15 Yorum

Mesele sadece yumurta kabuğu değil

Biz zamane ebeveynleri, ne çektik be!

Ne sıkıştık anne-babalarımızın baskıcı, “Git odanda ağla!” tutumlarıyla yeni nesil anne-babalığın “Ağlamak güzeldir” yaklaşımları arasında…

Okullar açılalı iki hafta bitti, bu üçüncü hafta… İki haftadır “baĞzı” şeyler (bu kelimeyi de normal yazamaz oldum) güzelcene oturmuşken bir yandan da ciddi sorunlar, sıkıntılar yaşıyoruz evimizde.

Bu sorun ve sıkıntıların başında yemek zamanı geliyor. Uzmanların “tüm aile otursun, o gün neler yapmış, konuşsun” dediği sofra vakitleri bizim evde günde üç doz işkence olarak geciyor. Nitekim biz sofradayken yapma, etme, yerinden kalkma, önüne dön, çatalını tut, biraz susalım da yemek yiyelim falan demekten konuşacak vakit bulamıyoruz.

Her şey yolundaysa (!) sofradan ortalama 45 dakika içinde kalkıyoruz. Ancak çocuklardan birinin ağlama nöbeti geçirdiği, anne ya da babanın cinnetin eşiğine geldiği anlar bu süreyi minimum 15 dakika uzatıyor.

Bu özellikle iki haftadır böyle… Okullar açıldığından beri…

Gerek anne olmanın, gerekse blog yazıyor olmanın getirisi olarak çocuk gelişimi konularında kitaplara ve seminerlere erişimim olduğundan olsa gerek, anne olarak yola çıktığım yedi sene öncesinden bu yana çocuğa ve çocukluğa bakışım değişti. Örneğin bundan yedi sene önce sofrada “durduk yere” (yumurtamı niye öyle soydun da böyle soymadın) kriz çıkaran 7 yaşındaki bir çocuğun şımarıklık yaptığını düşünürdüm. Artık onun orada o yumurtaya değil de başka bir şeye ağladığını biliyorum.

Ha, biliyorum da n’oluyor? Cumartesi sabahı kahvaltı sofrasında -bence- incir çekirdeğini doldurmayacak bir sebepten terör estiren oğluma yardımcı olabiliyor muyum? Bu sorunun yanıtı benim içinde bulunduğum ahval ve şeraite göre değişiyor. Bazen derin bir nefes alıp “Bu çocuk yumurtaya ağlamıyor, başka bir derdi var” diye hatırlatabiliyorum kendime, ama bazen de “Eee, yeter be” diye isyan ediyorum.

Belirli aralıklarla dönüp dolaşıp elime aldığım Çocuğunuza Kulak Verin kitabında şöyle bir bölüm var:

Çocuklarınızın hem dışarıda, hem de evde sakin olmalarını bekleyemezsiniz. Çocuk evde ne kadar kendisi olur ve bütün duygularını açıkça ifade ederse, dışarıda o kadar “terbiyeli” görünür. Çocukların her yerde sakin olmalarını beklemek gerçekçi değildir.

Daha önceden çizdiğim bu cümleyi geçen gün tekrar okuyunca fark ettim ki, Deniz okula yeni başladı. Evet, ikinci sınıfa devam ediyor ama yeni okul, yeni öğretmen, yeni arkadaşlar… Mutlaka zorlanıyor olmalı. Uyum sağlamaya çalışırken, kendini en güvende hissettiği yerde, kendi evinde yumurtayı istediği gibi soymadılar diye isyan etmesi anlaşılır bir sey…

Ben böyle düşünürken içerlerden bir ses “Hadi oradan” diyor. “İnsan bir yumurta kabuğu için böyle isyan eder mi? Yaşı kaç olursa olsun!”

Bastırmaya çalışıyorum o sesi. “Sen bilmiyorsun” diyorum. “Çocuk psikolojisi” diyorum. “Mesele sadece yumurta kabuğu değil arkadaş, sen hala anlamadın mı?” diyorum.

Ama bir yandan da içten içe sorguluyorum… “Yahu”, diyorum, “bu zamane çocukları ne şanslılar… Ve biz zamane ebeveynleri ne zor durumdayız… Cocuğumun kahvaltıda yumurta niye istediği gibi soyulmadı isyanını anlamak için kırk takla atıyor, 10 kitap okuyorum be! Annem olsaydı var ya, yemiştim terliği!”

