5 Yorum

Johnson’s Baby ile Bebek Sohbetleri – Çiğdem & Nehir Leyla

Bu blogda paylaşmaktan en çok keyif aldığım ve sanırım bir o kadar keyifle takip edilen bölümlerden biri gebelik günlükleri…

Derin’e hamileliğimden notlarla tutmaya başladığım gebelik günlüğü, hamileliğimin sonlanmasıyla oradan buradan, memleketin ve dünyanın dört bir yanındaki gebelerden gelen yazılarla devam etti. Böylece bu blogda her daim bir gebe yazar oldu; şimdi Yase’nin Günlüğü sona yaklaşırken ben de yeni gebe yazarımı bulmak üzereyim.

Geçen sene, daha öncekilerden farklı olarak, tek bir gebenin hikâyesi yerine eş zamanlı beş gebelik günlüğüne yer vermiştik burada… 9 ay boyunca Çiğdem’in, Esra’nın, Pelin’in, Deniz M.’in ve Elif’in  hamileliklerini heyecanla takip etmiş, sonrasında da bebeklerine sağlıkla kavuşmalarına tanık olmuştuk. (Geriye bir tek Esra’nın doğum hikâyesi kaldı henüz yayınlanmayan… Kapısını tıklattım, yolda olduğunu söyledi, beklemedeyiz…)

Hamilelik ve doğumlarına tanık olduğumuz bu gebelerin bugüne kadarki annelik maceralarını paylaşacağız şimdi de… Doğumda yaşadıklarından uyku rutinlerine, emzirme sorunlarından dışarıda gezmelere kadar gerek teknik konular, gerekse anne olmanın getirdikleri üzerine bir sürü konuda dertleştiğimiz bu söyleşilere, bu bölüme destek veren Johnson & Johnson’ın isminden hareketle “Johnson’s Baby ® ile Bebek Sohbetleri” adını verdik.

Gebelik günlüğü takvimindeki sıradan hareketle, ilk olarak Pazartesi gebesi Çiğdem ve onun Nehir Leyla’sı var Johnson’s Baby ® ile Bebek Sohbetleri’nde… Beğenerek okumanız dileğiyle…

Logo

***

Yaklaşık dokuz ay boyunca burada gebelik yolculuğuna tanık olduk Çiğdem. Son haftalarda seninle birlikte geriye saydık ve Üzüm kızın gelişini bekledik. Ne zaman, kaç haftalıkken doğmuştu bebeğin?

Üzüm kızım Nehir Leyla, gebeliğimde 39. haftayı doldurduğum 7 Temmuz 2013 Pazar günü dünyaya geldi. Şu anda sekiz buçuk aylık.

JJ_Cigdem2

Hepimizin kafasında beklentiler, hayaller, planlar oluyor doğumla ilgili… Senin beklentilerinle gerçeği karşılaştırdığında nasıl bir tablo çıkıyor ortaya?

Bu konuda çok şanslıydım sanıyorum. Doğumumla ilgili elbette beklenmedik bir dolu olay yaşadım; ancak nihayetinde hayallerimde bile canlandıramadığım kadar inanılmaz bir tecrübe yaşadım, yaşadık. Ben, eşim ve kızım.

Hikâyeni paylaşmıştık ama kısaca hatırlatır mısın bize tekrar?

Şöyle özetleyeyim; bebeğim dünyaya geleceği tarihi ve anı kendi seçti, 15 saat süren ve tahayyül dahi edemediğim yoğunluktaki doğum öncesi dalgalarına ve doktorun sezaryen gerektiği yönündeki teşhisine rağmen ilaçsız bir doğumla dünyaya geldi Üzüm kızım. Üç kez dolanmış kordona, kalp atışlarının son saatlerde istenen seviyede olmamasına rağmen doğar doğmaz ilk anda kucağıma alabildim ve doğumhaneden de kucağımda çıkardım kızımı.

Eşin de var mıydı doğumda?

Evet, her an yanımdaydı. Sevdiklerimize ise neredeyse son ana kadar haber vermedik ama en sonunda mutluluğumuzu hepsiyle kenetlenerek yaşayabildik. Daha ne isteyebilirdim ki?

