56 Yorum

Benim saçım süpürge değil, ya senin?

Derin’in okulunda üç haftadır devam eden, bir hafta daha devam edecek olan bir seminerler dizisi var. “Anne-Baba Okulu” adı altında sunulan seminerlerin konusu “Anne-Baba Tutumları”ydı. (Geçtiğimiz hafta boyunca katıldığım seminerler sayesinde bu hayatımda olmasa bile bir sonraki hayatımda mükemmel bir anne olmayı garantilemiştim… Şimdi ondan sonraki hayatımı da garantiye alıyorum)

İlk oturum çok güzel geçti. Tutum nedir, davranıştan farkı nedir, davranışlarımızı nasıl şekillendirir… bunları öğrendik. Faydalıydı.

Semineri okulun psikoloğu düzenliyor. Geçtiğimiz haftaki ikinci oturumun sonuna doğru, anne-baba tutumları ve demokratik-otoriter ebeveyn tutumları arasındaki farklardan bahsederken konu nasıl olduysa kadın-erkek tutumları arasındaki farka geldi. Daha doğrusu toplumun, kadın ve erkeğe yüklediği rollerin arasındaki farka… Ve bir anda olay bir grup terapi seansına dönüştü. Bir sürü kadın “Evet ya, anne olmak çok zor ya, benim çocuktan önceki hayatımdan eser yok ya!” diye yakınmaya (ve hatta bazılarımız ağlamaya) başladık.

Hal böyle olunca bu haftaki oturum da yine benzer bir konu üzerinden devam etti. Çok ayrıntıya girmeyeceğim, nitekim hem burada aktarmak üzere not almadım, hem de paylaşmak için izin almadım. Ancak çok dikkatimi çeken bir ayrıntından bahsetmezsem çatlarım…

Anne-babalarımızın, çocukluğumuzda aklımızda yer eden dört davranışını yazmamızı istedi psikolog. Anne için dört hane, baba için dört hane… Kimi benzer şeyler yazdı, kimi farklı. Ancak aynı olan bir şey vardı, o da neydi biliyor musunuz? Anne hanesindeki FEDAKAR kelimesi…

Evet, hepimizin annesi fedakardı. Çoğumuzun babası talepkardı. Peki ya, birbirini hiç tanımayan, ve hatta Türkiye’nin farklı şehirlerinde yetişmiş bunca kadının annesini aynı şekilde tanımlamasının nasıl bir sebebi olabilirdi?

Elbette sosyolojik bir sürü analize girilebilir burada, ki benim onu yapacak donanımım yok. Ancak ben, yaşları 30 ila 40 arasında değişen bir grup kadının hepsinin annesini FEDAKAR olarak tanımlamasını çok trajik buluyorum. Önce annelerimiz, sonra kendimiz adına…

Bu fedakarlık öyle “Ay canım, masada son kalan lokmayı bana ikram eder” fedakarlığı değil. Bu fedakarlık “Anne yemez yedirir, içmez içirir” fedakarlığı. “Anne saçını süpürge eder” fedakarlığı… “Anne, etli kuru fasulyenin etlerinin bir kısmını kocasına, geri kalanını çocuklara paylaştırır, kendine kalmaz” fedakarlığı…

Bunlar öyle içimize işleyen şeyler ki, geride bırakması çok zor ve hatta imkansız. Ne annemin bana “Yemekteki etleri kocana koy” ne de kocamın bana “Ben bu evin erkeğiyim, bütün etleri ben yiyeceğim” demişliği var… Ama ben de annem gibi davranmaya yelteniyorum çoğu zaman. Çünkü öyle gördüm. Annem bana “öyle yapma” dese bile, annemle babamın arasındaki ilişkiyi (ki muhtemelen babamın da öyle bir talebi yoktu, onu da annem kendi annesinden görmüştü) görerek öğrendim ben. Şimdi sıkıysa öğrendiğini unut…

Acayip çalışılması gereken şeyler bunlar… Altından kim bilir neler neler çıkar. Ama şu bir gerçek ki ben çocukları için saçını süpürge eden annelerden olmak istemiyorum. Benim saçlarım bana ait, kimsenin süpürgesi değil. Çocuklarımın bile…

40 yaşından sonra ikinci kez üniversite okumaya başlayan bir arkadaşımla sohbet ettim. Haftanın üç gecesi derse gittiği için eve geç geldiğini, o geceler çocuğunun geç yattığını, bunun için de bir yandan vicdan azabı duyduğunu söyledi. Ah o vicdan azabı yok mu o vicdan azabı?.. Bir gölge gibi her yerde peşimizde… Çocuğuma bugün sebze yapmadım, hazır meyve aldım, mama verdim, onunla “kaliteli zaman” geçirmedim, istediği kitabı okumadım… Bitmiyor…

Dedim ki o arkadaşıma… “Ne iyi yapıyorsun! Varsın haftada üç gece geç gel… Çocuğuna örnek oluyorsun, daha ne işte?.. Kendin için bir şey yapmanın iyi bir şey olduğunu öğretiyorsun ona… Bundan daha değerli bir bilgi olabilir mi?” 

Kadınlık üzerinden siyaset yapıldığı, kadınları ilgilendiren durumlara erkeklerin karar verdiği ataerkil bir toplumda kadın olmak zaten zor. Anneliğin “kutsal”, çocuk şarkılarının “Analar çeker yükü, kimsenin bilesi yok” olduğu bir memlekette anne olmak daha da zor. Yükü çok fazla. Sorumluluğun altından kalkmak hiç kolay değil. Öyle eziliyorum ki bazen…

Ama çok mücadele ediyorum. Hayır, tek başıma altından kalkmak için değil. Tek başıma altından KALKMAMAK için.

