54 Yorum

Çiğdem ve Nehir Leyla’nın hikayesi

Zaman geçtikçe gebe yazarlarımın hikayeleri de tek tek düşmeye devam ediyor sayın seyirciler… Pelin’in ve Deniz’in hikayelerinden sonra sıra Çiğdem’inkinde… Elif ve Esra’nınkiler sanırım biraz daha vakit alacaktır, heyecanla ama sabırla bekliyoruz…

***

Çiğdem ve Nehir Leyla’nın hikayesi
7 Temmuz 2013, İstanbul

Benim bu yazıyı yazabilmek için bir itici güce ihtiyacım vardı.  Bir türlü yazmaya oturamıyordum ve zaten kalabalık olan başımı bahane ederek bu süreci sonsuza kadar uzatmaya bile bence hakkım vardı!  Ben ki bir zamanlar hem doğururum, hem evimden işlerimi takip ederim hem de süsümden püsümden geri kalmam hayalleri kuruyordum!!! Yok bu iş öyle bir iş değilmiş, tam zamanlı çalışmak, üstüne mesai yapmak falan bu durumla kıyaslanamazmış; daha neler öğreneceğim bakalım ey hayat sen sına beni!

Elif sayesinde hayatta yapamayacağım bir şey yapıp hamilelik sürecimi hafta hafta sizlerle paylaştım.  Hayatım boyunca merak edip durduğum “doğum” hadisesine yaklaşırken yaşayıp hissettiklerimi üç beş satırla anlatmaya çalıştım.  Sizlerden gelen güzel yorumlarla öğrendim, mutlu oldum, kızdım, tartıştım ve her ne olursa olsun bu paylaşımdan hep çok keyif aldım.

Tatlı kızım sağolsun çok da güzel bir gebelik süreci yaşadım; azıcık bulantıyla, yediklerimi hiç çıkarmadan, ağırlaşmadan, yazın ortalarına denk gelen gebeliğime rağmen şişmeyen el ve ayaklarla alışılagelen şikâyetlerin bir çoğunu yaşamadan tamamladım dokuz ayı.  Yine de özleyecek misin diye sorarsanız sanırım o güzel dokuz ay bana yetti. Her güzel şeyin bir sonu olması bazen de güzelmiş yahu, insanın aşağı bakıp vücudunun kalan yarısını görmemesi ancak belirli bir süre için büyülü diyelim ve geçelim…

Malumunuz olur ki normal ve hatta “doğal doğum” (mümkün olduğunca müdahalesiz) arzuladım ilk günden beri.  Kendimi bildim bileli canlı canlı doğum seyretmek istemiştim ve bir türlü sevdiğim kadınları ikna edip de doğumhaneye girmeyi başaramamıştım. Kaldı ki bildiğim normal doğuran kadın sayısı da bir elin parmaklarının büyük bölümünü gereksiz kılacak kadar azdı! Kadınlar artık ya istemedikleri için ya da çok istedikleri halde son anda ortaya çıkan terslikler!!! sebebiyle normal doğurmuyorlardı.  Ve bence bu işte bir iş vardı.  Yaşadıklarımdan sonra da fikrim değişmedi; bu işte bir iş var!

Normal doğum hem çok doğal bir şeydi hem de çalışmak gerekliydi! Buna inandım ve elimden geldiğince hem bilgilenip araştırdım, hem de işi oluruna bırakabilmeyi umdum; hiçbir şeyi planlayamazdım ve kendimi son tahlilde doğanın ve doğumumda yanımda olması için seçtiğim ekibin insaflı kollarına bırakmak durumundaydım.  Nedenini bilmediğim bir şekilde korkmadım yaklaşan doğumdan.  Son yazımı 30 Haziran tarihinde yazmışım ve o gün 38. haftamı tamamlamıştım, izne ayrılmış ve bebeğimi beklerken geçen son sakin günlerin tadını çıkarıyordum.

NehirLeyla2

Fotoğraf: Ferhan Saral

38+6’yı yaşarken ve ben hala doğuma sanki yıllaaaar yıllar varmış gibi takılırken hep nasıl olduğunu merak ettiğim şey oldu; nişan denen şeyle tanıştım! Evet, doğumun habercisi denen işaretlerden biri bir Cumartesi öğleden sonrası tam da çok sevdiğim bir arkadaşımdan “ bebek zamanında gelmezse deneyebileceğim metodlara” ilişkin bilgi aldığım bir telefon konuşmasının sonunda karşıma çıkıvermişti.  Evde yalnızdım; eh dedim doktorumu bir arayayım ve doktorum başka göstergeler olup olmadığını anlamak için sorular sorduktan sonra 24 saat içinde doğumun yüksek ihtimalle gerçekleşeceğini söyleyip mümkünse evde dinlenmemi söyledikten sonra tam da şehir dışına eşinin yanına gitmek üzere olduğunu ekledi.  Ben de yine sebebini bugün anlayamadığım bir rahatlıkla “ e siz gidin canım illa 24 saat içinde olmak zorunda değil birkaç gün de sürebilir öyle değil mi” diye soruvermiştim!

Hemen ardından İstanbul Doğum Akademisi’nde katıldığımız Keşkesiz Doğuma hazırlık kursunda tanıştığımız ve Hakan Çoker ile tüm doğumlara girdiğini bildiğimiz sevgili ebemiz Serpil Varlık’ı aradım.  Benim doktorum Hakan Çoker değildi; ancak yine de belli bir ücret karşılığında hem ebe hem de doula olan Serpil Hanım’dan doğumumda yanımda olmasını isteyebileceğimi de yine İDA’da öğrenmiştim. Uzun uzun düşündüm doula-ebe meselesini, doğumda eşimin yanımda olmasını istediğimden emindim ancak başka biri gerekir miydi, rahat eder miydik, bir fayda görür müydük, harcayacağımız paraya değer miydi  vb birçok soru vardı aklımda.  Doktorum daha önce Serpil ebe ile çalışmıştı ve yeniden çalışmak konusuna olumlu bakıyordu, yani bir doğum destekçim olacaksa daha tecrübeli ve bize uyan birini bulmam neredeyse imkansızdı. O nedenle doğru kişi benim için kesinlikle Serpil Ebe’ydi. Doktorumun son kontrollerde orta pelvis darlığı teşhisi koyup sezaryen ihtimalinden bahsetmesi de destekçi konusundaki soru işaretlerini silmeme yardımcı oldu; madem bu kadar istiyordum, normal doğum için almam gereken tüm desteği alıp sonunda “keşke” dememek tek amacım olmalıydı. Serpil Ebe’yle doğum öncesi kendi evimde bir görüşme yapıp beklentilerimizi konuştuk ve doğumda görüşmek üzere vedalaştık.

İşte nişanımın geldiği o Cumartesi günü doktorumla konuştuktan sonra ikinci iş olarak da Serpil Ebe’yi aradım ve kendisinden “hımmm çok rahat ol, evde oturup acaba şimdi ne olacak diye bekleme ve ne yapmayı planladıysan onu yap, çık gez temiz hava al” cevabını aldım.

Sevgilim eve geldiğinde ben duşumu almış kuaföre doğru yola koyulmak üzereydim ve kendisine haberi verip “kimseye söylememe” konusunda aldığımız kararı uygulamaya koyduğumuzu hatırlatarak doğumda rahat ettireceği düşüncesiyle saçlarımı ördürmek üzere önce kuaföre, sonra sevgilime kızını karşılarken giymek istediği t-shirtü bulmak üzere haftalarca uyguladığım AVM grevinin inadına hızlı bir alışveriş turuna ve son olarak da doğumu hızlandırır umuduyla baharatlı yemekleriyle ünlü bir restorana giderek günü tamamladık.  Bu arada beni yoklamak üzere arayan ailem ve arkadaşlarım da gezmelerde olduğum bilgisini alıp “ohooo bu kız daha doğurmaz” rahatlığıyla bizi kendi halimize bırakmakta bir beis görmeyecekti!