Şükür…

Doğum öncesi katıldığım doğuma hazırlık kursunda uzmanlardan ve etrafımda doğum yapmış arkadaşlarımdan o kadar “keşkelerle dolu” hikâyeler dinlediğim halde kendimi hep en iyisine hazırlamıştım ve her şey aklıma gelmeyecek şekillerde de olsa sonunda istediğim gibi geliştiği için şükretmekten başka bir şey gelmiyor aklıma.

Diğer yandan belirtmeden geçemeyeceğim; hem fiziksel hem de duygusal olarak bu kadar yoğun şeyler yaşayacağımı düşünemezdim. Doğum öncesi tablo hep biraz teorikti, acı da mutluluk da elle tutulur derecede gerçekmiş. O an’ı yaşamadan bilinemezmiş!

İlk günler nasıl geçti?

Hayatımın fiziksel olarak en yorucu en zorlu sınavını verdikten sonra bana göre en az üç ay bir tropik adada deniz-kitap-masaj üçlüsüyle ödüllendirilmeliydim! Bunun yerine uyumadığı her an emmek isteyen bir küçük canlıyla baş başa kalmıştım. Fakat yine işin ilginç yanı doğum sonrası farklı bir enerjiyle şarj olmuş gibiydim. İlk günden itibaren bebeğime çok bir şey biliyormuş gibi hep kendim bakmak istedim. Çok zorlu geçen birkaç gece dışında şikâyetçi de değildim sanırım halimden.

Sonra?

İlk günlerin enerji patlaması geçtikten sonra kendimi yeni kaotik hayatımın kollarına bırakmam gerektiğini anlamam zaman aldı bir kere. İlk haftalardan sonra kızımı öğle uykusuna yatırabildiğim başarılı anlarda evden işlerimi takip etmeye debelendiğim, akşamüstü tempolu yürüyüşlere çıktığım, evde yoga matımda karın egzersizleri yaptığım, diğer yandan da sözde dinlenmeye çalıştığım dakikalarım vardı.

Şimdi?

Şimdi bambaşka bir ruh halindeyim; bebeğimle geçirdiğim anların çok özel olduğunu, geriye getirelemeyecek ve ömür boyu özlenecek anlar yaşadığımı sonradan kavradım diyebilirim. Bir iki kilo fazlam kalmış, bu sene bikiniler eskisi kadar yakışmayacakmış dertlerini biraz üst raflara kaldırdım. Ha demek değil ki kendimi koyverdim; sadece vücuduma ve zihnime zaman tanımaya kadar verdim. Hele ki çalışmaya başladığım şu günlerde kızımla saatlerim sınırlıyken, göbek kası peşinde o saatleri de harcamak aklıma gelecek son şey sanırım.

Alkış!

Vallahi konuyu şöyle bağlayayım; eskiye göre hafif etli butlu, genelde yorgun argın ama mutlu ve her anı dolu bir kadınım. Hiiiç şikayetçi de değilim. Yok yok atmayayım bazen çok şikayetçiyim ama o an geçince tekrar şarj olmuş bir şekilde minik kızımın hizmetindeyim.

İlk dönemde etraftan aldığın en iyi tavsiye neydi?

Herkesçe söylenen ve yeni anneye hep de ısrarla hatırlatılması gereken; bebek uyurken sen de uyu! Bazen dışarda neler oluyor derdine düşüp sosyal medyada zaman harcıyordum, bazen de arkadaşlarla iki satır konuşayım istiyordum bebeğim uyurken. Ama kesinlikle en iyisi o sırada annenin de dinlenmesi. Net bilgi.

Diyorsun… Başka?

Bir de kundak konusu var. Anneler babaanneler korka çekine söylüyorlar kundak yaptıklarını artık ama itibarı iade edilen uygulamalardan kundak işi. Biz de ilk beş ay kundaksız çok az uyutabildik kızımızı. Ayaklara hareket alanı bırakacak şekilde kolları iki yanda sabitleyerek güzel ince bir muslin ile yaptık kundağı. Ne zaman ki Üzüm Hanım dönmelere ve kundak görünce ağlamaya başladı dedik ki bırakıyoruz.

Asla duymak istemediğin cümleler neydi?