Öyle öğretilmiş ki bana, öyle kodlanmış ki içime…

“Bu yükü tek başıma taşımak zorunda değilim. Bunu hatırlatıyorum kendime…

Buna önce kendim inanmalıyım ki etrafımdakileri de inandırabileyim.

Süper anne olmaya çalışmak en kolayı. Hepimiz hem çocuk, hem ev, hem iş, hem her neyseyi yapmaya çalışabiliriz. Bütün bunların altından kalkmaya çalışmak (ve tabii ki kalkamamak) kolay.

Zor olanı “İyi de, ben bunların hepsini mükemmel bir şekilde yapamam. Kaldı ki, yapmak zorunda değilim ve yapmaya çalışmak da istemiyorum” diyebilmek…

56 yorum

  1. aaaah analar çeker yükü kimsenin bilesi yok nerden geldi aklına çocukluğumuz bu şarkıyla geçmiş biz çekmeyelim de napalım ben de süpürge etmek istemiyorum ama bu noktada bir de annemle çatışıyorum bir şeylere vakit ayırmaya çalışmam yanlış, hata gibi eleştiri eleştiri cık cık kendi annemden
    e kendisi süpürge etmiş hala da ediyor ve benim etmemem anormal ona göre :/

  2. Ozellikle cekirdek aile ortaminda tum yuku annenin cekmesi cok haksizca. Su kitap eline gecerse bir oku. http://pratikanne.com/2011/11/kitap-degerlendirme-kadin-kralligi.html

  3. Ama tam da bu yüzden kocamla birbirimize girdik az önce… Sakinleşmek için biraz blog okuyayım deyip bu yazıyı görmek iyi oldu… Şimdi ben ya da saçım süpürge değiliz ben bunu biliyorum amma gel gör ki bazen unutan kocam ve bilmeyen kaynanam var :(

  4. Yani altina imza atarim…iki tane kizim var-biri 4,5 kucugu 3..32 yasimda gecen sene MBA’e basladim, kocam bu sene is durumundan sehir disina tasindi ve her haftasonu coluk cocuk toplanip onun yanina gidiyoruz, bir yandan calisiyorum-aksam 18’den snr bakicim yok vs vs vs vs…
    Benim annem fedakar bir anne degildi…ben 4 yasindayken annem-babam ayrildi, bizi babam buyuttu..o yuzden fedakar anne ne demek hic gormedim..ama “annem gibi anne olmayacagim” diye buyudum..
    Simdi de kizlariminn okul cikisina yetisemedigim zaman veya “bugun odev yapmam lazim, o yuzden 2 masal degil, tek masal okuyacagim” dedigimde icim sizim sizim sizliyor…

    Ama hayat bu- yetisemiyorum evet..evde kendim yemegi yetistiremedigimde bir pizza yiyoruz evet..her buldugum arkadasima saatlerce “neler yaziyorum biliyormusun” diye dert yaniyorum…

    Ama beraber odev Yapmaya oturdugumuzda veya kizlarim beni ders cikisi okuluma Almaya geldiklerinde veya “annemizin okulu” hedefleri oldugunda dunyalar benim oluyor..evet, cok yazdim…ama anneler once kendimizi sevelim- kendimizi mutlu edelim…

    Cok yazdim :)) aksam aksam rahatladim….

  5. Ben babamla hic beklemedigim bir tatsizlik yasadim. Oyle hic bir zaman “opucuklerle, sarmas dolas bir iliskimiz olmasa da, babadir cocugunu sever diye hep dusunduk, inandik.–O da babalar sevgilerini vicik vicik göstermez diye yetismis, ya da kendini oyle inandirdigi icin o sekilde davrandi. Ama sevgisinden de suphe etmedim. Ama yasadigim son olay gösterdi ki babam da annemiz de olan o yufka yureklilik, benim evladimin hatasidir, yanlisidir bilerek yapmamistir diye affedip, unutup cocugunu yine yuregine basmak yokmus. Ben bunu yasadim ve cok kirginim. Anneler cocuklarinin hatalarini kabullenir, kapatir, cocuklari anlar ve hatta baskalarina karsi savunup, korur. Ama babalar (ki benim icin bu) da galiba bu yurek yok. Belki de fedakarlik degil ama anne yureginin farki, sicakligi bence hepimizin ortak tanimina da girebilir.

    35’inden sonra baba sevgisini kaybettigine, ya da o guveni kaybetmis birisine sizin -okuyucularin- bir yorumu var mi cok merak ediyorum. selamlar.

    • ipek böcüğü

      Affedemek kişinin kendi yüreğinin yüküyle alakalı aslında. Keşke herkes için ‘insanız işte , olur böyle şeyler’ demek kolay olsa. Siz yüreğinizi ferah tutu babanızın sevgisini kaybettiğinizi düşünmüyorum. Çünkü insan umursamadığı kişiye kırılmaz. Dediğim gibi bu kendi yüreğiyle mücadelesi aslında. Bir gün gelecek yüreğindeki yükü atacaktır. Sevgiler

      • Tesekkurler. Yureginde ki yuk ne olursa olsun. Anne –Insaniz olur boyle seyler, affet unutalim diye ortaligi sakinlestirme isterken. Babamin beni daha da suclamasi, kirici olmasi bu dunyada annesiz kalmayin arkadasim dedirtti. Bakalim zaman herseyin ilaci..

        • ipek böcüğü

          Evet haklısınız, anne olmanın bana kazandırdığı en büyük şeylerden birisi hem kendime hem de karşıdakine karşı daha affedici olmam. Bunu doğa insana annelik sürecinde gücünü göstere göstere kabul ettiriyor.

  6. AH o vijdan azabi yok mu? Cocuklarin her dedigini yapip maymuna donmekle kaliteli zaman gecirmek icin yapilanlar arasi ne kadar ince bir cizgidir.

