47 Yorum

KibirMaximum

Sömestr tatilinin anlam ve önemi sebebiyle geçtiğimiz hafta başında çocukları Disney’in Karlar Ülkesi’ni seyretmeye götürdüm. Aslında geçtiğimiz hafta çocukları her gün bir başka yere götürdüm, malum evde oyalamak zor oluyor. Aslında her yerde oyalamak zor oluyor… Neyse…

Pazartesi sabahı kalktık, “Öğleden sonra Karlar Ülkesi’ne gidelim mi? – Gideliiiiiim” diyerek anneanneyle teyzeyi de aramıza kattık, Caddebostan Kültür Merkezi’nin yolunu tuttuk. Aslında önce Kadıköy’deki sinemaların matinelerine bakmıştım o sabah… Eve yakın olsun, mümkünse yürüyelim istemiştim. Yoktu. Zaten Kadıköy’deki bağımsız sinemalara çocuk filmi gelmiyor pek. Çocuk filmlerinin bağımsız sinemalarda oynamayıp aileleri AVM’lere yönlendirmesi de manidar… (Her ne kadar CKM bir kültür merkezi olarak istisna olsa da…)

Filme Derin de geleceğinden önce üç boyutlu olmayan bir seans bulmak istedim. Gözlükle falan uğraşması zor olur diye düşündüm. İnternetten seanslara baktım ama emin olamadım (Bir gün önce baktığımda birkaç seans görmüştüm sanki), sinemayı aradım, CKM’de yokmuş, Tepe Nautilus’teki Cinemaximum şubesini yarım saatten fazla bir süre arayıp kimseyle görüşemeyince şansıma küsüp CKM’nin 13:00 seansına doğru yollandım.

CKM’ye geldik, biletleri almak üzere sıraya girdim, üç büyük iki çocuk için 92 TL para verdikten sonra “3 boyutlu gözlüklerinizi büfeden alıyorsunuz” dediler. Parasını gişede ödediğim bir şeyi büfeden teslim alıyor olmanın tek bir sebebi var diye düşündüm o an: Büfeden bir şeyler satmak… E zaten siz bizi oraya yönlendirmeseniz de biz mısır alacaktık ama neyse…

Büfeye gittik, kasada suratsız ötesi bir görevli. Cinemaximum sömestr tatili dememiş, kalabalık olur dememiş, bir sürü çoluk çocuk olacak dememiş, büfeye tek bir, sadece bir görevli koymakla da yetinmemiş, üstelik en suratsızlarını koymuş. Kızımız doğduğuna pişman, öfke ve bıkkınlık saçan gözlerle kendisine yanaşıp “Şeyyy… Gözlük alabilir miyim?” diyen küçük çocuklara tek bir mimik bile bahşetmeden, ve hatta göz temasından bile kaçınarak gözlükleri teslim ederken “Sizden başka görevli yok mu?” diye soran müşterilere de “Yok” derken “Var mı bir diyeceğin?!” demediği eksik kalıyor.

Neyse, sıra bize geldi, yanaştık, kızkardeşim “Gözlüklerimizi buradan alıyormuşuz” dedi, kızımız “Tahsilat fişiniz lütfen!” diye seslendi, Ece anlamadı, kızımız “Tahsilat fişi hanfendi!” diyerek aynı cümleyi ikinci kez tekrarlıyor olmaktan dolayı duyduğu memnuniyetsizliği bir güzel belli etti. Ece tahsilat fişini verdi, gözlükleri aldı, ekledik: Bir küçük mısır ve bir de su alacağız. Tamam, toplam 10 TL. Buraya kadar sıfır gülümseme, minimum göz temasıyla bize istediklerimizi verdi. Ne zaman ki ben mısırı koydukları kese kağıdından bir tane daha istedim, işte o zaman bizimle olan münasebetini noktalamak istermişçesine “Veremiyoruz hanfendi, onların hepsi sayılı” dedi ve gözlerini arkamıza doğru çevirdi “Sıradaki gelsin” der gibi… Şaşırdım.

E: Nasıl yani sayılı?
C: Zimmetli onlar. Sattığımız kadar verebiliyoruz.
E: Tamam işte, bize bir tane sattınız. Şimdi bir tane daha verin. Malum, iki çocuk var.
C: Veremiyoruz hanfendi.
E: E peki, parasıyla satın alsak?
C: Sizden tüm mısır parası almak zorunda kalırım.
E: Yani şimdi siz benden bir paket mısır ve bir su için 10 TL aldınız. Ben size kese kağıdının da parasını vereyim diyorum. Ve veremiyorsunuz, öyle mi?
C: Evet, öyle.
E: E nasıl iş bu?
C: Böyle…
E: Yok mu sizin bir müdürünüz, bir şeyiniz? Böyle saçma şey mi olur?
C: [Eliyle işaret ederek] Buyrun, orada şikayet kutusu var. Dilerseniz oraya yazabilirsiniz şikayetinizi…
E: #$!?@#!!!?!!!!

diyerek şikayet kutusuna yönlendik Ece’yle… Ve film başlamak üzereydi ve bence hiç uğraşmaya değmeyecekti ve salona geri dönelim derken bir de baktık ki biraz daha yetkili görünümde biri gelmiş büfeye… Ona da aynı şeyi söyledik, yanıt -daha kibar bir tonda olmakla birlikte- aynıydı: Maalesef veremiyoruz, onlar zimmetli. 

Peki, dedim, anladım, veremiyorsunuz. Ve fakat siz beni buradan mutsuz gönderiyorsunuz ve bununla ilgili bir sıkıntı duymuyorsunuz, öyle mi? İki çocuk var, tek bir kese kağıdı var, içeride sorun çıkacak ve bu sizi hiç ilgilendirmiyor, öyle mi? 

