31 Yorum

Herkesin sevgisi kendi(ninki)ne mi?

Blog bencil bir şey. Her şeyden önce “ben dili”yle yazıyorsun. Ben şöyle yaptım, ben böyle düşünüyorum, ben ben ben…

Tarafsız değilsin, olmak zorunda da değilsin zaten. Ve haliyle bir konuda eleştiri yapacağın zaman tek taraflı bir bakış açısı koyuyorsun ortaya, kendi haksızlıklarını görmeden, belki de bazen örterek…

Hele de konu bir başka ebeveyni eleştirmek olduğu zaman “İyi de sen çok mu dört dörtlüksün?” diye sorarlar insana.

Değilim, hiç değilim hem de… Dört dörtlük değil de, yeterli olmaya çalışıyorum hep. Hem anne, hem insan olarak.

O yüzden de bu tür yazıları aslında başkasını eleştirmek -daha doğrusu düzeltmek- yerine biraz iç dökme, biraz dedikodu amaçlı gibi yazıyorum ben. Ben ben ben…

Anlaşılacağı gibi bir şey çok içime oturdu. Aslında bir değil, iki şey. Belki de daha fazla, son zamanlarda…

Dün çocuklarla geziyoruz sokakta. Moda’ya taşındığımızdan beri geziyoruz zaten, ben çok sevdim burayı. Bu ara Moda sokaklarında pişmiş kelle gibi gezen, herkese gülümsemeye çalışan bir kadın var diye duyduysanız hah işte o benim. Çok iyi geldi bana burası. (Dün akşam eve doluşan biber gazına kadar, ama işte o da artık günümüzde “normal” oldu. Eskiden “Ay çamaşırlarım is oldu” diye dertlenirmiş insanlar, ben öğlen astığım çamaşırlara akşam biber gazı geldi diye tekrar yıkadım bugün. Böyle de bir memlekette yaşıyoruz malum)

Bak, uzun zamandır oturup yazamıyorum ya, çenem düştü… Nasıl yazasım var ama vaktim yok, çocuklar babanneyle parktalar ve benim yarım saatim kaldı! Konuya dönelim.

Ne diyorduk, ha, evet, Moda sokakları… Şekerim burası kedi kaynıyor. Ama bildiğin gibi değil; her yer kedi, her yer direniş. Her köşe başında karşına bir kedi çıkıyor (malum bizim Zeytin’i de o köşelerden birinden edinmiştik…), çoğu da pek bir sırnaşık. Moda halkı kedilerine çok sahip çıkıyor, herkes besliyor, seviyor falan, ve ben şunu anladım: Kedi olacaksan Moda’da dünyaya geleceksin kardeşim. Karnın tok, sırtın pek. (Yazın böyleymiş ama kışın nasıl, göreceğiz)

ModaKedi

Velhasıl bu kadar kedi içinde bizim de dost edindiklerimiz oldu, her gün aynı yol üzerinde durup selamlaştığımız kediler falan… Dün parktan dönerken bir kedi çetesi toplanmış, kendilerine yemek vermeye çalışan bir kadının ayağına dolanıyorlardı. Benim çocuklar da -önde Deniz- davrandılar, “Biz de verebilir miyiz?” diye sormaya kalmadı kadın bunları bir azarladı!.. “Hayır, hayvanlar çocukların eğlencesi değil, gidin bakayım” falan… “Sadece beslemek istemişlerdi hanımefendi, azarlamanıza gerek yoktu” dedim ve sandım ki geri adım atacak. Ama hayır, bağırmaya devam etti, işte çocuklar zarar veriyormuş da o kadar istiyorsak evimize alalımmış da hem evde hiç beslemişmiymişiz de biliyormuymuşuz da… N’olduğumu şaşırdım, ben bağırdım, o çağırdı, arada ben ona “çatlak” dedim, o bana seni mahkemeye vericem dedi falan derken Moda halkına güzel bir tiyatro sergiledik. Pişman mıyım? Çocuklarım adına sesimi yükselttiğim için hayır ama annem yaşında kadına “Çatlak” demek de hoş olmadı. (Aslında hak etti ama aramızda kalsın)