  7. merhaba, bu yazıyı okuyunca oğlumun geçen ayki rutin kontrolünde doktorun bana söylediği şey geldi aklıma ” eğer kendiniz için hiç bir şey yapmaya başlamadıysanız mutlaka bir psikoloğa görünmelisiniz”! dan diye söyleyiverdi. öyle çabalıyorum ki bende bu yükü paylaşmak için. Başarıcam ama, çünkü size katılıyorum benimde saçım süpürge değil, dalgalı ve çok havalı ;).
    Sevgiler herkese..

  8. Dunyanin en anlayisli en yardimci esine, en anlayisli anne kayinvalidesine sahip oldgnuzu dusunsenizbile yine de anne oldgnz anda fedakarlik basliyor. İlk zamnlar bebegn anneye ihtiyaci olmasi emzirme vs ile baslayan surec sonrasinda da – sanirim bizm de bunu kaniksamamiz sonucu – devam edio :/

    İkinci cocuguma hamileyim calismiyorum, yardmcim var hatta 2. Gelince bi tane de yatili alalim diyen bi esim var. Yine de herseyde elim uzerlerinde, gece uykusu kacan bebeyle iki saat salona inen benim. He sikayetci miyim? Sanirim cok degil :)

  9. benim bu konu uzerine cok kafa yormuslugum ve konu hakkinda egitim almisligim var, unlu psikolog ceylan das`in `gel beraber bir film cekelim` atolyesi tam da bu konuyla ugrasiyor, siddetle tavsiye ederim. atolye boyunca anne babamizin modelledigimiz iliski bicimini alip anlayip ondan vazgecip kendi mesajimizi ve iliski bicimimizi belirledik, cok sancili ama acaip doyurucu bir surecti. simdi cocuguma kendi iliski bicimimle bakmaya calisiyorum, sadece calisiyorum tabi, umarim basaririm bigun

    • Aynen bunları konuştuk dünkü oturumda… Deniz’in okulundaki psikolog da Ceylan Daş’tan bu konuda eğitim aldığını söyledi ve onun bir kitabını önerdi, “Gestalt Terapi”

  10. yahu blogcu anne ben de diyordum ki; acaba neden saçlarımı kestirip model vermemekte direniyorumm..?? meğer süpürge olması içinmiş bilinçaltımda..işin şakası bir yana bir pisikolog da benim karşımda aklımda yer eden 4 davranış yazmamı istese inanın dördüne birden annem için fedakar acılar kraliçesi yazardım..:(( şimdi gelelim bana ..ben 20 yaşımda anne oldum..henüz kızım 6 aylık ikende eşim vefat etti..şu an 25 yaşımdayım..kızım anaokuluna gidiyor..yeniden evlilik kelimesinin geçtii her yerden adım adım kaçıyorumm:((( tek derdim kızımın şu anki mutluluğunu ( anne kız müthiş eğlenceli dolu dolu hatta deli dolu büyüyoruz ikimzde), huzurunu ,alışmış olduğu düzenimizi ikinci bi evlilikte riske atmamak..tamam doru hiçmi iyi yürekli insan yok..ama yinede %0,5 bile olsa o risk yokmu o risk ???kemiriyor beni..işte alın bir süpürge daha :((yarattığın farkındalık için çook teşekkürler blogcu anne..bu bir adımdı..birinci basamaktı makaleyi okuyan her anne için eminim..ohh ne güzel şey bu içindekileri yazmak!!!

    • Sizin işiniz iki kat zor. Siz “çocuğu için hayatını feda eden anne” olmaya bizlerden birkaç adım daha yakınsınız… Henüz çok gençsiniz, çocuğunuz bir gün evden gidecek. Ve aslında kızınız, ileride, bence, annesinin hayatını ona feda etmiş olmasından ziyade mutlu olmuş olmasını tercih eder. Siz kendinizi onun yerine koyun. Siz de öyle istemez miydiniz?..

    • Tuğçe hanım
      Eğer karşınıza seveceğiniz, anlaşacağınıza inandığınız birisi çıkarsa evlenmekten kaçmayın daha çok çok gençsiniz. Kızınızın omuzlarına böyle bir yük yüklemeyin. “Annem hayatını bana adamış” deyip ilerde hayatını baskı altına almasına izin vermeyin. Sizin hayatınızdan vazgeçmenizin sorumluluğunu kendine ait hissetmesin. “Ben senin için…” diye başlayan bir tek cümle kursanız, onun sırtına tonlar yüklemiş olacaksınız, lütfen yapmayın. Kızınızı seviyorsanız, kendinizi de sevin ve hayatınızı yaşayın olur mu?

    • merhaba tuğçe hanım,

      benimde annemle babam ayrılmış ben küçükken ve babamı hiç tanımadım. annem çalışıyordu. ve ona hep hasret büyüdüm. benim için evlenmediğini söyler hep. ve ben buna hep üzülürüm. yalnızlığından ben sorumluymuşum gibi. şimdi 70 yaşında ve yalnız. evliliğine sahip çık, yaşlılıkta yalnızlık çok zor der. gençken hayat öyle hızlı akıp gidiyor ki, bir bakmışsınız benim gibi kızınız da yuvadan uçup gitmiş. sonra… sonrası yalnızlık. sabah, öğlen, akşam, gece…
      riskler her zaman var. ama tecrübeli olarak yeni birisini tanıyacaksınız da evleneceksiniz tabi ki. ne istediğiniz önemli. bunu bildikten sonra inanın gerisi çok kolay.
      sevgiler…

    • Bende katiliyorum, Annem Babam bosandiginda Annem daha cok gencti ve hayatini bize adamis, bir cok fedakarlik yaparak 50 yasina kadar kendine ait bir hayati olmadi. Ben bizim icin yaptigi fedakaliklara sevinmekten ziyade hep onun icin endise ettim, hep onun mutsuzlugu altinda kendimi sucladim. Genc kizligimda “ben nasil evlenip giderim, annem bizim icin bunca seyi yapmisken onu nasil yalniz birakirim“ psikolojisine girdim. Bence mutlu olun ki kiziniz da ozguvenle buyuyup mutlu olsun. Siz zaten Anne olarak her zaman onun yaninda olacaksiniz.

