64 Yorum

Orada bir köy var uzakta

“Bir çocuk yetiştirmek için koca bir köy gerekir” demiş atalarımız. Daha doğrusu Afrika ataları… (Bkz. Annelik Her Zaman Tozpembe Değil, sayfa 93)

Ah nasıl yad ettim o ataları bu dokuz günlük “tatil”de.

“Bayram tatili”. Bunun kadar -modern deyişle- “oksimoron” bir kelime dizimi daha görmedim, duymadım. Bayram demek -hele de şehirden ayrılıp tatile gitmiyorsanız- herkesin evde olması, hele de okullar yeni açılmışsa yeni kurulan tüm düzenin bozulması demek. “Bayram” ve “tatil” kelimelerini aynı cümle içinde kullandığımız zaman hiç de olumlu bir anlam çıkmıyor ortaya. Hele de bu ikisinin toplamı dokuz gün ediyorsa! 

Bu dokuz gün nasıl geçti bir ben bilirim. Çocuklar evde, koca evde, herkes ve her şey evde ve dağınık ve kirli ve daha birçok şey… Akraba ziyaretleri, çocukları bir anneanneye bir babaanneye gönderdiğimiz iki günün dışında sürekli bir karmaşa vardı evin içinde.

Salon

Normal” (!) bir günde evimizin salonundan bir kesit…

Öyle itiş kakış geçti ki bu “tatil,” artık hangi gündü hatırlamıyorum; hatırladığım HERKES evdeydi, ve ben bir sabah patladım. Öyle bir patladım ki, geçtiğimiz haftalarda bir sebeple patlama fırsatı bulamadığım, “erkek milleti”nce belki de hiç önemi olmayan ama benim derin bir sabırla biriktirdiğim eski defterlerin heeepsini çıkardım, yığdım kocamın önüne…

Sanırım sabah kahvaltısı sonrasıydı. Ya da öncesiydi, hatırlamıyorum. Ne olduğunu da hatırlamıyorum, hatırladığım benim “Ben zaten erkeklerle aynı evde yaşamak için yaratılmamışım! Ya bende bir acayiplik var, ya sizde! Pissiniz, gürültülüsünüz, dağınıksınız” diye bağırıp çağırdıktan sonra hüngür hüngür ağlamaya başlamam.

Sanırım bunu tetikleyen şey bundan birkaç hafta önce (evet, o kadar uzun süre dosyalayabiliyorum baĞzı şeyleri) -temizlik gününün ertesinde hem de- Doğan’ın “Elif’çiğim, bu küçük tuvaletin daha iyi temizlenmesi gerekiyor sanırım, çiş kokuyor” demesiydi. Ben de ona “İyi de, daha dün temizlendi orası, kokmasının sebebi temizlenmemesi değil, siz pipililerin çişinizi yaparken tuvaletin içini isabet ettirmemesi olabilir mi acaba?!” diyememiştim o an.

Ama geçen gün dedim işte… Hıçkırıklar arasında… Evin içinde, tuvaletin kokmasından sorumlu tuttuğum o üç Marslının şaşkın bakışları arasında…

Sonrasında, Deniz’e babasının tuvalette “Bak Deniz’ciğim, artık büyüdün. Çişini yaparken tuvaletin içine isabet ettirmen lazım” dediğini duyduğumda gözyaşlarımın biraz olsun işe yaradığını anladım.

Dün, yani Pazar günü, yani “tatil”in son günü, yani aslında “çamaşır günü”nde, üç makine çamaşır yıkamış, annem seyahatte olduğu için hasta olan babama çorba, çocuklara kurabiye, öğlen yemeği için köfte yapmışken ben, evimizdeki BABA kişisi koltukta uyuyordu. Önceki gece uykusuz kalmıştık ikimiz de. İKİMİZ DE uykusuz kalmıştık. Ama O uyuyordu, BEN iş yapıyordum. Kimse bunu bana zorla yaptırmıyordu, Doğan bana “Kalk yemek hazırla” ya da babam “Bana çorba yap” dememişti. Ben de kocam gibi salondaki diğer kanepeye uzansam kimse bana bir şey demezdi. Ha, n’olurdu? Akşam üzeri için çocukların kurabiyesi olmazdı, hazır bir şeyler alırdık belki. Öğlen vakti geldiğinde alelacele bir şeyler yapmak gerekirdi, acıkmış olurduk. Çamaşırlar kirli sepetinden taşardı, yerlerde yığılırdı. Ama kimse ölmez, kimse “burası niye böyle?!” demezdi. Benden başka.

İşte  ben evin o haline tahammül edemeyeceğim için Pazar günümü helak etmek uğruna iş güç yaptım. O sırada koltukta gazete okuyan kocama sinir ola ola yaptım. Pişman mıyım? Evet. Yine olsa yine yapar mıyım? Ona da evet.

Buna anatomik farkılıklar deyin, Venüs-Mars olayı deyin, ne derseniz deyin bu böyle. Kadınlarla erkekler ayrı dünyaların insanları, nokta. Ve bence aynı ortamda yaşamak için yaratılmamışlar (Kocamı seviyorum, oğullarımın sağlığına duacıyım ama bu böyle.)

