20 Yorum

Anne Baba Farkındalığı

Cuma günüydü sanırım, sabah çocukları okula bırakıp eve dönerken bir arkadaşımla karşılaştım. Aramızda şöyle bir diyalog geçti:

– Nasılsın?
– İyi değilim, sen?
– Ben de…
– Tamam, çok ağlama…
– Tamam, hoşçakal.

Aynı günün ertesinde bu sefer çocukları almaya gittiğimde bir başka arkadaşımla muhabbetimiz şöyleydi:

– Son çıkan tape’yi dinledin mi?
– Ay yok yaaa, tam çıkarken gördüm, şimdi gidip dinlicem…

İşte bu ahval ve şerait içinde, bu deli saçması memleket gündeminde geçtiğimiz Pazar günü Montessori ve Kaynaştırma Eğitimini Geliştirme Derneği’nin düzenlediği bir seminere katıldım.

AnneBabaFarkindaligi

Pakua Psikoloji ve Gelişim Akademisi’nden Uzman Psikolojik Danışman Fatma Tosuntaş Karakuş‘un verdiği seminerin başlığı “Çocuk Gelişiminde Anne-Baba Etkisi”ydi.

Güzel, ilgili bir kalabalık vardı. En güzeli de canım kuzenim karnı burnunda Yase‘nin de kocasıyla birlikte orada olmasıydı. Benim küçük Yase’m büyümüş de ebeveynlik seminerine katılıyormuştu. Oyy, yerim…

Şu ara içinde Berkin, Ali İsmail, acı, öfke… (bu liste haksızlık, adaletsizlik, yolsuzluk, seçim… diye uzar gider) geçmeyen bir yazı yazmak çok zor. Bu konulardan başka şeyler düşünmek çok zor. Ama devam ediyor muyuz? Ediyoruz, mecbur. O halde bunlar da benim notlarım. Kısa kısa, kişisel. Kendi bakış açımla aldığım, kendime yazdığım… Birilerine fikir verir belki diye paylaştığım…

***

Çocuk gelişiminde erken dönemin (0-3 yaş) etkisi çok büyük.

3 yaşa kadar SAĞ BEYİN devrede, sol beyin henüz aktif değil. Sağ beyin bir nevi depo görevi de görüyor. 0-3 yaş dönemindeki iyi-kötü tüm deneyimler derin bilinçaltında (sağ beyinde) kayıt altına alınıyor.

Bu ne demek? Şu demek: Diyelim ben bebekken ağladım, ağladım ve annem yanıma gelmedi. Annem bunu bilerek yapmadı, beni ihmal etmedi ama benim o an ona ihtiyacım vardı ve annem yanımda yoktu. Benim o anda hissettiğim korku, yalnızlık (ki ben o bebek halimle bunlara isim veremiyorum) derin bilinçaltıma işleniyor. Ve yetişkinlikte, öyle veya böyle bir şekilde karşıma çıkıyor, ta ki beynim o duyguyu işlemleyip çözüme kavuşturuncaya kadar…

İşte böyle, özellikle de erken dönemde yaşadığımız, anne-babamızla çözülmemiş sorunlarımızı, kapanmamış hesaplarımızı, bağlanma ile ilgili tüm deneyimlerimizi yetişkinlikte eşimizle tekrar tekrar yaşıyoruz. Bunu bilinç dışı bir şekilde yapıyoruz, ne biz farkındayız, ne de eşimiz. Ancak farkında olmadan kendimizi tekrar tekrar aynı konuma sokuyor, aynı çaresizliği hissediyoruz. Ve hatta aslında eş seçimimizi bile ona göre yapıyor, bizi öyle hissettirme potansiyeli olan insanlarla birliktelikler kuruyoruz.

İlginç. Korkutucu. Ama çözümsüz değil.

