17 Yorum

Anormal normallikler

Gezi direnişinden beri toplumca normal bir ruh halinde olmadığımız kesin. Her ne kadar bazen öyle değilmiş gibi yapmaya çalışsak da genel bir travma sonrası stres bozukluğu yaşamıyorsak ben de neyim…

Demiştik ya kötü haberler durmak bilmiyor; incir çekirdeğini doldurmayan şeylerle de mutlu olmalı insan diye?.. Evet, olmalı tabii de artık bu olanlar bende fiziksel etkilere yol açmaya başladı şekerim. Vallahi bak… Dur anlatacağım, önce çocuklarıma bir not düşeyim:

Evladım, bundan seneler sonra, belki de biz bu diyarlardan gittiğimizde, bu yazıları okuduğunuzda umarım hissiniz “Vay arkadaş, nasıl bir memlekette yaşıyormuş bizimkiler yahu!” olur… Dilerim bu anlattıklarımın hiçbirini inanılası bulmaz, hatta “Annem de amma atarmış ha” falan dersiniz, vallahi darılmam. İnşallah bugün başımıza gelenlerin telaffuz edilmesinin bile garip ötesi olduğu bir memlekette yaşıyor olursunuz yavrucuğum. Nitekim, bizim şu anda yaşadığımız memlekette bunlar garip falan değil. Bak, 6 gün oldu (yazıyla ALTI) İçişleri Bakanı’nın oğlu yolsuzlukla suçlanalı. 3 gün oldu (yazıyla ÜÇ) adam Metris Cezaevine konulalı. İçişleri Bakanı hala İçişleri Bakanı. Görevinden olanlarsa onun oğlunu tutuklayan polisler! Ha, görevlerinden alınma sebepleri işlerini kötü yapmaları falan olsa gene içim yanmayacak. Ah nasıl anlatayım bilmem…

Şaşırdığımız şey yolsuzluk değil; ortaya çıkmış olması yavrucuğum. Evet, hükümet üyelerinin yolsuzluk yapmasına değil, yaptığının ortaya çıkmasına şaşırılan, sinirlenilen, tepki gösterilen bir memlekette yaşıyoruz biz evladım. Çünkü bunların ortaya çıkmasının sebebi de memleket pislikten temizlensin değil, iktidar kavgası canım benim.  Her ayrıntı ortaya çıktığında onu kapatmak için daha büyük bir yalan söyleniyor, ortaya daha büyük pislikler saçılıp sıvanıyor. Ay bi fena oluyorum biri tansiyon aleti getirsin…

Notu bitirip devam edelim. Yemin ederim her tarafıma ağrılar girdi. Şu yolsuzluk haberleri ortaya çıktığından beri karnıma bir ağrı saplandı kaldı. Ultrasonlar mı çektirmedim, tetkikler mi yaptırmadım, yok, hiçbir şey yok! Doktor “Siz çok mu streslisiniz?” dedi, “Siz değil misiniz??” dedim. Günlerdir geçmiyor karnımın ağrısı; safra kesesi dedik, gaz dedik, besin zehirlenmesi dedik, o dedik bu dedik, yok! Benim teşhisim: gündemi sindiremedim. Net. Bu olaylar mideme oturdu. Bu kadar basit.

Öyle garip şeyler oluyor ki artık… Ve öyle anormal şeyler normal olmaya başladı ki… Ben kafamızda baret, gözümüzde deniz gözlüğü, ağzımızda toz maskesiyle İstiklal Caddesi’nde gezmenin anormalliğin normalleşmesinde gelinebilecek son nokta olduğunu düşünürdüm. Değilmiş.

Buket

Mesela bak: Geçen gün sevgilim kocam, bana çiçek alacağı tutmuş. Sümbül çıkmış ya yeni, elinde taptaze bir buketle geldi, yanında da bir şişe şarap. Oh dedik, çocukları yatırıp içer, güzel vakit geçiririz. Nerdeeee! Sümbül vazoda, şaraplar kadehte, kadehler elimizdeyken biz meclis TV’de Muharrem İnce’nin konuşmasını seyrediyorduk. Romantizmin dorukları! Teşekkürler Türkiye! (Ve teşekkürler Muharrem İnce… Her cümlesinden sonra içime serin sular serpildi)

Dün Kadıköy’de -bu olaylardan önce planlanan ama cuk oturan Kent Mitingi‘ne katıldık. Altı aydır yemediğimiz biber gazını bir güzel hatırladık. “Kenti yağmalamayın, İstanbul’u talan etmeye son verin” diye haykırmaya gittiğimiz eylemde Aralık ayında TOMA suyundan zor kaçtık. Kaçamayanlar oldu, o hengamede kalp krizi geçirenler oldu. Başında “Ay bak başka çocuklar da gelmiş, keşke biz de getirseydik” dediğimiz eylemin sonuna doğru canımızı zor kurtardık. Ardından -sanki hiçbir şey olmamış gibi- balık pazarına gidip balık aldık. Sadece biz mi? Bir saat önce Kadıköy’ün orta yerinde biber gazından nefes alamayan insanlar bir saat sonra gayet normal bir şekilde hayatına devam ediyordu. Bu normal mi, anormal mi vallahi bilmiyorum.

