9 Yorum

Her Anneye SÜPER KAHRAMAN Denir

Bu Beş Yıldızlı Söyleşiler beni bir sürü insanla tanıştırıyor. Uzaktan tanıdığım annelerle bir nebze de olsa yakınlaştırıyor.

Özge Lokmanhekim de bunlardan biri… Uzun zamandır sosyal medya üzerinden süren “karşılıklı takip”le başlayan iletişimimiz henüz tanışıklığa dönüşemese de bu söyleşi sayesinde biraz olsun yakından tanıma fırsatı buldum kendisini. Avukat olduğunu biliyordum, bir de seyahat blogu yazdığını… Bu söyleşiyi bahane yapıp bir araya gelmek de çok istedik ancak karşılıklı hastalıklar, uyuşmayan programlar engel oldu. Ne şans! Benzer bir söyleşiyi Ankara’dan Dicle’yle yazışarak gerçekleştirmiştik de sonra benim yolum Ankara’ya düşünce karşılıklı çay bile içmiştik, ancak burada, İstanbul’un aynı yakasında oturuyor olmamıza rağmen Özge’yle bir türlü buluşamadık… 

Neyse, daha fazla uzatmayalım, kahveyi sonraya bırakalım, bu güzel söyleşiyi yayınlayalım artık dedik. İyi de ettik… 

***

Bize anne olmadan önceki Özge’yi anlatır mısın?
Anne olmadan önceki Özge biraz iş kolik, çok gezen ve oldukça sosyal bir insandı. Bulduğum tüm fırsatlarda seyahat ediyordum. Eşim de çok çalıştığından ve o da benim gibi seyahat etmeyi sevdiğinden evi bir nebze otel gibi kullanıyor, tüm boş vaktimizi seyahat ederek ya da İstanbul’da sergi, galeri gezerek, sinema/tiyatroya giderek ya da açılan mekânları deneyerek geçiriyorduk diyebilirim. Anne olmadan önce de meraklı, yeni şeyleri denemeye hevesli bir insandım. Ancak tüm bunların yanında yalnız kalmaktan, tek başıma vakit geçirmekten de hoşlanıyordum.

Anne olduktan sonraki Özge?
Anne olduktan sonra bir süre her şeyden önce oğlum gelmeye başladı. Doğum sonrasında birkaç ay oğlum kolik olduğu için zorlandık. Hem emzirdiğim için hem de çok uykusuz kaldığım için bir dönem sosyal hayatıma, işe, gezmeye tamamen ara vermek zorunda kaldım. Ancak koliğe veda ettikten sonra tekrar eski hayatıma geri dönebildim.

BesYildizliSoylesi38

Fotoğraf: Patricia Willocq

Hayatını çocuktan önce ve çocuktan sonra diye ayıracak olsan?..
Böyle bir ayrım yapacak olursam tek ve en büyük fark, artık program yaparken benle birlikte oğlumu da düşünüyor olmam ve günümü onun ihtiyaçlarına göre planlamaya çalışmam.

Bir de anne olduktan sonra zaman zaman kendimi daha endişeli ve korumacı bulduğum da oldu. Ve tabii anne olduktan sonra çevremde herkesin annelik ve çocuk yetiştirme konusunda fikir sahibi olduğunu fark ettim. Ne yapsam ya da yapmasam herkesin söyleyecek bir lafı varmış, onu anladım. Bu da beni zaman zaman azıcık sinirli bir insan yapıyor tabii.

Çok anlaşılır bir şey bu… Toplumda herkesin nasıl çocuk yetiştirileceği hakkında bir fikri var ve dahası, bunu kimse istemese de beyan etmekten çekinmiyorlar. Peki, ne iş yapar Özge?
Asıl mesleğim avukatlık. Ticaret hukuku alanında çalışıyorum. Fikri mülkiyet, internet hukuku ve sosyal medya ilgi alanım. Bunun dışında, 2010 yılından beri Seyahatperest isimli bir gezi blogum var. Blogum sayesinde başta Forbes Türkiye, Elele, Bebeğimle Elele olmak üzere çeşitli dergilerde, ayrıca World Wide Traveller’ın İstanbul köşesinde ve Milliyet Cumartesi Eki’nde seyahat ve çocukla yaşam/seyahat üzerine yazılar yazıyorum.