Neyse efendim, buna şahit olan çocuklar da şaşırdı tabii. Böyle durumlarda olayı direkt sevgi ve sevgisizliğe bağlıyoruz biz. Deniz tabii hemen olayı analiz etmeye başladı, işte o kadını kimse sevmemiş de o yüzden o da kimseyi sevmemiş de, biz kedilere şey yapmayacaktık da, hem onlar hepimizin kedileri de falan da filan… Eve döner dönmez anneme anlattı “Ananeeeee, annem bi kadınla kavga ettiiiiii” diye. Bayağı bir hareket oldu yani…

Şimdi tabii ortam gergin, insanların sinirleri tepesinde, moralleri bozuk. Belki de kadıncağızın bir şeye canı sıkılmıştı, dün kötü bir gündü, iki mutlu insan olarak karşılaşsak konuşur anlaşırdık, ben ona “sen kim oluyosun da benim çocuklarımı azarlıyosun?” tribi çekmezdim belki falan ama… Burada başka bir şey var… Daha az önce yine bir başka -aynı yaşlarda kadın- bir kediyi sevmek için eğilen Deniz’e “Hayvanı rahat bırak” dedi. Şimdi teyzecim, birincisi sen bi çekil de ben söyleyeyim, bir. İkincisi niye rahat bıraksın? Hayvan sevgisi bi tek sana mı ait? Kaldı ki o hayvana verdiğin sevgiden azıcığını insana da versen daha güzel bir yer olmaz mı bu dünya? Bak ben sana çocuğumu sev demiyorum ama çocuğumun kediyi sevmesini sev... Yoksa ne anladım ki ben senin hayvan sevginden? Bu nasıl bir denklem?

Bu birdi…

İki… Yine Moda parkında (anlaşılan buradan bana bayağı malzeme çıkacak) çocuklar oynarken, ben de bankta oturmuş gazete okumaya çalışıp her “anneeee” nidasında aynı paragrafın başına dönerken kum havuzunda bir çocuk diğerini itekledi. Deniz’le Derin de arbedenin ortasındaydı, arbede dediysem, çocuğun biri diğerini itti, diğeri de poposunun üzerine oturdu ve ağlamaya başladı. Niye itti, o ona laf mı attı, bilmiyorum. İten çocuk 8-9, itilen çocuk 5-6 yaşlarındaydı.

Şekerim bu düşen çocuk ağlamaya başladı. Ama ilgi çekme ağlaması… Canının yanmasından ziyade kalbinin yandığının ağlaması. Babası koşa koşa yanına geldi, “kim itti seni?” diye sordu, çocuk gösterdi, adam öbür çocuğa döndü, bir yandan el kol hareketleri yaparak duymadığım bir şeyler dedi, bu sırada düşen çocuk oldukça ikna edici bir performansla dudağını çeke çeke ağlarken bir babasına bir diğer çocuğa bakıyor ve bekliyordu, adam iten çocuğa kızdı, onu oyun alanından çıkardı ve oğluna döndü, “Merak etme sen” dedi, “kovdum ben onu, bir daha bu parka gelmeyecek.”

Ben bi durdum. Olay yerinden uzaktım ve açıkçası dahil olmak için de duygusal anlamda çok yorgundum. Farklı bir zamanda “Pardon da niye kovdunuz ki çocuğu?” falan derdim ama diyemedim, demedim. Ve fakat o çocuğa yaptığı -ne olursa olsun- haksızlıktı. Kendi çocuğuna da iyi örnek olmuyordu, çocuğunun yanında olduğunu hissettirmek başka, hakkını savunmakla zorbalığı karıştırmak başkaydı. Her halükarda yanlıştı.

Ve buradaki sevgi denkleminde bir tuhaflık vardı. Elbette herkes çocuk sevmek zorunda değildi, çocuk sahibi olan herkes bile çocuk sevmek zorunda değildi ama insanı sevmek zorunda değil miydi? Yoksa sadece kendi çocuğuna gösterdiğin sevgi, dünyayı daha iyi bir yer yapmaya yeter miydi?

Herkes sevgiden, vicdandan bahsediyor. Ama kiminin sevgisi ya sadece kendine, ya kendininkine, ya da kendi gibiye yetiyor.