Geldiğimiz noktada işlerin “normal” bir şekilde ilerleyeceğini beklemek artık saflığın da ötesinde bir davranış. Belki de onun için insanlar büyücülük yapıp beddua falan okuyorlar. “Türkiye’de kanunlardan bir cacık olmaz, ben işimi Allah’a havale edeyim.”

Madem öyle, ben de edeyim:

Hayattan “sağlık, mutluluk, huzur” dışında çok fazla bir beklentisi olmayan biz insancıkları aylardır “Acaba şimdi nereye gaz attılar? Şimdi kimi göze altına aldılar? Hangi bakan yine, bugün de istifa etmedi???” diyen sosyal medya bağımlısı psikopatlara dönüştürenler hayatlarının geri kalanını internetin olmadığı bir ıssız adada geçirsinnnnnnn

Memleketin anormal halini “Burası Türkiye!” sloganıyla normalleştiren, “anormal olay” eşiğimizi her gün misliyle arttıran, bıkmadan, usanmadan, utanmadan ortalıkla dolanan arsız hırsızların hepsi bir ayakkabı kutusuna kapatılsın, orada dev bir para sayma makinesi tarafından sonsuza kadar kovalansınnnnnn

Çocuklar hasta olmasınnnnn. Şu sıralar çocukları hasta eden tüm mikroplar, kendileri gibi mikrop olan arsız yolsuz yüzsüz rüşvetçilere gitsinnn, onları sümükleri burunlarından çıkamamacasına hasta etsinnn, sürüm sürüm süründürsüünnnnnn

Âmin.

17 yorum

  1. çocuklarımın geleceğini çalan hiç bişey olmamış gibi hala pişkin pişkin koltuğunda oturan tüm vekiller için ettiğiniz beddulara kocaman “AMİN” diyorum.

  2. beddua derken Fethullah Gülen i kastettiniz o bir beddua olmasa da (beddua değil ahitleşme kuranda da geçen kim haksızsa yanlışsa ona gelsin ben haksızsam bana sen haksızsan sana) okey ama büyücülük yapan kim anlıyamadım???

  3. Zaten “Hayattan “sağlık, mutluluk, huzur” dışında çok fazla bir beklentisi olmayan biz insancıklar” bu tür şeyleri dert ediniyor ki… diğerleri kendi gemisini yürütme derdinde, herkese eşitlik adil bir yaşam cümlesine bile tahammüllleri yok….
    bedduanıza sağlık 😉

  4. Ayni duygulari ve kaygilari paylasiyoruz elif…umarim bizim gibi insanlar o kadar da az degildir…

    • Az değiliz ama malesef siyasette yokuz (ya da herkese haksızlık etmeyeyim çok çok azız diyeyim.).

  5. Yine çok güzel bir yazı, ellerinize sağlık…Sizin neden hala düzgün bir gazetede köşeniz yok anlamış değilim..Sevgiler,

  6. Eney ficir.

  7. Elif, yaşadıklarımızı öyle güzel özetlemişsin ki…Özet diyorum çünkü yaşadıklarımız bunun çok daha fazlası.. Ben bir öğretmen ve bir anne olarak olanlar karşısında bunalsam da umudumu yitirmek istemiyorum. Kötüler var evet ama güzel insanlar da var…Ve “Dünyayı güzellik kurtaracak…”

  8. Elif Hanım merhaba,
    çok uzaklardayken bile ülke gündeminin insanlar üzerinde yarattığı etkileri sizin yazılarınızdan okumaya çalışıyorum. Okumuş, aile hayatı olan, duyarlı, çocuklarını yetiştirmeye çalışan, mantık sahibi anne babalar, kadınlar ve erkekler olarak sizlerin fikirleri çok önemli. Olay sadece siyasetçilerin ya da köşe yazarlarının ne tepki verdiğiyle sınırlı gösterilse de, aslolan sizler gibi insanların düşünceleri, arayışları.