Çalışmıyor olmayı ya da farklı bir iş yapıyor olmayı tercih eder miydin?
Açıkçası bunu hiç düşünmedim. Çalışmayı, mesleğimi seviyorum. Avukatlığa alternatif daha yaratıcı ve daha sosyal bir hobim var, blog yazmak. Bu ikisini birlikte yürütmeye çalıştığım için olsa gerek farklı bir iş yapıyor olmayı tercih etmem sanıyorum. Ancak ileride bir çocuğumuz daha olursa, bu tempoda çalışabilir miyim bilmiyorum, onu da zaman gösterecek herhalde.

Çocuklu hayat gezmelerini nasıl etkiledi?
Ben normal doğum yaptım. Hatta her şey çok hızlı geliştiğinden epidural bile almaya fırsatım olmadı. Bu nedenle de bünye olarak çabuk toparlandım. Böyle olunca, hayata ve seyahate kaldığımız yerden devam ederim sandım, yanılmışım.

“Doğumdan önceki hesap, doğum sonrasına uymuyor” diyorum ben buna…
Evet. Oğlum çok gazlıydı ve gaz sancıları sebebiyle çok uykusuz –hiç uykusuz- geceler, hatta aylar geçirdik. Bu durum, söylenilenlerin aksine, oğlum 7 aylık olunca son buldu. Bu nedenle, oğlum yaklaşık 6 aylık olana dek onunla seyahat etme şansımız olamadı. Ben de bu süreç zarfında eskiye oranla çok çok az seyahat edebildim. Ancak oğlumun uykuları birazcık düzene girince, hemen yolculuğa çıktık. Çocukla gezmek elbette yalnız gezmek kadar kolay değil çünkü çocuğunun ne yiyeceğini, ne zaman uyuması gerektiğini, yanında götüreceğin eşyaları vs. çok iyi planlamak gerekiyor. Hatta kalacağın oteli, gideceğin şehri, uçağın saatini bile ona göre belirlemeye başlıyorsun. Eskiden kocaman bir sırt çantası ya da el bagajı sana yetiyorken, şimdi büyük bir bavul götürmen gerekiyor.

Bilmez miyim!
Biraz programlı olmak ve önceden hazırlığa başlamak tüm bu zorlukların üstesinden gelmene yardımcı olabiliyor aslında. Şimdi oğlumla birlikte sık sık seyahat ediyoruz. Gün ortasında bir kere öğlen uykusu için otele gelmemiz, yemeğimizi yanımızda taşımamız, yedek kıyafet, oyuncak, battaniye vb. bir sürü eşya ile dolu sırt çantamızı yanımızdan ayırmamamız gerekiyor. Bu nedenle, “Ben bu şehri 2 günde, günde 20 km yürüyerek gezer bitiririm” devri kapandı şimdilik. Oğlumla daha esnek geziyoruz. Gitmek istediğim bir yere, onun uykusu geldiği için ya da huysuzlandığı için gidemezsem moralimi bozmuyorum, aksi halde çocukla gezmek istemez insan. Onun da ilgisini çekebilecek yerlere, müzelere gitmeye çalışıyorum. O sabah uykusuna pusetinde daldığında bir cafede çay ısmarlayıp dergi bakabiliyorum ve bu bana yetiyor. Onunla dolaşırken iki-üç fotoğraf çekebiliyorsam, tamam, bu seyahat harika diyorum. Zaman geçiyor ve o büyüyor, bu nedenle onunla geçen sürenin tadına varmaya, arada vakit bulunca da ufak kaçamaklar yapmaya çalışıyorum.