Geçtiğimiz yaz aylarında iki arkadaşım çocuklarıyla bize gelmişti. Evin içinde yaşları 1 ila 11 arasında değişen dört (erkek) çocuk ve üç kadın, iki tam gün boyunca müthiş huzurlu, eğlenceli, dayanışmalı bir zaman geçirmiştik. Yemekler pişmiş, çamaşırlar yıkanmış, çocuklar eğlenmiş, yatırılmış, akşama oturup şarap bile içilmişti. Kocalar -geç saatte- gelmiş, kimse kimsenin ayağına dolanmamış, ertesi sabah erken vakitte yine ayrılınmış ve kalındığı yerden devam edilmişti.

Huzur komün hayatındaydı!

Bugün sabah dokuz günlük tatil işkencesinin ardından Derin’i okula bırakırken, sağ olsun, geçtiğimiz bir buçuk ay boyunca sergilediği performansların toplamı niteliğinde bir ağlama krizi gerçekleştirdi. Kapıları tutmalar, direnmeler, “Anne beni bırakmaaaaaaa”lar eşliğinde içeri götürülürken -ve ben okul yöneticilerinin önünde ağlamamaya çalışırken- rehber öğretmene dedim ki Zannedersiniz ki bu çocuğa işkence yapıyorlar. Bu, bu nedir bu?!” 

Dedi ki “Normal. Ona sorarsanız işkence bu gerçekten…”

Dedim “Nasıl yav?!”

Dedi “E dokuz gün boyunca sizinleydi. Sizin yanınızdan sonra kalkıp okula gelmek onun için gerçekten de işkence aslında.”

“E gitmesin o zaman. Yanımda kalsın hep? Mutlu olacaksa yani? Olma mı?.. [Snıf snıffff]”

Çok fazla vaktimiz yoktu. Kısaca okulun kentsel yaşam için üretilen bir çözüm olduğunu, ilkel toplumlarda benim (yetişkinlerin) tarlada çalışırken çocuğun da yanımızda yetiştiğini, dolayısıyla anne-babadan kopmadan büyüdüğünü, ve hatta bu sebeple ergenliği falan da yaşamadığını anlattı.

İlkel toplum? Tarla? Komün hayatı?

Bana çok güzel bir fikirmiş gibi geliyor.

Şimdi hep birlikte arkamıza yaslanıyoruz ve köyümüze geri dönüyoruz. Anaerkil bir yaşamın egemen olduğu, mümkünse kadınlarla erkeklerin ayrı yaşayıp canları istediği zaman bir araya gelip sevişebildikleri, eğlenebildikleri, ama sonra herkesin evine döndüğü, kadınların birbiriyle dayanıştığı, çocukların el birliğiyle büyütüldüğü, iki yaş sendromu, üç yaş krizi, ergenlik, okul seçimi, eğitim sistemi, kariyer, süt izni, ve kent yaşamının türettiği birçok yapay sorunun olmadığı bir köye…

Var mısınız?

64 yorum

  1. Çocuk olması gerekmiyor aslında, yalnızca bir adet koca bile yeterli evi bu hale getirmek için. Şahsen benim eşim, evin girdiği bütün odalarını dağıtıp, ortalığı birbirine katıp, sonra da masum masum suratıma bakıp, iPad’de oyun oynayan bir insan, aslında hayır 33 yaşında bir çocuk.. Bütün bayram birlikte kah evde kah gezmede olduğumuz halde -yani evi birlikte dağıttığımız halde-; dün -yani tatilin son gününde- onu yalnız başına gezmeye yollayıp, evi toplayan kişi kim? Bildiniz, tabi ki ben. Peki akşam gelip, “Kuzu, klozet biraz kirlenmiş sanki?!” diyen kim? Tabi ki klozeti ayakta durmak suretiyle kullanan, evdeki tek er kişi olan eşim. Sonuç elimde temizleyici, fırça, sünger, çamaşır suyuyla bir ben bir de klozet. Halbuki daha cumartesi akşamı klozet ile bir birlikteliğimiz olmuştu, çeşitli temizlik eşyaları ile. Tatilin ardından işe giden ikimiz, depresyona giren ikimiz ama akşam yemek yapacak olan yine ben.

    Dolmuşum sanki biraz, azıcık. Ama demem o ki, bu Marslıların hepsi aynı. Çocuğu da aynı koca adamı da aynı.

    • yaa üzüldüm ama kocanızın böyle olmasına şikatey etmenize :( siz neden temizledinizki onu yolayıp her haftasonu dönüşün bu sefer siz gidin o toplasın herşey müşterek diilmi haa dersenizki ben memnunum o zaman şikayet etmemeliyiz :) naçizane

  2. Elif hanim bizde ki versiyon ise bayagi farkli. daginik bir kiz cocugu , kendine gore gayet derli toplu bir anne , ama temizlik hastasi bir baba :)))) esim pil takilmis gibi topladigim her yeri tekrar girer toplar, burasi tam temizlenmemis der…oraya buraya bakar, toparlar, soylenir…bu arada ben tam isleri bitirmis kahvemi yapmis internette sorf yapip keyif yaparken bidir bidir is yapan bir koca, ve sonuc kahvemi birakir bilgisayari kapatir bende tekrar tekrar is yaparim . ve pazartesi olsun bir an once ise gideyim diye dua ederim :)))))

