5 Yorum

Çocuk edebiyatı nedir?

Bundan birkaç hafta önce çocuk edebiyatı üzerine çok keyifli bir söyleşiye katıldım.

27 EK�M �OCUK YAZARLARI EPOSTA300

Caddebostan’daki Muhtar Özkaya Kütüphanesi‘ndeki söyleşinin moderatörü Bir Dolap Kitap kapaklarından Yıldıray Karakiya, panelistler ise diğer kapak Banu Aksoy, ve yazarlar İrem Uşar ile Gülşah Elikbank‘tı.

Her biri bir çocuk edebiyatı yazarı olan ve kimini önceden tanıdığım, kiminin eserleriyle aşina olduğum bu isimleri çocuk edebiyatı üzerine sohbet ederken dinlemek çok keyifliydi.

Merak ettiğim ve başka ebeveynlerin de merak ettiğini fark ettiğim birçok soru irdelendi o panelde… Kimine yanıt bulundu, kiminin yanıtı zaten yoktu, ama tartışılması çok keyifli ve düşündürücüydü. 

Aşağıda, bu söyleşide aldığım notlarla, notlarımı yazıya dökerken eklediklerimin bir derlemesi var… Gönül ister ki bu tür söyleşiler artsın, yayılsın. Yazarlar, yayıncılar, ebeveynler, öğretmenler çocuk kitaplarını okusun, yaysın, çocuk edebiyatı tartışsın. Hatta, panelde değinildiği gibi, ayrı bir Çocuk Kitapları Fuarı düzenlensin. Nitekim, halihazırda şehirden neredeyse iki buçuk saatlik bir mesafede düzenlenen bu fuara ben çocuğumu götüremedim. Giden çocukların çoğu da okulla birlikte gidip, önceden tespit edilmiş standlarda öğretmenin yönlendirmesi/ailelerinin onayı ile kitapları almak üzere sıraya gelen çocuklardan oluşuyordu. Bu böyle olmamalı; çocuk edebiyatı kendi fuarını hak ediyor.

Çünkü aslında kimi zaman -hatta bazen çoğu zaman- sormaktan çekindiğimiz soruları sormaya cüret eden kitaplar çocuk edebiyatında geniş yer buluyor…

CocukEdebiyati

Çocuk edebiyatı nedir? – İçinde çocuk olan her kitap çocuk kitabı mıdır? Ya da kahramanı çocuk olan kitaplar sadece çocuklar için mi yazılmıştır?

Çocuk edebiyatı, çocukların da okuyacağı kitapları içerir. Yani, sadece çocuklar için yazılmamıştır çocuk kitapları. Yetişkinler de okuyabilir, ve hatta okumalıdır. Hatta hatta, çocukken okuduğun kitapları yetişkinliğinde okumanın tadı bir ayrıdır. Bu tadı ben geçenlerde Küçük Prens ile tattım. En son çocukluğumda okumuştum; seneler sonra okumak çok değişik geldi. Şu sıralar, tekrar okumak istediğim çocuk/gençlik edebiyatı eserlerinin en başında Şimdiki Çocuklar Harika geliyor. Çocukken çocuk gözüyle yetişkin dünyasına bakmak çok keyifliydi. Ancak şimdi, hele de anne olduktan sonra o bakış açısını yakalamak sanırım çok ayrı bir keyif verecek. Dur gidip kitaplıktan çıkarayım, çok canım çekti…

Çocuklar mutlaka klasikleri okumalı mı? – Klasikler tabii ki önemli eserlerdir ve çocukların klasikleri DE okuması istenilen bir şeydir. Ancak okumayı söker sökmez çocuğun önüne klasikleri dayamak çocuğa da, kitaba da haksızlık.

Bu noktada unutulmamaması gereken bir nokta var ki, o da erken çocukluk döneminde çocuklarımızla birlikte geçirdiğimiz okuma saatlerinin, çocuklar okumaya başladıktan sonra de devam etmesi gerektiği…

Bebekliklerinden itibaren çocuklarımıza kitap okuyoruz, yatağın içinde, onlarla yan yana oturup sarılarak uykudan önceki anları birlikte geçiyoruz. Çocuklar okuma yazmayı öğrendikten ve resimli kitapları geride bırakıp sözcüklü kitapları okumaya başladıktan sonra da bundan vazgeçmemeliyiz. Onları, resimlerin olmadığı, sözcüklerin -ve belki de birçok bilinmeyen kelimenin- üzerlerine geldiği kitaplarla yalnız bırakmamalıyız.