İletişim kurarken iki tür mesaj veriyoruz: Sözlü ve sözsüz. İnsan beyni sözsüz olan mesaja inanıyor (beden dili). Bu yüzden işte, çocuğunuza “yapma” derken gülüyorsanız mesela, çocuk onu “yap” olarak algılıyor.

Beden hafızası – beden hiçbir şeyi unutmaz.

Çocukların sağ beyni stres dedektörü gibi. Annenin (ona bakanın) yüzündeki stresi kesinlikle yakalıyor. Korkuyu hissediyor. Ve kaydediyor.

Erken dönemde oluşan gelişimsel zorluklar en çok stres altında ortaya çıkıyor. Yani her şey laylaylomken, ortalık güllük gülistanlıkken bir sıkıntı yaşamıyoruz belki. Ama yorucu bir günün sonunda (gündemi insanı delirten bir ülkede yaşıyorsak hele!) artık günü noktayalıp, çocukları yatağa yatırıp ayaklarımızı uzatmak istediğimiz anda çocuk öfke nöbeti geçiriyor ve biz de onu alttan alamıyoruz ve hatta tam tersi kendimizi kaybediyoruz ya hani… Hah işte, o anda devreye giren bizim amigdala’mız (eski beynimiz). Savaş, kaç ya da don diyor bize, ve biz çoğu zaman çocuğumuza karşı bile bunlardan birini yapıyoruz.

“Biyolojik düzeyde başarı, kazanmak değildir. Başarı hayatta kalmaktır ve bunu nasıl yaptığınızın önemi yoktur.” –  Bu bende şunu çağrıştırdı: Çocuğunla stres yaşıyorsun, diyelim huysuzluk yapıyor, ağlıyor, bağırıyor, tepiniyor, her neyse… Ve sen o anda hiç de mantıklı olmayan bir tepki veriyorsun. Çünkü amigdalan seni öyle yönlendiriyor. Bir yandan da başarı peşindesin, KAZANMAYA çalışıyorsun o anki mücadeleyi. Halbuki önemli olan KAZANMAN değil, hayatta kalman; o stresli durumdan bir şekilde çıkman, ve o şekil, mutlaka zaferle sonuçlanmak zorunda değil.

Bulunduğun ortamda güvende hissetmiyorsan sürekli savunma halindesin. Annece tercümesi: Çocukların, eşin sana stres yaşatıyorlarsa, ya da geçmişindeki çözülmemiş hesaplardan dolayı o an stres yaşıyorsan sürekli savunma (ve bu savunma bazen de saldırı oluyor) halindesin.

Eşlerimizle, çocuklarımızla ilişkilerimizde ilk yapmamız gereken şey birbirimizi güvende hissettirmek.

BAĞLANMA 

Yakın ilişkide olduğumuz insanlara sadece psikolojik olarak değil, biyolojik olarak da bağlıyız. Eşimiz bize “Nasılsın, iyi misin?” dediğinde kalp atışlarımız düzene girer, stresimiz azalır. Bebekler annelerine biyolojik olarak da bağlıdırlar; erken yaşta yetiştirme yurduna terk edilen çocuklardaki ölüm oranı, aynı yaştaki diğer çocuklara göre daha fazladır. 🙁

Babayla annenin çocuğun gözündeki yeri de, işlevi de farklı. Baba enerjiktir. Çocuğun öfkesini düzenler. Anne rahatlatıcı, sakinleştiricidir. Çocuğun korkusunu düzenler.

Çocuklar çaresizdir, negatif duygularla nasıl başa çıkacaklarını bilemezler. Hatta o duyguların ne olduğunu bile bilemezler (korkuya korku, üzüntüye üzüntü diyemezler; sadece o an tecrübe eder ve etkilenirler). Oysa yetişkinlerin seçeneği vardır. Biz yetişkinler her şeyin altından kalkabilecek güce sahibiz.