Yine sanıyorum bana has değil tüm yeni anneler duyuyor ve nefret ediyor bu cümlelerden;

Sütün var mı? Yetiyor mu? Yeterince yağlı mı? Bu bebek aç mı? Küçücük çocuğu dışarı çıkarmışsınız, yazık değil mi, hasta olmaz mı!!!!

Kesinlikle haklısın, bütün anneler nefret ediyor. Peki, destek aldın mı bu dönemde? En çok kimden destek aldın?

En büyük desteği eşimden aldım ve alıyorum. Daha ilgili bir baba yoktur gibi geliyor bana. Doğum sonrası ilk on gün evde yanımda tam anlamıyla elim kolum oldu. İşe başlayacağı günün öncesi dokunsalar ağlayacak gibiydim. Elbette gündüzleri ana kız olmaya da alıştık ama sevdiceğimin evde olduğu her saat bizim için hep çok kıymetli oldu. Ertesi gün işe gideceğim bahanesiyle geceleri başka odada uyuyan babalar da duydum, sabah kalkıp bebeğin gece hiç uyanmadığını idda edenler de! Bizim evin baba kişisi yeri geliyor gece benden çok, benden hızlı uyanıyor. İlk günden beri Üzüm kızı özellikle uyutma konusunda da benden kat kat sabırlı ve başarılı. Kendisine dr. sleep diyoruz kısaca. Seni seviyorum kızımın babası!

Emzirme maceranızdan bahsetmek ister misin?

Ooooo işte bu konuya paragraflar yetmez, sayfalar yazsam ayıp olur mu?

Olmaz, buyurun…

Yahu bir insan aylarca hayatının en büyük gerçeği olacak eylemler bütününden bu kadar mı bihaber olurmuş!? Doğum şahaneymiş, yıllarca merak ettiğim kadar varmış iyi güzel de toplasan 24 saat sürmeyen bir eylem için kitaplar okuyup, kurslara katılıp onlarca hikaye dinleyen ben, emzirmekle ilgili bu kadar mı meraksız olabilirmişim! Yuh bana.

Hiç kendini yuhalama, kulübe hoş geldin. Bu konuda hiç ama hiç yalnız değilsin, ben de seninle aynı durumdaydım.

Ah keşke hepimize o çaylak günlerimizde sorularımızı yanıtlayacak bir bilen tayin edilse değil mi!

Ha diğer yandan da aferin bana! Şu an dönüştüğüm çokbilmiş pro-anne modelini saymazsak geride kalan yedi ay içinde emzirmekle ilgili en sıkıntısız dönemim sanıyorum doğum sonrası çaylak günlerime denk gelir. Sütüm geldi, bebeğim ilk andan mememi kavradı, karnını doyurdu, gece gündüz talepkar halleriyle hayata tutundu! Daha ne istenir ki? İşte o kara cahil günlerimi çok özledim sonradan!

Neden?

Çünkü ne zaman ki çocuk doktorumuz bebeğimin sınırda kilo aldığını beyan edip “sütün mü az senin” sorusunu sordu, büyü bozuldu!!! Sütüm az maz değildi ama hiç kusura bakmasın doktorun aklı azdı bana kalırsa! Sütümü arttıracağım diye mastitin kıyısından da döndüm, 39.5 derece ateşle Ağustos ayında tirtir titreyerek çatlama sınırına dayanan memelerden saatlerce durmadan bebeğimi de emzirdim!

Ve?

Her şeye rağmen gerektiği kadar ve sadece anne sütüyle geçti ek gıda öncesi aylarımız çok şükür. Hamilelik süresince ultra-modern(!) hayatlarımızın uzantısı olarak doğal halinden uzaklaştırılan doğumu düşünüp analiz edip durmuştum ya; işte aynı doğallıktan koparılışın emzirme, bebek bakımı gibi her konuda yaşandığına bizzat şahit olduğumu rahatlıkla iddia edebilirim. Doktorlarca zırt pırt gerekli gereksiz dayatılan önerileri duydukça anladım ki iş yine başa düşüyor. Bugünün dünyasında bize cahil mutluluklar haram! Bilip, araştırıp, uyanık olmak zorundayız. Hele anne olarak başka hiç şansımız yok.

Doktor konusunu ne yaptın peki?

Kızım dördüncü ve beşinci aylarda çok çok az kilo almasına rağmen doğru bir kararla değiştirmiş olduğumuz çocuk doktorumuz çok güzel yönlendirdi bizi ve emzirmekten hiç vazgeçmedim.