Peki, dedi daha yetkili görünen kadın kağıttan kahve bardaklarını göstererek, “Şu sizin sorununuzu çözer mi? Bunlardan birkaç tane versem?” 

Çözer tabii ki!” dedim. “Benim derdim kese kağıdı değil hanfendi, içine mısır koyabileceğim bir şey!” 

“Hah tamam” dedi, “kusura bakmayın.” “Vallahi çok baktım” dedim. “Arkadaşınızın kaba tavrını hak etmedim, bir; çözüm bulmaya bu kadar direnmenize hayret ettim, iki.”

Neyse, sinirden gerilmiş bir şekilde girdik salona. 15 dakika geç girmiş olmamıza rağmen bir 15 dakika daha reklam seyrederken olanı Instagramda paylaştım. Film bittiğinde fotoğrafın altında 60’tan fazla yorum vardı, neredeyse hepsi benzer şeyleri söylüyordu: Biz de yaşadık, bize de vermediler, aynı şeyi bize de söylediler… 

Cinemaximum

Bu noktada pazarlama okumuş, müşteri memnuniyeti kavramına aşina, insan ilişkilerinin kuvvetli olduğuna inanan, (her zaman beceremese de) karşındakini dinlemeye çaba gösteren ama en önemlisi iki çocuğuyla giderek artan sıklıkla sinemaya giden bir sinema tüketicisi olarak naçizane birkaç tavsiyem olurdu Cinemaximum’a… Dikkate alacak olsalardı eğer… Malum, bugün ben şikayet  formunu dolduralı bir haftayı geçti, arayan soran olmadı. Derdim ki:

  • Kese kağıdı sayılıdır, zimmetlidir, eksilen kese kağıdı kadar fiş kesmek zorundasınızdır, bu sizin bileceğiniz iş. Benim (müşterinin) tarafında bu bir sorun yaratıyor ve siz de çözmeye hiç istekli olmadığınız gibi, çözmeye tenezzül bile etmiyorsunuz. Yoksa müşteri velinimetiniz değil mi?
  • Eğer kese kağıtlarınız “zimmetliyse” o halde üç beş kuruşa farklı bir kese kağıdı bastırırsınız, size bu istekle gelen müşterilerinize bi zahmet verirsiniz. Ha, kar-zarar tablonuz alt üst oluyorsa onu da 50 kuruşa satarsınız, ancak müşterinize “bi kese kağıdını çok gördüler” dedirtmezsiniz.
  • Bunun sadece benim başıma gelmemiş olması ve benzer olayı yaşayanların benzer muameleyle karşılaşmış olması bunun bir şirket prensibi haline geldiğini düşündürtüyor. Yani sanki birileri “Müşteri ne derse desin onlara ikinci kese kağıdını vermeyeceksiniz, bırakınız sinirlensinler” demiş gibi…
  • Haliyle bu da “Cinemaksimum için önemli olan kar maksimizasyonu” algısını oluşturuyor. Evet, burada amme hizmeti yapılmadığını hepimiz biliyoruz tabii ki ama bunu bu kadar gözümüze sokmak?..
  • Hazır başlamışken, kese kağıdından bağımsız birkaç yorumumu daha paylaşacağım: Film öncesi seyrettirdiğiniz reklamların süresi haddini fazlasıyla aşmış durumda. Ben yaklaşık yarım saat zaman tuttum; Cinemaksimum’da gittiği filmlerde 38 ve hatta 42 dakika reklam seyrettiğini söyleyen arkadaşlarım var. El insaf.
  • Bu konuda hiç mi düzenleme yoktur, hiç mi piyasa standardı yoktur ben anlamıyorum. Ben parasını da verdiğim bir filmde neden reklam seyrediyorum? Sinema reklamları eskiden gösterime girecek olan filmlerin reklamlarından oluşurdu, şimdi oturtulup banka reklamı falan seyrediyoruz.
  • Biz bunu bilerek 15 dakika geç girmemize rağmen bir 15 dakika daha reklam seyrettik — çocuk filminde üstelik. Çocuklar kıpırdandı, “Eeee, ne zaman başlicaaaak?” demeye başladı, her reklamdan sonra bir yenisi başlayınca öfledi püfledi, gerçekten aşırı sinir bozucu.
  • Anlayacağınız en azından çocuk filmlerinde bu reklam bombardımanını bir gözden geçirmek çocuklu müşterilerinizi çok memnun edecektir. Ve müşteri memnuniyeti hiç de o kadar kötü bir şey değildir.
  • Hatta size bir şey söyleyeyim mi: Örneğin bir seansı reklamsız -ve hatta arasız- oynatmayı bile düşünebilirsiniz. Amerika’da filmler hep arasız oynar, dolayısıyla verilmeyen arada reklam seyrettirmek gibi bir durum söz konusu bile değildir. Ve oradaki sinemalar hep doludur, karlıdır, iyidir yani…
  • Hadi başlangıçta reklam seyrettiriyorsunuz -ki süresi katlanılacak gibi değil- ara verdiğiniz zaman neden yine reklam dayıyorsunuz? Zaten filmin ortasında (gerçekten de ortasında, örneğin Karlar Ülkesinde şarkının ortasında girdiniz) zort diye kesiyorsunuz, geri döndüğümüzde bir 10-15 dakika daha reklam seyrettirmek biraz suyunu çıkarmak olmuyor mu? Hiç mi etiği yok bu işin, hiç mi saygı duymuyorsunuz yaptığınız işe? Belki de en önemli yerinde kestiğiniz bir hikayeyi takip etmeyi ne kadar zorlaştırdığınızın farkında mı değilsiniz, umurunuzda mı değil?
  • Son birkaç seferdir türlü türlü aksilikler yaşıyoruz filmler sırasında. Karlar Ülkesi’ni seyrederken örneğin, ara verildi ancak ışıklar yanmadı. Her bir elimde bir çocuk, karanlıkta indim merdivenleri tuvalete giderken. Ancak ne ilginçtir ki, film bittiğinde, henüz yazılar bile yanmaya başlamadan kapıyı açtılar, ışık doldu içeriye… Sebebini çıkınca anladık: Bir sonraki seansın izleyicileri kapıda dizi dizi bekliyordu, onları içeri alacaklardı.
  • Benim Cinemaximum tecrübelerim genellikle verdiğim parayla hizmet satın alıyor olmaktansa sanki işletmenin bana bir lütuf bahşediyor olduğu yönünde. Ve görünen o ki bu konularda şikayeti olan sadece ben değilim; nitekim gerek sosyal medyada paylaştıklarıma geri dönüşler, gerek çevremle bire bir konuşmalarım çok benzer olayların birçok kişinin başına geldiğini, ve benzer tavırla karşılaştıklarını gösterdi bana… Bence azıcık kulak kabartın size para kazandıranlara…