AYRIŞMA

Bebeklerin ilk yıllarında anneye yapışık (simbiyotik) olmaya ihtiyaçları vardır. Büyüdükçe bireyselleşme ihtiyaçları ön plana çıkar. Bu noktada annenin tutumu çok önemli. Eğer anne bebeğe yeterince güven vermezse, o iki adım atıp geriye döndüğünde annenin yüzünde korku ifadesi varsa çocuk uzaklaşmamayı tercih ediyor. Anne, çocuğun bir nevi yakıt deposu. Çocuk annenin kucağına geliyor, oturuyor, sonra tekrar inip uzaklaşmaya başlıyor. Biraz daha uzaklaşıp tekrar geliyor. Tekrar uzaklaşıp, yine geri dönüyor. Böyle böyle bireysellik kazanıyor ve bu esnada annenin ayrışma girişimlerini desteklemesi çok önemli. Yetişkinlerin dünyasında karşılaşılan sıkıntıların en temel sebeplerinden biriymiş bu ayrışmanın desteklenmemesi.

Hele de bizim toplumumuza ayrışmak, bireyselleşmek iyice hassas konular. Bireysellik, bencillik olarak algılanabiliyor. Kendin için bir şey istemek ayıplanabiliyor. Halbuki kendin için bir şey istemek bencillik değil. Bu, paylaşmayı, yardımlaşmayı bilmeyen bir insan olduğumuz anlamına da gelmiyor. Başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü, bizim kendimiz için nasıl hissettiğimizden daha önemli olmamalı.

Bireyselleşmesine izin verilmeyen çocuk hayatı boyunca kendini güvende hissedemez. Bu kadar basit.

EBEVEYN İŞLEVLERİ

  • Anne babanın kendi olumsuz duygularını denetleme ve düzenleme kapasitesi – çok önemli. Kendimizi düzenleyemezsek çocuğumuzu da güvende hissettiremeyiz, ki ikinci işlev:
  • Güven verme
  • Zihinde tutabilme – çocuğunuz size önem verdiği bir şeyi anlattığında, başından geçen bir olayı, bir hayalini paylaştığında onu aklınızda tutuyor musunuz? Yoksa hıhı deyip geçiştiriyor musunuz?
  • Çocuğu sakinleştirmede sesimizi kullanma – Bağırarak kimseyi teskin edemeyiz.
  • Çocuğu sakinleştirmede yüzümüzü kullanma – bkz. yukarıdaki madde. Benzer şekilde, suratımızda öcü ifadesiyle de yavrumuzu sakinleştiremeyiz.

EBEVEYN VE ÇOCUK

Bir zihnimizdeki bebek var, bir de gerçek bebek var. Anne babaların bebekleriyle/çocuklarıyla ilgili beklentileri onların gelişimleri adına ilham verici olabildiği gibi aynı zamanda ketleyebilir. Şöyle ki, çocuklarımıza görevler veriyoruz bazen. Örneğin, geçmişte kaybettiğimiz bir çocuğun/kardeşimizin/yakınımızın yerine koyarsak ikame çocuk, evliliği devam ettirme görevi yüklersek tutkal bebek yapıyoruz onları. Bazen de tam tersi, evliliğimize karşı bir tehdit olarak görebiliyor, kendi cinsimizden olan bebekle rekabete bile girebiliyoruz. Eşimizden uzak, ona kırgınsak ona karşı koalisyona çocuğumuzla giriyor (ki çocuk için çok büyük yük) ya da mükemmel aile olma hayaliyle beklentilerimizi fazla yükseltebiliyoruz. Eşimizde, kayınvalidemizde, yakınımızda sinir olduğumuz özellikler çocuğumuzda varsa onunla ilişkimiz zedeleniyor.

Bütün bunları hepimizde olabilen şeyler. Bunları düşünmek, yaşamak patoloji değil. Bunlar, çözülmemiş meselelerimizden kaynaklanan şeyler… Fark etmek için hiçbir zaman geç değil.