  11. süper bir yazı..okurken çoğu yerde evet ya doğru dedim..paylaşım için çok teşekkürler,bana yalnız olmadığımı gösterdiniz..çocuklarımızı büyütmek adına kendimizi kaybetmemeliyiz..ancak mutlu bir anne kaliteli zaman yaratabilir..

  12. bu yazı çok iyi geldi bana. ikinci hamileliğimi yaşadığım şu sıralarda çok ihtiyacım vardı buna. sağolun (:

    evde 4 yaşında bir ufaklık, anadan doğma yorgun ve benden daha hamile(!) bir erkek, eşim ve 2 aylık hamile, fazla bulantılı, fazla uykulu ve çok yorgun bir kadın, ben… canım hiçbir şey yapmak istemiyor, hiçbir şeye halim yok. çok sabırsızım, çok yorgunum ve çok uykum var… kimse (oğlum da dahil) bana dokunmasın, ben nereye kıvrıldıysam orada uyuyup kalayım istiyorum. bi süreliğine (en azından şu bulantılar ve uyku hali geçene kadar) hiçbir sorumluluk almayayım, kimsenin ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalmayayım istiyorum. ve bence çok şey istemiyorum! ama gel gör ki olması gerekenle olan durum aynı değil. çünkü bizim evimizde de anne fedakar olmalı, her şeyi çekip çevirmeli, baba da dahil tüm çocuklardan sorumlu olmalı! ama ben bunu istemiyorum! oğlumu yıkamak zoruma gidiyor, sepette birikmiş dağ gibi olmuş ütülenmeyi bekleyen çamaşırları gördükçe ufak cinnetler geçiriyorum. yemek yapmak istemiyorum. ama hepsini yapmak zorunda hissediyorum kendimi. ama çok uykum var ve yorgunum… bi süreliğine annelikten istifa edebilmem mümkün değil mi?

    • Peki, mesela ütü yapmasanız? Ben hayatımdan çıkardım ütüyü. Haftada bir gelen yardımcımız var, kadıncağız temizlik mi yapsın, ütü mü yapsın ne yapacağını şaşırıyor, onun da yetişmesi gereken bir evi ve çocuğu var ve ben artık sadece çarşaf (ve gömlek) ütületiyorum. Kendim de yapmıyorum, vallahi sefam oluyor. Hiç de bir şey kaybetmiyorum, evet, çocukları okula ütüsüz t-shirt’lerle gönderiyorum, evet, elimle “şöyle bir” üzerinden geçiveriyorum ve kimseye de bir şey olmuyor.

      Ütü kadar vakit öldüren bir ev işi yok. Kahrolsun baĞzı ütüler!

      • aslında haklısınız ama keşke yapabilsem… ben ütü yapmaktan nefret ettiğim halde çocuğun atletlerini, pijamalarını bile ütüleyen bi manyağım (: temizlik için yardımcı alıyorum, o da gelmese zaten direk camdan atlarım ama ütüyü herkese yaptıramıyorum nedense. oğlum bebekken babannesi gelirdi ona bakmak için, ben işe gittiğimde. kadıncağız o uyurken ütüleri de yapardı sağolsun bana kolaylık olsun diye. ama ben sonra (özellikle gömlekleri) yeniden ütülerdim beğenmediğim için. şu hamilelik olayına kadar bi şekilde hallediyordum, geceleri oğlanı uyuttuktan sonra tv seyrederken yapıyordum ama şimdi sadece uyuduğum için haliyle yapamıyorum. bilemiyorum ne zamana kadar dayanacağım…

        • Mabellam’cığım, içinizdeki ütü canavarını ancak siz yok edebilirsiniz. Ancak şundan emin olalım, hiçbirimizin çocuğu ileride “annem bütün eşyaları kendisi ütülerdi, kimseye emanet etmezdi” demeyecek…

          • haklısınız blogcu annem, bu ütü canavarına bi dur demem gerekiyor. aslında son zamanlarda ütü yapmayarak bunu istemeyerek de olsa başarıyorum sanırım (: hem eşşek sıpalarının ilerde hep yapmadığımız(!) şeyleri hatırlayacaklarından da eminim :)

        • afedersin ama sende kaşınıyorsun :):) ne yani kadıncağız ütülemiş tekrar ütülemek de nesi . bende çalışıyorum sabah 8de çıkıyorum akşam 8de geliyorum.çocuğuma annem bakıyor ve ben hafta içi annemde kalıyorum haftasonu evime geçiyorum.eşimle çok az vaktimiz oluyor kendimize ayırabileceğimiz. yardımcı tutacak kadar kazancım yok. bi annemde temizlik yapıyorum bi kendi evimde:) ama herşey süper olacak diye dretmiyorum.süpürüp sildiysem toz almayı unutuyorum aklıma geldiğinde almıyorum..yerleri mopla siliyorum var çünkü illa yerlerde dizleri üstünde 2-3 su yer silen arkadaşlarım. sen orayı 10 kerede silsen 5 dk sonra zaten yine tozlanacak:) bırakalım bu nankör ev işleri için bunca zaman harcamayı. evim hep dağınık oyuncaklar hep bi yerlerde. çoğu oyuncağı doldurdum poşetlere kaldırdım. sadece oynadıkları etrafta..temizlik bir var bir yok. tüm gün canın çıkar her yeri temizledim dersin ama ne kadar öyle temiz kalır ki:)