Evet, ayarları güncellemek lazım sanırım: Çocukla gezme modu ON! Oğlun ne kadarlıkken gezmeye başladınız?
Çok ufaktan beri gezen çocukların zaman zaman düzenlerinin değişmesine, başka yerde uyumaya, farklı yemekler yemeye vs. daha rahat uyum sağladıklarını bildiğimden gezmeye erken başladık. Oğlum da artık uçmaya alıştı, hiç sorun yaşamıyoruz diyebilirim.

Ne gibi şeylere dikkat ediyorsun çocukla seyahat ederken?
Uçakta basınç farkından dolayı sıkıntı yaşamamak için oğlumu ya emzirdim, ya biberon ya da emzik verdim iniş ve kalkışlarda. Bunun dışında yanımızda hep yedek kıyafet, bebek bezi ve oyuncak taşıdık. Hatta uçak için ufak bir yeni oyuncak ya da renkli kitap aldık ve ilk defa uçakta verdik. Yeni kitapla uzun süre oyalandığı için yolculuk çok kolay ve sorunsuz geçti. İlk defa uçakla seyahat edecek olan annelere eğer mecbur değillerse önce kısa mesafeli bir yolculuk yapmalarını öneriyorum. Bir de uçak saati uyku saatine denk gelebiliyorsa süper oluyor.

Çocuklu seyahat-çocuksuz seyahat ayrımı yapıyor musunuz? 
Elbette sadece oğlumla gezmiyorum. Onu anneannesine ve dedesine bırakıp yalnız ya da eşimle gezdiğim de oluyor. Gezmeyi seven anne ve babalar, yalnız gezmenin de bir ihtiyaç olduğunu anlarlar. Aynı zamanda, çocuğun da anne ve babadan ayrı zaman geçirmesinin sağlıklı büyümesi açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

BesYildizliSoylesi37

Fotoğraf: Patricia Willocq

Çok gezen/çok gören bir insan olmak anneliğini etkiledi mi? Diğer kültürlerin çocuğa/çocuklu hayata yaklaşımlarından bir şeyler alıyor musun?
Evet. Belçika ve Amerika’da okudum, İngiltere’de staj yaptım. Farklı ülkelerde kısa süreli de olsa çalıştım. Özellikle buralarda yaşayan arkadaşlarım anne olduktan sonra onların anneliklerini gözlemleme şansım da oldu. Belçika ve Fransa’da restorana gittiğinizde elinde kaşık bizdeki gibi çocuğun peşinde koşan bir anne görmezsiniz. İngiltere’de çocuğun 20 basamağı 20 dakikada çıkmasına sabır göstermeyip onu kucaklayarak yukarı çıkarmak yerine çocuğun başarma hakkını elinden almamayı ve beklemeyi tercih eden anneler tanıdım. Amerikalı anne arkadaşlarım çocuklarının neyi başardıklarından çok neyi nasıl yaptıklarıyla ilgili. Onlar için sonuç değil, süreç daha kıymetli. Hintli arkadaşım çok yakın zamanda anne oldu ve bebeğinin biraz ağlamasına müsaade ederek onu çok kısa sürede tek başına uyumaya alıştırdı. Belçikalı arkadaşım Skype üzerinden kendisi ile konuştuğum sırada arkadan onu çekiştiren 2,5 yaşındaki kızına, “Şu anda Özge ile konuşuyorum, ancak konuşmam bittikten sonra seninle ilgilenebilirim” diyerek kısa bir açıklama ile ona beklemesi gerektiğini hatırlattıktan sonra kızı “Tamam” diyerek uzaklaştığında şaşkınlığımı gizleyemedim. Psikolog olan bir arkadaşım, “Çocuklar çok akıllılar, ve küçükken nasıl yönlendirir, eğitirsen hamur gibi ona göre şekil alırlar” diyor. Ne kadar haklı olduğunu şimdi anlıyorum.