Bir Dolap Kitap Banu’sunun bu notu bence söyleşinin en önemli tespitlerinden biriydi. Gerek Milli Eğitim Bakanlığı’nın önerdiği, gerekse zaman zaman öğretmenler tarafından tavsiye edilen “ilk okuma kitapları” o kadar sıkıcı olabiliyor ki… Birkaç ay önce çocuğun resimlerine bakarak öğrendiği, belki kelimeleri de tanımaya başladığı kitaplar yerini uzun ve karışık cümlelerin olduğu kitaplara bırakıyor. Geçen sene Deniz’e okumayı söktüğü için hediye gelen “ilk okuma kitapları”na bakmıştım da, ben bile okumak istememiştim onları. Öyle ağdalı cümleler…

Banu’dan bu dürtüyü aldıktan sonra o gece, Deniz’in öğretmeninin okuması için verdiği, ve Deniz’in onun yerine Kaptan Düşük Don, Saftirik Greg’in Günlüğü gibi “eğlenceli” kitapları tercih ettiği “Afacan Dedektifler” isimli kitabı aldım elime… Deniz’le birlikte girdik yatağın içine, ben ona okudum o dinledi. Resimsiz olması sebebiyle ona sıkıcı görünebilen, ancak okudukça akıcı hikayesine kaptırdığımız bir kitap. Akşamları okuyoruz şimdi…

Burada akla gelen bir başka soru da, çocuğun okumaması gereken kitaplar var mı? İlkokuldayken öğretmenimiz Kemalettin Tuğcu’nun kitaplarını yasaklamıştı bize. Bildiğin YASAKtı. Kesinlikle okumayacaktık, ebeveynlerimiz de tembihliydi.

Deniz’den Penguen‘i zor kaçırır olduk bu ara evde… Yoksa kaçırmamalı mıyız? Panelde bir anne, şimdi yetişkin yaşlardaki kızının, bir zamanlarki Leman’ın meşhur karakteri Kötü Kedi Şerafettin’i nasıl da kendinden gizli gizli okuduğunu fark ettiğini anlattı. Peki bu dil, bazı görseller, 7 yaşındaki bir çocuk için sakıncalı değil mi? “Sakınca” ne peki? Neye göre, kime göre sakıncalı?

Ben buna şöyle bir çözüm bulmaya çalıştım: Bilmek ayıp değil, kullanmak ayıp. Deniz bu Kaptan Düşük Don, Süper Bezli Bebek türü kitaplarla aşina olduğundan beri argo dağarcığı gelişti. Nitekim “mankafa” bizim evde pek kullanılan bir sözcük değil, bizden öğrenmiş olamaz. Deniz’e bu tür sözcükleri öğrenmesinde de, bilmesinde bir sakınca olmadığını, ancak kardeşine “mankafa” dememesi gerektiğini, bana “Anne sen bir maymunsun” şeklinde çıkış yapamayacağını anlattım. Arada kaçaklar olsa da mesajı aldı. Ve bu kitapları okurken inanılmaz eğleniyor. Önemli olan da bu değil mi?

Kitaplardan beklentilerimizi gözden geçirmeliyiz belki de… Bizim öğretmediğimiz bir şeyi mi öğretmelerini istiyoruz? Ya da öğrettiklerimizi unutturacaklarından mı korkuyoruz? Bunlar, bir kitaba fazla sorumluluk vermek değil mi? Kitabı okurken hayal dünyasına kapılıp, belki de gerçek hatta yapamayacağın şeyleri yapmayacaksak, söylemeyeceğimiz sözleri söylemeyeceksek nasıl keyif alacağız ki bundan?..