          • siz de haklısınız. neyse ki ben de her şey ille de süper olacak diyenlerden değilim, istesem de yapamam zaten tüm gün çalıştığım için. ütü konusunda biraz takıntılı olduğumu kabul ediyorum (: ama çok çok büyük bir sıkıntı olmadıkça evimi, düzenimi taşıyamam galiba sizin yaptığınız gibi. varsın ev pis olsun, ama kendi evimizde yalnız olalım, hiç değilse akşamları (:

        • Sizi çok iyi anlıyorum benzer bir durum bende de vardı. Yalnız burda sorun ütünün iyi yapılıp yapılmamış olması değil, takıntı halidir. Takıntılarımızdan kurtulmadıkça mutlu ve pratik olamayız.. Bir annenin iyi bir ütü yapmaktaan çok, vaktini akıllıca kullanabilmesi taraftarıyım. Bunları kendimize hatırlatırsak sanırım biraz daha iyi başa çıkabiliriz bazı şeylerlr. Sevgiler..

      • Cevap yazmadan edemedim. Eve gelen yardımcı ütü yapmasına rağmen, ben de ona kıyamadığımdan sadece gömlek ütületiyorum. Bizim oğlanın tshirtleri de ütüsüz :)

      • Ay aynı ben dedim okurken :)) Bizim eve de yardımcı geliyor. Ancak bizde henüz çocuk yok (6 aylık hamileyim) ve karı koca çalıştığımız için ben 2 haftada bir alıyorum yardımcıyı. Çamaşırları ona yıkatıp astırıyorum. Çok muntazam asıyor, çoğu şey hiç kırışmıyor zaten. Ben eve gidip toplayıp elimle şöyle bir düzeltip kaldırıyorum. Sadece gömlekler ve çarşaflar kalıyor. Onları da kadın tekrar gelene kadar ütü masasında bekletiyorum :) Giyecek gömlek mi kalmadı? Başkalarını giyioruz o 2 hafta boyunca. Vallahi ütüsüz de yaşanıyor. Benim annem donumuza kadar ütülerdi. Ben bile alıştım bu düzene. Herkes yapabilir bence.

  13. Dün annemle tam da bu onuda tartıştık,..eski köye yeni adet getirmekle suçladı beni. Çok doluyum çok.
    Ne o eşime ben çocukları uyuturken odayı topla demişim, vay anasını ne iş beee…

  14. Çalışan anne psikolojisinden kurtulmak için ilk etapta kendime ne için çalıştığımı kabul ettirmekle başladığım zaman anlamıştım bu konuyu evet ne için çalışıyorum “çocuğuma daha iyi bir gelecek ” yalan kardeşim yalan ben “onca okul okuyup kafa patlatıp, sınav kazanıp milyonlarca kişinin ağzının suyunun aktığı bir işte çalışıyorsam, bunu hak ettiğim için buradayım, ne çocuk, ne kocama karşı dik durmak nede ayaklarımı sağlam yere basmak felan değil” işte konunu özü buydu ve iç sesimin söylediği cümleleri kabul ettiğim anda o vicdan dediğiniz seste susuyor ve o “saçımı süpürge ettim” “ben çok FEDAKARLIK yaptım” cümleleri boşluğa düşüyor insan kendini bilmeli iç sesini dinlemeli ha bu bencillik mi hayır değil sadece kendini tanımak ve kabul etmek. Kendini tanımayan ve kabul edemeyenler bu cümleleri söyler bence o cümleleri söyleyen annelerimizde iç seslerine dinlemedikleri için kendileri ile ilgili çektikleri vicdan azabı susturmak ve yaptıklarının yanlış olduğunu bilerek acaba “beni bu yaşadığım pişmanlığımdan vazgeçirebilecek” birileri var mı dır arayışıdır.
    Evet benim saçım süpürge değil ben elimden gelenin en iyisini yapmak için uğraşıyorum ve yaptıklarım en iyisi ben buyum ve beni seven hayatında olmamı isteyen böyle kabul etsin :))

  15. Çok haklısınız, böyle yapmayınca da önce eşinden sonra çevreden bencil ve kötü anne yaftasını alıveriyorsunuz elinize :(
    Eşimin beni takdir şekli bile şöyle, bak kızım annen senin için ne fedakarlıklar yapıyor, seni çok seviyor !
    Hayır, benim sevgimin ölçüsü fedakarlıklarım değil. İstemiyorum böyle olmasını, ben kızımı çok seviyorum ama kendimi de seviyorum. Birey önce kendini sevecek, kendine zaman ayıracak ki çevresine de sağlıklı zaman ayırabilsin. Kızıma da böyle örnek olmak istiyorum tabi çevrenin izin verdiği ölçüde. Velhasıl, kadın olmak, Anne olmak zor kardeşim …

  16. Annemin benim için ‘ne büyük fedakarlıklar’ yaptığını dinleyerek büyüdüm ve bu her adımda beni takip dene vicdan azabı ve suçluluk duygusuyla yaşadım uzun yıllar. Sonra bir gün (dibe vurduğum bir gün) işin aslının öyle olmadığını fark ettim vicdan azaplarımdan, suçluluk duygumdan kurtulmak için çok uğraştım. Şimdi bu hislerden çok uzakta, hayatımın aşkını bulmuşken, sevgilimle hayatı cinsiyetçi kalıplara takılmadan paylaşıyorken anne olmaya hazırlanıyorum. İlk günden beri hayattan elimi ayağımı çekmedim. Tam tersine kendime daha çok inanır oldu. İşime gidiyorum, master derslerim, gelecek ay seminerim ve bir yıl içinde bitirmem gereken bir tezim var. Mart ayında kızım dünyaya gelecek ve tezimi onla birlikte tamamlayacağız. Ben onun için kendi hayatımı feda etmeyeceğim, o da bu yüzden bana karşı kendini borçlu hissetmeyecek. Biz birbirimizi çok seveceğiz, sadece kendimiz olduğumuz için.