  3. merhaba, bu sabah ki psikolojim, yaşasın tatil bitti :)

    o bahsettiğiniz patlamayı dün akşam ben de yaşasım. niye benim girdiğim her oda dağınık, neden bebnim evim hiç toplu olmuyor, ben mi beceriksizim? diye serzenişlerimin (tamam kabul ediyorum bağırıp çağırma) ardından koca kişisi oturma odasını toplamış ve bak problem ettiğin şeye beş dakikada topladım, hem kumandanın kayıp olan pil kapağını da buldum, sen iyi aramamışşın dedi. bunu gerçekten dedi ve bu yazıyı okuyunca anladım kesinlikle aynı evde yaşamamalıyız :) ve son cümle yeniden, yaşasın tatil bitti :)

  4. çocuklu insanlar bence de kesinlikle hep içiçe olmasa bile en azından akrabalarıyla yakın yaşamalılar.Modern hayat mı artık neyse işte o bizleri yalnızlaştırıp anne-baba-çocuk dan oluşan ailelere çevirdi.sadece karı-kocayken çok güzel de bu,çocuk işin içine girince yük çok fazla geliyor.Yani demem o ki çocuk birçok kişi beraber bakılması gereken bir varlık.Hem iş,hem ev hem çocuk insana çok yük bindiriyor ve doğaya da aykırı bence.

  5. günaydın elif hanım :)

    yazınızı okurken “acaba pms den olabilir mi” dedim 😉 zira çok gergin, çok bunalmış, sıkılmış, daralmış görünüyorsunuz burdan :) hem kızgınken daha güzel oluyorsunuz 😉

    şaka bir yana, söylediklerinizden bir kısmına katılırken bir kısmı bana pek uymuyor. ben de evde 2 erkekle yaşayan bir zavallı anne olarak, o bahsettiğiniz tüm işleri kendim yapıyorum. her ne kadar oğluma küçükken bazı alışkanlıkları kazandırmaya çalışsam da önünde bir örnek(babası!) olmadığı için zorlanıyorum. ve zaten o olmayan örnekleri de biz bu hale getiriyoruz. çoluk çocuk yokken, her şey tıkırında giderken faydalanmıyoruz onlardan, zaten kendimiz de zorlanmıyoruz. sonrasında da işte alışmadık popoda don durmuyor, aynen devam ediyorlar.

    halbuki bıraksak çamaşırları, bulaşıkları… sırtına geçirecek gömlek bulamasalar, su içebilecekleri bir bardak ya da… durumun vehametini görseler… ama buna fırsat vermiyoruz. ve-re-mi-yo-ruz… ben yapı olarak dağınıklık içinde yaşayabilecek bir kadın değilim. evim yaşanmışlıklarla(!) da olsa temiz olmalı, ütü çamaşır vs. birikmemeli, menemen de olsa bi yemek pişmeli ocakta. yani onların duruma aymalarını beklesem intihar etmeyi seçerim galiba. o yüzden fazla takılmamaya çalışıyorum. mesela yeni temizlenmiş banyoyu 1 saat sonra sular içinde görünce tabii ki çığlık atıyorum ama bi şekilde kabulleniyorum. kabullenmeyip içe atınca daha kötü oluyor sanırım.

    yani seçim size kalmış… ya benim gibi “kendi işimi kendim yaparım, yaşasın kadın gücü!” diyeceksiniz ya da bir süreliğine pis, dağınık, düzensiz olmayı göze alıp onların kendiliklerinden olayı idrak etmelerini bekleyeceksiniz. haa olumlu sonuç alacağınızı da çok sanmıyorum gerçi :)

    bu gelgitleri hep yaşıyoruz… rahat olmaya çalışın… zira son günlerde yakın çevremden aldığım iki çocuk hastalığı haberinden sonra bir kez daha şükrediverdim sahip olduklarımız için 😉

    • “sinirlenince daha güzel oluyorsun”a bayıldım 😀

      PMS değildim inanın, ama daha çok birikim var sanırım içimde… Başka bir yazının, belki de yazıların konusu, bilmem.

      Şuna katılıyorum: bıraksak yapacaklar. Kabullenmek lazım. Nasıl? İşte öğrenmem gereken şey o…

  6. Bir çok evde durum aynı demek :) Benim son dönemde favorim Amazon Kadınları :) Çoookkk uzun süre önce işi çözmüşler :)

  7. Çok mu sertim diye düşündürdü fotoğraf beni. 3yaşındaki oğluma yastıkları yere atmasını yasakladım ve yasağa uyuyor. Kocamla her sabah nerdeyse kavga ederim. İlk evlendiğimizde öğlen 2 de uyanan adam şimdi 8:30 da zorda olsa kalkıyor. Çok istiyorsa erken uyusun ama değilmi? Kayınım tatilde bizdeydi kayınvalidem 9:30 da kahvaltı yaptığımızı duyunca oh intikamım alınmış dedi. 11:30 da uyndıramıyormuş kayınımı. Ama şuçlu kendisi haberi yok. 12 den önce uyandırmaz çocuklarını tatil günleri. Kahvaltıdan sonrada oğlum amcası ile takıldı ben de kocama mutfak dolabını düzenleme işini yaptırdım. Ama bu noktaya gelene kadar ne kavgalar yaptık yıprandık. Yine de pişman değilim ben eş ve anneyim. Bunu böyle bilmeliler.

  8. Ne kadar güzel olur..

  9. ben varım nerde ne zaman?