… derdim, eğer Cinemaximum’un benim gibi eskiden her hafta sonu en az bir film seyreden, şimdinin zorunluluktan çocuk filmleri müdavimi bir tüketicinin söylediklerini duymak isteyeceklerini düşünseydim…

Film çıkışı doldurduğumuz şikayet formunda “Cinemaximum’u tercih nedeniniz”e “zorunluluk” yazmıştım. Doğruya doğruydu, yakınımda bir sinemada oynuyor olsaydı gideceğim film, kalkıp da Cinemaximum’a gitmezdim. Bunda bağımsız sinemaları destekleme/evime yakın sinemaya gitme tercihim kadar, Cinemaximum’un uzun zamandır bende yarattığı ancak adını yeni koyabildiğim bir hissiyatın da etkisi var: Kibir. Cinemaximum, hemen her köşe AVM’sinde açılan janjanlı salonları, gittikçe artan ve sakız gibi uzayan reklam dakikaları ve en önemlisi müşterilerinin geri bildirimlerine kulak tıkayan tavrıyla bende “Bu işin tekeli bende… İstediğimi istediğim gibi yaparım” hissini uyandırıyor.

Ve bu da -hele de son zamanlarda- hiç ama hiç hazmedemediğim bir tavır…

47 yorum

  1. Bizde iki kızımla birlikte gittik Karlar Ülkesine . Cinemaximumda (Denizli) bir büfe görevlisinin insanın gününü mahvedeceğini insan nerden bilebilir. Ben de çocuklar içeride susarlar filmin ortasında çıkmak zorunda kalmayayım diye girerken almaya teşebbüs ettim. Sıra bu taraftan geliyor hanımefendi dediler, baktım sıra çok. Bende büfede fazla beklememek için( çünkü ne kadar çok beklerseniz büfenin yanında ondan da istiyorum bundan da istiyorum derken anne çocuk arasında bir gerginlik tırmanıveriyor.) Neyse girdik içeriye (susamadıkları için şükrettim) Arada su almak için yine büfeye yaklaştım. Bir bayan görevliydi. Bir su alabilirmiyim dedim. Hiç ses yok. İki dedim, Üç dedim. Biz bekliyoruz hala arada birileri geliyor onun istediklerini veriyor. Siz beni duymuyormusunuz dedim hala duymamazlıktan geliyordu. Duymamasına imkan yoktu. Diğer taraftaki büfeden şansımı deneyim dedim. Ordada bir görevli vardı. Ordada su almak istediğimi ikinci kez söyledikten sonra yanımdaki Bir müşterinin serzenişine diğer tarafdan da alabilirsiniz istediğiniz şeyi bugün çok yoğun demesiyle, hiç uğramayın o tarafa biz ordan geliyoruz diye sinirimi ordaki çocuktan çıkarttım aa öylemi diyerek suyu verdi. Büyük bir zafer kazanmış gibi hissettim. Bir su almak için hiç bu kadar çaba sarfetmemiştim. Sanırım şöyle bir talimat verilmiş elemanlara çocuklu aileleri ne kadar uzun süre tutarsak büfenin önünde o kadar iyi. Diyeceğim o ki Denizli yada İstanbul farketmiyor demekki. Cinemaximum’un müşteri memnuniyeti sıfır.

  2. çok haklı bir yazı olmuş. Aynı şey bizim de başımıza gelmişti. Küçücük şeker poşeti vererek çözmeye çalıştılar ama olmadı, sinema boyunca arıza çıkmasın diye 5 dakika bi kızımda 5 dakika diğer kızımda tuttum paketi…
    Reklam konusunda da gerçekten çocuk filmlerinin oynadığı seanslarda gösterilen reklam sayısına bir kısıtlama getirilmesi lazım. Çağla ufflamaktan pufflamaktan bi hal oldu film başlayana kadar…

  3. blogcuanne sinemalar hep aynı galiba… ben de 3-4 sene önce AFM sinemasına gitmiştim de en son müdürle tartışmıştım. müdür bile saçma sapan konuşmuş mantıklı bir şey söyleyememişti; salon pis, havasız, soğuk vs vs… o nedenle ille de sinemada izlenmeli dediğimiz bir film yoksa gitmiyoruz artık.. insanın sinirleri zıplıyor.
    peki film nasıldı? 3 yaş için uygun mu?