Aynı gece saat 12’yi geçerken dalgalar kendini hissettirmeye başladı.  Evet galiba 39. haftamı tamamlarken ve daha 40’ı göremeden gelecekti bizim yavru, bir iki saat içinde gittikçe sıklaşan ve şiddeti artan dalgalar tereddüte yer bırakmıyordu. Sevgilim yanımda uzanmış elindeki telefonda dalgaların süresi ve aralıklarını kaydederken ben aralardan faydalanarak dinlenmeye çalışıyordum. Bu arada da sürekli tuvalete girip çıkıyordum, işaretler teker teker geliyordu geriye dönüş yoktu!

Dalgaların başladığını doktoruma ve ebeme mesajla haber verdim önce ve ilerleyen saatlerde 5 dakikalık sıklıkla karşılamaya başlayınca Serpil Ebe’yi arayıp yanıma gelmesini rica ettim. Serpil Ebe hastanede veya evde buluşma kararını bana bırakınca önce eve gelip beni görmesini tercih ettim zira kararım belliydi; hastaneye mümkün olduğunca geç gitmek istiyordum. Evde her şey yolundaydı, dalgalar sıklaşıp hızlanıyordu demek ki doğum ilerliyordu.

Sabaha karşı 5.30-6.00 gibi geldi ebemiz, muhtemelen halimden tavrımdan ne aşamada olduğumu anladı ama her zamanki serin duruşuyla önce nerde ve ne şekilde dalgaları karşıladığımı görmek istedi.  Neredeyse varlığını saklayarak yanımızda oldu ve bizi gözlemledi önce. Sonra yine en sakin şekilde yönlendirmeye çalıştı bizi; enerjim oldukça hep ayakta, kendimi sıkmadan hareketli bir şekilde dalgaları karşılamamı sağladı, çok yorulduğumda da ihtiyaç duyduğum enerji için dinlenmemi önerdi.  Hazır olduğumda doktorumla da irtibat kurarak hem bebeğimin kalp atışlarını, hem de vajinal muayene ile açıklığı kontrol etti.  Evde Serpil Ebe’yle hastaneye gitmeden önce 4-5 saat geçirdik ve son kontrolünde 4 cm açıklığa ulaşmıştım. Doktorum sabahın köründe arabasıyla gittiği yakın tatil yöresinden İstanbul’a doğru yola çıkmıştı bile ve bizim de yavaş yavaş hastaneye gidebileceğimizi söylüyordu.

Bana kalsa evde Serpil Ebe’yle doğuracaktım, şakasını yaptıysam da kandıramadım! Henüz caaanım memleketim benim evde doğurmama hazır değildi…!

Pazar sabahını etmiştik ve saat 10.30 gibi hastaneye ulaştık.  Doktorum gelip kontrol etmeden önce dakika bir gol bir NST için gelen hemşire yatağa yatmamı istedi ve tatlı dil yılanı evet deliğinden çıkarırmış; ben koltukta otururken bağlamasını kabul ettirdik ve sonunda hemşire odadan çıkınca da cihaza bağlı olduğum halde dalgaları ayakta karşılamaya devam edebildim.

Doktorum nihayet gelip ilk kontrolünü yaptığında ise 5 cm açıklık olduğunu; ancak Üzüm’ün henüz doğum kanalına girmediğini ve daha önce de belirttiği gibi çatı darlığı sebebiyle sezaryen ihtimalinin devam ettiğini belirtip beni eşim ve ebem ile yalnız bıraktı.  Bir şey yiyip içmem de o dakikadan sonra yasaktı!

Sonradan düşündüğümde anladım ki doktorumun hem gebelik sırasındaki muayenelerde, hem de doğum başladıktan sonra bana ısrarla sezaryen olasılığını hatırlatması bende hiç bir karşılık bulamamıştı, ben sonsuz bir iyimserlikle normal doğum yapacağıma inanmıştım; heyhat ne kendini bilmezlik!

Sonraki saatlerin çok kolay, çok neşeli, pek keyifli geçtiğini söyleyebilmek isterdim doğrusu! Evdeyken Serpil Ebe birkaç kez dalgaları vücudumun neresinde hissettiğimi sorduğunda hep karın bölgemi göstermiş, belimin olaya dâhil olmadığını neşeyle belirtmiştim.  Belki de ben belimde hiçbir şey hissetmeyeceğim değil mi diye sormuştum saf saf… Bir aşamadan sonra bel ve tüm vücut devreye giriyormuş sayın seyirciler ve o noktadan sonra gebenin bildiği dünyayla ilişiği de yavaş yavaş kesiliyormuş!

Sevgilimin belime yaptığı masajlar olmasa o dalgalar nasıl gelir geçerdi bilmiyorum. Kaç saat sürdü, masajı yapan eller yorgunluktan uyuştu mu koptu mu, dışarıda bekleyenler ne düşünüyordu, gelen gidene dağıtacak çikolata alınabildi mi, hayat durdu mu dünya dönmeye devam etti mi… Gebelik günlüğü yazılarımda İçgüdüsel Doğum isimli şahane kitaptan bahsetmiştim; orada doğuran kadının Doğumistan’a gittiği söylenir ve ben bu biraz zorlama olduğunu düşündüğüm ifadeye gülüp geçmiştim kitabı okurken. Meğer o yer varmış ve gebeler Doğumistan koridorlarına dalmadan doğurmuyorlarmış!

Ben kendimi farklı alemlere vuradurayım doktorum sanıyorum birkaç saat aradan ve bir iki NST kontrolü sonrasında tekrar kontrole geldiğinde açıklığın 8 santime ulaştığını ve fakat beni sezaryene almak zorunda olduğunu muştulayacaktı!!!

İki sebebi vardı; bunca saat sonunda yorgun düşmüş olmama rağmen bebek doğum kanalına hala girmemişti ve son NST ölçümünde alınan bebek kalp atış çizelgesi olması gerektiği gibi değildi.  Açıklık 8 santime ulaşmıştı ama normal doğum mümkün olamayacaktı! Doktorum henüz açılmamış olan su kesemi patlatıp mekonyumu da görünce artık tartışılacak bir şey kalmamıştı; Üzüm’ün sağlıkla doğması için tek çare sezaryendi.  Doktorum ameliyathaneyi hazırlatmak üzere yanımızdan ayrılırken artık çok farklı bir boyuta taşınan dalgaları çaresizce yatarak ve inleyerek karşılayan, hayalkırıklığı içinde şaşkın bir gebe bırakmıştı ardında.

