7 Yorum

Bir gece, ansızın ölebiliriz…

Basında çok geniş yer bulmadı. Taksim olayları kadar yer almadı. Vali Mutlu yine “birkaç marjinal” deyip geçiştirdi.

Son bir haftadır Kadıköy’de olaylar oluyordu.

Aslında Gezi’den beri hemen her hafta Kadıköy’de yürüyüşler vardı. Henüz buraya taşınmamışken, Gezi devam ederken bir gece Kadıköy’deki bir yürüyüşe katılmıştım. Tek başıma katılabileceğim kadar sakin, barışçıl, tek bir polisin bile olmadığı, sloganlar atıldıktan sonra kalabalığın ya dağıldığı ya da Yoğurtçu Parkı’ndaki forumlara doğru yol aldığı eylemlerdi.

Son bir haftada işin rengi değişti.

Bir gece, ansızın, polis Kadıköy’deki eylemlere “müdahale” etmeye karar verdi. (“Müdahale” kelimesinden tiksindiğimiz bu günlerde, bu kelimenin aslında “olayları yatıştırmak”tan ziyade, “vatandaşın kafasını gözünü hedef almaktan sakınmayarak öldürme pahasına saldırmak” olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Daha doğrusu bilmek isteyenlerimiz biliyor. Bilmek istemeyenler kafasını çeviriyor. Onlar da gün gelip devran dönüp aynı “müdahale” kendilerine yapıldıklarında anlayacaklar, umarım çok geç olmaz)

Neyse efendim, polis geçtiğimiz hafta başında Kadıköy’deki yürüyüşlere saldırmaya başladı. O akşam ben de katılmıştım yürüyüşe… Geç vakitti, çocuklar uyuyorlardı, birimizden birinin evde kalması gerekiyordu, baba işten yorgun argın gelmişti, ben de “bi yürüyüp” geldim. Ahmet Atakan için Boğa’da toplanılmıştı, oturma eylemi vardı. Sokaklara çıkmak elimden gelen tek şey olduğundan çıktım, biraz rahatladım, döndüm.


Altıyol

Ben eve döndükten sonra “müdahale” başladı.

Ondan beri son üç gecedir Kadıköy’de “müdahale” vardı.

O kadar ki biz evimizde pencereleri açamaz, açınca nefes alamaz hale geldik.

O kadar ki, yaş ortalaması 60 olan yerlerde polis sokaklarda terör estirdi, herkes gecenin bir körü tencere tavasını eline alarak tepki gösterdi, sokaktaki polisi yuhaladı.

O kadar ki, kalp yetmezliği olan Serdar Kadakal isimli 35 yaşındaki vatandaş, bu müdahaleler sırasında evinde ve iş yerinde maruz kaldığı biber gazı sebebiyle dün gece hayatını kaybetti. Evet, otopsi raporu tamamlanmadı; evet, bambaşka bir “sebep” de “olabilir, evet “biber gazı organik” falan. O halde sizi Metin Lokumcu’ya alalım, hani bundan iki sene önce Hopa’da maruz kaldığı biber gazıyla öldürülen öğretmen.

MetinLokumcu

Fotoğraf alıntıdır

Dün öğleden sonra annem bizdeydi. Eve gitmeye kalkıştığı vakit baktık Kadıköy’ün altı üstü polis kaynıyor. Öyle böyle değil; her yer polis, her yer gözaltı (Gece boyunca Kadıköy’ün çeşitli yerlerinde anlamsız gözaltılar ve sebepsiz aramalar sürdü. Twitter’ı takip etmiyorsanız haberiniz olmamıştır).

Annemi göndermedim, onun da ciğerleri sorunlu.  En ufak bir “müdahale”de yaşayabileceği zorluğu düşünmek bile istemedim. Dün geceki genç kayıp endişemi ne yazık ki haklı çıkardı.

Bu hafta doğru dürüst uyku uyuyamadık evde. Biber gazı ha geldi, ha gelecek; çocuklar uyanır da gaz içinde bulurlarsa kendilerini ne kadar paniklerler kimbilir diye döndüm durdum geceleri. Ben biliyorum gazın ne olduğunu, gözüm yanacak, cildim yanacak, nefesim kesilecek, ama yaşayacağım. Ama 7 ve 3 yaşındaki çocuğa evlerinde uyurken birden nefessiz kalarak uyanmalarını nasıl açıklarsın ki?

Melis Alphan bugün yine nokta atışı yapmış: Yaşam tarzımıza bal gibi de müdahale ettiniz.

Eksiği var, fazlası yok. Sadece yaşam tarzımıza değil, yaşam HAKKIMIZA da müdahale ettiniz.

Ve sizin yüzünüzden, hiç hesapta yokken hepimiz, bir gece, ansızın ölebiliriz…

7 yorum

  1. ”Daha doğrusu bilmek isteyenlerimiz biliyor. Bilmek istemeyenler kafasını çeviriyor. Onlar da gün gelip devran dönüp aynı “müdahale” kendilerine yapıldıklarında anlayacaklar, umarım çok geç olmaz)”

    Aslında durumu ne güzel özetlemişsiniz. Biz olamadıktan sonra herkes öteki, polis vatandaşa, vatandaş birbirine öteki. Bugün bu olayları ”bilmezden geldiğini” iddia edilen kesim, bir zamanlarda yaşadıkları ana dil, kılık kıyafet özgürlüğü de bilinmezden gelinen kesim değil mi? O zamanlar gençtik, cahildik söylemleri yetersiz, gururu rencide olan, sınıf ayrımcılığına tabi tutulan insanları görmek, belli bir akıl yaşı gerektirmez.