Oysa sevgi verdikçe daha da artan bir şey değil mi?

31 yorum

  1. Sizi çok severek takip ediyorum, bu yazıda her konuda haklısınız ve hatta bence o hanım teyze gerçekten çatlakmış ama ilgi çekme ağlaması hükmünüze çok şaşırdım. 9 yaşında bir çocuk 5 yaşında bir çocuktan (sizin de bildiğiniz üzere) kat be kat güçlüdür, ve yine aynı yaş aralığında (6ya 10) iki komşu çocuğumuzdan biri büyüğün küçüğe yaptığı şiddet sonucu hastanelik olmuştu, o yüzden biraz hassas karşıladım sanırım yazdığınızı, 9-10 yaşındaki çocukların sadece kuvveti değil sosyal gelişmişliği de farklı çünkü..Babanın tepkisini uzun uzun analiz etmeyeceğim ama off işte ilgi çekmeye çalışıyor yaklaşımınız rahatsız etti beni, belki de benzeri ama çok daha talihsiz bir olaya şahit olduğum için, ayrıntı gibi görünse de gözüme battı benim. Fikrimi paylaşmak istedim. Sevgiler

    • Kesinlikle “of işte ilgi çekmeye çalışıyor” gibi bir tablo çizmek istemedim, öyle düşünmedim çünkü. Benim çocuklarım da aynı şekilde ağlarlar, her çocuk “ilgi çekmek” için ağlar ve o anda da ilgiye ihtiyacı vardır zaten. Canının yanmadığı, kalbinin acıdığı vurgusunu o yüzden özellikle yaptım.

      6 yaşında okula başlayan geçen sene kendinden büyüklerden çok çekti. Çok iyi biliyorum aradaki farkın nasıl ezici olduğunu. Belirtmek istediğim, babanın tutumunun yersizliğiydi. Çocuğun canı yanmamıştı, aslında kalbinin tamir edilmeye ihtiyacı vardı ancak onu da yapmadı.

  2. Kadin kesinlikle ir catlak! Yillarca Moda civarinda yasadim, dahasi Bahariye’de ve ultra kedi sever biri olarak diyorum bunu Elif. Evde kedim (oglum) oldugu gibi evimin civarindaki, tatilde, yolda, dagda bayirda karsimiza cikan her kediyi beslerim-dim. Sirf bunun icin arabamizda, cantamda kedi mamasiyla gezerim ustelik. Var boyle sevgisiz, garip tipler. Bir defa deniz’in kediye zarar verecegini dusunmus olsa bile bunu ifade edis sekli yanlis. Bence senin sinirler de bozuk (Gezi olaylari, yazilarina birakilan sacma sapan yorumlar, tasinma yorgunlugu vs.) patlamissin iste “catlak”diyerek. Bana da olur bazen aniden, sacma tepki verip sonra vicdan yaparim.
    Cocuklar arasindaki kavgalara, kan govdeyi goturmedikce, ebeveynlerin karismasi yanlis kanaatimce. Ayrica kim kimi kimin parkindan kovuyormus?!
    Sevgilerimle

  3. Elifcigim ağzına saglık. Ne güzel yazmışsın. Tamamen katılıyorum yazdıklarına. Ancak beni böyle durumlarda kaldığımda üzen en cok su oluyor. Bende tepki verince kızımda benim tepkimi görüyor o da bir anda üzülüyor. Annem niçin kavga ediyor niçin sesi yükseliyor diye. Kızımın beni böyle görmesi hiç hoşuma gitmiyor.

  4. İki gün önce benzer bir durumla karşılaştım. Baş rolde meydanda yem yiyen güvercinlerin başında nöbet tutan bir kadın oynuyor. Koşturan, güvercinlerle oynayan çocuklara bas bas bağırıyor kendileri ”Bakıııın fotoğrafınızı çektiiiim polise vericem siziii” Yanındaki bayana da başka bir olay anlatıyor, ama bu sefer çocuğa değil babasına bağırmış nasıl çocuk yetiştirdiniz diye, polis de alamamış adamı kadının elinden. Çocukları sevmeyen hayvanları nasıl sever aklım almıyor diye ben de düşündüm..