    • Film bence çok güzeldi. Ben: 37 yaşında bir kadın 🙂 Ama Derin -4 yaşında- hikayeden bayağı etkilendi, son çeyreğini hıçkırıklarla geçirdi diyebilirim. Hikayeyi anlatmak istemiyorum ancak duygusal ve henüz gerçek-hikaye ayrımını yapamayan bıdıklar olumsuz etkilenebilir. Biz bayağı uğraştık sonra açıklamak için ve “travmayı” atlatmış gibi görünüyor 🙂

  4. Bunu da okumalısınız, bunu yazan Bursa’daki sayısı az olan yönetmenlerden biri: http://www.bursaport.com/makaleler/suat-oktay-senocak/bi-daha-carrefour-cinemaximuma-gidenin-1179.html

  5. Cinemaksimum hizmet açısından gerçekten çok çok kötü bir örnek. Son bir kaç keredir sinemaya gittiğimizde aynı şeyleri yaşıyoruz. Buna bir de film izleyenleri o çok akıllı telefonlarıyla sürekli haşır neşir olmasının verdiği öfkeyi de katarsak artık sinemaya gitmek yerinde evde DVD izlemeyi tercih eder oldum.
    Evimde arasız, reklamsız, sinir bozucu büfeci, gişe memuru olmadan huzurla izlemek en iyisi geliyor.

  6. Incir'in Annesi

    Ben cocukken film baslamadan bir iki reklam verilirdi, gerisi hep daha sonra gelecek filmlerin fragmanlari olurdu. Aman yarabbi ne heyecanlanirdik, bu film geliyormus ona da gidelim falan diye. 5 dakika sonra da film baslardi.

    Turkiye’de degilim uzun suredir ama geldigim zamalarda her sinemaya gidisimde aynisini dusunurum: “Eger sinemaya geliyorsak neden TVlerde yayinlanan reklamlari izlemek zorunda kaliyoruz? Neden bu kadar uzun ve neden filme ara veriliyor?” Sinemaya gitmenin mantigi reklami az, ara verilmeden sadece o filmin dunyasinda kaybolmaktir.

    Misir, bufe halleri ve musteri memnuniyetsizligi konusunda kelimeler kifayetsiz. Su zamanda, herkes bu kadar musteri memnuniyeti, cocuklara odakli satis – pazarlama falan derken bu tavirlari kastetmiyordur herhalde. Deveye boynun neden egri demisler. Nerem dogru ki demis. O misal..
    Sevgiler

  7. Ece Altınkeser

    Sevgili Blogcu anne; ben de aynı dertten oldukça muzdarip bir anneyim. Şehrimizde tek sinema Cinemaximum Çanakkale olduğu için başka bir alternetafimizde yok. Aynı filmi sizinle aynı şartlarla seyrettiğimiz yetmemiş gibi ayrı köşelerde iki koltuk ve buz gibi bir klimaya maruz kaldık. Maximum karta karne hediyesi kampanyası olduğunu belirtmeme rağmen indirimi zar zor yaptırdım.Oğlum ve kendim için toplam 12.50 TL verdiğimi görünce sıradaki herkes mazimum kartlarını çıkardı. Bu kampanyayı bir gün önce yine sinemada seyrettiğim reklamlar yüzünden biliyordum. Ancak gişe görevlileri bu kampanyayı maximum kart bile uzatsanız söylemiyorlar. Neyse filme girip toplam 36 dk süren reklam kabusunu izlerken donduğumuzu farkettim ve hemen çıkıp çalışanlara “klimalar film efekti olarak mı açık içerisi çok soğuk” dediğimde bana “içerisi çok kalabalık ve havasız” dendi. Ben de “içeridekiler %90 oranla çocuk ve herkes paltoyla oturup üşüyor lütfen kapatın” dedim. Yarım saat sonra ve iki değişik büyüğün de uyarısyla klima kapandı.(bu arada çanakkale de havanın inanılmaz soğuk olduğu bir gün olduğunu belirtmeliyim) 102 dakkalık film tam iki buçuk saat sürdü o kadar saçma reklamlar seyrettik ki bir kaç veli dışarı çıkıp görevlilere defalarca çemdkirdi “biz reklam izlemek için mi bilet aldık” diye ! Ben iki ayrı köşede aldığım iki koltuğun sadece birinde oğlum kucağımda izlediğim için onlara eşlik edemedim. Çünkü çantamız çok doluydu 🙂 Uzun zamandır sinemaya sırt çantamda paketler dolusu mısır ve ıce tea kutularıyla gittiğim için zar zor sığdığımız koltuktaki keyfimizi bozmak istemedim. Sırt çantasına mısır ve içecek formülünü size de tavsiye ederim. 10 katı fiyatla büfelerinde sattıkları mısırı ben bu şekilde boykot ediyorum. Ancak bu çalışanların işlerini nefret ederek yapma hallerini ve milyon tane reklamı metazori izleme durumumuzu hep bir ağızdan ama tek bir imza kampanyansı gibi bir şekilde boykot etmemize sebep olmanız dileğiyle sözlerime son veriyorum, kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum. 😀

  8. Birden fazla şubesi olan yerlerde hizmet standartı aranır ya Cinemaximum’un hizmeti standartmış demek ki. ben de Ankara Atlantis AVM Cinemaximumda ikiz çocuklarımla “mısır ve değerli kesesi” konusunda aynı sıkıntıyı yaşadım bununla birlikte film 30 dakika geç başladı. yani salona 30 dakika geç girdik. sanırsınız rötarlı ankara-istanbul uçuşu. salon havalandırılmadığı gibi palaspandıras mısır patlağı kırıntısından ve çerçöpten geçilmeyen yerlerimize oturtulup reklamlara boğdurulduk. geç başladınız bari reklamı kesin. neyse hadi reklamı da anladık 3-10 yaş bebeleriyle dolu salona küfrün bini bir para olan recep ivedikin reklamını neden yaparsın? çocuklarım kıro ve küfür gerçekliğini dev ekranda görmelerini ve maksimum sesle duymalarını istemezdim açıkçası. birden overdoz oldular 🙂