Emzirmenin duygusal tarafına gelecek olursak? Kimi anne bundan müthiş bir keyif alıyor, kimi ise görev olarak görüyor. Sen?

İlk iki ay emzirmek daha çok görevdi benim için de… Zaten emzirmek dışında ne yaptım ki ben ilk iki ay? Vallahi pek bir şey yapamadım ve dolayısıyla kendi annem dâhil emzirebilmiş hemen tüm kadınlardan dinlediğim “aşk dolu, haz dolu, unutulmayacak” anlar benim için hiç yaşanmayacak gibi gelmişti. Bebeğim için bu çok bayılmadığım eylemi devam ettirecektim elbet ama sürpriz yumurtamdan aşk faktörü çıkmamıştı işte ne yapalım…

Yine çok şükür ki ineklik hormonu yerini iki aydan sonra annelik hormonuna bıraktı da severek isteyerek özleyerek emzirmeye başladım Üzüm kızımı. Ne kadar şanslı olduğumu yine yeniden gördüm. Hamileyken dahi böylesi bir fiziksel bağı hissetmediğimi söyleyebilirim rahatlıkla.

Dönem dönem sütüm azaldı diye çok düşündüm, bebeğimin kilo alışı dramatik şekilde düştü, yoksa sütüm yetmiyor mu gibi sıkıntıları yaşasam da emzirmekle ilgili şevkim artarak çoğaldı. Eskiden bir yaş sonrası emzirmeyi gereksiz bulduğumu söyleyecek kadar kendini bilmez bir insandım, şimdi ne olur, bir yaşı görür müyüz geçer miyiz bilmiyorum ama bu işin öyle “iki kere iki dört” tarzı bir mesele olmadığını çok iyi anladım.

Memelerimle aşk yaşayan kızımın ne zaman “babacı” olacağını merak edip duran sevdiceğimi korkutmak için söylediğim gibi; “bakarsın üç-beş-ilkokul yaşına kadar emziririm, belli mi olur!”

O kadar hepimizin yaşadığı şeyler ki bunlar Çiğdem… Doğumdan önce, bebekten önce hep bir fikrimiz oluyor neyi ne kadar yapacağımızla ilgili, ancak doğumdan önceki hesap doğum sonrasına uymuyor hiç…

Peki, az önce bir “çokbilmiş pro anne” modelinden bahsettin ya… Açabilir misin onu biraz? Nedir o? Nasıl bir şeydir?

O işin kendimle dalga geçme kısmı aslında Elif. Bir yandan elbette geride kalan ayların yarattığı bir güven var; ilk zamanlar kızımla yalnız geçireceğim saatler gözümü korkutuyordu ve çok çaresiz hissettiğim anlar da yaşıyordum. Şimdi çok bilmiş anne olarak olaya birazcık daha hâkimim diyebilirim. Bir de işin içine zevk faktörü girdi; kızımla geçirdiğim vakitler çok zevkli de olabiliyormuş onu gördüm. O bana tepki verdikçe, oyunlarımız renklendi. Birlikte yanaklarımız ağrıyana kadar dans edip kahkaha atıyoruz kimi zaman. En son ne zaman hangi arkadaşımla o derece güldüğümü hatırlamıyorum bile. Demek ki bir an bile olsa hayata tekrar çocuk gözüyle bakmak böyle bir şeymiş. Hangimiz gerçekten büyümek istedik ki? Çocukla çocuk olmak dilimizin en klişe görünen en şahane söylemlerinden belki de.

O halde beni çok sinir eden bir şeyi tersten söyleyeyim sana: “O da bir şey mi?” Kızın biraz daha büyüsün, elinden tutup parka götür, alışverişe çıkın, birlikte yemek yiyin, kitap okuyun bak o zaman gör sen keyfi! 

Peki, gelenek göreneklerle aranız nasıl? Kırk uçurması yaptınız mı mesela? Bazısı çok keyif alır böyle şeylerden…

Çok bilip etmem bu tip gelenek göreneklerimizi ama blogger anneler sağolsun; kırk uçurmasını da duydum, diş buğdayını da. Okuduğum, duyduğum şey hoşuma giderse uyguluyorum, fazla ritüel gerektiriyorsa kendime göre yorumluyor ya da kulak arkası edebiliyorum.