Hem artık bir sonuca ulaşsın bu süreç, bebeğim bir şekilde doğsun istiyordum, hem de aylarca gözüm kapalı şekilde inandığım, merakla ve heyecanla beklediğim doğumun istediğim şekilde olmayacağını öğrenmiş olmanın ızdırabını duyuyordum. Yanı başımda sükunetini korusa da yüzündeki ifadeden mutlu olmadığını anladığım Serpil Ebe’ye danışıyorum fakat o da elbette ki beni teselli etmeye uğraşıyor; “sen elinden gelen her şeyi yaptın, bebeğinin tercihi bu, Üzüm kız böyle istedi…” diyor sevgili ebem. İtiraz edecek durumda değilim, doktorum seçenek sunmamış sezaryen demiş, çaresiz bekliyorum ve o uzun bekleyişte adeta Doğumistan’ın sarsıcı labirentlerine çekiliyorum. Vücudum bana ait değil artık, dalgalar her hücremde, kemiklerimde, bebeğim yolunu bulmak için çok çalışıyor ve ben ona teslim oluyorum. Titreme nöbetleri geçiriyorum, dişlerimin takırdamasına dahi engel olamıyorum. Hayalkırıklığıyla da olsa, hayretler içinde de olsa teslim oluyorum. Gözlerim çoğu zaman kapalı, inlemelerimden utanmıyorum ve arada yine ne kadar zaman geçtiğini hiç bilemiyorum. Tek bildiğim, bulduğum kısa bir aralıkta “madem ameliyata alacaklar neden bu kadar çok bekletiyorlar, neden hala burada bu haldeyim” diye sorabiliyorum. Bir şekilde o işlemler uzuyor ve bir türlü beni ameliyata alamıyorlar, eşim hemşireleri sorguluyor, net bir cevap da alamıyor…

Derken yine ne kadar zaman sonra bilmiyorum; başucumdaki Serpil ebede bir heyecan kıpırtısı dikkatimi çekiyor, bana “sen ne yaptığını fark ettin mi Çiğdem” diye soruyor. Sanki fark ediyorum ama etmiyorum, bulunduğum yer artık Serpil ebeye, eşime, doktora herkese çok uzak, ben başka bir alemdeyim!

Seni kontrol edeceğim diyor Serpil ebe ve önce kimselere danışmadan NST ile kısaca bebeğin kalp atışlarına bakıyor. Sonradan eşimden öğrendiğim kadarıyla doktorun son kontrolde kullanmadığı eldiven tekini bulup derhal beni muayene ediveriyor. Odada bir hareketlenme oluyor; Serpil ebe koşarak hemşirelere gidiyor, doktoruma ulaşmaya çalışıyor fakat hemşireler şaşkın ve kararsız.  Doktor kararını vermiş ve ameliyathaneye inmiş artık kendisini rahatsız etmek gereksiz! Kendi hastanesi bile değil ama Serpil ebe orada çalışan tüm personelden daha çok insiyatif alıyor benim için.  Bir şekilde doktoruma telefonla ulaşıp, yukarı gelerek beni tekrar kontrol etmesi için iknaya uğraşıyor! Bu arada eşim yanı başımda her şeye şahit ve doktor son kararı vermişken ebemizin bu şekilde hareket etmesine bir anlam veremediği halde kendini tutup sesini çıkarmıyor, Serpil Ebeye güvenmeyi seçiyor ancak içi içini yemekte! Yine aynı anda doktor ameliyathanenin ve ekibin hazır olduğunu söylüyor ve tekrar kontrole gelmek istemiyor!

Serpil Ebe heyecanını saklamadan ancak benim de kafamı karıştırmamaya çalışarak “sonuna kadar denemeye var mısın Çiğdem” gibi bir şeyler soruyor, “sonuna kadar varım” diyorum ve beni dört ayak (yogada masa denen) pozisyonuna getirmesine izin veriyorum. İçimde bir umut kıpırtısı oluyor; yoksa…? Bana tek bir şey söylüyor; “az önce yaptığın gibi dalgalar geldikçe ıkınmaya devam et, sakın durma!”

Hemşireler bir yandan ameliyata alınacağım bilgisiyle elimden kolumdan takılarımı çıkarmaya uğraşırken, ben ameliyathane masasında dört ayak pozisyonundayım ve artık gözüm hiçbir şeyi görmüyor.  Tek bildiğim okuduğum onlarca pozitif doğum hikâyesinde kadınların anlattığı doğumun müjdecisi olan ıkınma hissi beni bulmuş ve onu kaybetmemem gerek.  O his mi bana geldi yoksa ben o en çaresiz anda gidip yakasına mı yapıştım bilmiyorum. Acayip şeyler oluyor ve artık hiçbirini kontrol edemiyorum. Doğumistan’da kontrol yok, tüm kapıları açmak, teslim olmak var! Aklımsa açılan kapıların yarattığı girdapla devre dışı, bedenim veriyor kararı aklım değil; bebeğimi kendim doğurmak istiyorum, tüm bedenimle!

İniltiler eşliğinde, yine sonradan beni beklerken gözyaşlarını tutamadıklarını öğrendiğim anne babamın önünden sedye üstünde dört ayak pozisyonunda, üzerim ameliyat örtüsüyle örtülmüş şekilde ameliyathaneye indiriliyorum. Tüm ısrarlarına rağmen elbette gerekli hazırlıkları yapmadıkları için ilk anda eşim ve ebemi almıyorlar ameliyathaneye ve bir an yapayalnız kalıveriyorum o ışıklı odada.  Ebem arkamdan sesleniyor içeriye; “doktoru tekrar muayene edecek, doktor gelmeden lütfen hiçbir müdahalede bulunmayın!”

İçimi bir korku kaplıyor ve yanıma yaklaşan ilk insana sertçe “ne yapıyorsunuz” diye çıkışıyorum.  Birilerinin bana iğne vurmasından, uyuşturmasından, doktorum daha tekrar beni kontrol edemeden bilinçsiz kalıp kesilmekten korkuyorum.

Neyse ki doktorum imdadıma yetişiyor ve beni kontrol eder etmez “doğuruyorsun Çiğdem” diyor!!! “Ikınmaya devam etmeni istiyorum!!!”

On, yüz, bin kaplan gücündeyim ama çok da güçsüzüm artık. Ikınıyorum ama öyle okuduğum kitaplardaki sükûnetle falan değil zira hemen doğuramazsam tekrar karar değişir sezaryene alınırım endişesiyle ve nefes dahi almadan! Allahtan yine Serpil Ebem imdadıma koşuyor, tekrar yanıbaşımda ve beni çok güzel yönlendiriyor, bebeğimin çok az görünen başına dokunmamı sağlıyor, yaşadığım paniği en güzel şekilde yatıştırıyor.  Tekrar nefes almamı sağlıyor. Nefes her şey demek.

O noktadan sonra artık sadece kavuşma anını beklemek zor, gerisi yalan.  Gözlerim çoğu zaman yine kapalı ve artık Doğumistan’ın kalbindeyim, dünyayla aramda bir sis bulutu var, ben ve bebeğim dünyadaki kavuşma anı için var gücümüzle çalışıyoruz.

Orası doğumhane değil de ameliyathaneymiş, odada ışıklar çok parlakmış, mahremiyet yokmuş, tüm hastane oraya mı doluşmuş hiçbiri umurumda bile değil, aklıma bile gelmiyor. Belki her şey rutin ilerlese kafaya takacaktım bu detayları bilemiyorum ama şimdi öte alemlerdeyim! Sanırım olması gereken de buymuş, ancak kavrıyorum.