İletişim Yayınları’nın Ördek, Ölüm ve Lale adında bir kitabı var. Bir Dolap Kitap’ta okumuş, geçen seneki kitap fuarında karşılaşınca da almıştım. Kitabı birkaç kez okudum. Zor okudum. Okumayadım. Ürküttü beni. Ve bir kenara kaldırdım. Çocuklara okumak konusunda emin olamadım.

Neydi beni bu kitabı çocuklarımdan saklamaya iten? Çocuklarımın korkacağı düşüncesi mi? Yoksa benim, kitapta oldukça sade ama çıplak bir şekilde temsil edilen ölüm kavramıyla yüzleşmekten korkmam mı? Sanırım ikincisiydi… Kendi korkularım, kendi çekincelerim bu kitabı, daha doğrusu bu kavramı çocuklarıma sunmaktan alıkoymuştu beni. Kitabı sakladığım yerden çıkardım. Şimdi çocukların kitaplığında, keşfedilmeyi bekliyor.

Gerçek üstü ya da onaylamadığımız mesajları veren masallarla çocuklarımıza kötülük mü ediyoruz Masalların doğru ya da yanlış olmasından daha önemli bir şey varsa o da kendi içinde uyumlu ve tutarlı olması aslında… İyi ve kötü birbirinin zıddı olmak zorunda değil her zaman. Bazen yer bile değiştirebilir bu kavramlar. Neyse ki, Ne Yazık ki buna güzel bir örnek mesela… Bir diğeri de Penguin yayınlarından The True Story of the 3 Little Pigs! Bildiğimiz “üç küçük domuzcuk” masalını kurtun ağzından anlatan bu hikaye, her madalyonun iki yüzü olduğunu hatırlatıyor. Bildiğim kadarıyla bu kitap Türkçeye henüz çevrilmedi ancak buradan (İngilizce olarak) sözlü anlatımını dinleyebilirsiniz.

Şiddet içeren kitapları çocuklarımıza vermeli miyiz? Şiddet ne yazık ki hayatın içinde… Dolayısıyla sormamız gereken soru “şiddeti vermeli miyiz”den ziyade “nasıl vermeliyiz” olmalı. Şiddeti övemeyiz belki ama şiddetten bahsetmeliyiz. Öte yandan çocuk kitaplarındaki şiddet unsurlarından şikayet eden kaç ebeveyn çocuklarının şiddet içeren çizgi filmlerinden kaçırıyor diye sormalıyız kendimize…

“Çocuklara kitap okuma alışkanlığını nasıl kazandırmalı?” sıklıkla sorulan bir soru. Söyleşide de gündeme geldi. Bunun tek bir yanıtı var: Anne babalar kitap okumazsa çocuk da okumaz. Çocuklar taklit ederek öğreniyorlar. Ve kitap, hayatın içinde olmalı. Yıldıray’ın da dediği gibi “Bardak gibi bir eşya olmalı.” Kapalı camların ardında değil, erişilebilir olmalı.

Çocuk edebiyatı ile ilgili TUDEM’in çok güzel bir kitabı var. Ankara Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÇOGEM) müdürü Prof. Sedat Sever’in yazdığı “Çocuk Edebiyatı ve Okuma Kültürü” isimli kitap güncel ve pratik bakış açılarıyla ebeveynlere ve eğitimcilere yol gösteriyor. Tavsiye ederim.

Çocuk edebiyatı nedir? Çocuk kitapları nasıl olmalıdır? sorularının da yanıtları çok karmaşık değil aslında… Hayatın içinden olmalı çocuk kitabı… Gerekirse argo da içermeli, şiddet de belirli bir seviyede olmalı. Çocuk kitaplarının düştüğü en büyük tuzak didaktiklik. Bu tuzağa düşmeyen çocuk kitapları tadından yenmiyor.