  5. Okurken güleyim mii ağlayayım mı şaşırdım…Üç buçuk yaşında bir oğlum var ve onu ben büyütüyorum,her anına tanıklık ediyorum büyümesinin ; o benim en iyi dostum oldu ama yinede 3 yaşında bir çocuk…Ahh park hikayeleri bende bitmez…Yaş 3 olunca haliyle bitmeyen şu sendrom durumlarından terrible three bizde çok çalkantılı geçiyor..Her ebeveynin en iyisi onun olsunundan içinde ama bu dünyayı paylaştığı bir sürü canlı var onları da bilsin saygı duysun sevsin en önemlisi bunu içinde hissetsin mantığıyla büyümesi için elimden geleni yapıyorum.Bizde çevresinde oldukça büyük ve keyifli parkları olan bir semtte oturuyoruz.Geçenlerde beni mutsuz edip oğlumu günlerce parka götürmememe sebep olan bir durumu anlatmak istiyorum;park yenilendi;eski alıştığı görünüm dışında olduğu için bizimki herkezden çok oynamak istiyor kendinden tahmini 1 yada 2 yaş bir erkek çocuğuyla kavgaya tutuşuyor ve çocuk bunu hop itiyor bizimki yerde … Pes etmiyor ikinci hamle ve karşısındaki çocuk ikinci kez itiyor bizimki yine yerde ve ağlıyor…Bizimki pes etmiyor artık devreye girip beraber oynayalım mı diyorum ama karşımızdaki çocuk çok agresif annesi bana dönüp diyor ki siz kızarmısınız beni dinlemiyor ben artım çözümsüzlüğe gittiğimizi anlayıp bizim oğlanın asla yemediği algıyı dağıtım yöntemiyle ağlata ağlata oradan uzaklaştırıyorum;ertesi gün aynı oyuncağa yönelen bu sefer kendinden 1 yaş küçük çocuğu oğlum yere itiveriyor normalde böyle şeyler yapmaz ama uyardığında da özürünü diler; ben ne yaptın dememe kalmadan çocuğun dedesi çıkıveriyor ve oğlumun omzundan sarsa sarsa sen kimsin de benim torunumu itersin diye oğlumu sallıyor yürü git diyor birde üstüne oğlum ne olduğunu anlamadan ben bir kaplan edasıyla dedeye ne yaptığını soruyorum pişkin pişkin ne yapmıştım diyor..bende 70 yaşında adamsın utanmıyormusun 3 yaşında çocukla kendini denk görmeye deyince de çocuk yetiştirmeyi bilmiyorsunuz gelip konuşuyorsunuz diyor ve ben kopuyorum…Elimden geldiğince son üç senedir sadece anne ve bir evhanımıyım ne iş yaptığımı söylemem ama ben bir öğretmenim ;yetiştirdiğim onca çocuğun ebeveynlerinden değil kendilerinden daha gerçek ve daha samimi olduğuna inandığım bir sürü sevgi teşekkür ve daha önemlisi verdiğimin karşılığını aldım…Koşulsuz sevdim; sevildim…Hiç unutmam bir öğrencim öğretmenim siz çok farklısınız çünkü çirkinleri de seviyorsunuz demişti çok yaralanmıştım…Dedeye en son edebi de terbiyeyi de senden öğrenecek değilim diye bağırdığımı hatırlıyorum…Artık değer yargılarının alaşağı olduğu herkesin terrible three modunda yaşadığı bir dönemde yaşamak beni artık umutsuzluğa sürüklüyor; içinde insan sevgisiyle hareket eden ve herseyden önce kendini sevip etrafındaki herşeyi seven sevgiyle kucaklayan insan sayısının azaldığını düşünmem beni derin bir yalnızlığa itiyor ama ben bu olmak istemiyorum…