  17. Size katılmamak elde değil. Ben de çalışan bir anne olarak gerçekten bazen üstün çaba gösterdiğimi hissediyorum. Bir kadının çocuğu olunca hayatı bu kadar çocuk odaklı olup da erkeklerin normal hayatlarından çok fazla bir şey eksilmeden hayatlarına devem edebilmelerine de sinir olmuyor değilim. Bunu değiştirmek bizim elimizde aslında.
    Ben üç çocuklu olup, “gençliğim gitti çocuk bakıcam diye, kendimi hep unuttum, boşver yapma ikinci çocuğu” diyen bir anne gördükten sonra vazgeçtim saçımı süpürge etmeye. Çocuk yapıyorsam pişman olmamalıyım onları büyütürken kendimi unuttuğum için. Bu yüzden unutmuyorum kendimi de, “anne” değil “ben” olmaya çalışıyorum fırsat buldukça. Ama yine de kolay değil, değişmesi gereken çok beyin var..

  18. Incir'in Annesi

    Bu yazi tam da “22 ay boyunca bir gece bile cocugumu babasi ve benden baska kimse yatirmadi. Son iki haftada 2 kez biraktim bakicisiyla. Kotu mu yapiyorum acaba?” dedigim bir zamanda geldi. Icten ice nasil da gururlandim kendimle hatta bunu dusunurken. Ne var ki “mutlu anne, mutlu cocuk” ve hatta “happy wife, happy life (mutlu es, mutlu hayat)” sozlerine bakarsak biz mutlu olmadan ne cocuk ne koca mutlu olabiliyor.

    Annem sagolsun, uzaklardan “kizim birak sen keyfine bak” demese ben hala “aman canim n’olucak biraz daha is-ev takilsam” diye dusunur, ona gore hareket ederdim herhalde. Bak simdi anneme yine hayran oldum ben. Kendini dusun, kendini ihmal etme diye diye insani iteler. Benim canim itici gucum:)

    Bizler uzerimize yuklendikce, yuk artiyor, artiyor. Tabiri caizse essek olursak semer vuran cok oluyor. Icimizden kalip kalip nasil sokecegiz sactan yapilmis supurgeleri bilemiyorum.

    Sevgiler

  19. bu kadar güzel anlatılabilirdi, anne baba dan maksimum derecede etkilenmiş şimdinin annesi olan ben! bu üzerimize yapıştırılan vicdan başta olmak fedakarlık, korku ,,,,, vb gibi bir sürü kadınsal etiketin yükünü terapi ile cok zor olsa da omuzlarımdan atmaya çalışmaktayım,,,, çalıştıkca da neler yüklü olduğumuz karşısında hayretler içerisinde kalmaktayım,,, elinize sağlık kısaca

  20. Selamlar!Çok çoook güzel bir yazı olmuş,benim annelik felsefem de aynen son paragrafta anlattığınız gibi ve herkes bana “Yapay anne,annecik” gözüyle bakıyor,benim için bir sorun yok lakin,böyle bakmalarının “Kadınlık” için büyük sorun olduğu kanısındayım.Sevgiler

  21. Sevgili Elif hanim benzer bir programi 4yil once kizim 1.sinifa basladiginda bizde almistik isvep yani istanbul veli egitim projesi adi altinda, bence heryil tekrarlanmasi gereken bir program, yazinizla ilgili olarak ise cok begendim pek cok kisinin dile getiremedigi bir durum bence, sabah yazinizi ilk okudugumda tweet atmistim ama buradan belki daha cok kisi okur diye yazmak istedim, Bu kadar fedakarligin altinda sahsi fikrim olarak bir gun bunu cocugunun kafasina kakma arzusu yatiyor pek cok anne bunu yapiyor evet, hayatini surekli cocuguna duygu somurusu yaparak geciren, bunu 50 yasina gelmis ve kendi ailesini kurmus olan cocuguna hala devam ettiren ozellikle erkek cocuk anneleri var, istemsiz bir sekilde gorerek ogreniyorlar bunu, tabii devam ettirp ettirmemek onlarin elinde ama bu durumdam memnun olduklari icin cocuklarinin onlara bagli olmasi yerine bagimli olnalatini istiyorlar, 10 yasinda erkek cocuk annesi olan bir kadinin oglum benim elimden baska kimsenin elinden sut icemez diye cocuklarini yetistirmesi mantik disi, surekli onlara olta atan ve bir yetiskin oldugu zaman ne yazik ki ebeveyninin attigi oltayi yiyen evlatlar var, o yuzden butun cumlelere. …….. yoksa sutumu helal etmem diyw baslamayi biraksin artik bizim insanimiz, sevgiler

  22. Yazılanları okudukça yalnız olmadığımı anlamak çok güzel. Bizim bilinçaltımıza her şey öylesine yerleşmiş ki… Çalışıyorum akşam 7′ den evvel evde olamıyorum ve akşam yemeklerini dışardan söyledikçe içimde korkunç bir suçluluk oluşuyor. Sanki aslında benim olan bir görevi layığıyla yapamıyormuşum gibi hissediyorum. Çünkü yemek benim görevim ve ben o görevden kaçıyorum. Eşimin bu konuda en ufak bir dayatması bile yok. Bir kız çocuğum var ve ev işlerinin kadına görev olduğu bilincinden mümkün olduğunca uzak yetiştirmek gerekir diye düşünüyorum. Bu güzel yazı için de ayrıca teşekkür ediyorum.:)