    Nasıl ki bir zamanlar şimdi meydanlardaki kesim susmuş, gün gelip devran dönmüş onlar da şimdi meydanlara dökülmüşse, özgürlükten daha fazlasını mı istiyorlar acaba (?) diye düşünmeyenler yok değil. Burada ki söyleminizden öyle bir anlam çıkar zira ”Onlar da gün gelip devran dönüp aynı “müdahale” kendilerine yapıldıklarında anlayacaklar, umarım çok geç olmaz)”

    Yanan canlar, kaybedilenler bu vatanın evlatları, hepimizin acısı… Suyun akışından çıkar gözetmeksizin, bende yoksa onda da olmasın özgürlük bencilliğini bir kenara bırakarak, ”herkese” özgürlük için birleşmek umuduyla…

  2. Tabii ki de sinif ayrimciligini fark etmek belli bir akil yasini, daha dogrusu hayat tecrubesini ve olgunlugu gerektirir. Peki siz, polisin halka zulumde bulundugunu kabul ediyor musunuz? Basbakanin halkini bolup ayirip halkina, kendisiyle hemfikir olmayanlara zulum yaptigini, medyanin gazetecilerin korktugunu, dunyanin en gazetecileri hapse atmakta olan ulkelerden biri oldugumuzu goruyor ve kabul ediyor musunuz? Bunlari gormeyip, sozde bir iki baris beraberlik sozuyle lafi bitirip, icinizden “bana yapildi size mustehak” diyorsaniz, kusura bakmayin size baski yapanlardan hic farkiniz yok. Bunun farkinda olan zamanin madurlarina uzulurum ama size uzulemem.

    • Hay ağzınıza sağlık, bu ‘akil adamı oynayıp,üstü kapalı laf geçirme’lerden gına geldi artık…Hiç dürüstçe değil.

  3. Bizler bu topraklarda doğduk, büyüdük, ekmeğimizi kazandık, çocuklarımızı bu topraklarda doğurduk.Bu topraklarda güldük, ağladık, kavga ettik.
    Bizler kimmiyiz, bizler ; Müslümanlar, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Abazalar, Arnavutlar, Araplar, Boşnaklar, Çerkezler, Romanlar, Gürcüler, Kürtler, Hemşinliler, Lazlar, Pomaklar, Süryaniler ve kendini Türk vatandaşı kabul eden herkes.
    Artık yeter didiştiğimiz, yetmezmi.Bir arada yaşamanın bir yolunu bulalım artık.Daha akıllıca çözümler üretelim.Yanı başımızda bölünme yaşayan ülkelerin ,halkların halini görmüyormuyuz ? Bizler didişmeye devam edersek bölüneceğiz ve parçalanmamız kolay olacak.Bu, bizim dışımızdaki herkesin işine yarayacak.Elimizde kalansa vahşice öldürülmüş çocuklarımız, tecavüz, parçalanmış aileler, açlık, kölelik, parçalanmış topraklar, yiten özgürlüğümüz, yiten, yok olan biz !

    Kemal Sayar’ ın şu sözü anlatmak istediğimi özetliyor,
    ”Varım çünkü sen varsın, varım çünkü biz varız.”

  4. Artık söyleyecek ne kaldı ki.. Evimize gitmek için “müdahale” olmayan yer aramak zorunda kalıyoruz. Dün Ankara’dan iki arkadaşımız vardı misafir. Taksim’e gittik akşam bir-iki kadeh bişeyler içmeye ve yine bir olayın içinde buluverdik kendimizi. Maskemiz yokmuş, hazırlıklı değilmişiz filan değil de olay yahu misafiri gaza mı maruz bırakıcaz deyip ilerleyemedik 🙁 polisler bir oraya bir buraya koşturuyorlar biz sokağın ortasında kalmış çocukları ne tarafa götürsek ki 2 günlüğüne geldikleri gezilerinde stres olmadan gezdirebilsek diye bakıyoruz! Bu mudur reva görülen “yaşama hakkı”mız..
    Aman dikkat edin Elif, dediğin gibi sizin oralar daha bir revaçta bugünlerde. Çocuklar korkup etkilenmesin, psikolojik etkileri çok olur böyle bir olayın onlar üstünde. Malum çocuklar bu yaşlarda yaşadıkları olayların bir ömür etkisinde kalabiliyorlar 🙁

  5. Aydegul, Deniz, Seda, Aylin, Gulcan hanimlar
    hep sorular ayni; peki bu baskasina yapilirken sen nerdesin? bu ulkenin hatta birak bu ulkeyi bu topraklarin tarihi kanli! hep birisi bir baskasina yapti zulmunu. asker solcuya, solcu sagciya, laikci turban savunana vs vs gibi surup gider bu. sen cocugunun nasil yasamasini, nasil bir insan olmasini, nasil bir vicdana sahip olmasini istiyorsan aynisini yap! bunun dun bugun hesaplasmasi yok!!! bunun yarini da yok!!! en acisi bugun sokaga dokulen insanlar dun herkesin hakli mucadelesine destek vermis olanlar inanin bana. zaten dun susan bugun de susuyor!!!
    ben cocuguma ne mutlu anadolu cocuguyum diyebilmesini diliyorum! ne mutlu turkum, kurdum, arabim, veya cok inancli muslumanim veya cok inancli ateistim veya cok inancli bilmem neyim degil!
    polis ve asker nicin egitilir? neye hizmet eder? ikisini de istemiyorummmmm

  6. 🙁 içim sıkışıyor..