  10. Biz, annemler ve kayın validemin aynı apartmanda yaşadığı, oğlumun ilk dört yaşını birlikte geçirdiğimiz günler, komün hayatına benziyordu. Afrikalı ataların sözünü o zamanlar bilmesek de içgüdülerimizle, çocuk için hepimizin bir arada olması gerektiğini anlayıp, aynı yere taşınmıştık. İşten geldiğimizde yemekler hazır, çocuk büyüklerle güzel bir gün geçirmiş, anneanne yedirmiş, babaanne parka götürmüş, dedeyle tamir yapmış olurdu. Hafta sonları çocuk öğle uykusu için büyüklerce alınır, bize “siz dinlenin, evinizi toparlayın, bir kahve içmeye çıkın” falan denirdi. Ayda bir gece, arkadaşlarla fasıla gittiğimizde, o zamanlar daha çocuğu olmayan, iki sokak ileride oturan amca ve yenge babaanneye gelir, anne-babanın yokluğu çocuğa hissettirilmezdi. Çocuğa paslaşarak bakıldığından kimse çok yorulmazdı. Bu ortamda ne evin dağınıklığı, ne de başka bir şey kafaya takılmazdı. Tabi komün hayatının bir getirisi olarak, çocuğun mülkiyeti :) anne-babanın değildi. Ama yine de ah ne güzel günlerdi.

  11. Ay hem de nasıl varım bu fikre. Kocaman bir çiftlik olsa hep birlikte yasasak dayanissak su kent eziyetinden kurtulabilsek keske.

  12. Evet kesinlikle okudum ve mutlu oldum, gördüm ki yalnız değilim. Ne 9 gündü be… yaşlandım ben.

  13. evet evet evet diyorum
    işe geldim dinleniyorum resmen kocamı da uzaya göndermek istiyorum !

  14. ceren gürsoy

    aaaaaaaaaahhhhhh ahhh :) :( :(:::::: :)

  15. kariyer mariyer umrumda değil valla ben varıııııııımmmm arkama bile dönüp bakmam!!!

  16. Aklımda olup da dilime gelmeyenleri yazmışsın yine.
    Yalnız gitme beni de al!!

  17. Çin’de böyle bir yer var biliyor musunuz? Geçenlerde “Kadın Krallığı” diye bir kitap okudum size de tavsiye ediyorum. Orada yaşamak isterdim dedim etrafımdaki insanlar garip garip baktı ama bence güzel. Yine sorumluluklar kadınların üstünde ama erkeklerle aynı evde yaşamıyorlar falan filan. Okuyun mutlaka…

  18. kayınvalidem eşimi kendi torunlarından sonra doğurmuş. kadıncağız geliniyle birlikte çocuk büyütmeye utandığından eşime neredeyse hiç bakmamış. eşim o zaman evde bulunan dede, babaanne, halalar, ablalar abiler eşliğinde tam anlamıyla -arada- büyümüş gitmiş. yalnız onlara sorunca diyorlar ki “şimdi çocuk büyütmekte ne var? bez hazır, çamaşır makinesi var, mama var vs.” ben de diyemiyorum ki tabi sizde de bir sürü bakıcı vardı. düşünsenize park yok ama her yer güvenli çünkü köyde herkes birbirini tanır, nerden kimin çıkacağı bellidir, çocuk dışarda akşama kadar oynayabilir, enerjisi falan kalmıyor zaten akşam 7’de uykusu geliyor. bazen diyorum ki olabilir mi acaba? bayram tatilinde tecrübe ettik yalnız genç kadın nüfus az olup da tüm işler sana kalınca biraz zor ya. bilemiyorum.

  19. ahhh çok eğlenceli gene, ama bu herhalde kişisis yapısıyla alakalı bizim ev dağınıkmı bilemiyorum size göre dağınık heralde ama ben toplamak yerine yiyip içip gezmeyi tercih ediyorum, amaan diyorum haftada 1 kadın geliyo okadar, bende elimi sürmüyorum bidahamı gelicez dünyaya, eşim ise çok becerikli ve anlayışlı belkide başka bir erkekle zaten yapamazdım, bana okadar yardımcı ki işide çok müsait genellikle evdedir, bençok seviyorum evde birlikte olmayı eğlenmeyi, yemekleri babamız yapıyo bizde koşup oynuyoruz, masayı bile toplamadan dışarı fırlıyoruz hergün, nasılsa birara toparlanıyor elele, çocuğuma da öğrettim bize yardım eder bizim ailede herşey birlikte çok keyifli oluyo yani, ben erkeklerle yaşamayı seviyorum, öncedende bir erkekle yaşamıştım diğer kız ev arkadaşlarımdan daha iyiydi, kızlarla kavga filan dedikodu çokoluyo ama erkeklerde o olmuyo hemde belki benim eşim böyle bilmiyorum ama kadınlardan daha becerikli vede güzel yemek yapıyolar, hobi olarak tabiki ilgili olmasıda önemli. Ama köyde yaşamak çok eğlenceli olmalı cidden bunu yapan şehirlilerde var artık, isteyen bence kesinlikle yapsın hem geniş aile iyidir hemde açıkhava köy eğlencelidir çocuklarda koşa oynaya büyür, ama sizi kastetmiyorum çok anne şehirde özel okul marka kıyafet takıntılı olduundanda köyde yapamaz sadece lafta kalır. sürekli çocukatn şikayet edipte duruyolar çok garip.