Bebeğin kırkının çıkmasının evrensel bir değeri ve tıbbi bir karşılığı da olduğunu gördüğüm için belki de, bu kırk uçurması fikri hoşuma gitti mesela duyunca. Kızıma babası ve anneannesiyle birlikte güzel ve özel bir banyo seremonisi hazırladık. Güçlü, kısmetli, akıllı olsun diye ceviz ağacı yaprağı, tuz ve altın kattık banyo suyuna ve kırk kaşık suyla bitirdiğimiz ritüel boyunca dileklerimizi sıraladık Üzüm kıza. Günün sonunda süsleyip püsleyip hanım kızı, çektirdiğimiz aile fotomuzu gururla Instagram’da da paylaştık; e bundan gelenekseli Şam’da kayısı!

Nasıl vakit geçiriyorsun bebeğinle?

Öpüyorum, kokluyorum, mıncırıyorum, yine öpüyorum, dans ediyorum, seyrediyorum, gülüyorum, güldürmek için ölüyorum ve çok şükür ki bol bol güldürüyorum. Bunun yanında yoruluyorum, e arada kızıyorum, ihtiyaçlarını karşılamak için paralanıp bir bakıyorum hiçbir şeye yetişemiyor ama yine de deniyorum.

Tüm bunları hem evde hem dışarıda sayısız kere takrar ediyorum. Öpüyorum öpüyorum öpüyorum demiş miydim? İçimdeki domestik teyzenin bedenimi ele geçirmesine izin veriyor; şimdiden en iyi arkadaşım büyüyor birlikte neler neler yaşayacağız diye heyecan yapıyorum.

Kitap da okuyorum, sohbet edip değişik sesleri tekrar da ediyorum mesela ama sağda solda okuduğum gibi bilmem ne yeteneği gelişsin diye özel oyuncaklarla antreman yaptırmaya falan çalışmıyorum. İçimizden geldiği gibi, enerjimizin yettiği kadarını yapıyoruz ben de eşim de. Çok sevildiğini hissettirebildiğimiz sürece doğru yoldayız bize göre.

Anne arkadaşların var mı?

Var var ve hepsi birbirinden şahane, iyi ki varlar. Öncelikle sana çok teşekkür ederim, sayende bu blogda eş zamanlı olarak gebelik günlüğü yazan harika anne adaylarıyla tanıştım ve hepsiyle yüz yüze gelme imkânı bulamasak da iletişimimiz devam ediyor. Deniz ve Güneş ise şimdiden en sıkı kankalarımız mesela. Onun dışında keşkesiz doğuma hazırlık kursunda tanıştığımız gebelerle de yazışıp, imkan yaratabildiklerimizle biraraya geliyoruz. Bebilerin yaşları çok yakın olduğundan, konuşacak konular da ortak, yavruların ilgi alanları da. Bu yaşta ne ilgi alanıymış, ne kaynaşmasıymış demeyin vallahi bu yavrular birbirlerine bakıp bakıp tepki verdikçe şaşırıyoruz her seferinde!

JJ_Cigdem

Dışarıya çıkarken ne yapıyorsun? Puset? Bebek taşıyıcısı? İstanbul’un caddeleri malum…. 

Hem puseti hem de bebek taşıyıcısını severek kullanıyoruz. İstanbul’un gayrımedeni yolları, kaldırımları izin verdiği ölçüde puseti, yetti gaaari biraz yük taşır ama kızımı göğsümden ayırmam dediğim günler ve gideceğimiz yere göre kanguruyu tercih ediyorum. İlk aylar daha çok sling kullansak da şimdilerde kanguru gözdemiz.

Uyku süreci nasıl gidiyor? Bir düzen oturtabildiniz mi?

İlk beş ay en büyük sorunumuz Üzüm hanımın hemen hiç 45 dakikadan uzun öğle uykusu uyuyamamasıydı. Kitaplardan okuduklarım da çare olmadı, sonraları yeni kaotik hayatımızı kabullenip geceleri üçer saatlik aralarla bölünen uykularımıza şükreder olduk.