Doğum müthiş bir rahatlama. Ayların yüklerinden kurtulma anı. Tek bildiğim; o anı yaşadığım için ömrüm boyunca mutlu olacağım. Yıllarca dinlediğim onlarca hikayede olduğu gibi benim doğumum da çok özel. Kızım ilk anda çıplak tenime bırakılıyor; üstelik de boynuna tam üç kez dolanmış olan kordonu doktorumuz tarafından tek tek açıldıktan hemen sonra! Islak ve sıcacık…

Sevgilim tam doğum anından önce yanıma gelmeyi başarıyor. İlk andan beri hep yanımda o var! Tıpkı istediğimiz ve planladığımız gibi. Desteğiyle manevi olduğu kadar fiziksel olarak da çok çok yardımcı. Karşılığında sanıyorum harika bir hediye alıyor ve kocaman bir aşkla bağlanıverdiği yavrunun doğum anına tanıklık ediyor…

Bebeğimin teni çıplak tenime değdiği anda bildiğim dünyaya geri dönüyorum, hem de ne dönmek! Ameliyathanede her şeye rağmen normal doğum yapmışım, bebeğim kucağımda, dokotorum ebeme ve bana “siz beni ters yüz ettiniz” diyerek günah çıkarıyor ve ben gördüğüm herkese laf atıp herkesle şakalaşabiliyorum. Geride kalan 15 saati umursayan kim…

Doğumundan itibaren bir iki dakika alınıyor kucağımdan sadece ve onda da basıyor yaygarayı Üzüm kız! Çığlık kıyamet! İki dakikanın sonunda tekrar kollarıma geldiği anda susuveriyor! Hep anlatılan ama yaşamadıkça anlaşılamayacak güzellikteki o an! Ben daha bebeğimi tanımadan o beni tanıyor, onca elin arasından kurtulup kollarıma geldiğinde tekrar huzur buluyor minik Üzüm, bir saniye önce odayı inleten ağlama ona ait değilmiş gibi. Küçücük mosmor parmakları parmağıma kenetlenmiş şekilde cin gibi gözlerle etrafı seyrediyor. Adı ilk andan cingöze çıkıyor; Ferhan ablasının çektiği hemen hemen tüm fotoğraflarda da o cin gibi açık gözlerle ama mahzun ve hüzünle bakıyor. Dünyada her şey ne kadar da yabancı kim bilir! Bir tek annesinin kokusu, babasının sesi var bildiği ve tutunduğu.

Bebeğim kucağımda çıkıyorum ameliyathaneden, bekleyenlerin çoğu sezaryen olduğumu sanıyor ve minik Üzüm’le el ele çıkışımıza anlam veremiyor muhtemelen ama biz çok iyiyiz ve gülücükler atıyoruz etrafa.

Ömrümün en uzun, en maceralı, en cesur, en kendini bilmezce gözü kara, en unutamayacağım günü nasıl da geride kalıyor. Ben o odadan anne olarak, sevgilim de baba olarak çıkıyor. Kızımızla tanışıyoruz ve o küçücük canlıyı sonradan defalarca ve hayretle dile getirdiğim üzere; yaşatmamız için bize teslim ediyorlar! Nasıl ya!

Üzüm kız daha ilk anda memeye tutunuyor, yine ben hiçbir şey bilmiyorum o biliyor. Beni emmesi ve emerken ağzını kocaman açması gerektiğini biliyor yahu! Testlerimiz ve diğer her şey normal ve biz iki kişi ayrıldığımız evimize üç kişi dönüyoruz.

NehirLeyla

Fotoğraf: Ferhan Saral

Evde geçen günler ayrı bir hikâye, iki ayı geride bıraktık ve bunca zaman nasıl geçti anlamak mümkün değil. Bazen bir şeyler öğrendim, işim biraz daha kolayladı sanıveriyorum ama o bir saniye hemen geçiyor ve üzüm gözlü kızımla sıkılmak nedir unutuyorum. Her gün yeni bir macera ve bir insanın ellerinde büyüdüğüne, tek yapabildiği uyumak ve emmek iken yeni yeni tepkiler geliştirdiğine şahit olmak çok güzel, tuhaf, büyüleyici ve bazen de korkutucu…

Bebekli yeni muhabbetlerde görüşmek umuduyla.

Sevgiyle,

Çiğdem

***

Çiğdem’in Gebelik Günlüğü yazılarını buradan okuyabilirsiniz

Pozitif doğum hikayeleri, kadının bedenine ve tercihlerine saygı duyan, doğumun doğallığını ve mahremiyetini dikkate alan, tıbbi müdahelelerin minimum kullanıldığı ya da gerekmedikçe kullanılmadığı doğumların paylaşıldığı hikayelerdir. Pozitif Doğum Hikayeleri hakkında buradan daha fazla bilgi alabilir, diğer hikayeleri buradan okuyabilir, paylaşmak istediğiniz bir hikayeniz varsa buradan bilgi alabilirsiniz.

54 yorum

  1. Öncelikle tebrik ederim. Kızınızla sağlıklı ve mutlu bir yaşam dilerim.
    Her ne kadar doktorlarımız normal doğumu desteklediklerini belirtseler de okuduğum hikayelerde son dakikada sezeryana yönleniyorlar. Bunun nedeni sanırım normal doğumla ilgili gerekli pratiğe ve deneyime sahip olmamaları. Bu noktada ebelerin önemi ortaya çıkıyor. Umarım ülkemizde de Serpil ebe gibi ebelerin önemi ve sayısı artar.

  2. tebrik ediyorum, allah huzurlu ve uzun bir ömür versin yavrunuza da size de… hikayenizi okurken gözyaşlarıma engel olamadım ben. kimbilir, belki bir gün bana da ssvd nasip olur diye geçirdim içimden 🙁

    • Çiğdem-Üzüm

      Umarım istediğin gibi olur her şey sevgili mabellam. Ama n’olur işini şansa bırakma, çok istiyorsan doğru doğum ekibini bulduğunda “keşkesiz” bir doğum hiç de uzak değil…

  3. biz de adaşız, kızlarımız da. gözyaşları ile okudum. çok güzel bir anlatım olmuş. sağlıkla buyutun. sevgiler. tebrikler.

    • Çiğdem-Üzüm

      Hem annelerimiz hem de biz çok zevkliymişiz desenize sevgili adaşım:) İyi dilekleriniz için çok teşekkürler ve Nehir’e de öpücükler.

  4. Incir'in Annesi

    Ay kalbim kut kut atarak okudum her ne kadar neler olup bittigini bilsem de.

    Her seyi ne kadar guzel ifade etmissin canikom. Baska bir sey yazabilecek durumda degilim sanirim cunku kalbim hala carpiyor.

    Opuyorum ucunuzu de:)

    • Çiğdem-Üzüm

      Gülüm, eskimeyen ama mazide kalan hayallerimin ortağı dostum,
      Daha çok kalp çarpıntısı yaşayacağız birlikte, hepisi güzel hepisi apaydınlık:) Öperim seni de İncirimi de.

  5. Tebrik ederim Çiğdem, Üzüm kızı da süt kokulu gıdısından öperim. 🙂
    38.haftamdayım, oğlumu bekliyorum ve tabii ki gözyaşlarıyla okudum hikayenizi. Kızımın doğumunda yaşadıklarım, Doğumistan, bu kadar mı güzel anlatılabilir, çok çok etkilendim. İnşallah bundan bir tane daha yapabilme şansım olur.
    Çok sevgiler..

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili Rana,
      Öncelikle çok teşekkürler. Umarım her şey yolunda gider ve kendi doğumunu da mutluluk gözyaşlarıyla anlatırsın. Sevgiler.

  6. Saglikla buyusun muthis bir hikaye…

  7. Ne buyuleyici anlatmıssınız. Ben de sürüklendim doğumistana sizle. Ürpertici güzellikte bir hikaye. İyi ki ebeniz varmıs. Ebeler hep olsa kadınlarla doğumda. Sevgiler..

  8. Hemen hemen bütün doğum hikayelerini keyifle okudum.Doğal doğum arzusunda olan bir gebe olarak resmen aksiyon dolu bir dizi seyrediyor gibi oldum.Tebrik ederim.Çok şanlısınız.Daha da bir cesaret buldum.Bu bloqu açan Elif hanıma ve son anda size güç veren Serbil ebeye çok teşekkürler….