  6. Elif, şu hayal ettiğin dünyadan paralel evrenlerde filan bulursan yabancı sayma da bana da haber ver ne olur. Herşeyi arkamda bırakıp gelicem :)
    İnsanlar çok gerildi bu dönemde maalesef ve eskiden gerilince genelde en yakınlarımıza patlardık ama öyle bir noktaya geldik ki herkes bulduğu ilk kişiye çatacak durumda. Senin kedici teyze olayı da biraz böyle gibi. Dilerim bu ülke, bu insanlar, bu olaylar durulur artık da düzenimiz kurulur, daha saygılı, daha anlayışlı, daha ılımlı bir şekilde yaşayıp gideriz :(

  7. çok güzel bir yazı olmuş. neredeyse moda kadar kedi barındıran bir sitede oturuyoruz biz de, ve benim kedilere alerjim var. gerçi kucağıma almadığım sürece sorun yok ve benim alerjim, çocuklarımın kedileri sevmesine engel değil. 1 yaşında ikizlerim var, nerede kedi görseler pisi pisi diye sevinç çığlıkları atıyorlar. ve tabi ki bizim sitede de kendini kedilere adamış kadınlar ve adamlar var. içlerinde sadece kedi sevgisi, insandan geçtim, çocuklara bile düşmanlar. geçen bizimkiler pusetlerinde oturarak kedilere sevinç gösterisinde bulunuyorlardı, ben de kedileri besleyen adama, sırf laf olsun diye, ” çok seviyorlar kedileri ” demiş bulundum. adam döndü ve ” ilerde kedi düşmanı olmasınlar da” dedi. donup kaldım ben de 1 yaşındaki çocukları nasıl 2 saniyede düşman yaptın be adam diyemedim. döndüm gittim. bir şeyi sevmek, başka şeyleri sevmeye engel mi?

  8. bu yazı çokça övgüyü ve teşekkürü hak ediyor.

  9. ipek böcüğü

    benim ipek böcüğüm 3 yaşında. henüz yuvaya başlamadı. evde o kadar masum ve temiz bir dünyada yaşıyor ki dışarıya çıktığımızdaki dünya onu korkutuyor. aslında gerçek korkan benim sanırım. dünyanın gerçekleriyle masum prensesimin karşılaşmak zorunda olması beni korkutan. bazen inanıyorsun bir güç geliyor,; eğer ben diyorsun kendi değerlerimi ve ruhumu koruyabilirsem küçük değişiklikler başarabilirim diyorsun. ama bazende öyle hoyratlıklar ve senin bunlar karşısındaki güçsüzlüğünü görüyorsun . evet gereçekten sevgi sevgiyle büyüyor. bununla birlikte sevme edilgen değil etken bir olay. kişinin sürekli aktif olması ve gelişmesi gereken bir nehir. peki sevilmeden sevgi öğrenilebilir mi? sevilmeme- sevmeme kısır döngüsü bir pırıltı ile çözülebilir mi? bilmiyorum. bunu aslında sosyolog ve psikologlarada çok tartışmışlar.
    size iki kitap tavsiye edicem
    1. sevme sanatı- Erich Fromm
    2. içimizdeki zalim- emre kongar
    3. sevgi ve şiddetin kaynağı -erich Fromm

    • Teşekkürler tavsiyeleriniz için…

      Bir de “şiddetsiz iletişim” var, Marshall Rosenberg’ün. Okumadım ama çok duydum.

    • Benim de 3 yaşında bir “prensim” var:) aynı şekilde yuvaya başlamadı ve o kadar sevgi dolu ki her sevdiğini öpmek dokunmak istiyor ve yaşıtları onu yadırgıyorlar bu bir yandan oğlumun sevgi dolu kalbi adına beni gururlandırıyor bir yandan da üzüyor, çünkü insanlar ve çocuklar çok acımasız bu dünyayla yüzleşince eminim o kadar sevgi dolu olmamayı öğrenecek bu da ayrıca üzücü..

  10. Çok güzel bir yazı olmuş , bu gibi benzer yazılarınızı çok seviyorum..
    Tüm olay bu zaten sevgisizlik ve bencillik insanları bu hale getiriyor..

