20 Yorum

İncir çekirdeğini doldurmayan şeyler…

Hayat zor… Bugün varız, yarın yokuz, kime ne zaman ne olacağı belli değil. Yakınındaki insanlar bir de bakıyorsun ki bir varmış bir yokmuş.

Üzülecek, endişelenecek, korkacak çok şey var bu hayatta, ararsan. Aslında aramana bile gerek yok, yanıbaşında öyle şeyler oluyor ki insanın, “yaşamaya değer mi hayat?” diyorsun, aslında sadece nefes alıyor olmanın bile yeterince mutluluk verici olduğunu unutarak bazen…

Çünkü üzülecek çok şey var. Yok değil, var… Ben her sabah çocukları okula bıraktıktan sonra Mehmet Ayvalıtaş’ın adı verilen, şimdi bir de onun yokluğuna dayanamayan annesiyle ikisinin resimlerinin olduğu meydandan geçiyorum mesela… İçim buruluyor, yüreğim acıyla, öfkeyle doluyor. Hayat zaten zor, bir de üstüne böyle kayıplar, böyle savaşlar, ihtiras uğruna böyle adaletsizlikler yürek dağlıyor.

Ama hayat devam ediyor. Sen çatlasan da, patlasan da devam ediyor.

İşte böyle zamanlarda n’apıyorum biliyor musun sevgili okur? Küçücük, ufacık bir şey buluyorum mutlu olmak için. Sonra onu alıyorum, böyle binle falan çarpıyorum daha da mutlu olmak için.

O küçücük şey bazen gökyüzüne pamuk gibi dağılmış bulutlar oluyor, bana mesaj vermeye çalıştığına inandığım. Ya da tüm yapraklarını dökmesine rağmen dimdik duran bir ağaç oluyor bizim evin karşısındaki… O zaman diyorum ki, “her şeye rağmen hayat devam ediyor.”

Madem hayat devam ediyor, o zaman sen de o hayatla birlikte devam etmeyi bileceksin. En azından mutlu olmaya çalışacaksın. Bak ben bu hafta sonundan neler buldum mutlu olmak için:

Bizim bıdıklar ilk kez kutu oyunu oynamaya başladılar. Böyle, karşılıklı, birlikte… Elbette birlikte oynadıkları bir sürü oyun var, araba çarpıştırmaca, lego yapmaca falan filan, ancak bu kutu oyunu meselesi ne bileyim, çok böyle “büyük çocuk olayı”ymış gibi geldi bana. Pek mutlu oldum, pek sevindim.

Kutu Oyunu

İlk kez bir bale temsili seyretti çocuklarım bu hafta sonu. Kadıköy Süreyya Operası’ndaki Fındıkkıran balesine gittik. Bilet satışları bir ay önceden başlıyor, başladığı gibi de bitiyor. Hırs yapıp gişe açılmadan bir saat önce sıraya girdiydim de aldıydım. Hah işte, dün gittik ona. Deniz pek bir sevdi baleyi. Ne güzel dans ediyorlarmış, hepsi çocukmuş. Balerinlerin ve baletlerin çocuk olmalarından çok etkilendi. Ay ben de bayıldım, bayıldım! Yemin ederim gözlerim doldu sonunda, böyle bıdık bıdık çocuklar gençler, ne güzel bir performans sergilediler. Sanatın içine tükürüldüğü, bale ve tiyatroya verilen desteklerin kesildiği bir memlekette ne de önemli bir gösteriydi! O çocukların anne-babalarının yerine gururlandım, gözyaşlarımı zor tuttum. Sanırım çocuğunun en ufak bir başarısında gözyaşlarına boğulan annelerden olma yolunda başarıyla ilerliyorum.

Yılbaşı süslerini çıkardık sonra bu hafta sonu… Biraz tepkiliydim aslında yılbaşına, bana kalmasa çıkarmayacaktım belki de… Doğru değil tabii, neye direniyorsun ki? Sen istesen de istemesen de, tepki duysan da duymasan da geçiyor işte yıllar. Karşısında durabilir misin? Durmadık biz de, çıkardık süsleri falan…

Yılbaşı

Ve sıkı dur: Evimin direği, gözümün bebeği, çocuklarımın babası kocam yedi senedir, tekrar ediyorum YEDİ SENEDİR ilk kez çocuklarının tırnaklarını kesti. Bugüne kadar alt değiştirmeden sünnet pansumanına, gaz çıkarmadan diş çekmeye kadar her türlü işi başarıyla ve çekinmeden yapan adam her nedense yedi senedir bir kere bile tırnak kesmeye yanaşmamıştı. “Ya etini de keserse”ymişti. Dün, benim ellerim bulaşıklıyken, Deniz gitar çalmak istemişken, tırnakları fazla uzamışken bir baktım sen al eline makası çocuğun tırnaklarını çıt çıt kes! Zannedersin senelerdir ben değil de oydu bu işte pratik yapan! Ne değişti, bilmiyorum ama sevinmek için bir sebebim daha oldu şu hayatta benim!..