Bunlar seni nasıl etkiledi/etkiliyor?
Gözlemlerimin ve öğrendiklerimin anneliğime katkısı olduğuna şüphem yok. Ancak ben herkesin yaptığını yapma derdinde değilim. Herkesin tarzı, aile yaşantısı, yaşadığı şehir ve imkânları farklı. Ben diğer annelerden gördüklerime bakıp, değerlendirip, kendime, aile yapıma uyan yöntemleri, önerileri almayı tercih ediyorum. Çünkü her anne gibi, her çocuğun da birbirinden oldukça farklı olduğunu biliyorum. Yurtdışında yaşayan anne arkadaşlarımdan biri vasıtasıyla da Pamela Druckerman ile tanıştım.

Ah, duymuştum o kadını, ilginç bir kitabı vardı!
Evet, kendisi bir Fransızla evli ve üç çocuk annesi bir Amerikalı. Fransa’da yaşadığı zaman zarfında çocuk yetiştirme, onlara yemek yedirme, uyku alışkanlığı kazandırma, teşekkür etmeyi öğretme gibi konularda karşılaştığı zorlukları biraz da Amerikan sistemi ile kıyaslayarak, önemli kaynaklara bol atıf yaparak anlatıyor French Kids Don’t Throw Food isimli kitabında. Okurken eminim her anne kendinden bir şeyler bulacaktır. Bir de Bebe Day by Day isimli ikinci kitabı var. O da aynı tadı alabileceğiniz, okuması keyifli bir kitap. Ne yazık ki Türkçe’ye çevrilmedi henüz.

Çocuk yetiştirmenin seni en çok zorlayan tarafı ne?
Oğlum daha küçük. O nedenle “çocuk yetiştirmenin beni en çok zorlayan tarafı şu” demem biraz zor. Ancak, sürekli kucakta taşımak suretiyle bende oluşan omurga yamulması sanırım bedenimi en çok zorlayan tarafı! Ben her dönemin kendi içinde zorlukları olduğuna, olacağına inanıyorum. Bebekken sık emdiği için uykusuz kalıyorsun, büyüyünce uykular düzene giriyor ancak diş sıkıntısı başlıyor, o bitiyor katı mama ile tanışma ve püskürtme ile yüz yüze geliyorsun. Ancak, ciddi bir sağlık problemi olmadığı sürece bunlar hep zamanla ve biraz tecrübeyle aşabileceğin, ileride bak işte o günleri de geride bıraktık deyip gülümseyebileceğin zorluklar. Şimdi biri çıkıp bana; “Sen günde 3-4 saat uykuyla 7 ay geçirdin, üstelik çocuğuna bakmanın yanı sıra bir de sıfırdan ev yaptın, taşındın” dese, inanmakta zorlanırım, ama oldu işte.

Doğumdan önce anneme “Ben nasıl doğuracağım? Ya çok canım yanarsa?” diye sorduğumda “Kızım, canın elbette yanıyor ama unutuyorsun. Öyle olmasa babaannen altı kere doğurur muydu?” demişti… Hakikaten de öyle… Doğum olsun, uykusuzluk olsun, öyle ya da böyle unutuluyor yaşadığın zorluklar… Çocuksuz hayatına dair en çok neyi özlüyorsun peki?
Kendime eskisi kadar zaman ayıramıyorum elbette. Ancak bu geçici bir süre diye düşünüyorum. Bir de sanırım biraz geç yatmayı ve kesintisiz 6 saat uyumayı özlüyorum. Şimdi oğlum uyur uyumaz, bir saat sonra ben de yatıyorum. Gece uyanmalarını bir kenara bıraktım, bizde gün çok erken başlıyor malum.