  20. neden kadınlar kocalarından şikayetçi :) boşanın

  21. Ben varim, hem de hemen :))

  22. Annem benim bulaşık ya da çamaşır yıkamamdan, çamaşır asmamdan / toplamamdan, sofra kurmamdan / kaldırmamdan, yiyecek içecek ikram etmemden (servis), boşları toplamamdan, ev süpürmemden / silmemden, yemek pişirmemden …vs rahatsız oluyor. Ha bi de playstation önünde debelenirken “annneaaa susadım!” diye çemkiren öyle çok miniöküz çocuk ve de su koşturan anne gördüm ki…
    Hamiş: Yazar ilk bölümde ne de çok ev işi yaptığını ifade etmek değil, ev işi yapmasının kendisini yetiştiren annesini rahatsız ediyor oluşuna dikkat çekerek çocuk yetiştirmekte olan annelere bir mesaj vermek istemiş.

  23. hepsine katılıyorum, kent yaşamının doğurduğu yapay sorunlara sinir oluyorum, komün hayatını şiddetle savunuyorum, en çok “ay öyle deme ıtır, senin kocan çok “yardımcı” bi kere” lafına gıcık oluyorum (olayın ortaklaşa olmadığını, yardımla avunmam gerektiğini gözüme sokan yaklaşım) ve ikinci bebem kız diye seviniyorum (2 ye 2!!) son olarak da yaşasın oturarak hacet gideren erkekler diye noktalıyorum. (e köye gidersek hepsi alaturkalarda çömerek yapacaklar, kentte de çömseler olur di mi?)
    sevgiler 😉

  24. bundan önceki yorumum, düşündüğümü hiç inceltmeden düşündüğüm gibi yazdığım için içime dert oldu. kimseyi rencide etmek istemesem de etmiş olabilirim gibi geldi. rahatsızlık verdiysem özür dilerim.

    • Yoo, haklısın. Benim oğullarım henüz temizlik yapacak yaşa gelmediler, ama yaptıkları kadarını -en azından gözleri önünde- düzeltmiyorum ki yetersiz bulduğumu düşünmesinler diye… Mesajını aldım yani 😉

  25. Ben erkeklerdeki bu rahatlığa inanılmaz özeniyorum eşime de söylüyorum. İkimizde evde iken o hiç rahatsızlık duymadan şekerleme yapabilir, çocuğa kim bakar endişesini hiç yaşamaz. Nasılsa bakacak biri vardır. Ama ben uykum olsa da bunu garantiye almadan uyumam mümkün değil ki genelde uyumam da. İşte diyorum bu rahatlğa sahip olmak anne ile baba arasındaki fark

  26. Ben o koltuga uzanan anneyim:) Ev göçüyor tabi ama elbet bir gün toplanıyor:)

  27. Elif’im,
    Sen simdi soyle bir plan yapiyorsun: Cocuklardan biri 1 haftaligina AnneAnne’ye, oburu 1 haftaligina Babaanneye, Dogan ise, sen buraya yanima. 1 HAFTA. Sadece bir hafta. Bence imkansiz degil. Hic degil. Ben her gun isteyken sen New York’ta istedigin cafe’de otur, istedigin sergiyi muzeyi gez, istedigini ye, istedigini ic, istedigin kadar uyu. 1 hafta. Bir dusun.

    • Ya nasıl isterim, nasıl nasıl! Ama hele de şu ara çok zor… Ve hatta imkansız :(

  28. Ya Elif ya resmen duygularima tetcuman oldun.Bu kadar mi guzel anlatilir.O patlama noktalarina gelip gelip patlayamadigim ya da patladigim zamanlar geldi aklima.Sana kocamin ornek bi cumlesini soyliyim:yapma karicim sende gel otur soyle cok yoruldun sen!Bu sirada uc kisilik koltuga uzanmis bir vaziyettedir ve cocuklar ortaligin anasini aglatmistir.Ha unutmadan ekler tuvaletin havlusunu degistirdin mi? islanmisti!!!!!İmdaaaaat diye bagirmak istiyorum iste boyle zamanlarda.

  29. o yorumu yapabilen öğretmeni tebrik etmek isterim :) ne güzel demiş, agzına sağlık

  30. Emirliklerde var sizin bahsettiğiniz yaşam, özellikle de erkek şeyhse, en az 4 eş alıp her birine ayrı ev açıp, gidip kendi evinde yaşıyor. Arada sırada bütün çocuklarıyla oturup yemek yiyor kendi evinde. Kadınlar öyle rahat ve mutlu ki.

  31. Senin yazdıklarına da, Gökçe Altunay’ın yadıklarına da sonuna kadar katılıyorum. Bayramda ufak çaplı bi ağlama krizi de ben geçirdim,zira bizim evde de 2 Marslı mevcut !!! Vallahi çok güzel çözüm,anneler ve çocuklar bir evde,kapımız babalara açık,hep birlikte yaşar gideriz, ooohh, mis ..