15 yorum

  1. Yaaa evet ya…. Niye böyle yaptı, sıkıntısının ardındakini anlamaya çalışmayalım diye 100 takla atıyoruz. Yazık bizeee 🙂 Ama siz gene şanslısınız, akşam ailece sofraya oturabiliyorsunuz. Biz hepimiz ayrı vakitte yiyoruz ve kabul ettim artık bu gerçeği…

  2. sanki geçen sabah bize kahvaltıya gelmişsiniz de bu sahneyi oradan görüp anlatmışsınız gibi geldi. bu kadar mı aynı olur? #direnyumurtakabuğu. sabırannesabır 🙂

  3. ipek böcüğü

    Çocuklarımız konusunda bu gelgitleri uzmanlarının ve çevrenin de kafa karıştırıcı yorumlarıyla çoğumuz sıkça yaşıyoruz.
    1. Bakış açısı: Çocukluk özel ve farklı bir dönemdir diye kabul ediyor. Ve bu nedenle burada yaşananları bu dönemin gerçekleri doğrultusunda düşünmek gerekir diyor. Bu düşünce iletişim yöntemlerini oluşturmada bize yaratıcı önerilerde bulunması açısından faydalı. Ancak yetişkin bir insanın bunun uzun süre devam ettirmesi çok söz konusu olamıyor. Sınırları belirlemede de kişi zorlanabiliyor.
    2. Bakış açısı: Kişiyi hayatta mutlu eden şey toplumsal uzlaşıdır deyip yetişkin normlarına uyan hayat sınırlarına çocuğu getirmeye çalışıyor. Bunun sonucu daha bazen özgüvenli, güçlü çocuk yetiştirelim derken hırçın bir çocuk ve başarısızlığını sorgulayan kaygılı bir anne olabiliyor.
    İkisinin içinde doğrular var. En güzel olan şey sanırım dengeyi doğru sağlamak. Yavrularımız hem çocuk hem de toplumdaki bir birey. Sorun ne zaman hangisi buna karar vermiyoruz. Aslında insana dair şeyler barındırıyorlar. Benimde en güçsüz , kırılgan olduğum zaman en sinirli olduğum zamandır. En sinirli olduğum zaman en ilgiye ve sevgiye ihtiyacım olduğum zamandır. Dışarıdaki üzüntülerimin acısını bende onlar gibi en çok sevdiklerimden çıkartıyorum. Ancak sevildiğimi ve anlaşıldığımı hissettiğim zaman olumsuz duygum olmasa da duyguyu yaşama şeklim yumuşuyor, hırçınlığım azalıyor. Kızımla sorun yaşadığımda bazen kendime dönmek işe yarıyor. Ben ne beklerdim diye soruyorum kendime? Ama unutmayalım ki bizlerde melek değiliz. Hata yapma hakkımız bizimde var.

  4. işimiz gerçekten zor bir de bakıyorum git odana agla olumsuz etkilemis misal beni ama terlik yemis olmaktan ötürü bir derdim olmamıs bitir o yumurtayı yemeyeceksen kalk gibi soylemler hic etkilememis 🙂