  9. Bir de yaz aylarında tasarruf olsun diye açmadıkları klimaları ve bazı AVM lerde leş gibi tuvaletleri var… Gaz odasına kapatılmış gibi film izlersin, çocuğunu tuvalete sokamazsın. Sonuçta fazla büyümenin ardından yaşanan kontrolsüzlükler bunlar. Eskiden şikayet yazılınca ertesi gün cevap gelirdi. Gişe görevlileri çocuklarınızı kucaklarında gezdirirlerdi. O zaman da çok yoğunlardı ama yoğun bir kontrol vardı. Özenle seçilen müşteriye akrabası gibi davranan insanlarla çalışıyorlardı. Neyse olur olur yine olur umutluyum ben 🙂

  10. Başlık ancak böylesi güzel olabilirdi gerçekten.
    Pazar akşamı izlediğimiz film öncesi sırf meraktan kronometre açtık ve sonucu veriyorum : 39.23 sn. Yuh diyorum izninizle , bu kadar olmaz. Bence de bunun bir haddi hududu olmalı birinin vicdanı bize çektirdikleri sebebi ile sızlamalı.
    Son 1 yıldır sinemalarda tek bir fragman izlediğimi hatırlamıyorum ben.

  11. Biz aile boyu protesto edioruz cinemaximumlari, duyarli tum tuketicilerin de bu protestoya ortak olmasini beklioruz. Pis salonlarina dunya para odetip, bufelerinde satilan misira-suya elmas muamelesi yapip bir de musteriyi esek yerine koyup min. 35 dak. TV reklami izlettikleri icin.. Cinemaximum salonlari dizin agzinda uctugun ucube havayollari gibi sinir bozucu!!!

  12. Didem Aygen Cakiroglu

    Kozzy avsar sinemalarina bekleriz. Ustelik ilk seanslar 7 tl. Biz evimize yakin oldugu icin de orayi tercih ediyoruz ve bugune kadar sorun yasamadik.

  13. 2 yıl önce bize cinemaximum tarafından her ay 2 kişilik bedava bilet gelirdi gidip izleyip sinemayla ilgili (temizliği,reklam süreleri,personel memnuniyeti isimleriyle birlikte) bilgi vermemizi istiyorlardı. Bizde her ayrıntıyı yazıp gönderirdik. reklamlar da 10-15 dkyı geçmiyordu iyiydi salonlar daha temizdi, acaba el mi değiştirdi firma. Zira mersinde başka alternatif yok malesef:(

  14. Çok acayip gerçekten. Ben de geçenlerde Gaziantep’te iş seyahatindeyken hazır çocuksuz sinemaya gitme fırsatı diyerek arkadaşımla Gaziantep Cinemaximum’a gittim. Oradaki sinema yeni açıldığından bilet alan herkese (kişi başı) bir kova mısır veriyorlardı promosyon olarak. Ama gerçekten neredeyse evdeki su kovalarına eşdeğer büyüklükte bir kova! Tek başına bir insan evladının yiyip bitirmesine imkan yok! Biz iki kişi bile bitiremeyeceğimizi düşünerek küçük kese kağıtlarında alıp alamayacağımızı sorduk, bize verilen yanıt da kese kağıdının sayılı olduğuydu! 🙂 Neymiş bu kese kağıdı arkadaş!
    Sonuç olarak biz de bitiremedik bir kova mısırı tabi. Ziyan edilen mısıra mı üzülsem, o koca kovaların yaratacağı kirliliğe mi üzülsem (bir kese kağıdına göre yaratacağı kirliliğin kaç kat olduğunu tahmin edebiliriz) bilemedim. Bir de kişi başı koca bir kova vermek çok kaba yahu! En azından bunu düşünmüş olmaları gerekmez mi?
    Cinemaximum’un pazarlama stratejisi biraz yanlış yönlendiriliyor belli ki. Yukarıdaki şikayetler yerini bulur umarım.

  15. Haftasonu buna benzer bir olayı bende yaşadım.Yiğenim ve oğluma söz verdim Köfte Yağmuru 2 için.2 çocukla kah yürüyerek kah otobüsle epeyce bir yol kat ederek cinemaya ulaştık.Açıkçası üzerimde hiç para yoktu ve pos cihazlarının olmıca hiç aklıma gelmemişti.Aynı yüz haliyle hayattan bıkmış hanfendi yüzümüze bile bakmadan nakit dedi.kart olmaz dedi:)çocuklar hayal kırıklığı içinde geri döndük.Pazar günü paramızıda alarak tekrar cinemaya gittik.salona girdik salon buz gibi.benim bile bacaklarım dondu.ha ısındı ha ısınacak derken yarı geldi.arada pek sevimli hanımefendiye söledim.açtırıım klimaları dedi ama ne açan var ne açılan.Ve şu an oğlum hasta.her neyse 2.sine gelelim.3 boyutlu ve çocuklar için olan filmde biz büyüklere bile büyük gelen gözlükler verdiler.neymişde standartmış.o çocuk gözlükleri olan para ile satılıyormuş.Adama ağzıma geleni söledim.sanki obenden 3D gözlük fiyatı almış.çocuklardan da normal fiyatı alarak benden o gözlüklerin fiyatını almamış oldu.çok sinirliyim çoook

  16. dışarda 50 kuruş olan gofret içerde 5 lira. çocuklarla gidenin vay haline

  17. eski gazetelerden kese kagıdı yapardık önceden. bu eski gazeteden yapma kese kagıtlarından bol bol yapıp hibe edebiliriz.:) eylem eylemdir.

  18. Tepe Nautilus’teki sinema CKM’dekinden daha berbat Elif Abla.. Biz de zorunluluktan gidiyoruz, spor salonumuz orada.. Zorunlu olmadığınız zaman Capitol’e gidin.. Onların film öncesi reklamlar 5 (beş) dakika.. Sevgiler..

  19. Selam;
    Çok çok haklısın aynen söylediğin gibi durumlarla karşılaştığım oldu..
    O nedenle artık o büfeye mümkün mertebe ugramıyorum..