Hakkını yemeyeyim toplama bakıldığında gün içinde yeterince uyuyan bir bebeğim vardı; ancak uykuya geçme konusunu pek de Alman titizliğinde belirledik diyemeyeceğim. Başından beri içimize sinmeyen her türlü sallama yöntemini bertaraf ettik de; Üzüm kızımızın kucakta ninni eşliğinde uykuya geçmeye alışmasına da engel olamadık. Sakin günlerimizde yatağında hafifçe sırtına pışpışla uyutabildiğim de oldu ancak yedi ayı doldurduğumuz bu günlerde uykuya geçme yöntemimiz hala kucakta gezinerek ninni söylemekten ibaret! Gelecek bir aydaki kalkınma planımda yatağında kendi kendine uyuyan bir bebek var, ey karma sen duy beni!

Gece uykuları?

Altı ay boyunca işin en zorlu kısmını o oluşturdu. Çoğunlukla uzun uzun ağlamadan ve gece 23’ten önce pek uyumadı bizim kız. 6. ayla birlikte bu iş böyle olmayacak deyip akşam 20.00 civarında alt değiştirme-pijama giyip ninni eşliğinde saç taramadan oluşan uyku ritüelini devreye soktum ve çok şükür ki istisnai durumlar dışında 20.30 civarı akşam uykusuna yatan bir bebeğimiz var artık.

Aman tahtaya vur!.. Peki, nerede uyuyor? Sizinle? Odasında?

İlk altı ay geceleri sadece bizim yatak odamızdaki beşiğinde yatırdık Üzüm’ü. Yanıbaşımda uyuyor olması iyi geldi bana, fiziksel kolaylığından çok duygusal olarak keyfini sürdük diyeyim. Üçüncü aydan itibaren gündüzleri yavaş yavaş kendi odasındaki yatağına da alıştırmaya başladık. 6. ay dolduktan kısa süre sonra ise hem gece hem gündüz kendi odasında uyumaya başladı.

Gün içindeki uyku dağılımı nasıl?

İlk üç dört ay her şey belirsizdi. Son aylarda ise istisnai günler dışında toplam üç gündüz uykusu uyuyor kızım. Sabah uyandığı saate bağlı olarak (şimdilerde 7-7.30 aralığında sabitlendi diyebilirim) toplam 2-2.5 saat uyanık kalıp uyku sinyalleri vermeye başlıyor ve 30-90 dk arasında değişen sürelerde iki uyku uyuduktan sonra, akşamüstü 45-50 dakikalık üçüncü uykusunu uyuyor. İlk zamanlar üçüncü öğle uykusuna müdahale etmiyordum ve nadir de olsa bir veya iki saat uyumasına dahi izin veriyordum. Sonradan gece uykuya geçiş saatini etkilediğini anladığım için üçüncü öğle uykusunu saat 18.00 sonrasına sarkmayacak ve 45-50 dakikayı geçmeyecek şekilde sınırlamayı tercih etmeye başladım.

Uyku öncesi rutininiz var mı?

Alt değiştirme-pijama giyip ninni eşliğinde saç tarama. Gün aşırı yaptırdığımız banyolar da ritüel öncesi hazırlık ve kesinlikle uykuya geçisi kolaylaştırıcı bir faktör. Yaza doğru sanıyorum tekrar her gün banyo yaptırmaya geri döneceğiz.

Dişler ne durumda? Patlamaya başladı mı inciler?

Dördüncü aydan beri şüpheyle yaşıyoruz; eller ve eline geçirdiği heeeer şey hep ağızda derken son bir haftadır hafif ateş ve genel huzursuzluk hali başgösterdi. Alttan iki diş dünyaya merhaba demeye hazırlanıyor bence. Dolayısıyla da az önce bahsettiğim uyku düzenimiz oldukça karışmış durumda.

Ek gıdaya geçtiniz mi?

Doktorumuzun da önerisiyle beşinci ayı doldurduktan sonra ufak denemelerle geçtik ek gıdaya. Yoğurtla başladık, meyve ve sebze püresiyle devam ettik. Bir öğünde karnını doyuracak kadar ek gıda yiyebilmesi ise 6. ay sonrasında yaşandı. Babasının gurme olduğunu iddia ettiği, yoğurdu avakadosuz yemeyen, her yiyeceği önce dilinin ucuyla tadarak, beğenmediği tadı inatla reddeden bir bücürümüz var şimdi evde.