  32. yok yoook, ben 2.cocugu yapmayayım, mazallah erkek merkek olur :))

  33. Taaaa İspanya’dan kalkıp geliyorum, beni ve oğlumu da alın köyünüze.

  34. Bu yazının içinde çok önemli bir nokta var : Bunun için beni kimse zorladı mı? Hayır. O nedenle tercih senindi, sen yaptın. Bunu bilgiçlik taslamak için değil, ben kendim böyle bakmaya çalıştığım için söylüyorum. Herhalde başarı oranım %20 falan ama giderek iyileşiyorum. Ama senin kocasına ve çocuklarına bağıran “sahici” bir anne yazar olmana bayılıyorum! Bir de bir tavsiye daha : Salonu o halden eski haline getirmek mutlaka ama mutlaka çocukların görevi olmalı. Artık yastıkları atabilir miyiz diye soruyorlar, toplayacaksanız tabii ki diyorum. (Toplanma oranı %60 ve giderek yükseliyor! :-) Önemli not : 3 yaşındaki kızım artık yaşından mı evdeki tek başına doğan prenses olmasından mı bilmem ama 5 yaşındaki abilerinden çok daha az iş yapıyor! :-) Dolayısı ile kız çocuklara da pek güvenmeyin derim 😉

  35. Şu komün hayatını ben de çok düşünmüşümdür Benim projem de şöyle; Apartmanlar şu şekilde tasarlanmalı, her 3 veya 2 oda salon yanındaki dairenin yanına bir adette de stüdyo tipi daire yapılmalı. Kim için?? babalar içiiiinnn, Yemeğini falan ben götürürüm bazı akşamlar gelsin bizimle yemek yesin ama akşam olunca evli evine köylü köyüne vallahi insan kocasıyla daha bir sıkıfı fıkı olur :))) 😉

  36. Selam,

    İşte sırf da bu yüzden, Ege’nin uzak bir köyüne taşındım 2 ay önce:) Ve fakat gelin görün ki, köyde yaşayan kadınları gördüğümde, “çok yoruldum” demekten utandım. Evet çocuklar babaanne ya da anneanne ile büyüyorlar ve fakat öyle sanıldığı gibi olmuyor..eğer yaşadığınız yer Ütopya Cumhuriyeti değilse, köyde kadının yükü ağır, kadın kadına yaşansa da yine ağır..çocukların paylaşımı burda güzel tabii, ben evden çalışan bir tercüman olarak acil işim olduğunda, komşuma seslenip, kızımı alıp yürüyüşe götürmesini, birlikte resim yapmalarını falan sağlayabiliyorum elbette, ya da ineklere, keçilere teslim edebiliyorum. ama yine de, burdaysan, sabah erkenden kalkıp kahvaltı hazırlamalı, kış için kışlıkları yapmalı, yemekleri organize etmelisin. bunlar benim gibi “çakma bir köylünün” yapabildikleri. Köyde doğup büyümüş, 17 yaşında evlenmiş, 2 çocuğu olan bir arkadaşım var. bugün geldi, konuştuk, ve inanın hiç bir şehirlinin kaldıramayacağı yükü omuzlamış durumda. sabah kalk, hayvanlara bak(inek ve keçi, tavuk, vs.) kahvaltı hazırla, topla, bulaşık yıka, tarlaya gel(ki tarlaya geldikleri saatte biz 9. uykumuzda oluyoruz çoğu zaman), çapala, sula, topla, öğlen vakti eve git, öğle yemeği yap, çocuklar okuldan gelince yesinler diye, sonra tekrar tarlaya gel, akşam eve gidince ekmek yap, yemek yap, çocukları yıka, ödevlerini kontrol et, onları yatır, evi toparla, ve sız…haftanın iki günü de pazara satış yapmaya git, tüm bu işlerin arasında, günlük sebze-meyve toplama işlerine de koştur…Yani demem o ki, kadınlar, bizler, doğuştan böyleyiz..kimse zorlamasa dahi böyleyiz..beynimizin tamamını organizasyona adamışız. Bunu değiştirmek kendi elimizde olsa dahi, değiştiğimizde yine mutsuz olacağız..bunu biliyor ve kendimi değiştirmeye uğraşmıyorum. sürekli yaşamak için dediğiniz “Ütopya” geçerli olmamakla birlikte(bence), senede en az iki hafta kadın kadına tatil ya da yaşama güzel olabilir:))
    Ve son söz olarak:

    HERŞEYE RAĞMEN, KÖYDE OLMAK, ŞEHİRDE OLMAKTAN ÇOOOOOOOK DAHA KOLAY…ZİRA EMEK VERDİĞİN ŞEYİN SANA GERİ DÖNDÜĞÜNÜ GÖZLERİNLE GÖREBİLİYOR OLMAK KEYİFLİ. PLAZANIN BİRİNE GİRİP GÜNDE EN AZ 8 SAATİNİ HARCADIKTAN SONRA, NEYE HİZMET ETTİĞİNİN SORGULAMASINI YAPMAKTANSA, BAHÇEME DİKTİĞİM FİDELERİN, HER GÜN SULANIP ÇAPALANDIĞINDA BANA VERDİKLERİNİ YEMEK İNANIN KENDİ ADIMA ÇOK HUZUR VERİCİ..

    VELHASIL; ŞEHİRDEN KURTULMAK LAZIM:)

    • Sevgili adeniko, ben de cocuklarımı köyde büyütmeye çalışan biriyim,yazmayı düşündüğüm noktaları sizde yazdığınız için çok uzatmayayım .. Gercekten bazen bir apartman dairesinde yasamayı tercih edeceğim günler oluyor,buralarda günlük iş sadece evin içinde değil.bahcede bakılacak 3 büyükbaş köpek :) 50 civarı tavuk 8 kaz hergün yalnız yemek ve su vermek bile şehirdeki işinden o yorgunlukla araba kullanıp,alışveriş yapıp geri döndüğünde eziyet gibi gelebiliyor. Bazen hareketin beni canlandırdığını düşünüyorum, bazen de bu bir zulüm olmalı diyorum, çocuklarımız için güzel bizim için zaman zaman zor bir yaşam…özellikle mevsim geçişlerinde :)) zira bakılması gereken 850 erik ağacının sulama ilaçlama ve toprak bakımını anlatacak nefesim olmayabilir :))