  9. ne de güzel anlatmışsınız. Üzüm tanesi Nehir kıza dönüşmüş bize yüzünü göstermiş. o şimdi mistir bizim yerimize de koklayın Çiğdem.
    İlk aylar bazen zorlu ama çabuk geçer bol bol kucakla kokla emzir senin kokunda büyüsün meleğin:)

    • Çiğdem-Üzüm

      İlk ayların zorluğu doğumla kıyaslanamaz bile sevgili sakaranne:) esas hikaye sonra başlıyormuş:) sevgiler.

  10. Bayılıyorum bu doğum hikayelerine. Bir başka muhteşemmmmm hikaye daha… Ne güzel bir mutlu son ve tabi ki bir başlangıç.. Allah mutluluğunuzu daim etsin, Nehir Leyla’yı sağlıkla analı babalı büyütsün..

  11. Bu nasıl hikaye Çiğdem. Sen nasıl güçlü bir kadınsın. Kendimden geçtim okurken. İnanılmaz bir doğum olmuş.
    Birbirinize sağlıkla kavuşmanıza çok sevindim.

    Bundan sonrası için çok mutlu olun umarım. Paylaştığın her şey için çok teşekkürler.

    Sevgilerimle…

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili Damla,
      Hiç o kadar güçlü bir kadın değilim, normal hayatımda korkağın önde gideniyim, ben yaptıysam çok kadın yapar diyorum ama yine de yorumunla pek bir koltuklarım kabardı itiraf ediyorum:) Öperim.

  12. masallah cok guzel bir dogum hikayesi. bebegin ismi uzum mu nehir leyla mi? 🙂

    • Çiğdem-Üzüm

      Daha ne isimler takıyorum, hiçbir isimle yetinmiyorum sevgili neslihan:) hem üzüm hem nehir hem leyla benim kızım:)

  13. Tebrik ediyorum sağlıkla büyütün inşallah..36 haftalık olmaya bir gün kala heycanla umutla gözyaşlarıyla okudum..cesaret verdiniz bana çok güzel bir hikaye…Üzüm ü öpüyorum..sevgiler

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili Süheyla,
      Çok teşekkür ederim. Yaklaşan doğumunda her şey istediğin gibi başlayıp bitsin dilerim. Benim gibi sürprizler yaşama, hikayelere konu olma dünyanın en kolay doğumu olsun inşallahhh:)

  14. bende gittim geldim Doğumistana, bundan başka bir tabir olamazdı 🙂 Bebeğini sağlıkla büyüt inşallah.

  15. Tebrikler, Allah anali babali buyutsun. Uzun omurler versin Nehir Leyla’ya. Nasil bir macerali dogumdur bu, tek solukta okudum. Dediginiz gibi bu iste bir is var. Acikcasi gebelik gunluklerinin besinin dordunun Turkiye’de oldugunu okudugum zaman maalesef aklimdan gecen “Vallahi dogal dogum hikayesi paylasmak isteyen Elif Hanim buyuk risj aliyor, eminim en az uc gebe sezaryene alinacak” diye dusunmustum. Sizin de sezaryene alinacaginizi okuyunca resmen kalbim durdu, bu sisteme lanet ettim. Istediginiz dogal doguma ve bebeginize saglikla kavusmaniza cok sevindim. Mutluluklar ve tebrikler!

    • Sevgili Deniz – ben bu gebelik günlüklerine doğal doğum hikayesi paylaşmaktan ziyade hamilelik sürecini birlikte yaşamak için yer veriyorum. Doğal doğum hikayelerini Pozitif Doğum Hikayeleri adı altında paylaşıyorum. Ancak bu gebe yazarlarımdan öyle bir beklentim ya da onlara sunduğum bir koşul yok. Doğumun doğal bir olay olduğuna inanmaları yeterli 😉

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili Deniz,
      Ben hem hazırlıklıydım hem de çok şanslıydım. Ne yazık ki sistemin yanlışları olduğu yerde duruyor ve alınacak daha çok yol var. Kendi adıma bunca olayı tek doğumda yaşayıp tecrübe etmeme rağmen ikinci kez anne olmaya karar versem yine istemediğim yollara sürüklenmekten korkarım…İyi şeyler de oluyor ama sistemin güven vereceği günler için sistemli çalışmalar yapılmalı. Herkese çok iş düşüyor. Biz kadınlara da…

  16. ne kadar büyüleyici bir hikaye…maşallah. Allah hepinize beraber geçireceğiniz mutlu ve sağlıklı uzun ömürler nasip etsin.
    ne kadar isterdim senin gibi doğurabilmeyi her acısına, ağrısına, doğumistanına rağmen… benim hikayem 180 derece zıttı zira; ikiz doğum, erken doğum, sezeryan, prematüre bebekler, küvez. hele doğar doğmaz ana kucağına verilen bebek gözlerimi doldurmaz da ne olur.. ben kuzularımı cam ardında izledim günlerce, kucağıma almam günler aldı. el kadardılar.
    umarım tüm gebeler senin gibi mutlu hikayeler yazar… benim yaşadıklarımı kimse yaşamasın dileğim.
    duble anne

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili Gülin,
      Hikayeni haftalar önce okudum, burada her bir gebeye ve bana hep destek olan yorumlarından da seni bir anlamda tanır gibi hissediyorum. Seni anlıyorum, doktorumun sadece sezaryen olmam gerektiğini söylediği anda bile hissettiklerimi bir ben bilirim. Amaç elbette ki sağlıkla bebeğimize kavuşmak ama işte bir sürü amalar var, istekler, arzular, hayaller, meraklar var. Var da var. Bu anlamda yaşadıkların belki ilk anda çok ağır geldi sana ki hiç kolay şeyler değil haklısın ama zaman içinde o acının yerini güzel bebeklerinin mis kokuları ve şen kahkahaları dolduracak eminim.
      Sevgiler.

  17. çok heyecanlı olmuş ve mutlu sonla bitmiş… kızınız ve eşinizle sağlıklı ömürler…

    çok özendim… darısı inşaallah bana ve benim gibi isteyenlere..

  18. tebrik ederim öncelikle. minik kızınızla güzel anılarınız olsun inşallah…
    sistemin işleyişi açısından da ibretlik bir doğum hikayesi aslında. her seyin normal seyrettiği doğum adım adım nasıl sezaryene gyönlendirilir görmüş olduk.bir önceki doğum hikayesinde de öyle 39 .hafta bebek strese girer bahanesiyle sezaryene almıştı doktor.ben de ikinci bebeğimde benzer bir süreci yaşamış ve sezaryen yapmak için bütün moral bozucu cümleleri duymuş biri olarak 39.hafta doktor değiştirmiştim. hayatımın en önemli anında kendilerine sonsuz güvendiğimiz doktorlarda bu güveni yıkmak için böyle davranıyorsa söylenecek pek bir şey kalmıyor.olan bu ülkenin annelerine ve bebeklerine oluyor

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili Tugba,
      Tek başında ne doktorlar ne de kadınlar suçlu bence. Bunca olay sonrasında doktorumu hiç suçlamadım. Önceliğinin bebek adına risk almamak olacağını başından beri biliyordum…Onca tersliğe rağmen normal doğum için ısrarlı davranabilecek doktor sayısı çok çok az ve ben doktorumun onlardan olmadığını da tahmin ediyordum. Kadınlarımızın doğumlarını hayalkırıklığı ile anmaması için hem kendilerini hem doğumu hem de sistemi eğrisi doğrusuyla çok iyi anlamaları gerekiyor bence.