İyi Kitap dergisinin son sayısında, Beş Dakikalık Uykudan Önce Masalları adlı kitabın irdelendiği yazıda Nilay Yılmaz bunu çok güzel anlatmış:

… Bu masallarda herkes hem iyi hem de kötü, yani her rengi içinde barındıran karakterler var ve masalın sonunda kötü karakterlerin bir şeyi öğrenmeleri için acı bir bedel ödemeleri gerekmiyor. Öğrenme süreci ödül ve ceza üzerinde kurulu değil; her duygu olması gerektiği gibi doğal bir şekilde akıp geliyor. Doğrular tehditlerle ve korku salarak dayatılmayınca söyleneni duymak sanki daha kolaylaşıyor. Didaktik söylemlerin kendilerine en çok yer bulduğu tür olan masallar, kıssadan hisselerini çocukların gözüne sokan sözcüklerle değil de satır arasında duyumsanan duygularla anlatınca bence daha da güzelleşiyor.

Bugün, her yıl Kasım ayının ikinci haftası kutlanan Dünya Çocuk Kitapları haftasının ilk günü. Kutlu, mutlu olsun…

5 yorum

  1. merhaba,
    biz de kızlarla her gece onların seçtikleri bir kitabı okuyoruz..önce onlar okuyorlar(!) sonra ben 🙂
    sizin bu gece bunları okuduk diyerek yayınladığınız fotoğraflardan kopya çekiyorum..hoşlanabileceklerini sipariş veriyorum..
    yaz başı bazı korkuları başladı,karanlık,hayalet gibi..bunu aşabiliriz diye düşünüp Erken Çocukluk Kitaplığı – Korkudan Cesarete Korkmuyorum (3-6 Yaş) diye bir kitap aldım..bir kez okumaya kalktım ama içinde kızların henüz bilmedikleri birçok yeni korkulacak şeyleri görünce vazgeçtim ..sakladım..sanırım bu kitap 3 değil en az 6 yı beklemeli yaş olarak..paylaşmak istedim..

  2. yine çok şeyler öğrendik sayenizde. teşekkürler.

  3. Teşekkürler zamanınız ve paylaşımınız için.

  4. Bu noktada unutulmamaması gereken bir nokta var ki, o da erken çocukluk döneminde çocuklarımızla birlikte geçirdiğimiz okuma saatlerinin, çocuklar okumaya başladıktan sonra de devam etmesi gerektiği…

    Bebekliklerinden itibaren çocuklarımıza kitap okuyoruz, yatağın içinde, onlarla yan yana oturup sarılarak uykudan önceki anları birlikte geçiyoruz. Çocuklar okuma yazmayı öğrendikten ve resimli kitapları geride bırakıp sözcüklü kitapları okumaya başladıktan sonra da bundan vazgeçmemeliyiz. Onları, resimlerin olmadığı, sözcüklerin -ve belki de birçok bilinmeyen kelimenin- üzerlerine geldiği kitaplarla yalnız bırakmamalıyız.
    ***yazının tamamı çok güzel ama bu tespit benim için bir düğümü çözdü ve çok önemli***

  5. Çok güzel bir yazı olmuş, elinize sağlık. Ayrıca Bir Dolap Kitap’ı ise tekrar tebrik etmek isterim. Ne kadar kitaplarla iç içe olsam da çocuk kitapları dünyasına girdiğimde yabancı bir ülkeye girmiş gibi hissettim. Bu konudaki sektör diğer çocuk sektörlerinde olduğu gibi aynen dırdırcı teyzeler… ” onu da al, bunu da al, şunu da al, hepsini al, al al al..” inanılmaz bir kargaşa. inanılma bir kafa karışıklığı. Hangisi iyidir, gereklidir, gereksizdir derken almaya kalkıştığımda da elim aşina olduğu kendi çocukluğumun kitaplarına gidebiliyor sadece. Ya da çok çok çok kitap alıp deneme yanılma yapmak lazım ki zaman ve para kaybı. Bu anlamda sizin, Bir Dolap Kitap ve benzer çalışmaları yürüten arkadaşların çalışmaları bu yabancı ülkede aydınlatıcı yol haritası oluyor.
    Bu arada çocuk kitaplarının fiyatları konusunda da bir düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyorum. Okul vasıtasıyla Fuara gidebilen orta halli çocuklar yanlarına aman aman büyük miktarda para alamadıklarından uzaktan bakmakla ya da en fazla bir kitap alabilmekle yetinmek zorunda kaldılar. Ya da ucuz ama içerik ve dil bakımından da ucuz kitaplara talim etmekle..
    Tekrar teşekkürler