Babaannem “Her şey insanlar için” derdi. Gerçekten de öyle… İyilik de, kötülük de, sevinç de, üzüntü de, hepsi insanlar için. Üzüntülerim, kayıplarım hep içimde benim. Her kayıp, her üzüntü benden bir şeyler götürürken beni biraz daha tamamlıyor, ben yapıyor.

Ve bu süreçte insana etrafına bakmak, incir çekirdeğini bile doldurmayan şeylerle mutlu olmak düşüyor.

Hem sana bir sır vereyim mi? Aslında mutluluk, işte böyle küçük şeylerde gizli…

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

20 yorum

  1. Ne güzel yazmışsın Elif, ben de aynen böyle yapıyorum işte.. Herkesin karamsar olmaya bahane aradığı bir dünyada kendime mutlu olmak için bahaneler arıyorum, sonra o küçüçük mutlulukları on yüz bin kere büyütüyorum içimde ve çevreme dağıtıyorum.. Kötülük her yerde var, üzüntü her yerde var, mühim olan onların içindeki küçüçük iyilikleri, mutlulukları yakalayabilmek bence.. Yoksa çekilmez bu hayat, kahırdan ölür insan ..

  2. günaydın,
    ctesi kendime izin vererek, yerime eşimi ve yanına da bıdık oğluımu bırakarak,kızımla başbaşa birgün geçirdik,o kadar mutlu olduk,o kadar mutlu olduk ki,oturduğumuz kafenin camından üstümüze vuran güneşin sıcaklığına,ortaklaşa yediğimiz krepin tabağının da sıcacık oluşuna,üstüne içtiğimiz sıcak çikolatanın ve türk kahvesinin yanında gelen çakıltaşı şeklindeki minnacık çikolatalara,kızımın birkaç sene sonra sütyen kullanmaya başlayacak oluşuna 🙂 bayıldık,bayıldık….hem “keşke demir ile erhan da burada olsaydı” diye hayıflandık,hem “iyi ki yoklar gönlümüzce dolaşıyoruz” diye için için sevindik.bir saat sonra ne olacağımız belli değilken,vay atölyenin kira vakti geldi,vay bilmem hangi müşteri ödemeyi havale yapmadı,aman çocuklar bugün zamanında kalkamadı…. falan filan diye üzüleceğimize,her anımızı böyle güzel değerlendirebilsek keşke….
    sevgilerimle…..

  3. İncir yerken okudum; tam denk geldi…

  4. Ne kadar güzel bir yazı:) Çok büyük keyifle okudum, ellerinize sağlık. Ayrıca eşinizin tırnak kesme başarısını da tebrik ediyorum. Darısı başıma:)

  5. Güzel yazı tebrik ediyorum.. Okudukça insana huzur geliyor

  6. Ne güzel camın penceren açık, akşamın karanlığı evine huzur indirirken çocuklarınla eşinle sıcacık yuvanda. Ne güzel 🙂 (Yeni taşındığımız semtte bırak böyle ışıklar açıkken perde tül açık olmayı, gündüzleri bile herkesin sımsıkı güneşlikleri kapalı. Çok mutsuzum blogcuanne, ben komşuluk olan, kimsenin kimseden sakınmadığı bir semtte oturdum 34 sene. Nereye gidiyor böyle Türkiye :(((

  7. Ben hep iflah olmaz bir polyanna oldum hayat boyu. Yapımda var sanırım. Hatta, herşeyin iyi yönünü bulmaya ve göstermeye çalışan, n’olursa olsun umudunu kaybetmeyip “bence düzelecek, herşey güzel olacak içimden öyle geçiyor” diyen, en ufacık mutlulukları büyütüp, kocaman sırıtıp sevinme hareketleri yapan biri olduğum için, çevremde bana sinir olan, “sen de amma abartıyorsun”, “herşeyi böyle büyütmek zorundamısın” diye tepki duyan insanlarla karşılaştım. Bence insan “mutlu olmayı istemeli”. İnsan bunu istemeyegörsün, insan hayattan zevk almayı istemeyegörsün, o insan her koşulda mutlu olur.

  8. Incir'in Annesi

    Gunlerdir, haftalardir yok yok aylardir yureim sikisip duruyordu olan biten her seye. Bazi gunler mutlu bir seyi dusunurken aklima adaletsizlikler, Istanbul’un makus talihi ve neler neler ususuyordu ve mutlu olmaktan utaniyordum. Mutlu oldugum icin beni utanmaya sevkedenlere kiziyordum. Hangi ulkede mutlu oldugu icin utanir insan?