  20. Helal Sana..Seviyorum seni ben ya

  21. Kac kez mail attim ve sinemada form doldurdum hatirlamiyorum. Cocuk filmlerinde reklam istemiyoruz. Konsantrasyonlari kisa suruyor ve sinemaya gitmek keyifli bir etkinlik olmaktan cikip eziyete dönüsüyor. Belki bir kampanya baslatabiliriz. #cocukfilmlerindereklamason

  22. Her şey doğru, Ankara için de aynı şeyleri söyleyebilirim.
    Ayrıca sinema bilet fiyatlarının fahiş olduğunu da belirtmem lazım.
    Çok teşekkürler!!
    Gorkem

  23. Fulya Dinçtürk

    Cinemaximum CKM’de tek problem yaşayan ben değilmişim demek. Ben de bileti internetten almana rağmen, sonra gözlük almak için tekrar gişe sırasına girmek zorunda kaldım, sonrasında büfedeji muamele aynı, tekrarlamaya gerek yok. Ben şikayetimi twitter’da duyurunca bana mail ile cevap verdiler ama ne dediler derseniz tam bir hiç ne yazık ki

  24. Gördüğüm kadarıyla asık surat vb hariç yaşanan sorunların tamamı orada çalışanlarla değil yönetimle ilgili. Reklam niye uzun, niye kese kağıdı vermiyosun diye onlara çemkirmenin çok bir anlamı yok yani. Belli ki maliyeti tahminen 1 kuruş olan mısırı arkadaşlarına filan bedava verirler diye tırsan müthiş bir yöneticileri var, e bu durumda asık suratlı olmaları da çok garip sayılmaz. Yanlış anlamazsanız biraz da iğneyi kendimize batırmak adına Türkiye’de bu müşteri memnuniyeti olayını yer yer yanlış anladığımızı söylemek istiyorum. Büfedeki elemanın görevi sizin/çocuklarınızın sorunlarını çözmek değil, emin olun aynı şartlar altında Amerika’da hele şöyle kallavi bir Afrikan Amerikan hanıma denk gelseniz ağzınız payını bir güzel alır, arkanıza bakmadan uzardınız…

    • Acaba yazımı okumadan yorum yazmış olabilir misiniz? Benim bütün serzenişim yönetime zaten, orada çalışanlara değil. Hatta yazının yarısını Cinemaximum’a hitaben yazdım.

      Amerika’da işler her zaman tıkırında ilerlemiyor biliyorum, orada yaşadığım 8 sene boyunca hizmetin iyisiyle de kötüsüyle de karşılaştım.

      Siz bu serzenişleri “çemkirmek” olarak kategorize ediyorsunuz, ben “satın aldığın bir hizmetin karşılığını beklemek” olarak adlandırıyorum. Hakkını aramak da denilebilir. Belli ki bakış açılarımız farklı.

      • “Büfeye gittik, kasada suratsız ötesi bir görevli. Cinemaximum sömestr tatili dememiş, kalabalık olur dememiş, bir sürü çoluk çocuk olacak dememiş, büfeye tek bir, sadece bir görevli koymakla da yetinmemiş, üstelik en suratsızlarını koymuş.”
        Sizi cok seviyorum blogcu anne ama Ayse Hanim’in bu tesbitine katiliyorum. Musteriye kotu davranan yonetim kimbilir calisanlarina nasil davraniyordur.

        • Ayrica somestir tatilinde tek basina kasada gorev yapmak zorunda birakilan herkesin “en suratsiz” olacagini dusunuyorum. Hadi siz biz paramizla “oy” kullanabiliriz ama o bayanin belki de orada olmama luksu yoktur.

  25. Ağzına kalemine sağlık Blogcuanne, yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum.

  26. Bu gibi durumlarda isletmeyi rekabet kurumuna sikayet etmek mumkun. Yani ozellikle Cinemaximum’un monopol gibi davrandigi sehirlerde yeterli sayida sikayet olursa bir de guzel ceza yerler.

    http://www.rekabet.gov.tr/default.aspx?nsw=qk/ZCzP3Wxs=-H7deC+LxBI8=

    Şikayet ve İhbarlar
    Son dönemlerde Kurum’a yapılan başvuruların yarıya yakınının Kanun kapsamı dışında ve Rekabet Kurumu’nun görev ve yetki alanı dışında kalması nedeniyle başvurunuz konusunda doğru mercilere yönlendirilebilmeniz açısından başvurunuza en uygun olan kategoriyi seçiniz:

    Bir şirketin yanlış, yanıltıcı reklam, ilan, bilgilendirme vb. suretiyle ürün ve hizmetlerini olduğundan farklı göstererek tüketicileri yanıltması

    Bir şirketin satış aşamasında veya sonrasında ürün ve hizmet kalitesi açısından gerekli yükümlülüklerini yerine getirmemesi veya geciktirmesi, hatalı, ayıplı malı geri almaması

    Bir şirketin reklam, ilan veya sair yollarla ticari rakiplerini kötülemesi, rakipleri hakkında gerçeğe aykırı beyanlarda bulunarak haksız rekabete neden olması

    Kamu kurumlarının açmış oldukları ihalelerde tek bir firmayı veya markayı işaret edecek nitelikte şartname düzenleyerek rekabeti kısıtlaması

    Birbirine rakip olan iki veya daha fazla şirketin aralarında anlaşarak veya uyumlu eylemlerde bulunarak piyasadaki rekabeti kısıtlaması, engellemesi veya bozması

    Bir şirketin bayileri, yeniden satıcıları veya tedarikçileri ile yaptığı anlaşma sonucunda piyasadaki rekabeti kısıtlaması, engellemesi veya bozması

    Bir piyasada hakim durumda bulunan bir firmanın aynı piyasada veya başka bir piyasada rekabeti kısıtlaması, engellemesi veya bozması

    Bir şirketin Rekabet Kurulu’nda izin alması gerektiği halde izin almaksızın başka bir şirketi devralması, başka bir şirket ile birleşmesi veya bir ortak girişim kurması

  27. ümüt kılıç

    Maltepe park carrefour da çocuklar ile beraber sinemaya gittik.5 nolu salon resmen çöplük gibiydi.Benim oturacağım koltuğun üzerine çöp poşeti koymuşlardı(Herhalde kusmuk yada başka birşey vardı).Mecburen başka yere oturdum.Yaklaşık 35 dakika reklam izledik.Sinemaya gitmekten vazgeçmek en iyisi olacak.Bindikleri dalı kesiyorlar.Umarım bu kadar şikayetten sonra ilgililer ilgisiz kalmaz.