  5. Bu haftasonu yasananlardan sonra bende size aile ici gecim -iletisim birbirini anlama konusunda bir yazi yazar misiniz? Diger annelerde yazarsa bir beyin firtinasi yasariz diye icimden geciriyordum.
    Ben esime haftasonu ve oncesinde yasananlar dogrultusunda dun gece: Bizim cocuklar -cevre dostu (sosyal yildizlar) ama ebeveyn-azdostu (arkadascanlisi degil-dusmani demek istemiyorum kesinlikle). Anaokulunda- 2 yildir hic bir sorun (uyumsuzluk, gecimsizlik, aglama, yememe, vurma-kirma, tuvatlet vs. vs) yasamadik. Her 6 ayda bir yapilan veli toplantilarinda Kelimenin tek anlamiyla ögretmenlerinden ruya-ögrenci (ki bunu bizi simartmak icin soylemiyorlar (Belediyenin anaokulu). Sosyal ortamlarda her ikisinin de masallahi var, bizi hic uzmezler. Yeme-uyuma-banyo-uyku vs. rutinleri bizim gunluk planlarimiz dogrultusunda (gezme, tatil, aksam yemegi, misafir, ucak, araba yolculugu, baska yerde uyku, banyo vs vs…) esnektir. Eee hal boyle olunca tam sosyal yildiz olan cocuklarimiz ne kadar cevre dostu iseler, evdeyken ebevyn ile ayni derecede iletisimde degiller. Yine de bir cok cocuga göre evde de uyumlular yine de oyle saat 7.30 uyu, 6.30 uyan seklinde olmuyor. Geceleri uyku geciktikce biz de akrep yelkovan gibi birbirimizi kovaliyoruz. Kim ne kadar uyudu, dinlendi, onun gerilimi yasaniyor… Ve dun gece esime 365 gunun 60 gunu sosyal hayat (tatil, gezme vs-) ile gecse, 200 gunu gun icinde okula olsa bile dogal olarak 365 gun-gece bizimle beraber. Yani yeni anne baba olacaklar bana hangisi iyi derse hayata bakis acisi, gunluk yasamdan ne bekliyoruz, ne kadar uykusuzluk, vs..ye hazirlar ona göre karar vermek gerekiyor sanirim. Okulda ve sosyal ortamlarda ki uyum ve kolay cocuk sanirim evde de yine yildiz uyumlu cocuk olma ritmini devam ettiremiyor. O ritimsizlik te yemek yememede, uykuya gec dalmada, dis fircalamamak, tirnak kestirmemek olarak basit ama ailenin temel kontrol alanlarina isyan ederek mi cikiyor bilemiyorum.
    Bu dusunceye arkadasimin cocugunun her konuda evde uyumlu (wc, dis fircalama, uyuma, yeme, tirnak kestirme vs. vs..) olan cocugunun bizim evde misafirlikte iken evde yapamadigi -izin verilmeyen bir cok seyi yaptigini (tv karsinda sut icmek, yemegini alip iceriye gitmek istemesi, gereginden fazla kek yemek istemesi, yemegin bir kismini -koftleri-yeyip, gerisini birakmasi vs vs. derken Annesinin ya burda misafirlikteyiz diye simariyor demesiyle ben de klick klick jeton dustu. Anacim evde askeri disiplin uyguluyorsunuz, bize gelince zemberigi bosalmiscasina kuduruyor cocuk tabi diye bir hizli analiz yaptim..ve yine ayni sekilde evde cok “terbiyeli, uyumlu cocuklarin” okulda -sokakta, parkta daha mizmiz, uyumsuz oldugunu dusundukce boyle bir uzun yazi cikti …Cok uzadi ama sizler neler dusunuyorsunuz? haberlerinizi bekliyorum

    • ya bu olaya bende katılıyorum, evde çok sıkıştırılan çocuk dışarda çok yaramaz oluyor, evde yaramaz çocuk ise dışarda melek. hatta görümcemin oğlu tam da böyle evde hiç bir oyuncağı döküp dağıtmasına izin verilmediği için dışarda alabildiğine yaramaz ve herşeye kendinde hak görüyor. ve diyorlar ki hiperaktif ben de diyemiyorum ki hayır aslında sadece şımarık

  6. yaşamnotlarım

    Kişisel düşüncem, zamane anne babaları olarak çocuklarımızı “şımartıyoruz”… Aradaki dengeyi iyi tutturmak lazım, yani bazen terlik bazen pohpoh. Ama bakıyorum çocuk ne istersen o oluyor çoğu ailede. Bunu kimseyi yargılamak için söylemiyorum lütfen yanlış anlaşılmasın ama ipler bir kez çocuğun eline geçti mi o zaman da sınırları belirlemek zor oluyor bence. Örneğin bizim nesil paylaşma esasında büyümüştü. oyuncağımızı, oyunumuzu istemesek de kardeşlerimiz ya da arkadaşlarımızla paylaşmaya teşvik edilirdik. Ama bakıyorum şimdilerde “seninle oynamak istemiyor” ya da “oyuncağını vermek istemiyor”gibi yaklaşımlarla çocukların birbirini dışlamasına ebeveynler de izin veriyor.Bu çok küçük bir örnek ama bence konuyu deştikçe örnekle çoğalır. Sanırım en iyisi iç güdülerimizi dinleyerek, çocuğun sesine kulak vermek bir de kendi adıma “anam babam usulü yetiştirme” taraftarıyım. Sonuçta hiçbirimiz psikopat olmadık değil mi? Sevgiler,