Ebeveyn olunca tüm çatışmalarımız, anne babalarımızla ilgili tüm kapanmamış hesaplarımız açığa çıkar. Çocuğunuz 4 yaşındayken, siz de 4 yaşınızdaki halinizle uğraşırsınız bir yandan. — Çok çarpıcı bu… Bazı ebeveynlerin, örneğin çocuğu 5 yaşına gelene kadar bir sorun yaşamayıp belirli bir yaştan sonra inanılmaz zorlanmasının altında yatan sebep, aynı şekilde sizin anne/babanızın da o yaşınızda sizinle sıkıntı yaşamız olması. Ne enteresan!

Anne babanın yapacağı en önemli şey evi huzurlu hale getirmek. Çocuğu duygusal anlamda güçlendirmek en önemli hedef.

Ebeveynliğin en önemli ve zor görevi çouğun kendisi olmasına izin vermek. Çocuğumuzda, kendi hayallerimize hizmet eden özellikleri pekiştirmek en sık düştüğümüz tuzak. — Şunu düşünmek lazım sanırım: Çocuğum, kendisi istediği için mi gitar dersi alıyor, yoksa ben küçükken almak isteyip de alamadığım için mi?

YAZGI MESAJLARI

Ebeveynlerin Çocuk Ego durumlarından gelen, çocuklarımıza daha çok sözsüz olarak ilettiğimiz mesajlar bunlar… 12 tane:

  • Var olma!“Bıktım artık”, “Sen doğunca işi bıraktım”, “Seni doğururken mahvoldum”... gibi sözler çocuğa “Var olma” mesajı veriyor.
  • Kendi kendin olma! – Çocuğu başkalarıyla kıyaslamak, aile üyelerinden hoşa gitmeyen (ya da giden) birine benzetmek… “Tıpkı dayısına çekmiş, aynı baban gibisin…”
  • Çocuk olma! – “Kocaman adamsın!” ya da “Artık abi/abla oldun.” Bir de “Beni hiç üzmedi” var… Çocuk bu, tabii ki üzecek sizi… Yetişkinler her şeyle başa çıkabildiği gibi üzüntüyle de başa çıkabilir. Aslı şu olmalı: “Beni üzebilirsin, ben üzülebilirim ve bununla başa çıkabilirim.”
  • Büyüme! – Ebeveynin çocuğun sevgisine İHTİYAÇ duyması ve bunu hissettirmesi; ebeveynin değerini sadece ebeveynlik üzerinden tanımlaması; hayattaki rolunu anne/baba olarak ifade etmesi…
  • Belli bir şeyi yapma! –Bu mesajı alan çocuk Başarma! komutunu yerine getirecek şekilde kendini sabote edebilir.
  • Yapma! – Bunu da “yalnız başına yapma” olarak algılayabilir.
  • Önemli olma! – “İstediğin şeyi isteme…” Neden ki?
  • Ait olma!“Sen geçimsizsin” ya da “Sen çok özelsin/başka çocuklardan çok farklısın.”
  • Yakın olma! – Duygularını konuşarak paylaşamayan ailelerden gelen çocuklar “insanlara yakın olmamalıyım” diye düşünen yetişkinlere dönüşüyor; başkalarına şüpheyle bakıyor. Bunun başka bir vardığı yer “Güvenme!”
  • Sağlıklı olma! – Çocuk, herhangi bir sebeple kendisiyle ilgilenemeyen ebeveynin ilgisini ancak hasta olduğunda alabiliyorsa bu ona bu mesajı verebiliyor.
  • Düşünme! – Çocuğun düşüncelerini küçük görmeyin efendiler. Sorularına tepkiyle yaklaşmayın.
  • Hissetme! – Duygularını içinde tutup saklayan ebeveynler çocuklarına bu mesajı veriyorlar. Bunun bir de “Kendi hissettiğini hissetme, benim hissettiğimi hisset” versiyonu var.