  11. Bence ebeveyn olarak cocuklarin kendi aralarindaki iliskilere cok mudahil oluyoruz. Biraz aradan ciksak, iten itse, kavga eden kavga etse, aglayan aglasa daha duzgun bir toplum yetisir sanki.
    Mesela, sen 30 yasinda iken, 60 yasindaki baban gelse, patronuna ya da is arkadasina “Cocuguma neden cok is veriyorsun, neden zam yapmadin” gibi laflar soylese, herhalde hos olmaz. Bence cocuklarda da durum ayni. Ayni yastaki canlilar birakalim kendi aralarinda anlassinlar (Ciddi travmatik zararlar soz konusu olmadigi surece)
    Zaten mudahil olunca da beceremiyoruz iliskileri duzenlemeyi. Cocugun sorunla bas etmesi, gogus germesi, karsisindakinin yanlis yaptigini bilmesine ragmen dogru yolda diretmesi gibi ozelliklerini gelistirme firsati varken, biz gidiyoruz bu sorunu yaratan ogeyi (burda iten cocuk) ortadan kaldiriyoruz. Sonra da sorunlar karsisinda hemen yikilan bireyler yaratiyoruz.
    Kedi konusunda da tek bir sozum var. Gercek hayvan dusmanlarini yaratan insanlar, cocuklarin hayvanlara yaklasmasina izin vermeyen anne, baba ve hayvansever (!!) teyzelerdir.

  12. Bence çocuk kavga&itişmelerinde eğer olay tehlikeli boyuta gelmediyse anne-babaların müdahele etmemesi gerekiyor kesinlikle.Sürekli zırt pırt tepesinde olursak kendini savunmayı hiç öğrenemeyecek ve hep arkasındaki birine güvenecek.Olay tehlikeli boyuta vardıysa da,karşıdaki çocuğu uyarıp azarlamadan konuşmak gerekiyor.Sonuçta o da bir çocuk.

    Kedi addict teyzelerin de ortak özelliği sanırım aksilik.Bizim orda da sizin karşılaştıklarınızın bir iki seviye az aksi olanı var.Kedi ağaca çıktığında iki saat başında beklemişliği var,inemez diye.Hayır,hem seviyolar hem de özelliklerini bilmiyolar :)

  13. Ben sizi çok seviyorum Elif Hanım.

    Sizin yazılarınızı okuduğumda bir rahatlama oluyor bende, kendim yazmışım gibi :)

    İnsanları anlamak mümkün değil gerçekten. İnsan olmak demek var olan tüm canlıların değerini bilip, korumak, saymak demek bence. Sadece canlılara değil, herşeye karşı farklı bir bilinçle yaklaşabiliyor olmak demek. Fazladan akan suya da, yok yere kırılan dökülen bir banka da, yavru bir kediye de içinin acıması demek.

    Sevgiler…

  14. Elif, tasinin Istanbuldan! cok ciddiyim. ikinizde ingilizce konusan insanlarsiniz, gidin ufak bir yere yerlesin azicik asim, agrisiz basim yasayin (derdim eskiden olsa). ama gordumki artik hic bir yerde eski saygi yok. insanlar nefret dolu, cirkin ve daha da cirkinlesiyorlar! bir tek orada degil, dunyanin her yerinde ayni! bence simardik biz insanoglu. kendimizi betona ve tv ye hapsettik, iste yapay konforumuz var ( her yere arabayla gitmek- artik doga ile temas sifir)! dusunsene kafese tikilmis bir panterden farkimiz kalmadi.
    son ekleme: hayvan sevdigini soyleyip, hayvan sevgisinden bahsedenler; lutfen hayvanlariniza kilolarca et vermeyin efendim. buda bir sekilde ekolojinin icine ediyor. alternatifini bulun lutfen. inekler, keciler, koyunlar bitki statusunde mi.
    size bol bol sevgi… bir dahakine senden daha sakin ve cok yumusak bir sesle ve gulumseme ile cevap vermeni bekliyoruz catlak teyzelere. (cok zor insanin kalbi boynunda atarken boyle sakinlesmek orasi ayri) o zaman belki bir ise yarar ? belki