    • çokdoğru…kaç şehirli kadın bugün köyde gerçekten yaşayabilir merakettim

  37. bu arada, ne zaman çok ev işi yapsam, aklıma önceden duyduğum şu söz gelir:

    “kusursuz temizlenmiş, parıldayan her evin içinde; gerçekten yaşamamış bir kadın vardır”….

    sevgiler ve kolaylıklar…

    Ayşe

    • Bu beni ağlattı…

      • ağlamanız için değildi de…belki sizin de kulağınızda kalır diyeydi…

        heryer temiz olunca yaşadığımız huzur, bazen, evi öylece bırakıp sahile inip, köpüklü bi türk kahvesi ile başbaşa olunca da yaşanabiliyor..arada bir hatırlamak keyifli olabilir:)

        sevgiler..

        Ayşe

        • Üzdü anlamında demek istemedim, çok çarpıcı geldi. Kulağımda kaldı gerçekten de… Çok doğru bir söz…

    • çok doğru bencede bu söz

  38. Çok güzel bir yazı gerçekten,kendimi gördüm resmen.
    Bayramın 2.günü alt komşumuz bize ilk ziyaretini yaptı,kadıncağız salona girince,ben etrafı toparlamaya çalışırken “e sizde çalışıyosunuz tabi “diye beni rahatlatmaya çalıştı. Ben de kendimi açıklama yaparken buldum” ama ben temizlik yapmıştım 3 gündür,yok dağınık değildi,son 1 saatte bu hale geldi” diye.allahım dedim onca emek onca temizliğim sadece birkaç saat yayılıp oturduğum için güme gitti. Bu arada yayılıp otururken boş durmuyor aynı zamanda oğluma ders yaptırıyordum!!!

  39. Vallahi de billahi de varım.

    Biri 5,5 diğeri 2,5 yaşında olmak üzere 2 oğlum var benim de. Gerçekten ben de varlıklarına, sağlıklarına duacıyım. Ailemi tümüyle çok seviyorum. Fakat o hep birlikte var olma çabalarımız beni benden alıyor hakikaten de. Hadi çocukları bir şekilde kabulleniyorum da babalarının çoraplarını ortalıkta görmeye bile hiç tahammülüm yok. Fakat elbette ki sadece çorapla kalmıyor. Çoğunlukla ağlamamak için kendimi avutmaya çalışıyorum. Fakat dayanamayıp ağladığım da çok olmuştur. Mesela bir gün tatildeyiz çocukların tabaklarını hazırlayıp karınlarını doyurduktan sonra kendi tabağımı hazırlayıp oturacaktım ki bir türlü kucağımdan inmek istemeyen ama masaya da oturmama izin vermeyen küçük danam masaya koyduğum tabağı ayağıyla itip tüm reçel ve peynirlerin ayağıma, bacağıma, parmak aralarıma yapışmasına sebep olmuştu. Tabağın büyük bir gürültüyle kırılması da cabası…İşte o an garsonlardan özür dileyip hepsini toplayıp dışarı çıkmış, kızacağım yere hıçkırıklara boğulmuştum!

    Yine allah sağlık versin hepsine diyorum. Ama birazcık da tertip düzen versin :) Bizlere de mümkünse güç, kuvvet, sabır lütfen :)

    Sevgiler

    Yasemin

  40. Istisnalar kaideyi bozmaz ama yine de soylemeden de gecemeyecegim. Benim enistem de temizlik ve duzen hastasi bir adam. Hatta bu temizlik ve duzenin bir insan hayatini kontrol altina aldiginin canli bir ornegi. Evleri her iki gunde bir mutlaka dip kose temizlenir, olmayan tozlar alinir. Ev temizlenmezse adam hasta olacak derecede takinti yapar, pis bir evde yasiyor oldugunu dusunmekten. Neyse boyle erkekler oldugu gibi hakikaten daginikligin ve pisligin kendisini hic rahatsiz etmeyen kadinlar da var. Belki de bu mars/venus farkliligindan ziyade karakter meselesidir. Bu yuzden ben erkekler birlikte kadinlar birlikte yasasinlar fikrine pek sicak bakmiyorum. Bence dogal ve belki de zor olani kadin erkek birlikte yasasin, ortamda temizlik ve duzen kurallari olsun, herkes bu kurallara uysun. Yoksa 3 kisi bozsun tek kisi surekli duzeltsin, ortamdaki cinsiyetler ne olursa olsun cok saglikli yurumeyecek bir duzen.