    Yazin yine bogazimi dugumledi. Ancak gulumsedigim ve hayatin derin agirligini unutabildigim anlar icin yasadigim utanci bir nebze azaltti. Belki biz mutlu olursak, mutlu olacagimiz seyler de artar.
    Not: Incir iyidir, cekirdegi de. Yeter ki icini guzelliklerle dolduralim:)

    Sevgiler

  9. bu aralar sebepsiz yere içim çok daralmıştı,gerçekten bu yazı iyi geldi.
    Yüreğinize sağlık 🙂

  10. ipek böcüğü

    Yaşam; kişinin ne yaşadığından çok yaşadıklarına nereden baktığı ve yaşamın ona sunduklarını (iyi veya kötü) karşılayabilme cesareti ile ilişkili aslında. Bu açıdan çocuklar erişkinlere göre çok üst noktadalar. Anne olmak çocuğunla birlikte tekrar yaşamın gerçeğine dönmek için bir fırsat yaratıyor insana. Kızım doğduktan sonra onun çocuksu heyecanı ve merakı ile bize yaşamın koşuşturması içinde sıradanmış gibi gözüken bir çok şeyin çok özel olduğunu yeniden keşfettim. Hepimizin hayatında basit sade mutluluklar hep daim olsun ve içimizde bunları görebilme gücümüz hiç tükenmesin.

  11. bu sabah işe geldiğimde yazınız dikkatimi çekmemişti fakat biraz önce annesinin başka birsiyle kaçıp benim kızım yaşında çocuğa aşı yaparken anne diye ağlaması kalbimi sızlattı. bu can sıkıntısıla nette dolaşırken yazınızı okudum. biraz moralim oldu sanırım bunu da size yamka istedim sadece :S

    • ipek böcüğü

      Yaşadığınız şey benim de içimi çok sızlattı. Nasıl geniş bir yürek bu çocukların ki. Sevgileri ne kadar güçlü ve affedici.

  12. ipek böcüğü

    Yaşam; kişinin ne yaşadığından çok yaşadıklarına nereden baktığı ve yaşamın ona sunduklarını (iyi veya kötü) karşılayabilme cesareti ile iliişkli aslında. Çocukalarının erişkinlere göre bu konuda çok daha üst noktada olduklarını düşünüyorum. Anne olmakta yeniden yaşamın gerçeklerine dönmek için bir fırsat açıyor insana. Kızım doğduktan sonra onun çocuksu heyecanı ve merakı ile birlikte hayatın koşuşuturması içinde sıradanlaşan bir çok şeyi yeniden keşettim. Bebeğimden hayat adına çok şey öğrendim. Hepimizin hayatında basit sade mutlulular hep daim olsun ve içimizde bunları görebilme enerjimiz hiç tükenmesin.

  13. Geçtiğin süreçlerden geçiyoruz hepimiz, er ya da geç.
    Hayat devam ediyor, biz de tamamlanmaya devam ediyoruz.
    Sevgiler..

  14. Yeni keşfettim çok iyi blog tasarım ve sadelik ile beraber çok hoş olmuş.

  15. İnsan olarak hep olumsuz olay, duygu ve düşüncelere daha çok paye verme ve tüm bunları daha çok hissetme güdüsüne sahibiz nedense. Ama gerçekten mutluluk küçük şeylerde saklı. Günlük yaşamımızdaki küçük mutluluklara dikkat etmeye başladıkça, algıda seçicilik malum 🙂 daha çok görmeye başlıyoruz ve dolayısıyla daha çok mutlu olmaya başlıyoruz. Bir süre sonra eskiden çok dert ettiğimiz bir sürü sorun için amannnnn boş ver bu da geçer demeye bile başlıyoruz. Evet her şey insanlar için. 🙂 her gün , her an , acılar da olacak mutluluklar da ! Biz hangisine daha çok değer verirsek onu yaşamaya devam edeceğiz 🙂

  16. Muhteşem bir yazı. Mutluluklarınızın katlanarak artmasını dilerim. Sevgiler:)

  17. ne güzel yazmışsınız yine

  18. Gerçekten hepimizin uygulaması gerekenler bunlar. Dün akşam bir hasta ziyaretine gittim. Ne saçma şeylere takıldığımızı , olayları ne kadar büyüttüğümüzü düşünüp durdum bu sırada. Insanoğlunun sağlık sorunları karşısında ne kadar çaresiz kalabildiğini, buna rağmen moralin ne büyük bir olumlu etki yaratabileceğini de düşündüm. Ve hepimiz her zaman düşünmeliyiz bunu.

  19. Küçücük görünen şeyler öyle kıymetli ki…..