  15. Yine öpülesi bir yazı olmuş,
    Özlettin kendini, yeni okul maceralarınızı heyecanla bekliyoruz :)
    Sevgiler.

  16. Ben artık insanları sevmiyorum. Bu sebeple sadece “Zarar verme” anlayışını benimsiyorum. Çocuklarım da kavga dövüş içinde büyümediklerinden kavga etmeyi bilmiyorlar. Genelde de kendilerinden küçükler bile onları hırpalıyor. Artık maalesef sürekli dayak yemelerinden bıktım ve “Biri size vurursa siz de vuracaksınız” dedim. Hiç değilse kendilerini savunsunlar. Parkta çogunluğu neşeli ve kendi halinde olan çocuklar olmasına rağmen bir iki tane de durduk yere sürekli birilerini itekleyen, alay eden tarzda çocuk da oluyor. Anneleri uyarmazsa ben çocuklarımı uzaklaştırıyorum, kendim mudahale etmek istemem. (Zarar verme) SAnırım fazla izole ortamlarda, iyi muhitlerde çocuk buyutmenin normal sonucu bu. Bizimkiler bildiğin saftirik, insanlarsa sanki çocuk değil çakal yetiştiriyor. Çakallığı ne zaman nasıl öğrenecekler bilmiyorum, heralde dayak ve kazık yiye yiye, askerde, üniversitede… Bize de “Allah’ım iyi insanlarla karşılaştır” diye dua etmek kalıyor.

  17. Beni bu olaylar cok rahatsiz, huzursuz etti. Orda yasamiyoruz, hep memleket özlemi icimde bir yara. Soyle ayni dili konussam, parkta simit alip payetsem cocuklarla diye. Ama bu olaylar cok sukur cocuklarim orda degil diyorum. Yaz tatillerinde kumsalda, oyun parkinda hem kendine, hem ana-babasina, hem diger tatilcilere, cocuguma-bana o kadar kaba, hoyratca, bencillik ötesi davranan insanlardan, cocuklardan o kadar cok yoruldum ki. Artik yazlari gelmek istemiyoruz. Ne pardon, ne lutfen ne tesekkur ederim. kaba saba bir nesil yetisiyor…Bizler insanlari, yabancilari herkesi biranda cok sevebilen ama ayni zamanda insanlara, cevresine tahamulsuz, sevgisiz, saygisiz, hoyrat olabilen bir toplum olduk cikiyoruz. Bunun ortasi, normali yok mu. Burda görustugum Turk ailelerinde de bu tip hersey benim cocugumun rahati önceligi felsefesi var. Bir baska cocuga hirslanip, 2-3 yas cocuk akliyla vuran cocuguna hayir yapma demeyen aileler ve bu vurma eylemine devam eden cocuk yuzunden, 1 hafta boyunca cocugum bana vurma bana vurma diye ortalarda gezdi. Park–Sandpit-kum havuzu etiketleri vadirr: Vurma, itme, baskasinin elinden oyuncak almak, kaydirakta, salincakta sirasini beklememek, baskasinin cocugunu azarlamak–uyarmak ayri birsey: bak bu yaptigin dogru degil, o cok kucuk vurma, ya da bu kova ile Ali oynuyor, belki 10 dakka sonra ödunc alabilirsin–ortak mal ise, simdi Ali’nin sirasi 5 dakka sonra sen…evet hersey burda mekanik, soguk, kurallari var…ama en azindan parka gittiginizde eliniz bögrünüzde kim kime vurcak, su kadin, su dede mi azarlayacak beni ya da cocugumu diye beklemiyorsunuz.

    ornek: Ben ya da diger anne 3 -4 cocukla trampolinde herkese 15’e kadar sayiyorduk, Ali, Tom, Mike.xx..sirasini bekliyordu. Bunu Turkiye’de uygulayamadik. Ya cocuk sirasi gelince oynamiyordu, ya da baskasi hoplarken atliyordu. bunu ben 30+ yasindaki annesine anlatamamisken, 3 yasindakine nasil anlatayim.
    ve maalesef o terrible 2-3 degil, terrible 30+. 30undan sonra cocuk sahibi olup, cocugunu dunyanin merkezine koyan ana-baba sendromu. kim bilir o yasli “catlak” teyze kac cocugun kedilere resmen iskence ettigini, ana-babalarinin da benim arslan oglum, cadi kizim, masallah hic korkusu yok dediklerini göre göre duya duya catlak oldu. Hayvanat bahcesin de bile yesin, gelsin, bana baksin diye hayvanlara olmadik iskence yapmis bir neslin cocuklari geliyor. ben sokak kedisinden, kopeginden hiz hazetmem. ve onlarin kisirlastirilsa bile sokaklarda basibos gezmelerini de dogru bulmuyorum. kimimiz besliyor, kimimiz tas atiyor.
    parklar icin hayati monotonlastiran Avrupai kurallar, etiketler mi Lazim:-( noldu bizim hosgörumuze, sabrimiza bilemiyorum.