  41. O köy bizim oraların köyü olmamalı…

  42. Tek kelimeyle beni anlatmışsınız daha ne diyebilirimki :=) bende evde üç marslı ile yaşıyorum , en küçük marslı iki yaş sendromunda , ortanca marslı ön ergenlik sendromunda , büyük marslı mızda , yorgunum takatim yok sendromunda (iş başka şeylere gelince yanlız o yorgunluk sendromu nedense birden kayboluveriyor). Tekrar söylüyorum ben yazsaydım ancak bu kadar beni anlatabilirdi bu yazı :)))

  43. ya nekadar güzel yorumlar olmuş bende okudumda, köyde yaşayan arkadaşlar realiteyi söylemiş, şehirli kadınlar köyde biraz zor yapar, köyde kaç evde bulaşık makinesi var acaba, yani bulaşığı makine yıkıyo çamaşırı makine yediğin önünde yemediğin arkanda hazır bez var istersen bebek yemeği bile hazır, kocalardan mı bu kadar şikayet anlamadım aşık olmadıkmı çocuk yaptık, size değil tabiki lafım elif hanım siz okumuş, istanbulun yi muhitlerinde yaşayan bir yazarsınız sanırım da biraz abartıyorsunuz olabilir yazım dilidir tarzınızdır kimse size eminim zorla evde toplatmıyo ama genelde toplumda böyle bi yaklaşımvar çok üzülüyorum
    birde laf çok güzelmiş pırıl bir ev görünce bende öyle düşünüyoeum eğer kadın topluyosa temizliyosa yaşamamış hayatını temizlik yapmaktan yani bırak dağınık kalsın benim kızım 2 yaşında ama ben toplatıyorum öğrensin toplayamadıklarını da asla ellemiyorum tavsiye ederim birde ben fotoğraflarınızdan gördüğüm kadarı ile haddinden fazla oyuncak araba ve kitapları var ondanda çok dağılıyo heralde azaltın kalsın 4 kitap ortalıkta bakın mis gibi zamanla çıkarırsınız yenilerini hemde 2 oğlanla zor, az eşya, bol zaman, takmamak en güzeli bu
    kocanızada kızmayın işbölümü yapın yada sizde yangelyat

  44. Cingoz karanliktan korkuyor!!
    Bu donemde tam bizi anlatiyor, insallah bize cikar.tesekkurler

  45. berna yavuzdugan

    hangi koy bu adres lutfeeeeen :)

  46. Esra Feyizoğlu

    Ben de eşime ara sıra (peki kabul ediyorum sık sık) bunaldığımda seni boşayıp Leyla Ablayla (bakıcımız) evlensem daha rahat ederim diyorum. Aklın yolu bir tabi :)

  47. ya ben de bi tuhaflık var ya da bilmiyorum???? 8 yıllık evliyim bir defa bile böyle düşünmedim. Eşimle ayrı bir gece bile geçirmek istemem. Bana her konuda çok çok yardımcı olduğundan kaynaklanıyor belki de. Asla eşyalarını dağıtmaz. Bizim evde ortada gezen çoraplar benimkilerdir :) Köy hayatı çok arzuladğım bişey ama kesinlikle eşim ve kızımla birlikte.

  48. benim eşim de yardımcı olan gruptan sağolsun..ama zaten göz görüyor aynı işyerinde aynı saatler arasında çalışıyoruz ve yaşadğımız ülkede yardımcı temizlikçi vs bulma imkanımız yok, bakıcımız evinde bakıyor çocuğa..eşim sağolsun çok yük alır ona rağmen arada kendimi tutamayıp çemkiririm:) benim kayınpeder de kayınvalideme çok yardımcı olur.. bence oğullar babalarından nasıl görürse öyle oluyor.. bu çok önemli.. ayrıca sorumluluk vermek ve bilinçaltına sorumluluğu yerleştirmek de önemli.. bizim evde yerde bulunan çöplerin çöpe atılması, çamaşır ve bulaşık makinelerinin çalıştırılması 2 yaşındaki oğlumun görevi.. öyle mutlu oluyor ki yaşı büyüdükçe bu görevleri artıracağım.. gelinim sen merak etme :))

  49. Bu kadar işin, yükün, güçlüğün kadınlara kalması da aslında biraz kadınların kendilerine ettikleri bir şey. Küçücük bir örnek; çok samimi olduğum aynı evde yaşayan 2 kadın arkadaşıma 3 günlüğüne kalmaya gittim evde 3 kadınken hiçbir şey sorun değildi. Yemekler ortak yapıldı, temizleme ortak, dağıtma ortak, dedikodular, fallar, kahkahalar ortak. Amma ve lakin döneceğim günün sabahı 4 erkek ve 1 kadın arkadaşımız daha eve geldi. O saatten itibaren evdeki hiçbir kadının poposu yer görmedi desem yeridir. Neden? Çünkü 3 kadın arkadaşım da evdeki erkeklere tek bir iş yaptırmadı! Hatta mutfakta aynı anda dağ gibi bulaşık yıkayıp, çay demleyip, yemekten artanları dolaba yerleştirip, çayın yanına bir şeyler hazırlarlarken bana dönüp “canım beylerin bir isteği var mıymış bir sorup gelebilir misin?” dediler ki; kendimi kaybedip “istekleri varsa kendileri alsın hatta zahmet olacak da az biraz iş yapsınlar” diye çemkirince; gülüp “erkek onlar canım otursunlar, yoruldular(!!!!) Hem iş yapsalar daha kötü iş çıkar bize” dendi. Velhasıl annelerimizden ne gördüysek o. Ve maalesef ki annelerimizin çoğu bize hizmetçi-bakıcı-aşçı olmayı oğullarınaysa kral olmayı öğretti. Ama bu zihniyeti bizim çocuklarımız kırabilir.

  50. benden sonra yazılan yorumları okudum….benim demek istediğim köydeki realite değildi…yanlış anlaşılmak istemem. evet köyde de hayat zor, şehirde de hayat zor. çoğu evde bulaşık makinesi de var, çamaşır makinesi de..yani hayat genel olarak KADINA zor..mekan, yer fark etmiyor.