8 Yorum

Köprü hizmet değil, talan

Geçtiğimiz yaz aylarında, Gezi Direnişi’nin tetiklediği yurt çapındaki geniş çaplı ayaklanma sırasında atılmıştı üçüncü köprünün temelleri“Yapmayın”lara, “Etmeyin”lere aldırmadan, “Yaparız” diyerek, “Ederiz” diyerek, “Bunlaaaaağğğğğr istedikleri kadaaaağğğr bağırsınlaaağğr, biiiiiğğz o köprüyü yapacağııııız” diye esip gürleyerek, köprünün adını “manidar” bir şekilde Yavuz Sultan Selim olarak ilan ederek…

İşte tam o sıralarda Bi’ Tutam Tuz yazarı Banu Conker ve otizm aktivisti ve yeni kurulan Otizm Dostları Derneği eşbaşkanı İrem Afşin bir yazı kaleme almışlardı: Üçüncü Köprü’ye Neden Karşıyım? Bu yazıyı altına imza atacak kadar benimseyen biz blog yazarları da ortak yayınla bloglarımızda yer vermiştik.

İşte aşağıdaki yazı, bu ortak yayına yorum olarak bırakılmıştı. Yorumun sahibi, konuk yazar olarak zaman zaman burada yazılarına yer verdiğim Aysuda Kölemen Luge.

Banu ve İrem bu yazıyı yazdıklarında da, Aysuda bu yorumu yaptığında da henüz 17 Aralık olmamış, ayakkabı kutuları ortaya saçılmamıştı. Alo Babacım kayıtları gündelik hayatımıza girmemiş, devletin en üst seviyelerine işlemiş olan yolsuzluklar bu kadar ayyuka çıkmamıştı. Dolayısıyla hala baĞzı insanlar köprünün “medeniyet” olduğu, köprü sayesinde hayatımızın kolaylaşacağı, trafiğin azalacağı sanrısına inanmaktaydı. Hala da bunu diyen insanlar var. Hala yatıp kalkıp “Ben ne dediysem o olacak!” diyenin peşinden gözü kapalı gidenler var. Ama biliyorum ki birçok insanda uyanış da oldu…

Ve fakat üçüncü köprü inşaatı tüm hızıyla devam etmekte. Kuzey Ormanları Savunması üçüncü köprü ve üçüncü havalimanına karşı direnmeye çalışırken,  Twitter’da köprü inşaatını belgeleyen 3. köprü fotoğrafları hesabından bu sabah paylaşıldı aşağıdaki fotoğraf.

Anlaşıldığı gibi ayaklar tüm heybetiyle (yoksa korkunçluğuyla mı demeli, çünkü bende her nedense Yüzükler’in Efendisi’ndeki Ork kuleleri hissiyatını yaratıyor bunlar) yükselmeye devam ederken, ormanın ortasında traşlanan, Garipçe’ye doğru uzanan alan, İstanbul’un son kalan ormanının kalbine hançer gibi saplandı. Ağlamak istiyorum.

Köprüyle ilgili en büyük sanrılardan biri de köprü yapılınca her şeyin eskisi gibi devam edeceğini düşünmek. İnsanlar sanıyor ki ormanın ortasından bir köprü geçecek, etrafında yeşil hayat devam edecek. Bu, birçok sebepten doğru değil. Her şeyden önce ormanı beton bir kitleyle ortadan ikiye yararak oradaki ekolojik dengeyi bozmuş oluyorsunuz. Yani sırf köprüyle yetinseniz bile oradaki hayvanların yuvalarını, ağaçların dönüşümünü, oksijen dengesini, su havzalarını, her bir şeyi alt üst ediyorsunuz. İkinci ve daha büyük yanılgı ise “bunun daha başlangıç” olduğunu görememek. Köprü demek yol demek. Yol demek yerleşim yeri demek. Yerleşim yeri demek rant demek. (Ve o rantın kimlerin oturma odasında, kimlerin ayakkabı kutularında istiflendiğini, “sıfırlanamamacasına” biriktirildiğini sanırım artık herkes biliyor)

Siz bu yazıyı okurken köprünün ayakları yükselmeye devam ediyor. Bir yandan 30 Mart seçimleri yaklaşırken, bir yandan havalimanı ile ilgili yürütmeyi durdurma kararı varken, bir yandan Ankara’da üzerine Başbakanlık Konutu inşa edilmekte olan Atatürk Orman Çiftliği’nin SİT statüsünün değiştirilmesi kararı durdurulur, ancak Başbakan “Güçleri yetiyorsa yıksınlar” deyip inşaatı tam gaz devam ettirirken bir ağaç daha gitti, bir çimento kamyonu daha beton döktü, bir hayvanın daha yuvası yok oldu İstanbul’un son kalan ormanında… 

Aysuda’nın bu yorumu aylar öncesine ait… Ama güncel. Hep…

“[Köprü] yapılsa da yapılmasa da zaten yapılaşacak yerlerde binalar yapılıyor.”