  28. bende bir teyze olarak sonuna kadar katılıyorum ve sırf karlar ülkesinin 3D olmayan seansını bulamadık diye biz bu pazarlama furyasının allahtan başında tıkandık kaldık ve ne yazıkki gidemedik! Cinemaximum yahut Cinecity de verilen gözlükler ne bir yetişkin için nede bir çocuk için uygun değildir. insanı rahatsız eden göze bile oturmayan cinstendir. kiralama bedeli olarak 2 ila 5 tl arasında değişen bu ücrete dergiden çıkma uyduruk gözlükler verilmektedir! bir çoçuğunsa reklamlarla birlikte toplamda 2 saat bu tür gözlükleri gözünde tutuması pek mümkün değildir. popcorn olaylarına hiç girmiyorum değerli Anne yeterince saydırmış bu konuda helal olsun.

  29. AYNI AGRESİF TAVIRLA BİZ DE AYDIN FORUM CİNEMAXİMUMDA KARŞILAŞTIK.AKSAM SEANSI İÇİN BİLET ALMAYA ÖĞLEN GİTTİK,KALABALIKTA YOKTU,BİLET SATILAN GİŞELERDE ÇALIŞAN 2 BAYAN GÖREVLİ TARTIŞIYORLARDI,BEN BEKLEDİM,KAVGALARI BİTMEYİNCE 9 SEANSI KACTA BITIYOR DIYE SORDUM,’HANGİ FİLM’ DİYE ÖYLE BİR BAĞIRDI Kİ OĞLUM VE BEN ŞAŞIRDIK,’SİNİRLİYSENİZ ARKADASINIZA BAĞIRIN’DEDİM.BEN SİNİRLİ DEĞİLİM DEDİ.’KAVGA EDİYORDUNUZ,SİNİRLİYSENİZ BANA BAĞIRMAYIN,BEN BİLET ALICAM VE SİZİN GÖREVİNİZ DE BANA BUNU NAZİKÇE SATMAK ‘DEDİM.SONRADAN ÇOK KİBARLAŞTI AMA BİZİM KEYFİMİZİ DE KAÇIRDI….

  30. Ben Avrupa’da musteri hizmetleri sifir hatta sifirin altinda eksi olan bir ulkede yasadigim icin burda bu tip sahnelere ve diyaloglara cok aliskinim. Ama her zaman Turkiye’nin musteri hizmeti konusunda cok iyi oldugunu, olmazi oldurttugunu dusunurdum. Demekki orda da istisna kurumlar ve kisiler varmis..

  31. Benim felsefem YASA GÖRE AKTIVITE ve kucuklerle hersey evde herseyin en guzeli evde….Ama bu demek degil ki kendimizi eve hapsediyoruz. Tam tersine cok fazla disarda da aktivitelerimiz var, bu Turkiye’de olmadigimiz icin cok daha kolay oldugu icin de. (otobus, cocuk tuvaleti, mama koltugu, vs. vs. sorunlar olmadigi icin.)

    Nacizane onerim cocuklar kucukken sinema keyfini evde yasayalim. Bir arkadasim cocuklarinin arkadaslarini (4-6 arkadas) davet edip evde sinema keyfi yaptiriyor. Tavsiye ederim. koltuk vs. sandalyelerini diziyor, herkese kulahta temiz yagda patlamis misir, su. Perdeler kapaniyor, sessizlik saglaniyor…biraz da retro sinema dekoru yapti mi super… ustune seyredilen film ile ilgili bir resim, cizim, muzik dans aktivitesi falan derken gunluk pedagojik ihtiyacimiz saglaniyor. Bizim ki sadece misafir olarak katildi. Yakinda sira bize gelcek.

    Cocuklar biraz daha buyuyunce (8-10, 10-12 gelisimine göre) sinemaya gitmeyi ben daha uygun buluyorum. Benim ilk gittigim film E.T. idi. ben 7.5.-8 yasinda idim, ablam 14. Bize cok uygun gelmisti, (Misir falan da yoktu ama.) Ama ben filmi daha sonra buyuyunce daha iyi anladim. Bazi seyleri cocuklarla yasarken onlarin biraz buyumesini, olgunlasmasini beklemek daha mantikli geliyor bana. yani cocuklar birsey kacirmis gibi görmemek lazim. Cunku ben oyle bir gerginlik, tadsizlik yasayip bir de bunu minnacik cocuguma anlatmayi daha problematik goruyorum. Lunaparka, hayvanat bahcesine, 3 boyutlu sinemalara cocugunu goturup, orda cocuk herseyden korkunca, uykusu gelince, acikinca, tuvelet sorunu yasayip, vs. mutsuz gergin birsey yapamadik paramizla rezil olduk geldik diyen cok anne-baba taniyorum.

    Bir not daha: eger yasak degilse kendi sinema cerezinizi suyunuzu yaniniza alip gidin. 2 ufak paket cerez /atistirmalik, iki kucuk su. (Ben nereyse gitsem cocuklarin su-ve snack kutusunu kendim aliyorum. Ve cocuklar hayvanat bahcesinde vs. cocuklara uygun snack-atistirmalik birsey yok ama yemeklik köfte-pizza vs. satildigini dusunuyorlar.)