  19. Oncelikle tebrikler, saglikla mutlulukla buyutun bebeginizi. Dogum hikayenizi okurken birkac damla gozyasina engel olamadim. Sizin amaciniz -muhtemelen- o olmasa da, Turkiye’de doguma bakisi cok carpici bir sekilde aciga cikaran, bir yandan da umut veren harika bir yazi olmus. Iyi ki doguma hazirlanmissiniz, iyi ki Serpil ebeyi bulmussunuz. Ve de umarim daha coooook kadin “keske”ler degil “iyi ki”lerle dolu dogumlar yasayabilsin…

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili Neşe,
      Ne güzel demişsin, iyi ki ve keşke kelimeleri ne kadar önemliymiş hayatta ve gerçekten iyi ki Serpil ebeyi buldum. Soru işaretleri olan gebelere umut veren bir şeyler paylaşabildiysem ne mutlu! Sevgiler.

  20. Tebrik ederim. Kesinlikle cesaret veren örnek bir tutum sergilemişsiniz. Kızınızla mutlulukların en büyüğünü dilerim 🙂

  21. Doktorum ben, ve kadin bir doktorum vajinal dogum yapmak isteyen. Cigdem’in hikayesini de heyecanlanarak, “sonu n’olur guzel bitsin” diyerek okudum ve evet ne kadar vajinal dogum yanlisi olsam da ben de Cigdem’in doktoru olsam onu sezaryene yonlendirirdim. Belki herkes bu yaziyi acaba normal mi sezaryen mi yapti merakiyla okudu ama ben “cocuk saglikli mi dogdu” telasiyla okudum. Cunku Cigdem’in bahsettigi olaylar: 8 cm aciklikla cocugun dogum kanalina daha girmemis olmasi, mekonyum tehlikesi ve eger gercekten varsa NST’de deselerasyonlar bunlar cocuk icin oldukca tehlikeli, her an ona zarar verebilecek risk faktorleri…. Tamam vajinal dogum normal bir surec, belki biraksan annelerin yuzde 99’u cocugunu bu yolla dogurabilir ama cocugun alabilecegi her turlu zarardan korkar doktor. Ki doktor olarak vicdani ve mesleksel tasidigimiz sorumluluk bir yana bir de yasal sorumluluklar var ki su anda hemen her kadin dogum uzmanina karsi acilmis en az bir dava var. Cogunlukla vajinal yolla dogmus ve dogum sirasindaki hipoksiye baglanan problemleri olan cocuklar ile ilgili. Bu durumda doktorun buyuk riskler almasini beklemeyi ve doktorlari dogrudan kotulemeyi dogru bulmuyorum. Daha onceki hikayeleri de okudum, onlar cok ayrintili anlatmadiklarindan bilmiyorum gercekten sezaryen yapmalari gerekli miydi diye ama Cigdem’in sezaryene yonlendirilmesi sezaryen sartlarini yuzde 100 tasidigi icin. Cok sukur, gerek kalmamis, kizina saglikli ve istedigi sekilde kavusmus. Onu ve ailesini kutluyorum, tum isteyenlere de gonullerinden ne geciyorsa oyle dogum yapabilmelerini diliyorum.

    • Sevgili Pınar, ben şunu merak ediyorum: Burada ebe oldukça aktif bir şekilde doğuma dahil olmuş ve onun sayesinde bu şekilde sonlanmış bu doğum… Doğal doğum denilince ilk akla gelen isimlerden ebe Ina May Gaskin’in Amerika’daki doğum evinde sezaryen oranları yüzde 3’lerde… Neden ebeler bu bahsettiğiniz komplikasyonlardan korkmuyorlar da doktorlar korkuyor?

      Daha önce okuduğum bir kitapta şöyle bir yorum vardı: “Eğer gebeliğinizde sorun var ya da bebeğiniz stres altındaysa, doktorların birikim ve tecrübeleri bebeğinizin güvenle doğması için çok önemlidir. Doktorlar, bundan kırk sene önce hiçbir şansı olmayacak olan bebekleri bugün rahatlıkla doğurtabiliyorlar. Ancak bir konuda bu kadar ehil olmanın bir de dezavantajı var. Eski bir deyişe göre, elinde çekiç varsa, gözüne her şey çivi gibi görünür. Bu benzetmeyi doktorlara uygulayacak olursak, ellerinin altındaki bu kadar muazzam medikal alet ve ekipmanı kullanmak için sebep arıyorlar.” (Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz http://blogcuanne.com/2010/02/12/doktorlar-neden-sezaryene-yoneliyor/)

      Siz ne dersiniz?

      • Elif Hanim, yaziyi okudum. Ben kadin dogum uzmani degilim yalnizca Hacettepe’de ogrenciyken onlarca vajinal dogum gordum ve bize dogum cok da “problemmis” gibi anlatilmadi acikcasi ama baska universiteleri, baska doktorlari bilemem. Ben doktorlar sutten cikmis ak kasiktir da demiyorum zaten, normal dogumdan korkani, ameliyat icin bahane arayani da vardir ama gercekten benim cevremde oyle doktor yok. Ulkede her cesit insan var, bilirim, olmaz denenler yasanir Turkiye’de o yuzden de oyle doktor da vardir elbet. Neyse ebelere gelelim. Ebelerin cocuk sagligi konusunda detayli egitim aldigini zannetmiyorum acikcasi, emin degilim kimseyi kotulemek istemem ama en basitinden benim kuzenim “ebelik hemsirelik” mezunu ve universite sirasinda cokca dogum yaptirmasina ragmen cocuk sagligi konusunda hicbir egitim almadigindan bahsederdi. Biraz “ignorance is bliss” durumu var bence. Bize tip fakultesinde ilk ogretilen sey “once zarar verme”. O yuzden doktorlar olarak riskten korkar hale gelmisiz, teorik bilgi de bunu desteklemis.
        Ben de ABD’de yasiyorum. Daha cok gocmenlerin geldigi bir hastanede calisiyorum ve burada sezaryen orani %60 gibi. Yani steril beyaz ABD’lilerin dogumlari, dogum istatistikleri tum dunyaya uyarlanamaz bence, ABD kendi ulkesi icinde bile dalgalanmalar barindiran bir yer.
        Bir de o yuzde 3 sezaryen orani olan dogum evindeki cocuklarin komplikasyonlu dogma oranina bakmak gerek. Diyorum ya amac ne olursa olsun dogal dogum olsun degil, saglikli cocuk olsun.
        Belki meslekte yillarim arttikca bu dusuncelerim degisecek, belki ben de daha kalender bir doktor haline gelecegim yillar sonra ama su anki dusuncelerim boyle. Sevgiler…

      • Elif Hanım,
        Ben sizi severek okuyanlardanım. Ancak şu konuda sizinle aynı fikirde değilim. Ebelerin bu komplikasyonlardan korkmamaları, olabilecek sonuçlar hakkında klinik bilgileri olmamasından kaynaklanıyor. Komplikasyonlu doğan bebekler ebelere değil, doktorlara gidiyorlar.