  7. evet ya benimde gündemimde bu konu vardı, hatta bugün arkadaşla konuşuyorduk, bizde dışarda melek evde şeytan-melek bir çocukla yaşamaya çalışıyoruz ve işin açığı babası da ben de bazen çileden çıkıyoruz, ama doğru yaklaşımı henüz bulamadık, tamam evladım yaşadığın değişim büyük bu yüzden agresif olmanı anlıyoruz desekte güdümlü anne terliği aklımdan geçmiyor değil 🙂
    bence dengeyi biz anne-babalar kuramıyoruz onları dinlemeye bazen gereğinden çok vakit ayırıyor bu esnada bizim sözümüzü dinlemediklerini fark edip üzülüyoruz. denge için evet çocuğum seni anlıyorum diyip ama ben bunun böyle olmasını uygun buluyorum, itirazlarını değerlendirdim ancak geleceğe dair endişelerim bu itirazlarına karşı durmama neden oluyor (e çünkü ben senden büyüğüm sonuçta merdivenden düşüp kolunu kırarsan 1 ayda iyilesebileceğini biliyorum ama bunu sana anlatamıyorum ya da bunun gibi pek çok örnek:p) gibi bir yaklaşım içinde olmak en doğrusu gibi geliyor bana.
    elbette bu ifadeyi tez yazar gibi değil çocuğumuzun anlayacağı cümlelerle söylemeliyiz ama ben o yolu bulamadım henüz:) bu noktada hepimizin yaptığı gibi kitabi cümleler kurmak kolay ancak çocuğa bunu anlatmak zor 🙂

  8. Bence (benimki halen karnımda,yani bekar karı boşuyor durumundayım ama) biz Türk anneleri böyle yapıyoruz bizim çocukları.USA’da yaşadığım dönemde gördüm ki anneler koyuyor sofraya yemeği çocuk döke saça oynaya ede tek başına yiyor yediğini herkesin tabağı kalkarken onunki de kalkıyor.Sonra abur-cubura da fazla izin olmayınca çocuklar yemek vakti kendi başına yemek yemeyi öğreniyor. Ama ben hatırlıyorum 11 yaşımda kazık kadar çocuktum hala ağzıma tıkarlardı bi lokma daha yiyim diye 😀 Bakalım ben nasıl becereceğim bu işleri…

  9. :)) yuzumde bir gulumsemeyle okudum, o kadar ayni seyler yasiyoruz ki.. Oglum 4 yasinda. Yumurtani kirayim mi diye soruyorum, evet cevabini alip tam kiriyorum ki “neden sen kirdiiiin, ben kiricam” ee napicaz? Arkasini ceviriyoruz kiriyor. Ve babaya gore bu simariklik ve kapris.
    Okul sonrasi aksam yemeklerinde yorgun oldugundan sorun olabiliyor. Ben haftasonlari haric erken yedirmeyi tercih ediyorum, sonra biz masadayken o da oturuyor isterse ve daha keyifli 3-5 kelime ediyoruz. Ve tum bu okumamiza, arastirmamiza ragmen tikaniyoruz!

  10. 1,5 ay önce kreşe başlayan 4 yaşındaki oğlumla sıkça yaşadığımız olayları anlatmışınız yazınızda. yalnız olmadığımı hissetmek iyi geliyor böyle durumlarda. tıkanan, sabırsız davranan, bazen sesini yükselten, bazen alttan alabilen, olayın nedenini nasılını bildiği halde bir türlü çözüme kavuşturamayan tek anne ben değilim… ve durduk yere sorun çıkaran, sebepsiz ve sinir edici bir biçimde ağlama krizlerine giren tek çocuk da benim oğlum değil. ne güzel 🙂 demek ki bunlar doğal ve yaşanması gerekiyor. yalnız… keşke daha az mı bilseydik… keşke daha rahat, daha umursamaz mı olsaydık… bilemedim gitti.

  11. “Ha, biliyorum da n’oluyor?” cümlesine sonuna dek katılıyorum. biz 100 takla atarak çocuklarımızı anlamaya çalışıyoruz ama yine de olmuyor; e biz de insanız! bi yerde tıkanıyoruz, sabrımız bi yere kadar, yoruluyoruz, tükeniyoruz. en azından ben böyle oluyorum. daha az bilmenin bazen daha iyi olduğunu düşünüyorum, kendi haline bırakmaya çalışıyorum elimden geldiğince. ama çocuk sayısı ne kadar çoksa, işler o kadar zor oluyor-muş, gördüm…Allah bizlere sabır versin, bizimkiler de büyüyecek işte bi şekilde, di mi?

  12. terlik ve elinin tersi durumu bizi yanlış insanlar mı yaptı ; hayır! bu çocuklar büyüyünce bizden daha az mı problemli olacaklar ; bence Hayır!! o zaman #direnterlik

    :))

  13. Elif eline, beynine sağlık… Düşüncelerimi aynen yazmışsın!! İyi ki varsın…

  14. hee okadarda diil yeni nesil anneler çok şımartmayın bence yemezse kalkar masadan aç kalır nokta.