İşe döndün mü?

Bu soruya bir soruyla cevap versem; ruhen mi bedenen mi? Bedenim yaklaşık bir ay önce işe döndü, ruhum gün içinde astral seyahatlerde eve kaçıp kaçıp duruyor!

Gündüzleri kimle kalıyor Üzüm kız?

Üzüm kız beş aylık olduğunda yaklaşan işe başlama tarihini de dikkate alarak şu anki bakıcımızla anlaştık. Eşimle ikimizin annesi de hala yoğun iş hayatının içinde, dolayısıyla bakıcı dışında bir seçeneğimiz yoktu zaten.

Zorlandın mı diye soracağım ama sanırım saçma bir soru olacak…

Onca zaman baş başa kaldığım ve her ihtiyacını gün içinde tek başıma karşılamaya alıştığım bebeğimi tanımadığım birinin kucağına verebilme ihtimali bana aylarca inanılmaz geldi. Ya son dakikada istifa ederim, ya kızımı da işe götürürüm, illa ki bir yolunu bulur kızımdan ayrılmam diyordum ama haftanın dört günü 9.00-17.00 arası ayrıyız artık…

Bir olumsuzluk seziyorum bu tonlamada… Biraz isyan, biraz serzeniş… Sanki elinde olsa farklı bir tercih yaparmışsın gibi…

İdeal bir dünyada kesinlikle çok daha uzun süre kızıma kendim bakmak isterdim Elif. Bebeğim olana kadar bu konuda ne hissedeceğim hep bir muammaydı benim için. Daha yasal izin süreleri dahi bitmeden işe dönmek de isteyebilirdim, kızımla kalmak da. Artık gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, işin maddi tarafı düşündürmüyor olsaydı en az iki üç yıl kızımla evde olmayı çok isterdim.

Bir de üzülerek ve şaşkınlıkla fark ettim ki; artık düzen annenin birkaç ay evde durup ışın hızıyla işe dönmesi ve her şeyi bir arada yürütmesi üzerine kurulu. Kimse tersini kurcalamıyor bile. Daha çok nasıl bir bakıcı aradığım sorusunu duydum mesela. Kendi çocuklarına ilkokulu bitirene kadar kendi bakan, tersini aklına dahi getirmemiş olan annem dahi işi bırakıp çocuğuma bakmak isteyebileceğimi ben açıklıkla ifade edene kadar pek de aklına getirmiyor gibiydi. Hep üç beş hafta içinde eski işine dönüp, belki eskisinden bile çok çalışan anne modelleri örnek gösteriliyor, göze sokuluyor gibi geliyor. Bunu yapanlara, yapmak isteyenlere asla lafım yok ama bir çocuğa en iyi annesinin bakabileceği bilgisini ne zaman yitirdik ben anlamadım öyle söyleyeyim.

İşe başlayalı birkaç hafta oldu ve hala hergün yeni bir planla çıkıyorum eşimin karşısına. Bakalım nereye varacak? Ya öyle böyle derken alışacağız buna da ya da ben radikal bir kararla hayatımı değiştireceğim. Bakalım…

Programın nasıl? Çok yoğun musun?

Aslında birçok çalışan kadına göre şanslıyım çünkü işlerimi kendim planlayıp yönetebiliyorum. Bana her sabah şu saatte mesain başladı, nerede kaldın diyen bir yöneticim de yok.

Sabah hala birlikte uyanıyoruz, emziriyorum, altını değiştirip oyun oynuyorum ve 9.00’da bakıcısına teslim edip işe yollanıyorum. İşyerinde bir kez süt sağarak kızımın ertesi gün içeceği sütü hazır ediyorum ve akşam 17.00 civarı eve varır varmaz yine emziriyorum. Son öğle uykusundan uyanma saatine bağlı olarak akşam 20-20.30’a kadar da birbirimize yapışık geziyoruz.

Bebek bakımının seni en zorlayan yanı ne?

Zaman zaman yeterince dinlenememekten kaynaklanan yorgunluk hali veya bebek taşımanın getirdiği fiziksel zorluklar. Bilek ve sırt ağrısı son gözdelerim!

En sevdiğin yanı?

