişiklik var ya o değişiklik, hah işte o çok iyi geldi. Çocukluğuma çocuklarımla dönmek ayrı güzeldi.

Bıraksalar bütün yazı orada geçirebilirdim. Çocukluğumu Kaş Kamping’de, kalbimi cennet Kaş’ta bırakarak “Seneye kısmet olur mu ki” diyerek ayrıldık oradan.

Doğan’a “Canım sen bana bi karavan bul, seneye okulların kapandığı Cumartesi beni götür, açılmadan önceki Pazar gelir alırsın” dileğimi yineledim.

İsteyenin bir yüzü…

Eyyy evren, duy sesimi!..

17 yorum

  1. Harika bir tatil yazısı 🙂 Ben de sizinle gitmiş kadar oldum 🙂 13 aylık oğlumla bu yıl yaptığımız ilk çekirdek aile tatilinde biz de “Bir kere daha hatırladık ki çocukla tatil, tatil değil. (Bkz. Annelik Her Zaman Tozpembe Değil, sayfa 121) Çocukla tatile tatil denmez, “değişiklik” denir. Mekan değişikliği, ortam değişikliği… İşte, farklı bir yerde uyanıyorsun, denize giriyorsun falan. Ama tatil yapmıyorsun.” yorumuna yürekten katılıyoruz! Karavanda tati alternatifnize daha maliyetli ve zor olsa da teknede tatil alternatifini de eklemek isterim, biz denemedik ama umudumuz var, denemek istiyoruz 🙂 İstediğin tatil beldesine demirle, kim tutar seni!

  2. Özendim vallahi Elif, ne iyi yapmışsınız…

    Dediğin gibi tatil değil ama olsun çocukla güzel hayat…

  3. Elifcim, benim de en tatli cocukluk anilarim BP’de gecen yaz tatillerimiz. Tek fark, ben ayaklanana kadar kumluk sahillerde cadir istihkakini dolduran annemin israriyla odada kalirdik biz, zaten butun yaz da kalamazdik annemin islerinin yogunlugundan. Yazini okuyunca burnumun diregi sizladi. Kas’a zaten bayilirim, yetiskin hayatimin en guzel tatillerini yaptigim yerdir. Ama bu yazidan sonra Kas Kamping’e gidip cocuklugumu anmak farz oldu! Coook tesekkur ederim bu guzel surpriz icin. 🙂

  4. Çok tatlısın .. seni hep keyifle okuyorum :).. sen hep yaz sevgili Elif..

  5. Geçen sene tatil yeri önerilerini sorduğunu hatırlıyorum ve Kaş için uzun uzun yazmıştım bende ve çocuklar ilede yine tercih etmenize sevindim harika bir yer gerçekten bizim gibi sualtı tutukunu olanlar için zaten orası bir cenett..

  6. Oh ne güzel bir tatil olmuş ve de ne güzel anlatmışsın. Kalemine sağlık 🙂

  7. cumartesi çocuklu değişiklikten döndüm ve dinlenmek için bir hafta tatile ihtiyacım var 🙂
    ben korkuyorum öyle kamp gibi yerlerde çocuklarla ne yaparım diye o yüzden vazgeçemiyorum otellerden 🙁

  8. Harika bir yazi olmus, gitmis kadar oldum gercekten. Kumsali var mi acaba? Biraz tasli görünüyor deniz. Benim cocuklugumda Yemiskumu ve Kapizlida gectigi icin kumsal ariyorum illaki 🙂 Sevgiler..

  9. Ah be Elifim ne uğraştın çocuğun gözlüğü,meyvası,uykusu keşke ben gibi yapsaydın:)ne uyku dedim ne yemek dedim verdim cipsi eline dondurmayı nutellalı ekmeği oh o da huzurlu ben de hiç mıymırıklanmadık herkes ne istediyse onu yaptı kızımla aramı hiç bozmadan o mutlu ben mesut geldik evimize.

  10. Yaklaşık 4yıl önce bu yazıyı yazmıştım 🙂 https://www.nurturia.com.tr/bugulog/a0de5323-2b46-4b0a-b87d-9d9e00d9fa4d/kasta-bebeklicocuklu-tatil

    Üzerine defalarca daha geldik Kaş’a. Favorim Limanağzı her zaman 😉 Şimdi yine Limanağzı plajında dalgalar sahile vururken okudum yazını Elif, içim sımsıcak oldu. Bizim için çok özel burası, sanırım aynı hislerin paylaşıldığını görünce ayrı mutlu oluyorum :))