  23. ipek böcüğü

    Yazınızı çok keyifle okudum Elif hanım. Gerçekten fedakar ve kutsal anne imajının abartılması kadını yüceltiyor gibi görünse de aslında bazen eziyor ve sınırlıyor. Uzun vadede hem çocuklarıyla hem de eşiyle ilişkisini de etkileme tehlikesi oluşturabiliyor bence. Çünkü tam olarak yaşamda kendini gerçekleştirememiş olma farkettiremeden öfke birikimi yaratabiliyor kişide. Orta yaş sonrası kadınlarda özellikle çocukları haytlarında bağımsız olmaya başladıktan sonra yaşama amacını yitirmişcesine çökkünlük ouşabiliyor . Bir de üstüne bazı kişilerde verdiklerini toplama talepleri de olabiliyor (işte vakti zamanında ben sana saçımı süpürge ettim gibi). Tabiki annelik yaşam tarzında bazı değişiklikleri zorunlu kılıyor ancak şuda bir gerçekki insan mutulu olduğu sürece karşıdakini mutlu edebiliyor. Kendi içinde ışıltısı canlı kalan kişi çevresinide o ölçüde aydınlatabiliyor.

  24. Ben hiç böyle hisstemedim zaten hem çalışıyorum hem masterimi yapıyorum bir de 8 aylık minik bir oğlum var. Hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Kadın olmanın verdiği bir her şeyden fedakarlık ediyim eşime çocuklarıma adayayım kendimi gibi bir tutum içinde de olmadım. Olmayacağımda… tabiki bazı akşamlar okuldayken ah şimdi oğlumla olsaydım onu ben yıkayıp yedirseydim dediğim olmuyor mu tabiki oluyor ama kendimi eğitiyorum bu konuda. Zaten ne aile evimde ne de şuan kendi evimde eşi üst gör eş sürekli bir şeyler talep etsin gibi bir durumla karşılaşmadım. Hayat müşterek. Ailemde her zaman eşitlik hakimdir

  25. Ayrıca tekrar tekrar söylerim. Anneliğin kutsal bir tarafı yok büyütmeyelim lütfen…

  26. efsanevi anne fedakarlığı şeysinin sosyolojik ve de antropolojik kökenlerini bilmiyorum ama taze bir baba olarak çok pratik nedenleri olduğunu ve bu pratik nedenlerin hepsinin de erkeklerin yararına olduğunu dolayısıyla erkekler annelerin neyini övüyorsa, yüceltiyorsa, kutsallaştırıyorsa kadının tam da o şeyden fena halde kazık yediğini gayet iyi biliyorum. Erkeğin bu kazığı atmasının tek nedeni de bencillik değil ebette. Örneğin bebek bakarken erkek ne yaparsa yapsın bir yere kadar yeterli olabiliyor. Ha, bu yetersizlik kazık atmasını meşrulaştırır mı? Elbette hayır. Fakat o arkaik avcı zihniyetiyle erkek bu yetersizliklerini kendi lehine kullanmayı gayet iyi beceriyor ve o andan sonra her türlü ihale o bastığı yer cennet olan fedakar analarımıza kalıyor (canım, uyutamadım ben bebeğimizi, acaba sen bi emzirsen mi?). Benzer konularda ısrarla söylediğim gibi bir de bunların üzerine erkeğin davranışı kadınlar tarafından, daha açık söylemek gerekirse fedakar analar tarafından onaylanınca (erkek çocuklar anaları tarafından bu davranışları benimseyecek biçimde eğitilince) ve erkeklik kodlarını kılıbıklıktan ayıran mahalle baskısı da sürecinin tamamlanmasına katkıda bulununca, analara fedakar olup da saçını süpürge etmekten başka bir şey kalmıyor. Sırf Banu uyusun diye Tayga’yı slinge attığım gibi kendimi sokaklara vurduğum günlerde karşılaştığım erkeklerin manalı gülümsemeleri ya da bizim bızdık bakkalın oğlunun “hocam kötü örnek oluyorsun” diye sataşması bile bu anlattıklarımın kanıtıdır bence. Ha, benim gibi bebeğinin de eşinin de uyuması için kendini bebeğiyle sokağa atmış erkeklerle karşılaşıp birbirimize fight club selamı verdiğimiz de oldu ama eser miktarda.
    fedakarlığın övülecek bir yanı yok. enayilik demiyorum, kimse de demesin çünkü işin içinde tahmin bile edemeyeceğimiz düzeyde çaresizlikler de var. yine de fedakarlığın kadına sonradan giydirilen bir tür lotus ayakkabı olduğunu ısrarla söylemek lazım.

    • ipek böcüğü

      Empatisi ve içgörüsü çok yüksek bir yorum olmuş. Tüm bu konuştuklarımızın günlük yaşama yansıması ne kadar sürede ve ne şekilde olur bilemiyorum ama birbirimizi bu kadar iyi anlıyor olmamız bile çok umut verici.

    • Incir'in Annesi

      Yorum guzel. Bunun disinda bir de demek istedigim var. Erkekler cocuklariyla ilgilendiginde falan karilarinin, sevgililerinin onlara duydugu ask nasil kabariyor bir farkina varmalari lazim. Kocam gozumde adeta bir ilah / bir kahraman oluyor benim:) Yani erkekler birbirlerini kilibik, hanimkoylu diye yaftalarken asil kendilerini begendirmeye calistiklari kadinlar tarafindan goklere yukseliyorlar.

      Belki de farkindadirlar. Bilemiyorum ama iste bencillik / mahalle baskisi falan fesmekan.