Bu [iddianın] yanlışlığı çok rahat kanıtlanabilir. Bu cümle o kadar yanlış ki, kütüphaneler dolusu kitap var bu konuda. Zaten yapılaşacak bir yer diye birşey yoktur. Yolu olmayan yer yapılaşmaz. Orman arazisi durup dururken yapılaşmaz. Yol, su, elektrik hizmetleri yasadışı yapılara taşınmazsa, oralarda yapılaşma olmaz. Şu anda İstanbul’daki 10 evden 7′sinin iskanı yok. Yani bu evlere aslında elektrik dahi bağlanması kanuni değil. Bir sürü evin üzerinde yıkım emri var. Belediyeler kanunları uygulasaydı, İstanbul çok güzel bir şehir olurdu. Şu anda korkunç bir şehir. Şehir demeye dilim varmıyor, dev köy.

Dünyanın pek çok yerini gezmiş birisi olarak ve İstanbul’un yok edilişini de çok uzun yıllardır iç ağrısıyla seyretmiş birisi olarak söylüyorum, bu şehirleşmeyi beğendiğini söyleyen birinin samimiyetine inanamıyorum.

Bakın şu listeye:

Bağcılar 746,650
Küçükçekmece 711,112
Ümraniye 631,603
Pendik 609,535
Bahçelievler 600,900
Esenyurt 500,027
Sultangazi 483,225
Gaziosmanpaşa 482,553
Esenler 461,382

İstanbul bu. Boğaz hattı, merkez değil. İstanbul’un çoğu bu mahallelerde yaşıyor. Ve bu mahalleler tamamen plansız bir biçimde, parksız biçimde, kaçak boyasız yapılarla, kargacık burgacık, içinden otobüs geçemeyen ağaçsız ve dar sokaklarla dolu. Sokakları boş. İnsanlar evlerinde yaşıyor, sokakta hayat yok. Beton mezarlıklar. Ben buraları ne yazık ki görüyorum. Merkeze gelince, en azından Beyoğlu’nda size sokak sokak, mahalle mahalle İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasının nasıl yok edildiğini, insanlarının yaşam alanlarının nasıl gaspedildiğini anlatabilirim. Fatih’e hiç girmeyelim. Ağlarız.

Yakın zamanda ev aldık ve yakının yeşil alan olan ve kaçak olmayan bi bina bulabilmek için Florya’dan Sarıyer’e kadar, Avrupa yakasında bakmadığımız mahalle kalmadı. Yeşil alan diye gösterdikleri zavallı yerlere mi yansam, tapusunu istediğimiz her binanın iskansız çıkmasına mı, yoksa lüks olsun diye genişletilerek bahçesiz kalmış, kaleye benzeyen apartmanları göstermelerine mi?

Ha yeşil alan, arabaya binilip, haftasonunda ziyaret edilecek bir yer değildir. Yeşil alan adımınızı dışarı attığınızda yanınızda olacak. Havasını soluyacaksınız, gölgesinde oturacaksınız. Siz orada koşacaksınız, çocuğunuz emekleyecek, bisiklet sürecek, babanız yürüyüş yapacak. Yeşil alan üç çimen, iki lale de değil. AĞAÇ. Bol bol ağaç. Eski, çeşit çeşit ağaç. Bunlar İstanbul nüfusunun çoğu için hayal. İnsanlar otoyol kenarındaki çimenlerde piknik yapıyor. O derece hasretler yeşil alana.

Hayran olduğunuz ormanlar, daha biz çocukken çok daha büyüklerdi, bunlar güdük kalmış halleri. Her tarafı orman olan bir şehirdi bu. İkinci köprünün olduğu yer de ormandı.

Köprü hizmet falan değil. Köprü talan. Hizmetin tam tersi. Şehrin son ormanlarını yok etmek niyetiyle tasarlanmış. O köprünün daha projesi yokken, arsalar paylaşıldı, rantlar dağıtıldı. Herkes biliyor. Gidin orada ev satan herkese, her emlakçıya sorun. Benim köprüye değil, arabasız dolaşabileceğim bir İstanbul’a ihtiyacım var. Her tarafı denizle çevrili şehirde, deniz taşımacılığına ihtiyacım var.

diyor Aysuda…

Benim de var…

Kimin yok ki?

8 yorum

  1. Yemin ederim sinirden ağlamak istiyorum her aklıma geldiğinde, her Allah’ın günü okuduğum her yeni haberde.. Bu kadar adice olmamalı herşey. Bu kadar kolay olmamalı yaşama müdahale. ve HALA bu kadar kör olmamalı insanlar. Oluyor. Ne yazıkki..

  2. Bu güzel bilgilendirme için tşk.

  3. Incir'in Annesi

    Okuya okuya okuya icim kuruyor. Fiziken kalbimin bir el tarafindan sikildigini hissediyorum. Insanlar bu kopru isini nasil cozum / kalkinma olarak goruyor aklim hafsalam almiyor.