Anne Özge’nin en iyi yaptığın şey ne?
Süper puzzle yapıyorum, sonra lego şehir kuruyorum, bunların arasında sebze çorbası hazırlıyorum. Şaka bir yana, sanıyorum oğluma kendim bakmaya karar verip çalışma hayatına bir süre ara vermek yaptığım en iyi şey.

Neyi daha iyi yapmak isterdin?
Oğlumu daha iyi anlayabilmek isterdim. Henüz konuşamadığı için bazen ağladığında uykusu geldiğinden mi, dişi çıkmak üzere olduğundan mı yoksa bulunduğu ortamdan sıkıldığından mı ağladığını anlayabilmem zaman alıyor ve çaresiz kalabiliyorum. Bir de uyku eğitimi konusunda daha kararlı olup, daha erken başlayabilmeyi isterdim. Unutmadan, daha iyi hayvan (özellikle at, aslan ve maymun) sesleri çıkarıp oğlumun beğenisini kazanmayı da listeye ekleyebilirim.

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
Hiçbir şey için “asla” demiyorum çünkü durum ve şartların ne getireceğini ve göstereceğini bilemiyorsun önceden. “Yapmam” deyip de sonuçlarına katlandığım şeyler var elbette. Oğlum kendi odasında uyumayı öğrensin, bizim odada yatmasın diye gece boyunca 20 kere yatağımdan kalkıp onun odasına gitmişliğim, sallamayacağım dediğim ve ısrar ettiğim için bir saat uyutmakla uğraştığım, hazır/kavanoz mama vermek istemediğim için her gittiğim yere yanımda yiyecek taşımak ve onu hazırlamak zorunda kaldığım oldu elbette.

Pişman mısın?
Hayır. Bu düşüncemi değiştirmezdim.

Az kalsın unutuyordum, çocuğuma tüylü yünden hırka, yelek giydirmem demiş olsam da, ören kişinin gönlü olsun diye yarım saatliğine de olsa giydirmişliğim var bak!

Doğru, her çocuk tüylü yünden hırka giyecektir! Bir günün nasıl geçiyor peki?
Evde olduğum ve çalıştığım günler olarak ikiye ayırabiliriz bu soruyu. Evde olduğum günler, sabah 6.30’da kalkıyorum. Oğlumla birlikte kahvaltı yapıyoruz. Sonra ufak bir bahçe gezintisi ardından sabah temizliği ve sabah uykusu geliyor. O uyurken ben de işlerimi hallediyorum. Öğle yemeği hazırlığı, internetten fatura ödeme, blog yazıları okuma hep bu saatlere denk geliyor. Uyanınca öğle yemeği ve arkasından biraz oyun ve sonra tekrar uyku. Akşamüzeri meyve saatinden sonra tekrar park/bahçe gezintisi. Eve dönünce akşam yemeği, banyo ve sonrasında biraz kitap okuyup yatıyoruz. Oğlum uyuduktan sonra eşimle biz de yemek yiyoruz. Biraz sohbet edip 1-2 sayfa kitap okuduktan sonra ben de yatıyorum. Eğer işe gittiğim bir gün ise, sabah kahvaltı sonrasında oğlum anneanne ile kalıyor. Ben akşam bahçe gezintisi sırasında ya da sonrasında onlara katılıyorum. Bazen de oğlumla gezmeye gidiyoruz. Yürüyüşe ya da alışverişe çıkıyoruz. Şimdi haftada 2 gün sabahları birlikte anne-çocuk saatine yuvaya gidiyoruz. Başka çocukları görsün ve onlarla da vakit geçirsin istiyorum.

En son ne zaman kendine vakit ayırdın? Ne yaptın?
En son Kasım’ın son haftasonu eşimle birlikte Cuma –Pazar Batum’a gittik. Haftada 3 gün sabahları pilates yapıyorum bir de. Blog yazmayı da kendime ayırdığım zaman olarak görüyorum.