Özetle, şunu hissettirmeliyiz çocuklarımıza:

  • Mükemmel ol yerine —> Sen, sen olarak iyisin.
  • Başkalarını (beni) hoşnut et yerine —> Kendini hoşnut et
  • Güçlü ol yerine —> Açık ol, istediklerini ifade et
  • Kendini zorla yerine —> Yapabildiğin gibi yap
  • Acele et yerine —> Zamanını rahatça kullan

Kendinden vererek fedakarlık yapmak o kadar da matah bir şey değil aslında… Sizin için bir şey yaparken kendini hoşnut etmeyen biri, size yaptıklarını borç olarak yapar. Ebeveynlik, karşılık almak üzere ifa edilen bir pozisyon değil. Siz çocuğunuza vereceksiniz, o da kendi çocuğuna verecek. Döngüsü böyle…

Baba, ikinci anne değil. Babalık konumunu korumalı…

Eşlerin birbirilerine destek olabilmeleri, güvenebilmeleri… sözde kalmamalı. 0-2 yaşta baba anneyi, anne bebeği beslemeli…

Olumluyu büyütmek hep çaba ister. Beyin olumsuza odaklanır.

Enerjiniz sonsuz değil. 100 birim enerjiniz var. Daha fazla yok. Ne kendinize haksızlık edin, ne gerçekten uzaklaşın.

Zararlı umuttan vazgeçmemiz lazım. Çocukken alamadığımız şeyler olabilir. Yeterince ilgi, şefkat, her neyse… Bunları alamamış olmamızın sebebi bizim alamamız ya da anne/babamızın ver(e)memesi değil; OLMAMASI. İnsan kendinde olmayan bir şeyi nasıl verebilir ki? Bu gerçekle yüzleşin. İçinizdeki zararlı umutla vedalaşın. Bazı şeyler yoktu, hiç olmadı, bundan sonra da olmayacak. Bunu bilerek devam edin.

***

Bu kadar benim notlarım… Umarım Fatma Hanım’ın içeriğine haksızlık etmemişimdir.

Yukarıdakileri sadece “çocuklarımıza nasıl davranmalıyız” gibi değil, aynı zamanda “Acaba çocukken bana nasıl davranıldı?” diye okumak lazım. Ben semineri de hep öyle dinledim.

Aslında genel olarak ebeveynliğimizi öyle değerlendirmek lazım. Biz, sadece bizden ibaret değiliz. Bir yandan kendi doğrularımızla hareket etmeye çalışırken, bir yandan da içimizdeki ebeveynle savaşıyor, içimizdeki çocuğu hala tatmin etmeye çalışıyoruz.

Bundan aslında bütün bocalamamız.

20 yorum

  1. Dersi derste pür dikkat dinledigim halde bu özet kafamda birçok şeyi yerli yerine koydu. Severim seni ben, ellerine sağlık

  2. çok yararlı güzel bir yazı olmuş ellerine emeğine sağlık.

  3. muhteşem ozet..cok ise yaradı..teşekkürler..

  4. Teşekkürler.
    Özeti bile çok güzeldi kimbilir seminer nasıldı?

  5. Çiğdem-Üzüm

    Elif,
    Memleketin sana ihtiyacı var anlıyoruz ama görüyorsun ki annelerin daha da çok var:) Bizi ihmal etme. Öptük:)

  6. Çok teşekkürler Elif!! Gündem çok yoğun olmasına rağmen buna da vakit ayırabildiğin için:)

