1 Yorum

Sömestr tatilini nasıl yapsak da atlatsak?

Geçtiğimiz hafta blog yazarlarının katılımıyla düzenlenen bir etkinlik için karşıya geçmiştim (Karşı = Avrupa tarafı, malum biz Kadıköylüyüz ya artık..). Etkinlik Borusan’ın Perili Köşkü’ndeydi, Rumeli Hisarı’nda… Giderken, otobüs şoförüne “Geldik mi, geliyor muyuz?” diye 354 defa sormama rağmen “Yok abla, daha var” diye diye adam neredeyse İstinye’ye kadar götürecekti beni. Güç bela Emirgan’da bir indim ki ne göreyim: Ocak sonunda bitmesi planlanan Anish Kapoor İstanbul’da sergisi 2 Şubat’a kadar uzatılmış. Adeta “Gel! Gel! Gel!” diye bana sesleniyor.

Sarı

Devasa “Sarı”

Davetli olduğum etkinliğe katılmak üzere Emirgan’dan Rumelihisarı’na doğru yürürken “Acaba” dedim, “öğleden sonraki randevum iptal olur mu? Hani olsa, ben de buna giderim hani…” 

Ne temiz kalpli insanmışım ki aynen de öyle oldu. Rumelihisarı’ndan çıkışta aklım “Eve dön, bitirmen gereken bir sürü işin var!” dese de ayaklarım almış başını yürüyordu. Biraz sonra Sakıp Sabancı Müzesi’ndeydim.

Sanırım en son bundan yaklaşık 5 sene önce tek başıma müze gezmiştim. Derin’e yeni hamileydim, kuzenimin yanına New York’a gitmiştim. Of, ne güzeldi beah, tek başına New York, mis! Neyse, sonraki müze gezilerim biri elimde, diğeri kucağımda iki çocukla oldu hep. Genelde de onlar için gittik zaten!

Haliyle o kadar uzun zaman aradan sonra tek başına müze geziyor olmak çok güzeldi. Aslında ne geziyor olduğum önemli değildi, galiba tek başıma olmak yeterliydi. Önüme çıkan güvenlik görevlilerine bile “Biliyor musunuz, çocuklar evde, ben tek başıma geziyorum bu sergiyi!” derken arkamda biten 15 kişilik bir anaokulu grubu bile keyfimi kaçıramadı. Hatta müze rehberinin onlara verdiği tüyolardan ben bile faydalandım diyebilirim.

Ayna

“Gökyüzü Aynası”

Sergiyle ilgili notlarım:

  • Müzenin girişindeki video mutlaka -ve mümkünse geziden önce- izlenmeli. Ben bir kısmını sergiyi gezmeden önce, bir kısmını gezdikten sonra izledim. Videoda anlatılanlar en az eserlerin kendisi kadar etkileyici.
  • Eserlerin hemen hepsi müthiş bir dokunma isteği yaratıyor insanda… Çok büyük ve -bir şekilde- davetkarlar… Ya çok yuvarlak, ya çok kaygan görünümlü, ya çok esrarengiz, ya çok parlak renkli… “Bana dokun” diyor, “Elini içime soksana!” diye bağırıyor adeta…
  • Ve ben de dokunmamak için zor tuttum kendimi… Hatta bir tanesinin önündeyken güvenlik görevlisi tarafından “Hanfendi, çizgiyi geçmeseniz?!” diye uyarıldım bile… Öyle kaptırmışım.
  • Sırf bu sebeple bile çocuklarla gezmek zor olabilir. Nitekim güvenlik görevlilerinin imanı gevremiş, bir tanesi “Buraya milyon dolarlık tablolar geliyor, hiç bu kadar zorlanmamıştık. 4,5 aydır canımız çıktı!” dedi.
  • Öte yandan bir diğer görevli de “Aslında sanatçı eserlerine dokunulsun istiyormuş ama müze yönetimi uygun görmüyor” dedi. Mermerler neyse de o boyalı olanları temizlemesi (ki bazılarının üzerinde minik parmak izleri vardı) çok zormuş, Avrupa’dan biri geliyormuş temizlik için. Belki de bütçe meselesi, bilemedim artık ben güvenlik görevlisinin yalancısıyım. Ancak mermer eserlere dokunulması konusunda bir açık kapı var, onu anladım ben. Yine de benden duymuş olmayın.
  • Anish Kapoor‘un eserleri modern sanata mesafeli olan bir insanın çok da keyif alacağı türden olmayabilir. Ben her sanat eserinin mutlaka anlamlı olmak zorunda olmadığını düşünüyorum, daha doğrusu önemli olanın sanatçının anlatmak istediği kadar benim o esere yüklediğim anlam olduğuna da inanıyorum. Ama baĞzılarını ikna edemedim, onlar biliyorlar kim olduklarını…
  • Bana sorarsan sırf ebat ve zahmet açısından bile etkileyici Anish Kapoor’un heykelleri, bırak arkasındaki felsefeyi… Ki adamın kendisi bile diyor “her sanat eserini anlamlı -ya da anlamsız- olarak kategorize etmemeli” diye… Önemli olan senin ona ne anlam yüklediğin, bakınca seni nasıl hissettirdiği (ikinci baskı…). Kısacası ben beğendim, ruhum bayağı dinlendi… Ki eserlerinin hepsi dinlendirici de değil yani, gayet şiddet ve şehvet çağrıştıran şeyler de var.
  • Anish Kapoor -özellikle de bu devasa eserleri- mekana göre yapıyormuş. Yani bir yere gidiyor, beğeniyor, “Bak burada böyle bi şey ne güzel olur” diyor, oturup çizip yapıp ekibiyle ortaya çıkarıyormuş. Bunu niye dedim, bak okumaya devam et:
  • Heykeller gerçekten güzeldi, o SARI hakikaten büyüleyiciydi, ama beni en çok, ama en çok etkileyen ne oldu biliyor musun? Videoda, diğer ülkelerdeki sergileri gösteriyordu. Yeni Zelanda’da devasa bir eseri var mesela – Dismemberment. Onun yapılışını gösterdi. Kim bilir kaç kişi çalışmış onun inşası ve montesinde… Hadi tamam, çoğu Kapoor’un kendi ekibinden ama Yeni Zelanda hükümetinin bu konudaki desteği ve işbirliği de göz yaşartıcı… Yani aslında değil tabii, çünkü olması gereken o tabii de-ki sanırım şu noktada nereye gitmek istediğimi anladın- bizim memlekette sanatın içine tükürülüyor, “ucube” diye kaldırtılıyor ya hani, elalem bilmemkaç metrekarelik alana zardan gramofon (!) gerdirmiş.
  • Sırf Yeni Zelanda mı? İşte o Chicago’daki Cloud Gate (halk ağzıyla Magic Bean) de her gün özel temizleyicilerle siliniyormuş. Çünkü esere dokunulmasına izin veriliyormuş, herkes dokunup fotoğraf çekmeye bayılıyormuş ve gün sonunda el iziyle kaplı oluyormuş aynanın üzeri. Eh, Chicago Belediyesi de bu heykel için bütçesini yaparken bu temizlik masrafını da katmışmış hesaba…
  • Bunları seyrederken içim cız etti. Bırak bizde sanatı destekleyecek adam bulmayı, diyelim buldunuz, nereye yapacaksınız böyle devasa heykelleri? Memlekette yer mi kaldı? Deprem sonrası toplaşma alanlarına bile AVM’ler dikildi. Ay biri beni durdursun içim fena oluyor.
  • Sonuç olarak, uzuuuuun lafın kısası, bence gezilesi, görülesi bir sergi Anish Kapoor İstanbul’da… Ve bu hafta son. Gidilmeli. Tek başıma gittiğime pişman değilim, yetmedi, bu hafta bir de çocuklarla gideceğim.

