14 Yorum

Var olsun baĞzı kaplumbağalar!

Olmaz ya, annelik üzerinden not alıyor olsaydık eğer, teknik konular değerlendirmesinde, iyilerin başında “uyku” konusu gelirdi. Bu konuda hiiiiç burnumdan kıl aldırmam, ben bu işi becerdim kardeşim (Evet, şans da yardım etti, çaktırma).

Beslenme, daha doğrusu YEMEK alanında ise bütünlemeye kalır, bütünlemede de çakardım. Yok şekerim, uykuyu nasıl becerdim diyorsam yemeği de öyle beceremedim.

Beceremedim ki, yemek zamanları bizim evde “bitse de gitsek” şeklinde geçiyor. Hiç öyle uzmanların dediği gibi, maaile sofrada toplanıp, işte bugün-de-benim-günüm-çok-güzel-geçti-ya-sen-ne-yaptın-kocacığım-peki-ya-sen-okulda-neler-öğrendin-beni-akıllı-uslu-yemeğini-tek-başına-yiyen-yavrum? sohbetleri dönmüyor bizim masamızda.

Yemekzamani

Daha çok:

– Hadi
– Ye
– Çatalını eline al
– Yemezsen tabağını kaldırırım
– Yerine otur
– Yerine dön
– Kavga etmeyin
– Masanın üzerine çıkmıyoruz
– Herkes kendi tabağına baksın
– Bunu yemekten sonra konuşuruz
– Bak konuşmaktan yemeğini yemedin, hala duruyor

şeklinde sohbet (!) ediyoruz biz. Takdir edersiniz ki çok eğlenceli değil.

Bu artık insanı öğürtecek kadar “Hadi” demeler evdeki yetişkinlerde cinnet etkisi yaratıyor. Dilekolay, yedi sene! Yedi senedir oturup kimseye “hadi” demeden sofradan kalktığımız yok. (Hadi arada emzirdiğim süreyi çıkar, yine de akıl karı değil)

Geçen hafta Derin’in okulunda öğretmenleriyle toplantı vardı. İşte, okul başladığından beri bir değerlendirme, nasıl, uyum sağladı mı, falan filan. Pek güzel uyum sağlamış kendisi, ellerinizden öper. Bir ara yemek konusu açıldı, Derin’in yemeklerini okulda tek başına, gayet düzgün, seri bir şekilde yiyerek sofradan kalktığını anlattı öğretmenleri. “Aynı Derin’den mi bahsediyoruz?” diye sordum. “Hani şu biz evde kaşığı ağzının içine kadar sokmazsak tek lokma yemeden kalkabilecek olan Derin? Küçük Emrah burukluğuyla ‘bana yardım edin, ben yiyemem’ diyen Derin?”

O sırada toplantıya katılan okulun psikoloğuyla aramızda şöyle bir konuşma geçti:

– Evde nasıl yiyor?
– Yani… Biz yediriyoruz.
– Anlıyorum. Peki ne zaman vazgeçmeyi düşünüyorsunuz?
– İşte, ne zaman kendi kendine yemeye başlarsa…
– Siz ona yedirdiğiniz sürece hiçbir zaman kendi kendine yemeye başlamaz ki…
– ?!?!?

Burada bir parantez açıp neden ve nasıl bu hale geldiğimizden bahsedecek olursam, özetle, yemek yemek ve yedirmek konusunda farklı düşünen bir ebeveyn çifti olduğumuzu, benim “Yemezse yemesin, aç olsaydı yerdi” akımından, kocamınsa“Biz yedirince daha çok yiyor, demek ki kendi yese yeterince beslenmiyor” felsefesinden geldiğimizi söylemem yeterli. “Fikir ayrılığı” deyip parantezi kapatalım.

Ama her nasılsa her iki çocuğumuz da okulda kendi kendilerine pek güzel yiyorlar. Deniz’e soruyorsun, “Aceleyle yiyorum çünkü bizden sonra büyük sınıflar geliyor” diyor. Derin’in öğretmenine soruyorsun “Ooo, hiç sorun yok, gayet güzel yiyor” diyor. E bu durumda kendini biraz eşek yerine konulmuş hissediyorsun, okuldayken yemek yemeyi gayet “içselleştirmiş” olan beyefendiler eve gelince tepene çıkıyorlar, yok yea?!