  32. Aynı şekilde gecen hafta CKM de karlar ülkesine gittik,girmeden yarım saat kuyrukta bekledik,girince 30 dakika reklam izledik,soğuk salonda film izlemeye çalıştık,arada ışıklar yanmadı, sonuçta bu kadar rezilliğe rağmen aldırış etmeyen gözlüğe ve filme dünyanın parasını vererek izlemeye gelen ve bundan pek de rahatsız oluyormuşa benzeyemen bir yığın insan topluluğu…Fİlmden çıkar çıkmaz CKM yönetimine ve Cİnemax(kibirmax) sahibi olan MARS GROUP firmasına tüm şikayetlerimi anlatan bir dolu yazı yazdım.Sonuç tahmin ettiğiniz üzere koca bir HİÇ.Ben bir film izleyicisi anne ve kişi olarak bundan sonra Cİnemaxlara gitmeme ve vizyondan kalkmış olsa da CD veya DVD Alarak izleme kararı aldım.Umarım izleyiciler bilinçli bir şekilde bu duruma tepkilerini koyabilirler.

  33. Merhaba,
    Ben Cinemaximum’dan hala geri dönüş alıp alamadığınızı merak ettim. Muhtemelen alamadınız diye düşünüyorum ama, yine de sormak istedim.

  34. Bu durum sadece cinemaximuma özgü değilmiş dün anladım. Malum çocuk karakteriniz pepe nin BKM deki gösterisinde idik. Bir paket mısır aldık bir adet daha külah istedik fakat aynı cevap. ‘ sayılı hanfendi veremem’. Merak ettiğim du satanlar nasıl sayıyor. 50 adet patlamamış mısır 3 külah ise toplumdaki mısır sayısı 300 ise 18 adet külah yeter falan diye hesap yapıyorlar zarar. 🙁

  35. Elif Hanım,bütün sosyal ağlarda sürekli bir takipçiniz olarak yazınıza o kadar yürekten katılıyorum ki. Benim de 8 ve 4.5 yaşlarında iki oğlum var. Çocuklar doğal olarak vizyona gelen her çocuk filmini istiyorlar. Bende seyredebilecekleri filmleri seçip götürmeye çalışıyorum. Ancak cinemaximumun fahiş fiyatları,soğuk sinema salonları ve pis ortamı yüzünden gitmek istemiyorum.Eşimle bile sinemaya gitmek istediğimizde mecburen (çünkü resmen tekellerinde gibi şuan) gitmek zorunda kalıyoruz. Benim ailem Bursa’da yaşıyor.Sömestr tatilinde anneanne-dede ziyareti yaptık ve Karlar Ülkesi filmine inanın orada götürdüm çocuklarımı.Sırf cinemaximum sinemalarına götürmemek için. Ve ciddi ciddi cinemaximumu boykot etmeyide düşünüyorum. Cuma günü vizyona giren Lego filmini de çocuklarım çok istiyor. Kadıköy’e yakın oturduğum için Rexx ve Atlantis sinemalarına baktım ama oralarda da yok. İnanın cinemaximuma gitmek istemiyorum.

  36. çok üzülerek okudum. ben o işi yapan biri değilim, ama üç kuruşa çalışan biriyim. burada “yüzü gülmeyen”, “çözüm üretmeyen personel” üç kuruşa talim eden, sizin 10 liralık mısırınız fiyatına gününün 3 saatini satan biri. bu yüzden sizin buraya yazdıklarınızdan büyük kibir olamaz. düzenin çarpıklığının mağdur ettiği insanlar üzerinden ajitasyonla karın ağrısı yaratmaktan kolayı olamazdı. linkedin’den bu işletmenin idaresini bulup, bir mesaj atmak o işletmedeki tüm asgari ücretlileri karşınıza çekip sırayla tokatlamaktan daha faydalıdır. siz hala bu hiçbir şeye müdahele etme hakkı olmayan, kaybolan ataç için bile terslenip, azarlanan insanların, elini götürüp uzatsa başı ağrıyacak gariban personel geçirin dişinizi. 846 değil de 1246 alıyor olsaydı, o milyarlık cirolara rağmen, cinemaximum denen sektörün tırtıkçıları ölümüne kullandığı bu insanları bir tık mutlu edebilseydi emin olun, gülecek sebep bulabilirdi. bunca hakkı yenen, zorlanan, zorunlu mesailerde çalıştırılan insanların hakkı için edecek kelamınız olacak değildi ya, kızınıza somurtarak baktılar diye blog yazacaksınız tabi. umarım hayat sizi tezgahın öte yanına dikmez bir gün.

    • Ben de sizin yazdıklarınızı üzülerek ve şaşırarak okudum. Hiç tanımadığınız bir insanın (kızım değil oğlum var bu arada) tek bir yazısı üzerinden karakter analizine girmişsiniz. Hayatın bana neler gösterdiğini hakkında nasıl bir fikriniz var? Hayatımın daha önceki evrelerinde neler yaşadığımı, tezgahın öte yanında olmadığımı, şu an neler yaşadığımı nereden biliyorsunuz?

      Hakkı yenen insanlar için söyleyecek kelamım olmadığına kanaat getirmişsiniz. Beni hiç tanımıyorsunuz ve ben öyle biri hiç değilim ve fakat o kadar katı bir şekilde ifade etmişsiniz ki görüşünüzü, buradan edeceğim hiçbir söz sizi ikna etmeyecek. Varın beni öyle görün.

      Bu, bana sunulan bir hizmetin kalitesizliğini eleştiren bir yazıydı. Bence biraz fazla anlam yüklediniz.