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili Pınar,
      Hikayemde mümkün olduğunca yargılara yer vermedim, ne doktorumu suçladım ne de Serpil ebeyi ilahlaştırdım. Aslında başından sonunda kadar kendi içimde de doktorumu suçlamadım çünkü onun da Türkiye’de doktorluk yaptığını ve önceliğinin bebek açısında hiçbir şekilde risk almak istemeyeceğini biliyordum. Öyle de yapması gerekirdi elbette, bebeğimin sağlığı her şeyden önemliydi. Ancak o riskin nerede başladığı hep bir tartışma konusu! Üstelik doktorluk her gün yeni bir şeyler öğrenilen bir meslek ve ben doktorumun benim doğumumdan da bir şeyler öğrendiğini düşünüyorum. Günün sonunda her şeye rağmen sezaryen yapıp, bir anlamda yanıldığını kabul etmeyebilirdi de…Bu konu daha uzuuuun uzun tartışılır; işin özeti bence sadece doktorları günah keçisi ilan etmek doğru değil. Biz kadınlara, sağlık bakanlığına, ebelere, doğumu anne adaylarına kuaför tesis etmek zanneden hastanelere de düşen çok şey var…

  22. çok güzeldi, çok duygulandım. hevesle ileriki zamanları bekliyorum. çok sevgimle.

  23. Gozyaslari ile okudum, ne guzel bir hikaye! Tebrikler cok!

  24. Elif Hanim, yaziyi okudum. Ben kadin dogum uzmani degilim yalnizca Hacettepe’de ogrenciyken onlarca vajinal dogum gordum ve bize dogum cok da “problemmis” gibi anlatilmadi acikcasi ama baska universiteleri, baska doktorlari bilemem. Ben doktorlar sutten cikmis ak kasiktir da demiyorum zaten, normal dogumdan korkani, ameliyat icin bahane arayani da vardir ama gercekten benim cevremde oyle doktor yok. Ulkede her cesit insan var, bilirim, olmaz denenler yasanir Turkiye’de o yuzden de oyle doktor da vardir elbet. Neyse ebelere gelelim. Ebelerin cocuk sagligi konusunda detayli egitim aldigini zannetmiyorum acikcasi, emin degilim kimseyi kotulemek istemem ama en basitinden benim kuzenim “ebelik hemsirelik” mezunu ve universite sirasinda cokca dogum yaptirmasina ragmen cocuk sagligi konusunda hicbir egitim almadigindan bahsederdi. Biraz “ignorance is bliss” durumu var bence. Bize tip fakultesinde ilk ogretilen sey “once zarar verme”. O yuzden doktorlar olarak riskten korkar hale gelmisiz, teorik bilgi de bunu desteklemis.
    Ben de ABD’de yasiyorum. Daha cok gocmenlerin geldigi bir hastanede calisiyorum ve burada sezaryen orani %60 gibi. Yani steril beyaz ABD’lilerin dogumlari, dogum istatistikleri tum dunyaya uyarlanamaz bence, ABD kendi ulkesi icinde bile dalgalanmalar barindiran bir yer.
    Bir de o yuzde 3 sezaryen orani olan dogum evindeki cocuklarin komplikasyonlu dogma oranina bakmak gerek. Diyorum ya amac ne olursa olsun dogal dogum olsun degil, saglikli cocuk olsun.
    Belki meslekte yillarim arttikca bu dusuncelerim degisecek, belki ben de daha kalender bir doktor haline gelecegim yillar sonra ama su anki dusuncelerim boyle. Sevgiler…

    • Teşekkür ederim yanıtınız için. Benim bu konudaki okumalarım ve gözlemlerim gelişen teknolojinin, doğal olayların zaman zaman yerini aldığını hissettiriyor. Dediğiniz gibi, hiçbir şey siyah-beyaz değil. Elbette ki her doğumun nihai amacı sağlıklı bir bebek ve sağlıklı bir anne.

  25. Merhaba Elif Hanim, herhalde oyle sonuclanmasa da vajinal dogum isteyen anne adaylarini seciyorsunuzdur diye dusunmustum. Yine de eminim ki icinizden gecen herseyden once saglikli bebek ama mumkunse vajinal dogumdur. Cunku cok guzel bir amaciniz var, dogal dogumu yaygin hale getirmek. Bircok doktor eminim ellerini ovusturarak “ben sezaryen yapayim da cabuk bitsin” demiyordur ama doktorlarimiz dogal dogum tecrubesi konusunda maalesef tecrubesiz. Tip kitaplarinda gibi ilerlemedigi zzaman el nestere gidiyor. Acikcasi dort gebenin neredeyse ucunun (Elif Hanim’in dogumu nasil oldu bilemiyorum) sezaryene gitmesinin tesaduf oldugunu, Kuzry Amerika ya da Avrupa’da da ayni sey olacagini bu gebelere dusunmuyorum. Dunya saglik orgutunun rakamlarina gore 15% olmasi gerekiyorsa sezaryenin rastgele secilen 4 gebedn ucunun sezaryenlik olmasi yani bu 15% e denk gelmesi cok buyuk.bir tesaduf. Ayrica daha once de yorumlarda yazmistim, bayanlarimizin “illa doktorum dogumum girsin”den vazgecmesi gerekiyor. Yurtdisinda yayginlikla yapildigi gibi doktorlarin ekip halinde calismalari, artik kime kismetse o doktorun dogumu gerceklestirmeleri ve bayanlarin da bunu kabul etmeleri dogal dogum oranini arttiracaktir. Eminim.

    • Ben de size katiliyorum. Hatta Cigdem’den cok uzun ses cikmamasi, daha sonra yazinin gidisati–tamam tipik Turkiye vakasi: cati dar, orta vajina duvari dar, kordon dolandi vs. vs..–ile sezeryana gidilecek diye dusundum. Ama olmamis. Hayirlisi olsun. En önemlisi o bence. Ama Dr. un yazdiklarina da katiliyorum. Ebeler Turkiye’de yeterli medikal egitim almiyorlar. CIgdem’in ebesi de aslinda dogumebesi degil, DOULA -yardimci destek. Demek ki Dr. ya da ebeden ziyade psikolojik destek lazim Turk anne adaylarina.

      Ebe-doula (Serpil), CIgdem’in IKINMAYA basladigini anliyor ama Anne adayi (Cigdem lafim sana degil), dogumun basladiginin farkinda degil. Sanirim Turk kadinlari genel olarak vucudunu tanimiyor. Cocuklugumuzdan beri verilen terbiyeli kiz egitimi, vajina, kilitoris, anus vs. vs. lafini agzimiza almamamiz, bence dogumun ne oldugunu, vajinaya, anuse nasil bir baski olacagini tanimiyor olmamizdan kaynaklaniyor. Bir Doula Annenin doguma hazir oldugunu soylerken, bu aciyi, sanciyi yasayan annenin bunu hissetmemesi bence vucudumuzu tanimamaktan kaynaklaniyor. Sancilari belinde degil de karninda hissetmesi de bence ilginc bir durum. Sirt ve bel omurilik, legen kemigi aciliyor asilinda. Sirtin agrimamasi bebegin asagiya dogru inmediginin isareti olabilir.
      8 cm. acilmada bebek halen dogumkanalina inmemis demek biraz kafa karistirici. Ama eger bebegin asagiya inmesi icin gereken egzersizler, –yogaya vs. gerek yok–alaturka WC’de oturur gibi, otur -kalk cömelme hareketi, merdiven inip, cikmak, yaylanarak yurumek, bellydance ile bebekler zaten yollarini bulurdu. Doula Serpil Hnm’in bu konuda daha bilgili, destek vermesi gerekirdi. (belki vermistir.).