Kırmızı

Bunun dışında nasıl geçer bu sömester tatili? Enerjisi her yerinden fışkıran iki çocukla evde kalınamayacağı belli. Sanırım her güne bir şeyler sıkıştıracağız. Karlar Ülkesi bunlardan biri (ki aslında kendim için gideceğim, yalan değil).

Onun dışında gözüme çarpanlar:

  • Anish Kapoor İstanbul’da kapsamında Sabancı Müzesi’nde çok güzel atölyeler düzenleniyor. Hatta Deniz’i bir tanesine kayıt ettirmiştim, ancak Mersin’e gitmemiz gerekince götüremedim. Takvimdeki etkinliklerin çoğu bitmiş, ancak bu hafta devam edecek olanlar da var. Bakılmalı.
  • Biletix’te bir dizi etkinlik var.
  • Kadıköy Belediyesi bir Yarıyıl Şenliği düzenliyormuş. Bir sürü tiyatro oyunları, atölyeler ve başka etkinlikler var. Bakmaya kesinlikle değer.
  • İş Sanat’taki Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ve Çocuklar için Öylesine bir Dinleti… Her ikisine de gitmiş ve çok beğenmiştik. Özellikle Pamuk Prenses müzikalindeki Pamela Spence’in oyunculuğu harika. Kaçırılmamalı bence.  
  • İstanbul Modern’de biiiir sürü atölye çalışması var: Yarı yıl sanat atölyeleri. Sabah ve öğleden sonra diye de ayırmışlar. Özellikle sabah saatlerinde ilgimi çekenler oldu ama 9’da başlıyor, buradan kalkıp gitmek için çok erken bir saat. Okul gününden bile daha erken dökülmek lazım yola, uymadı bize… Ama lojistiği ayarlayabilen -ve çalışan- ebeveynler için çok uygun olabilir.
  • Palyançolar Okulu bizim geçtiğimiz haftalarda gittiğimiz ve hep birlikte gülmekten yerlere yattığımız bir oyundu. Çocuklar hala “Bi daha gidelim!” diyorlar. Bilmiyorum denk getirebilir miyiz, ancak getirebilenler mutlaka gitsin derim. Moda Sahnesi’nde, 2 Şubat’ta oynuyormuş.
  • Tiyatro Mie’nin bir sürü oyunları oluyor, biz henüz uydurup da gidemedik. Bazıları Kadıköy Belediyesi’nin yarıyıl şenliği kapsamına sergilenecekmiş. Ayrıntılar web sitesinde var.
  • Bunun dışında çocuklara yönelik hizmet veren atölye merkezlerinde, çocuk kitapçılarında, bazı AVM’lerde de etkinlikler olacağı duyumu şahsıma ulaşmış durumda…

Bunlar benim kendi tasarruflarımla bulduğum, gördüğüm, duyduğum etkinlikler… Tabii ki hepsi de İstanbul’da. İstanbul dışından takip edenlerin “Niye hep böyle şeyler İstanbul’da oluyor?” serzenişinizi duyuyor ve katılıyorum. Hep böyle şeyler İstanbul’da oluyor.

Böyle böyle tatilin ilk haftasını atlatırız evelallah. İkinci haftasında İzmir’e çıkarma yapacağız; teyzenin evi, değişik ortam, yeni şehir, gezilecek bir sürü yer, yapılacak bir sürü şey derken ikinci hafta rahat geçecek sanırım. Umarım. Yani galiba. Ben ki ne yaz tatillerini atlatmış anneyim, iki haftalık sömestr tatilinin mi üstesinden gelemeyeceğim?

Cümlemizin gazası mübarek olsun…

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

Bir yorum

  1. Santral İstanbul’da da çocuklar için atölye çalışmaları oluyor. Hele hava da güzelse çimlere yayılmak için bile gidilebilir.