  27. Bekar bir anne olarak, bütün yük benim, bu yükü taşımak, olabildiğince iyi, hoş, mutlu ve sağlıklı olmak zorundayım. Bu da benim tercihim olduğu için yakınmamak bu işin bir parçası. Yükü paylaşacağınız biri varsa, bu yükle mutlu olmaya bakın derim :)

    sevgiler

  28. bence biz biraz da kendimizi eziyoruz, kafamizda surekli her seyin en iyisi bende olsun dusunceleri var. bu durum kadin olmanin bir hali. en iyi cocuk yetistiren anne ben olayim, en iyi hayat dengesin bulmus anne ben olayim ve bunun herkese gore degisen turevleri. kadinlarin genetiginde olabilir boyle birsey. isin ilginci hepimizde kendi yaptigimizin en iyisi oldugunu dusunup neredeyse bunu digerlerine dikte etme seviyesine de cikartiyoruz. vallahi ben dahilim bu gruba.

  29. Ne güzel bir yazı olmuş. Benim de 23 aylık bir kızım var. Yüksek lisans yapıyorum ben, haftanın 3 günü dersim oluyor, 2 gün oyununum ve cumartesi de çalışıyorum. Bir tek pazarları tam gün görüşüyoruz. Çok yoruluyorum, çok çalışıyorum, eve geldiğimde kızımla vakit geçiriyorum o uyuyunca da ödev yapıyorum. Ama saçımı süpürge etmiyorum. Kayınvalidem bizde bir süreliğine yemekleri o yapıyor, evim dağınık olsa da yorgunsan toplamıyorum, ütü zaten yapmıyorum. Kendime değer vermezsem çevremdekileri de mutsuz ederim. 10 sene sonra kızıma, senin yüzünden bunları yapamadım diyen bir anne olmayacağım bence en önemli şey bu.

  30. Eğer bekar anneyseniz, tüm rolleri yükleniyor olmak zorunda hissediyorsun..

  31. Dunyayi kadınlar guzellestirecek, kadin oldugunu farketmekle baslayacak her şey..

  32. Oh içime su serpildi. Oğlum 3 gündür yüksek ateşli. Hakkını yiyemem, eşim de bütün gece benimle birlikte nöbette. Ama gündüz bakıcıyı yalnız bırakmaya içimiz el vermediğinden, birimizin işten izin alması gerekmesi noktasında, niyeyse ihale bana kalıyor. Daha geçen hafta yine hasta olduğunda ben izin aldım. Bu hafta bir tüm gün yine ben aldım. Dün öğlene kadar eşim aldı ama bu sabah olduğunda, bizim ateş yine 39’larda olunca, birbirimize baktık. Ben “ne yapsak” desem “arasan izin alsan”diyecek, anladım. Bakıcı gelmişti zaten. Hazırlandım, ben çıkıyorum dedim ve çıktım. Arkamdan eşim arayıp, “eee, ne yapayım, izin mi alayım” deyince, sen karar ver dedim. Sonuç, almamaya karar verip işe gitti. Ama yol boyu benim içim içimi yedi. Ateşli çocuğunu bakıcıya terkeden vicdansız bencil anne, diye kendimi yedim. Ha ne oldu, işte idare ediyorlar. Ben bir elimde telefon çalışıyorum, ama olsun. İyi ki de geldim, anneyim evet, benim başka sorumluluklarım da var. Ohh, içim rahatladı.

  33. Fedakarlık, vicdan azabı göreceli kavramlar, hele anne olunca :) Kendi işyerim, çalışma saatlerim esnek, işyerinde değil ama arkadaşlarla yemeğe gittiğimizde ya da alışverişe gidersem içimdeki huzursuzluğu atamıyorum. Ancak bana göre çocuktan dolayı yüksek lisans yapmamak ya da bazı şeyleri ertelemek fedakarlık gurubunda değil,(tabi herkesin farklı geçerli sebepleri olabilir) çünkü bu çocuklar anneanne/babaanne/bakıcının ilgisine değil bizim ilgimiZe muhtaç ve dünyaya getirdiysek tabi ki normal olan bizimle olmaları.

  34. Anne olmak Allah’ın biz insanlara bahşettiği mükemmel bir duygu ve yaşanılması gereken bir lezzet olarak düşünüyorum ve bu lezzeti doruklarına kadar yaşıyorum iyisiyle, kötüsüyle ilk bebeğim doğana kadar bende çalışıyordum ki evli ve çalışan olarak yaşamak zaten zor iken buna ek olarak çocuklu, evli ve çalışan olarak yaşamak eminim çok daha zordur tabii çalışan bir kadın olgusu çok daha tatminkar hissi verebilir kendim için yaşıyorum, çocuğum bana borçlu olmayacak gibi düşüncelerle insanlar kendisi içinde yaşayabilir herkesin kendi hayat görüşü saygı duyarım ancak ben tam aksine çocuğa gösterdiğim fedakarlıktan dolayı çocuğumun bana borçlu olduğunu düşünemem aksine ben ona borçluyum ve fedakarlık yapmak zorundayım… Çocuklarım istemedi dünyaya gelmeyi. Zor olacağını sabır isteyeceğini biliyordum ve şunu da biliyordum benim sabır göstermekte zaman zaman güçlük çektiğim çocuklarıma bakıcı, anneanne veya babaanne ne kadar sabır gösterebilir… Çocuklarım doğana kadar gitmiş olduğum sinemaları, okuduğum kitapları, gezdiğim yerleri kar sayıyorum ve gidemediğim sinemaları, gezemediğim yerleri, okuyamadığım kitapları erteliyorum. Eşim benim yerime daha çok çalışıyor yani durumları dengelemeye çalışıyoruz.

    Oğlum ikinci sınıfta ve bazı arkadaşlarının anneleri çalışıyor. Çocuklar derslerde çok geri kalmış vaziyette tek derslerde olsa oda iyi hayatta da çok eksileri var bence fedakarlık olmazsa olmaz insan yetiştirmek çok zor ve sorumluluğu fazla olan bir durum herkesinde bildiği üzere…