  7. Ellerine saglik Blogcuanne 🙂 Insanin anne-baba olduktan sonra kendi cocukluguyla hesaplasmaya baslamasi olayi bana cok enteresan geliyor, cok carpici. Oglumun dogumundan sonra gittigim bir psikiyatrist (postpartumun kiyisindan döndüm diyelim) bana (cocukluguma döndükten sonra) sevdigin birini kaybetme gibi olaylar yüzünden yasadigim panik ataklarin oglum alti yasina gelince düzelebilecegini, cünkü oglumda o yastaki kendimi görüp ic hesaplasma yasayabilecegimi söylemisti. Tabii bazi seyleri kabullenip, yoluna devam etmeyi secmezse insan, daha da stres yasayabilirmis. Notlardaki son paragrafin yavrumuzla, esimizle ve yasadigimiz hayatla mutlu olabilmek icin gercekten cok önemli oldugunu düsünüyorum. Sevgiler herkese…

  8. Gitmiş kadar oldum. Çok teşekkür ederim 🙂

  9. cok guzel ozetlemissin semineri. cocugun gelisimiyle ilgili tum bu konulara katiliyorum. modern cag hepimize su soyle bu boyle ve daha pek cok olmalilar getirdi. annelik konusu dogal bir gelisim olmanin yaninda ogrenilen de bir hal aldi. ne var ki sanirim bu bilgilerin yanina bunlari uygulamaya koyabilecek ipuclari ve bireysel farkindalik gerek. olgunlasmis bir ruh gerek herseyden once. kusursuz diye birsey yok. kusurlu olmakta suc degil. tabi kusurun ne oldugu onemli. nacizane… sevgiler 🙂

  10. Yazıyı okuyunca biraz korktum açıkcası. Ben 8 yaşındayken babam trafik kazasında vefat etti. Şimdi kızım 4.5 yaşında acaba 8 yaşına gelince negatif bir etki yaşayacak mıyım bilemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim 2005 yılında ehliyet aldım ama hala aktif olarak araba kullanamıyorum araba kullanamadığım için günlük hayatımda ulaşım konusunda sıkıntılar çekiyorum kendime araba kullanmak mecburiyettir diyorum ama bir türlü direksiyon başına tam anlamıyla oturamıyorum. Bilinçaltım beni ve kızımı bu şekilde mi koruyor acaba? Kısaca seminer tam bana göreymiş. Teşekkürler blogcuanne.

  11. seminerlere gidemesemde senin notları okumak çok iyi oluyor. ne iyisin 🙂

  12. müthişsin…
    söyleyecek çok bir şey bulamıyorum, uctum gittim derinliklere…
    var ol . eline yüreğine sağlık…

  13. Keşke Ankara’ya da gelse bu seminer. Çok güzel özet olmuş Blogcuanne. Tekrar tekrar okunası… Tam da hep üzerine düşündüğüm, üzerinden yola çıktığım konular.

  14. Ellerine saglik Elif. Faydalandigim kadar korktum da bu anlatilanlardan. Cekecegimiz var desene! :)))

  15. Son dönemde anne ve baba olma mevzusu üzerine okuduğum en sade en güzel yazı olmuş!
    Ellerine sağlık

  16. Çok teşekkürler, harika bir özet olmuş…

  17. İyiki varsın

  18. Yazdıklarınızı ağlayarak okudum.Çok etkilendim.İçimde çözemediğim birçok konuya kapı açtınız.Lütfen bu konuyla ilgili istanbul dışında olanlar için daha detaylı bilgi alabileceğimiz kitap,site vs paylaşın.Ve sağolun .

  19. Elinize sağlık. Fatma Hanım’ın içeriği çok doyurucu, ancak siz de yorumlarınızda oldukça önemli noktalara değinmişsiniz. Benim de en büyük arzum, çocuğumum “içindeki ebeveyn” olmamaya çalışmak…

  20. Seminer’de çok güzelmiş, verdiğiniz bilgiler de. Seminerin tekrarı hakkında bilgi gelirse paylaşırsanız çok sevinirim. Çocuklarımız için en doğrusunu araştırmaya, çocuk psikologlarını her zaman dinlemeye çalışıyorum ama bilginin sonu yok.
    tekrar teşekkürler.