  18. Tam olarak o bahsettigin tiplerden Cihangir’de de karsilasiyorum. Malum orasi da kediler tarafindan isgal edilmis bir yer. Ana boyle tipler var bu dunyada kediyi kutsal sayip herseyin ustunde tutan, soz konusu kedi olunca noldugunu anlamadan cemkiren. Evde 40 kediyle ustunde batik hirkayla sallanan sandalye de yaslanan tipler :)) boyle bir kesim var yani :)) degisik bir huzursuzluklari var, kediyle gidermeye calistiklari..

  19. Çok iyi bir insansın…. duyarlısın…
    Ben Kubilayı parka götürdüğümde bazen dünayya karşı güvenimi umudumu kaybediyorum.. Kaba kadınlar, yere çöp atan çocuğuna bağırıp duranlar, küçücük ama kocaman küfür eden yavrular…vs vs…
    ve o kadın çatlak …o kadar

  20. Keşke çatlak teyzeler de okusa bu yazdıklarınızı ve yapılan yorumları… sonuna kadar haklısınız. Böyle durumlarla karşılaştığımda şimdiye kadar hep sanki insanları değiştirebilecekmişim gibi kendimi paralardım. Artık yapmıyorum ama tepkisiz de kalamıyorum. Aslında böyle durumlarda o teyze gibilere rağmen “o anda” sakinliği koruyup, şöyle bir nefes verip, karşımızdakine ne diye böyle diyorsun da, nasıl öyle yaparsın da… diye patlamadan, yaptığı davranış yüzünden ‘duygularımızı’ aktarabilsek daha mı etkili olur acaba? Anlarlar mı ki? Anlayanı çıkmış:

    Gittiğim bir eğitimde, eğitmen (Derya Akkaya) vermişti yaşadığından bir örnek; minibüs şöförü aracı çok hızlı ve sert kullanıyormuş. Yolcular malum tepkilerini dile getirmişler; “ne biçim kullanıyorsun bee!.. İnsan taşıyorsun insan!.. yavaş biraz!..” şöförün umrunda değil… Önde oturan bizim eğitmen durmuş, düşünmüş ve sakin bir ses tonuyla “korkuyorum şöför bey” demiş. Şöför birden afallamış, nasıl yani, neden?!*%? “sizin aracı böyle kullanmanız beni endişelendiriyor” bu şekilde yaşanan ve devam eden diyalogdan sonra şöför hızını azaltmış ve hatta “iyi misiniz, şimdi nasılsınız?” diye sormaya başlamış…. Bu örnek Derya Hanım’ın anlattığı zamandan beri hep aklımda ama keşke bunu hep başarabilsek ve birazcık hoşgörü olsa insanımızda…

    Uzun oldu kusura bakmayın, yazılarınızı okumak çok keyifli, sevgiler.

  21. Keşke benim komşum olsan Elif, hayat ve çocuk büyütmek seninle daha güzel olurdu:)

  22. Simdiye dek okudugum en guzel sahsi paylasimindi Elif… Yazilarinla halkimizi daha da iyi taniyorum…

  23. Simdiye dek okudugum en guzel sahsi paylasimindi Elif… Yazilarinla halkimizi daha da iyi taniyorum…
    Tesekkurler

  24. neredeyse her gün modada gezen biri olarak belki de oradaki her kediyi bir kere sevmişimdir evet kedi olacsaksan modada olacaksın :)

  25. müthiş yazmışsın yine. insan her yazında da kendinden birşeyler bulur mu yahu :) alkışlıyorum sevgiler..