Neyse, okul psikoloğu “Siz yedirirseniz kendi kendine yemez ki” deyince gözlerim çakmak çakmak oldu. Yedi senedir kabir azabı yaşadığımız tüm sofra anları gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. İntikam ateşiyle yanmaya başladım.

Yok, aslında tam olarak öyle olmadı. Psikolog, saat tutarak bu işin üstesinden gelebileceğimizi söyledi. Daha önce Deniz’le denemiştik ama elimize yüzümüze bulaştırmıştık. Evet, kendi kendine yemeye başlamıştı ama sofra boyunca 658 kere “hadi” demeden bitirmiyordu.

O sırada Derin’in öğretmeninin bir önerisi oldu: “Saatin üzerine bir çiçek, böcek bir şey yapıştırın. Ne de olsa Derin henüz saati bilmiyor. O şekilde daha kolay takip etmesini sağlarsınız.”

Bu fikrin çocuklara sempatik geleceğini düşündüm. Saat tek başına fazla mekanik ve soğuk kalıyordu, böyle bir çiçek/böcek olayı biraz daha sevimli hale getirebilirdi.

Eve döndüm. Bir günü daha yersin-yemezsin savaşlarıyla geçirdikten sonra, Cuma akşamı, babalarının da geç gelmesinden faydalanarak, daha önce bir hediye paketinden çıkan ve benim “Belki bir işe yarar” diye sakladığım minik ahşap bir kaplumbağayı ortaya çıkardım.

Saat2

Dedim ki: Böyle böyle… Saatin büyük kolu kaplumbağaya gelince kalkıyoruz. Ben size hiçbir şey demeyeceğim, o zamana kadar tabağınızdaki şeyleri nasıl, ne kadar yerseniz yiyin.

Bunlar bir gaza geldiler, bir motive oldular… Ve biz o sofradan, hayatımızın en huzurlu yemeğini yemiş bir anne ve iki çocuk olarak ayrıldık.

Ertesi gün olay geriye sardı. Kitap Fuarı’nda imzam vardı, çocuklar anneanneyle evde kalacaklardı, annem normalde benim kurallarımı uygulamak konusunda çok destekçidir, fakat o gün bize gelirken metroda bayılmış, bize geldiğinde çok halsizdi, benim evden çıkmam gerekiyordu, annem bütün gün yalnız kalamazdı, kız kardeşimi aradım, o gelene kadar eczacı geldi tansiyonuna baktı, falan filan derken çocuklar stres oldular, ortalık karıştı. Uzun lafın kısası, karambolde bizim kaplumbağa işi biraz sekteye uğradı. Keza akşam da aynı şekilde.

Dün yine geri dönüşler yaşandıysa da ilerleme kaydettik. Ve hatta bu kamplumbağayı sadece yemek yerken değil, evin içindeki tüm saatlere taşıyarak okula gitmek için hazırlanırken, diş fırçalarken, yatma saatinde de devreye sokuyoruz.

Saat

Geldiğimiz noktada, herkesin yemesi gereken miktar önüne konuluyor, “saatin büyük kolu kaplumbağaya gelene kadar” o tabak bitti, bitti. Bitmedi, bir sonraki öğüne kadar rüyalarda görüşürsünüz diyoruz.

Bu noktaya gelmek için bu kadar yıpranmak, sofra zamanlarını cehennem azabına dönüştürmek, yemekleri zehir etmek zorunda mıydık diye düşünmek isteyen bir kişi değilim hiç. Zararın neresinden dönülse kar deyip kaçmak istiyorum.

Nitekim bu annede kimseye yemek boyunca 2374 kere “hadi” diyecek sabır kalmadı.

Hem zaten onun midesi, onun kararı.

14 yorum

  1. Aaaa süpermiş bu fikir Elif! İlerisi için mutlaka aklımda olmalı. Geçen de bir arkadaşımdan şunu öğrendim. Hani bir gezmeye gidersiniz ve kalkma saati gelince çocuklar gitmeyelim, biraz daha filan diye tutturur ağlarlar filan ya, arkadaşım çocuklara “gitmeye 5 kaldı” diyor ve istediği sıklıkta 4, 3, diye geriye sayıyor. Bu 5’in dakika olması şart değil, aralıkların eşit olması şart değil. Sadece çocuklara zamanın az kaldığını anlatıyor. Bu da onları gitmeye hazırlıyor ve arıza çıkarmıyorlar. Nasıl? 🙂