    Istanbul rantcilarin agzini sulandiriyor elbet ve ne yazik ki ama buna “hayir” diyememek, bir kez olsun engel olamamak (sanirim Gezi konunun tek ornegi, onda da kac kisi canini verdi, gozunu kaybetti, komaya girdi) cok, cok agir.

    Istanbul dunyanin neresinde olursam olayim benim sehrim. En guzel okullarina gittigim, kizimi dogurdugum, sokaklarinda taban teptigim ve oraya ait oldugumu dusunerek gururlandigim. Her geldigimde hayal ediyorum suralari yiksak, suralara agac diksek, su okulun bahcesi beton olmasa da toz toprak cimen olsa, agac olsa.

    Insanlar temiz hava almak, piknik yapmak icin saatlerce yol gidiyor Istanbul’da. Rahatlamak, mutlu olmak icin gitmeye calistiklari yerlerden sinirlenmis, kavga etmis, yorulmus donuyorlar. Bunu gore gore, yasaya yasaya hala sehirleri icin sokaklara dokulmediklerine inanamiyorum.

    Saf degilim, kor hic degilim ama hala Basbakan’in lafina madem oyle iste boyle diyemeyen birrrr (1!!!) tanecik savci dahi cikmayisina ve o AOC arazisine tecavuz ederek yukselen insaata yikim emri verilemeyisine, mahkeme kararini uygulamaya koyamasimiza evet hala inanamiyorum. Ankarali’nin sokaga dokulemeyisini, ellerine balyozu cekisi alip AOC’deki insaatin kapisina dayanmayislarini. Kendimi de anlayamiyorum zaten, ne bekliyorum ki?

    Hukumetler gelir gecer. Hicbir sey hep kotuye gitmez. Elbet biz bu bataktan da cikariz ama kesilen agaci, olen insanlari, cikan gozleri ve sehrimizi geri getirebilir miyiz?

    Sevgiler,

  4. icim ezildi fotografi gorunce ,yaziklar olsun !

  5. Neval Yılmaz

    ben kilyosta traşladıkları güzelim ormanın karşısında oturuyorum. buraya taşınırken havası, ormanı, sakinliği için çocuğuma bu gzellikleri yaşatabilmek için geldim. şimdi günlük gezintiye çıktığımız ormanın ortasında kocaman bir boşluk, ağaçlar yerde, kimbilir kaç hayvan öldü, 3 yaşındaki oğlumla bu manzaraya bakarken ağlamamak için zor tuttum kendimi. şimdi bu rezillik bitince, köprü inşa edilince, havalanı açılınca bizim buaralar ne olacak düşündükçe başıma ağrılar giriyor, hem hava kirliliği olacak, hem gürültü olacak hem evler daha da çok yapılmaya başlanacak biz daha nereye kaçıcaz? kaldımı başka istanbula yakın böyle yer? YOK! apartmana mı taşınıcaz yine oğlum yavru kedi gibi eve mi tıkılacak, ben şehir merkezindeki işimden mahalleme gelince sakinliği ve temiz havasını içime çekip bir oh diyemeyecekmiyim. Allah kahretsin baĞzı insanları, hepsine beddua ediyorum artık. herşey mi para herşeymi güç. YETER ARTIK! çok üzgünüm çoookkkkk.

    • malesef istanbullular terkediyor çok haklısınız, ama uzaklaşmanız lazım çocuk için, şehirde mümkün değil apartmanda artık çocuk büyütmek, ilerde kimbilir nasıl insanlara dönüşecekler, tv ipad sürekli sabit durma, doğasız bir yaşam…korkunç

  6. Ay icime fenaliklar geliyor.

  7. Doğma büyüme istanbulluyum, hayatımda yaptığım en iyi hareket 7 yıl çnce bu şehri terketmek oldu halbuki ne acı. Artık tanıyamıyorum bile, oldu olacak boğaza beton döksünler, her gün yeni bir zevksizlik diye bir yazı okumuştum, belediye ama çalışıyor…ne çalışıyor, zaten işi hizmet sunmak, insan maaşlı çalıştığı işte yaptığı iş sebebiyle alkışlanıyor mu, hangimiz bir işte çalışıp işimnizi yaptığımız için ppohpohlanıyoruz, adı üstünde işleri bu, tabiki yok da yapacaklar, okul da, hizmet de. Ama sürekli doğayı katletmek de ne demek, hem dinlerinde yok, hem de insanlığa sığmıyor. Din taciri bunlar, zaten bu tir şeyler geçmişte insanları koyun gibi gütmek için ortaya çıkarılmış şeyler. Velhasıl çok acıyorum, yazık edilmiş bir şehir, bazen asla türk olmasaydı keşke istanbul diyorum, nasıl bu kadar güzel topraklar bu kadar kötü insanların eline düşebilir…
    Ama büyük deprem olacak ve bence o zaman taş taş üstünde kalmayacak. O gün geldiğinde bu insanların yaptıkları yanlarına kalmayacak, anca doğa tenmizler bu pisliği. Yazık gerçekten yazık ve çok da ayıp.