İkinci çocuğu düşünüyor musun? 
Evet. Benim kardeşim eşimin de abisi var. İkimiz de ikinci çocuk fikrine sıcak bakıyoruz. Ancak biraz zaman geçsin, bizimki yürüyüp konuşsun, derdini anlatabilsin diye bekliyoruz.

BesYildizliSoylesi39

Fotoğraf: Patricia Willocq

Anne olunca neyi anladın?
Anne olunca, annemin “anne olunca anlayacaksın” derken neyi kastettiğini anladım.

Cümleyi tamamlayalım: Şimdiki aklım olsa…
Normal doğumun zorlukları hakkında konuşanları dinlemez, bu konuda konuşmak istemediğimi söylerdim. Normal doğumun çok zor bir şey olduğu izleniminin yaratılmasına ve normal doğumla çocuk sahibi olanlar ile sezaryenle doğum yapan anneler arasında bir fark varmış gibi muamele yapılmasına anlam veremiyorum. Önemli olan çocuğun sağlıkla dünyaya gelebilmesi. Sezaryen ile doğum yapan anne – şartları öyle gerektirdiyse – normal yolla doğum yapan anneden daha mı az anne oluyor, daha mı az seviyor evladını? Doğum şeklinin bir rekabet konusu haline gelmesine anlam veremiyorum.

Boşluğu dolduralım: Anne olmadan önce … derdim/zannederdim/düşünürdüm.
Anne olmadan önce beceriksiz bir anne olacağımı düşünürdüm. Anne olmadan önce annemin sağlığımızla, yaşam tarzımızla, beslenmemizle ilgili uyarı ve önerilerini zaman zaman kulak arkası yaparken şimdi kıymetini anlıyorum.

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Bu soruya tek cümleyle yanıt vermem zor, zira uyumadan aylar geçirene, çocuğuna 1 kaşık yemek yedirebilmek için türlü numaralar ve şaklabanlıklar deneyene, kendinden önce çocuğunu düşünene diye uzun bir liste sayabilirim. Hani bir reklam var ya, benim annem hem doktor, hem öğretmen, hem kuaför, hem aşçı, hem ayakkabı bağlayıcısı… diye uzun bir liste sayıyor, bizde de durum bu! Ancak başka bir bakış açısı ile bakarsak, bence her anneye “SÜPER KAHRAMAN” denebilir.

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

9 yorum

  1. Evet ben bir Süper Kahramanım. Kesinlikle en güzel tanımlama

  2. Kesinlikle çok doğru tespit. Ama bn özellikle 2 yas civarındayken kızım, kendımı hem anasınıfı öğretmeni,hem aşçı, hem dr, hem oyun arkadaşı hem anne olarak görüyorum.. Rolden role giriyoruz ama şikaayeçi hiç mi hiç değilimm :))

  3. Özgeyi blogundan zevkle takip ediyorum, söyleşi sayesinde daha yakından tanımış oldum, teşekkürler.

  4. Guzel bir söyleşi olmus.kendimden cok sey bulduğumu söylemeliyim. Teşekkürler

  5. özge yi keyifle okuyordum. o zamanlar bile enerjisine hayrandım. annelikle birlikte özge nin enerjiden pek fazla birşey gitmemiş

    Elif güzel seçim

  6. güzel bir deneyim olmuş, teşekkürler.

  7. okuduğum en güzel söyleşilerden biri olmuş. Fotoğraflara da ayrıca bayıldım. Fransız çocukları ile ilgili kitaplardan biri ,sanırım Karen Le Billon’unki Türkçeye çevrildi diye biliyorum.

  8. Bu arada sevgili blogcuanne blog dünyası fenomenlerinden Secce ile( http://birkizbiroglan.com/) söyleşsen ne güzel olur. Annelerde depresyon sıklığının azalmasına ciddi bir katkısı var kendisinin.

  9. Cok keyiifle okudum, bize guzel enerjiler veren insanları okumak da ayrıca keyifliydi,sevgiler:)