    Gerçekten anormallik algı eşiğiniz yükselmiş, ‘gazdan zor kurtulduk sonra gittik balık aldık’ aktarımınız çok çarpıcı. Gündemin, karı koca kafa boşaltıp karşılıklı oturup bir sohbet etmesine bile izin vermeyecek kadar yüklü, çözümsüz kala kala şişmiş olması çok düşündürücü. Ve gündem, tuhaflıkları kanıksatıcı gelişmelerle daha da kötüye doğru gidiyor. Herkes sizin gibi, ya bu tuhaf değil mi, diye sorgulamıyor ki. kahvaltıda yediği peynir ekmek kadar normal gelebiliyor çoğu olay çoğu insana.. Sürekli ‘alarmda’ olmak gerçekten yorucudur, enerji emer, kaslarda CO2 birikmesi ve yorgunluk hissi gibi, bilincinizde birikir ve bezginlik getirir.. Lütfen arada nefes almaya çalışın. Lütfen demokratik haklarınızı aramaya gittiğinizde, (bunu söylemekten nefret ediyorum ama mecburum) dikkat edin, gaz fişeklerine, su tazyiklerine.. Gönül isterdi ki böyle güvenlik endişelerimiz olmasın, sırf bu endişelerden çoğu insan dışarı çıkıp ses veremiyor, ama daha evvelki eylemlerin yuttuğu insanlar, gençler, hâlâ aklımızda, bağrımızda, kimi kanıyor, kimi uyuyor… Uyanamıyor.

    • “Sürekli ‘alarmda’ olmak gerçekten yorucudur, enerji emer, kaslarda CO2 birikmesi ve yorgunluk hissi gibi, bilincinizde birikir ve bezginlik getirir..” — aynen böyleyiz, ne yazık ki… Bütün bu olanları hiç umursamayan insanlara çok imreniyorum bazen.

      • ipek böcüğü

        elif hanım;
        Sizde en beğendiğim özeliklerden birisi aktivist yanınız. Toplumsal konulardaki uyanıklığınız davranışlarınıza hızlı biçimde yansıyor. Kendimi bu konuda sizin kadar cesur hissetmiyorum. Düşüncesel anlamda canlılığımı korusamda hareketlerim malesef sizin kadar canlı değil. Bu anlamda kendimi çok eleştiriyorum bazen.
        Diğer konuya gelince yaşamda mutluluk ve anlam birbiriyle doğru orantılı gitmiyor her zaman. Bazen yaşamdaki anlamlarınız bize sonsuz mutluluk verirken,bazen de yaşamda acı çekme zamanı geliyor. Acı çekebilmek bir erdem meselesidir bence. Acı çekmek idealleri ve sevmeyi gerektirir. Sizinde içinizdeki sevgi ve idealleriniz bu yola sürüklüyor. Ama bir miktar rahatlığı ve mutluluğu feda etmek gerekiyor doğru.

  9. Serra hanımın tespiti çok güzel. Sıcağı sıcağına birşeyler yaşarken dışarıdan bir gözle kendimize bakamadığımızda işin içinden çıkmak zorlaşıyor.

  10. Butun bu yasananlar gercekten de cok uzucu. Insanin inanasi gelmiyor. Yolsuzluga bile feta cikartmislar. Yandas medya ise hala yolsuzluktan bahsetmiyor da, devlet ici yapilasma var diye durmadan baslik atiyor. Ama insanlarin gercegin farkinda olmasi guzel. Allah var! O haklilarin yaninda. Muhlet verir ama ihmal etmez. O yuzden hala umit edebiliyorum.

  11. Amin diyorum ama bu toplum akıllanmazı da ekliyorum bazı sanatçılar çocuğum inicnmesin derken alkışlayan toplulumuz kendi çocuklarına yapılanları unutuyor

  12. İçinde bulunduğumuz durumun içinde insan olarak ne hissedilebileceğini çok iyi anlatan bir yazı,elinize sağlık…Samimi olmak gerekirse bazen tüm bunlarla boğuşmak yerine kaçasım geliyor…artık kendim için değil oğlum için onca zaman bir dirhem yol almadan sürekli aşağı çeken bu kaostan nasıl olurda kurtuluruz diye beklemeyen insanların başına gelenleri gördükçe herşeyde duyarlı olması için elimizden geldiğince sosyal yetiştirdiğimiz çocuklarımız bizden farklı olmayıp aynı yolda gidecekler ve hiç değişmeyen bu ülke gerçekliğinde başına gelebilecekleri düşündükçe inanın kaçasım geliyor … Sanırım bu boyutta bir aymazlar böylesine şerefe sığmayan bir davranışlar gayet doğaymış gibi yaşantında bu konuda hiç bir fikri olmayan insanlar içinde sıradan bir kabullenme sürecine gidiyor ve yazıdan da anlaşılacağı gibi aklımda duygularım gibi karman çorman…Ama insan olmaktan hiç vazgeçmeyecek olan yanım diyor ki çocuklar inanın inanın çocuklar güzel günler göreceğiz güneşli günler…

  13. Bazen öyle üzülüyorum ki !! bu ülkeye mi çocuk doğurdum diyorum…birileri onların geleceğini çalıp yerken onlar bir yere gelmenin mücadelesiyle mi yaşayacaklar …sanki boğuluyorum…boğazım düğümleniyor…içim acıyor…

  14. Dinimiz amin