  11. Beni çocukluğuma götürdün resmen Elif, BP Mocamp – Yemişkumu – Boğsak , ne kadar güzel günlerdi , insan unutamıyor o tatilleri ve gerçekten özlüyor .. Biz de her yaz en az 1 ay çadırda kalırdık,hatta kuzenlerim falan da gelir kalırdı bizimle, şimdi düşünüyorum da annem 4 çocukla ( 2 kuzen, karedşim ve ben ) küçücük çadırın içinde nasıl baş edermiş inanamıyorum.. Bir de akşam banyosu şarttı annemde, öyle “deniz kenarında duş aldım ben anne” nidalarını yemezdi, hepimizin bir kovası vardı,o kovayı sabah doldurur güneşe koyar,akşam olunca da o sıcacık suyla bizi mutlaka yıkardı..Öyle duş sıralarında bekletmezdi yani 🙂 Çenem açıldı,uzattım yine , diyeceğim odur ki çok güzel anlatmışsın yine ,inşallah evren sesini duyar da seneye karavanla gidersiniz Kaş’a , öyle heveslendirdin ki beni bakarsın karşılaşırız oralarda 🙂

  12. Yazını okuyunca seneye bir adet “trangia” alınarak gidilmeli dedim, yemekte pişer kahvede:)
    Ve yine ne kadar güzel yapmış yalnız değilim dedim. Eşimle kamp yapmayı her zaman sevdik, Arya’nın ilk kamp kıyafetlerini(polarını, taytını) daha karnımdayken almıştım, ilk kampına 6 aylıkken gitti küçük bıdık:) hatta ilk dişleri kamptayken patladı:), Malum Kanada’nın yazı bile bizim oraların sıcaklığına erişemiyor ama çadırımızı ev gibi yaptık:) ,park yatağımız,emzirme sandalyemiz ve tulumlarımızla ev konforunu kısmen yakaladık.
    Geçen hafta sezon kapanışını yaptık biz de, hatta bu sefer Arya hanımkızımın üst dişleri geliyor ağrısı,sızı…
    Acaba gitmesek mi dedik ama sonra hemen fikir değişti, gidip bir rahatlayalım dedik, dört duvar arasında kalacağımıza:). Kamp tatilleri en güzeli on numera beş yıldız:)

  13. bir adanalı olarak yazları ya yayla ya deniZde gecer bizim oralarda, ben de anne baba öğretmen olunca o şanslı azınlıktaydım kendimi bildim bileli erdemli çamlığı ve sonrası anamur pullu çadır kampında tam da dediğin gibi cımartesi gidip pazar dönerek geçti çocukluğum şimdi yazlık sahibiyiz ama hala yazın 15 gün çadır kurarız hobi olarak, bu sene ikinci çocuk olunca biri 2 yaşında biri 2 aylık iki çocukla gözüm kesmedi ama seneye kaldığımız yerden devam… çok içimde kaldı kıskandım sizi…

  14. ama bu yapılmaz ya.. bu sene iş yoğunluğundan tatile çıkamadım henüz. Öyle bir anlatmışsınız ki işi bırakıp tatile gidesim geldi. Sanırım bu blogu artık sık sık ziyaret edeceğim.

  15. Benim de cocukluğum gene Kaş’ta bulunan Olympos Mocampta gecti. Kamp hayatını hiçbir şeye değişmem. Çocuklar icin cok uygun bir plaji var, sığ başlayıp yavaşça derinleşen.çocukken o sudan çıkmaz kapkara olurduk abimle:)) şimdi 16 aylık oğlumla geliyoruz. Odaları da yeniledikleri için rahat ediyoruz. Duş ve tuvaleti de içinde, mini buzdolabına da, gene müşterilerin kullandığı mutfakta, oglum icin hazırladığım yemekleri koyuyorum.ohh mis gibi yiyoruz bungalowumuzun yaninda. En cok da hamakta sallanarak uyumayı seviyoruz:)) yolu düşenlere öneririm..

  16. Elif Hanım,merhaba,
    Kaş Camping sayfasına BP Mocamp’la ilgili yazdıklarınız beni yıllarca geriye götürdü.Şimdi 40 ve 42 yaşlarında olan oğullarım,çok yakın arkadaşlarım,o şahane kampta bulunmak mutluluğuna erişmiştik.Ne mutludur ki,şimdi torunlarım da, çocuklarımla birlikte orada kurulan arkadaşlıkları devam ettiriyorlar.

    BP Mocamp’ta yaşayıp ta ,burun direği sızlamadan orayı hatırlayanına daha rastlamadım.Bizim gibi olanların kurduğu bir sayfa var,belki biliyorsunuzdur,bu yazınızı oraya da yazsanız bence çok makbule geçer. ( https://www.facebook.com/groups/kizkalesibpmocamp/ )

    Eşim 78 ,ben 67 halen kampçıyız,motorkaravanımız var,Kaş Camping Mayıs ve Eylül sonu ve Ekim aylarında vazgeçilmez durağımızdır.Kaş Camping’i BP’ye benzetmeniz müthiş,hiç düşünmemiştim,ama oraya aşık olmamızın gizli nedenlerinden biri de o olabilir.

    Beni yıllar öncesine götürdüğünüz için çok teşekkür ederim,mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

    Sevgilerimle,

    Ayşe Özkut

    • Bu yorumunuzun üzerinden neredeyse iki sene geçmiş, ben yeni görüyorum. Link olduğundan herhalde, spam’e takılmış, temizlik yaparken fark ettim. Paylaştığınız sayfayı inceleyeceyim, yorumunuz için çok teşekkür ederim.