      Boyle durumlar icin benim önerim bol egzersiz. ayak ustunde masa pozisyonundan belden asagisina dogru dans etmeyi tavsiye ederim. Benim capraz/ transverse mode duran bebegim bu sekilde dogumkanalina girmisti ve ebem de sezeryan riskinden bile bahsetmemisti, ki bebeklerin cogu dogumaninda yolunu bulurlar demisti. Ne hamileligim ne de dogumsurecinde allaha cok sukurler olsun ki JINEKOLOG görmeden 2 kez dogum yaptim. Yani su “illa doktorum dogumum girsin”den vazgecmesi gerekiyor. Bana hatta nöbette vardiyalariyla degisen 3 ebe bakti. Ama bircok kadin bunu istemiyor ve ben anlamis degilim.

      (Dogum sirasinda kilitorisinde yirtilma yasayan bir arkadasim, demek benim de klitorisim varmis demistide ne gulmustuk.) Sanirim, ebelerin kadinlara -surasi vajina, surasi su, vs. diye anlatip cinsel iliskiden baslayip, dogumun da bnasil baslayacagini anlatmalari gerekir.
      Cincuce’ydi sanirim fazla v.dogum olacagina inanmisken, hazirlanirken, birkac komplikasyondan bahsetmisti. Ben de o zaman 1-0 sezeryan önde basliyoruz demistim kendi kendime. Bu durumda psikolojik ve anatomik bilgilerimizi gelistirip vucudumuzu tanimaya baslamak vajinal dogum icin atilacak en önemli adim diyorum.
      Herkese hayirli dogumlar ve saglikla cocuklarina kavusmalarini diliyorum.

      • Çiğdem-Üzüm

        Sevgili Yasemince,
        Mesleğiniz nedir, kaç doğum yaptınız bilemiyorum ancak yaptığınız yorum yer yer o kadar üst perdeden olmuş ki; ister istemez okurken kadın doğum uzmanı olduğunuzu veya en az on doğum gerçekleştirmiş olabileceğinizi düşündüm!

        Benim yazımdan yola çıkarak Serpil ebenin doğum ebesi olmadığını yazmışsınız; kendisi Almanya’da eğitim alıp orada on yıl doğum ebeliği yapmış ve birkaç yıldır da Hakan Çoker ile aktif olarak doğumlara giriyor. Bunlar doğum ebesi olması için yeterli değilse haklısınız…Psikolojik destek gerektiği ise elbette ki doğru; kadının kendini güvende hissetmesi bile çoğu zaman yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

        Kadınların genel olarak vücutlarını tanımadığı belki doğru haklısınız ancak okuduğum onlarca doğum hikayesinde (Türk veya yabancı kadınların yazdığı) doğurmaya başladığını anında anlayan bir kadına rastlamadım doğrusu. İlk doğumda bu ne kadar mümkündür? Üstelik de bebeğinizin doğum kanalına girmediği bilgisiyle sezaryeni bekleyen bir gebeyseniz kendinizi tanımanız ne kadar yeterli olur bilemiyorum…

        Kadınlarımız bahsettiğiniz vardiyalı doktor-ebe sistemiyle karşılaşsa ona da uyum sağlar, bizde her şey doktor odaklı gerçekleşiyor maalesef ve bunun için tek başına kadınları suçlamak da adil olmayacaktır bence.

  26. Çiğdem bu ne harika bir hikayedir. Pozitif doğum hikayelerinin tepe noktası 😉 ne mutlu ki istediğin yolla ve tabii en önemlisi sağlıkla bebeğini kucağına almışsın. Tebrik ediyorum. Sağlıkla da büyüsün inşallah.. Sevgiler 🙂

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili Gülcan,
      Ben kendimi birkaç gün tepelerde hissettim orası doğru ama Üzüm kızım haddimi bildirdi bildiriyor:) Teşekkür ediyorum. Sevgiler.

  27. Esra Feyizoğlu

    Yasemince, benim de bebeğim transvers pozisyondaydı. Benim ısrarım üzerine doktorum beklemeyi kabul etti ama suyum gelip de sancılar başladığında hala dönmediği için acil sezeryana aldılar. Senden istediğim bebeği nasıl doğru pozisyona getirdiğini mümkün olan heryerde paylaşman çünkü o dönemde internette araştırdığım zaman elle tutulur hiçbir bilgi/yöntem bulamamıştım. Bir arkadaşım da doktorunun elleriyle karnının üzerinden bebeğin doğru pozisyonu almasını sağladığını söylemişti. Ama bahsettiği çoktan emekli olmuş eski bir doktordu ve benim için iş işten geçmişti.

  28. yaşamnotlarım

    Sevgili meslektaşım, doğum hikayeni büyük bir heyecanla, merakla ve ilgiyle okudum. Demek senin hikayen de böyle olacakmış, hep yazdığım ve yazılanlar gibi, sonu güzel bitti, ama şimdi yepyeni bir serüvendesin. Anneler kulübümüze hoşgeldin 🙂

    * gecikmeli yorumum için kusura bakma, uzunca ve internetsiz bir tatildeydim 🙂

    • Çiğdem-Üzüm

      SEvgili meslektaşım,
      Yorumunu bekledim zaten:) Bundan sonrası uzun bir macera ve hoşbulduk:) Daha önce yazdığın gibi emzirme vs ne çok öğrenilecek şey varmış, altından kalkmaya çalışıyorum, bana şans dile:)

  29. Yuppiii sonunda yazdın Çiğdem 🙂 Biraz geç okuyabildim ama soluk soluğa okudum! Ne güzel yazmışsın ve ne kadar güzel bir hikayen olmuş, tekrar tebrikler ve minik üzüm’e mutlu upuzun bir ömür dilerim 🙂 Bu arada yaşlı bilmiş teyzeler gibi olacak ama “ben sana demiştim, normal ve rahat doğuracaksın korkma” diye hahahaha Bak dediğim çıktı işte 🙂 Tekrar tebrikler!

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili Ceren,
      Öncelikle anneanneciğin için çok üzüldüm, üzerine yıldızlar yağsın…
      Malum ben senin meraklı bir okurunum artık! Sevdiği bir yazardan yorum alan her tembel çaylak gibi mutlu oldum satırlarınla:) Hatta bugün Üzüm kızımı otomobiller arasında ve olmayan kaldırımlarda arabasıyla gezdirmeye çalışırken yine aklıma geldin; ne güzel geziyordur şimdi Maya ile parklarda diye. Gerçi bizim kız da yaşadığı memlekete ayak uydurdu o karmaşaya rağmen keyfi yerinde uyudu-uyandı ve hiç mızmızlanmadı…Büyüyorlar mı ne?:)
      Maya ile sana öpücükler ve sevgiler.

  30. Sevgili Çiğdem , , hayırlı olsun bebegin.Kolayliklar dilerim.
    Hikayen baş döndürücü ve ilham verici. Pekçok tartışma çıkar burdan ama sonuçsuz kalacak tartismalar bunlar.

    Beni en çok etkileyen hikayenin gercekligi.onlarca doğum hikayesi okudum ; dogum sonrasi hormonlardan midir nedir hep bir pembe tablo cizme durumu var vajinal doguranlarda.kolayca ve zevkle gerceklesen biseymis gibi dogum.sizin hikayenizi okurken ise yasadiginiz sıkıntıyı hissettim olanca ciplakligi ile.
    Tekrar Tebrikler ve kolaylıklar size.

  31. muhtesem yazmissin Cigdem cim. beni de aldin bizim dogum hikayemize goturdun. gozlerim dolu dolu oldu okudukca. ne guzel basardik hep beraber eslerimiz ve minik kizlarimizla… kara ve beyaz uzumun hikayesi hic bitmesin, hep mutlulukla sevdikleriyle olsunlar ve biz hep guzelliklerine sasiralim olur mu?!?!? :)))) opuyorum ucunuzu, tekrar buradan da tebrikler 🙂