    • Bunu 3 yaşındaki oğluma bende yapıyorum, parkda, oyun alanında,banyoda, televizyon kapatmada vb. işe yarıyor. Ben 5 dk sonra bitiyor diyorum, kendini hazırla, kafanı hazırla diyorum oda gülüyor, kafamı hazırlıyorum diye küçük bir dalga geçiyor, bazen hazırım gidelim o diyor bazen ben 5 dk doldu hadi diyorum. Genelde iyi işleyen bir yöntem. Ama yemek için bu kaplumbağa yöntemi süpermiş, gerekli olduğunda uygulanacak:))

  2. ayy çok güzelmiş yahu. bende deniycem bunu 🙂

  3. Gittiğimiz pedagog ‘yemeğini kim yediriyorsa, ödevlerini de o yapar’ demişti.

  4. vay arkadaş tamam yahu alırız bir tobağacık:)

  5. Momo’ya bir gönderme olmuş bu kaplumbağacık. Bayıldım…

  6. Miknatisli mi o kaplumbağa nasil yapisiyor oraya

  7. Incir'in Annesi

    Yaziyi kikir kikir kikirdayarak okudum acimasizca:) Cok sevdim. Gercek buldum amaaaa asil takildigim ‘fikir ayriligi’ kismi oldu. Sosyal medyada takip ettigim annelerin bende yarattigi intiba genelde her karari anne olarak kendilerinin aldigi yonundeydi. Simdi burda ilk defa ‘fikir ayriligini’ okuyunca benim de gozlerim cakmak cakmak oldu. Zira kocamla bu fikir ayrilik’larini donem donem yasiyoruz. Orta yol oyle ya da boyle bulunuyor ve fakat zaman zaman darlaniyordum inan Elif:)

    Dilerim hem Deniz hem Derin yemeklerini guzelce yer, annelerine teknik puanlarda bir arti daha kazandirirlar.

    Sevgiler,

  8. Oğlum 1 ay önce 2 yaşına girdi, onda işe yarar mı acaba diye düşünüyorum yoksa yakında saçımı, başımı yolacağım bende. Benim çok aklıma yattı, hadi hayırlısı…

  9. Çok güzel fikir, bizde de uyku saati tantanası var. Deneyeceğim 🙂

    Teşekkürler, Elif ve teşekkürler okuldaki psikolog 🙂

  10. Bir öneri: Yemekleri büyük kaplarda sofraya koyuyoruz. Deniz kendisi istediği kadar alıyor. Azar azar ama 2-3 defa. İstisnasız tabağına koyduğu herşeyi kendisi bitiriyor. Bir Montessori okulunu gidiyor Deniz (3). Hiçbir zaman yeme sorunu yoktu ama okuldaki bu uygulamayı biz evde de yapınca yemek gerçekten eğlenceli bir hal aldı. Bizim derdimiz uyku ne yazık ki. malum uyku ve yemek bir arada gelmiyor 🙂 Ya biri, ya diğeri…

  11. Biz de buna benzer tavsiye alinca su urunu onermislerdi ve okulda da kullanildigini gorduk ( time timer adinda geciyor) : http://www.amazon.co.uk/gp/aw/d/B000J5OFW0/ref=mp_s_a_1_1?qid=1383585269&sr=8-1&pi=AC_SX110_SY165

  12. Merhaba, bu yöntem çok güzel… benim yöntemim fırının saatini kurmak. Fırının saati çalınca iş bitmiş oluyor ! Sevgiler…

  13. Süpermiş!!!
    Biz bu saat yönetimini uyguladık ama böyle sevimli değildi ve sonuç fiyasko oldu. “Hadi”lerden benim sinir sistemim çökünce yemek alarmlarından (şu ikea’da falan satılan ve kurulanlardan) alıp 10 dk./15 dk… vaktin var deyip kuruyordum ve çalınca yemek bitiyordu. Ama bir süre sonra saat antipatiklikte tavan yaptı, ortaya çıkıp da masanın üzerine konunca salya sümük ağlamalar ve “lütfen saati kurma, tamam, söz bitireceğim” hıçkırmaları/haykırmaları sonucunda bu yöntem rafa kalkmıştı.
    Oyuncakla tekrar hayatımıza girebilir o zaman 🙂