Kızımın yeni beceriler kazandığına tanıklık edebilmek! Haftalarca bedenine yapıştırdığı ellerini nihayet keşfedip dakikalarca onları incelemeye başladığını görünce gözlerim dolmuştu!.. Şimdi yaptıkları o günlerdeki becerilerinin yanında benim gözümde roket bilimi neredeyse…

Bugünkü bildiklerini biliyor olsan nasıl hazırlanırdın bütün bu sürece?

Doğuma yine aynı şekilde merakla, iştahla, okuyarak, kurslara katılarak hazırlanırdım. İyi ki iyi ki iyi ki öyle yapmışım, işimi şansa bırakıp doktorum en iyisini bilir deyip sırtımı yaslamamışım.

Bebek bakımıyla ilgili olarak ise bir sonraki adımı hep el yordamıyla buluyorum, bu halimden de şikâyetçi değilim. Büyüklerin itirazlarına inat, kitaplardan okuduklarımı referans aldığım da oluyor, kitaplara ve ultra-post-modern hayatlarımıza inat, büyüklerin bahsettiği “bizim zamanımızda…. yapardık” akıllarına uyduğum da oluyor.

Kitaplar ne diyor, büyükler ne anlatıyor? Var mı paylaşmak istediğin örneklerin?

Başta bana da radikal gelen bir örneği paylaşayım mesela. Büyüklerden hep zamanında bebeklerini çok erken yaşta bez yerine tuvalete/lazımlığa alıştırdıklarını duyardım. Hatta kayınvalidem çocuklarını altı aydan sonra tuvalete alıştırdığını güzel güzel anlatırdı ben de dinlerdim ama benim aklımda çevremden gördüğüm kadarıyla çocukların 2 yaş sonrası tuvalet eğitimi aldığı bilgisi vardı. Pek de kurcalamıyordum bu bilgiyi.

Kızımla evde kaldığım süre boyunca birkaç kez televizyonda bu konuda konuşan uzmanlara denk geldim ve çocuğun yaptığı kakaya el sallayıp “bye bye” demesi, fiziksel ve duygusal olarak hazır olmayan çocukları kaç yaşına gelse de sabırla beklemek gerektiğini falan dinledikçe bazı şeylerin bana garip geldiğini fark ettim. Büyüklerin yöntemini deneyip gözlemlemeye karar verdim. Nehir dört aydan sonra artık günde bir veya iki kez kaka yapar oldu ve ben de o anları daha kolay tespit edebilmeye başladım. 3-4 hafta boyunca gaz çıkarma sesini duyduğum gibi tuvalete koşturdum ve genelde de becerdik bu işi! Şimdi son bir iki haftadır günde iki üç kez belirtileri beklemeden de tutuyorum tuvalete ve yapıyor yapacağını bizim bücür!

Nasıl devam edecek bu süreç?

Elbette bezlemeye devam ediyorum, yakın zamanda bezsiz yaşama geçeceğiz gibi bir hırsım veya beklentim de yok. Ancak kızım son haftalarda kakasını bezine sayılı defa yapmıştır. Hem pişik derdi azalıyor, hem de bizim yavru tuvaletin ne işe yaradığını bir şeylerden ayrı kalma sendromunu yaşamadan öğrendi gibi geliyor bana.

Sonradan araştırınca İngilizce’de “elimination communication ya da natural infant hygene” (bebeğin tuvalet ihtiyacına ilişkin gösterdiği belirtileri gözlemleyip ona göre hareket etmeyi öngören) terimleriyle ifade edilen anlayışa rastladım. Konuyla ilgili kitaplar yazıldığını ve gelişmekte olan dünya ülkelerinin bir çoğunda bu pratiğin yüzyıllara dayandığını, batı medeniyeti her sene daha büyük boyu üretilen süper emici bezleri hayatımıza sokmadan önce lafı dahi edilmeden bebeklere daha birkaç haftalıkken bu şekilde bakıldığını öğrendim.

Önerilen bebek gelişimi üzerine kitapları da okumaya çalışıyorum ve çok da faydalanıyorum ama bu pratikten hareketle bundan sonra büyüklerin anlattığı tecrübeleri de kesinlikle tahlil etmeden kulak arkası etmeyeceğim diyebilirim.

Taze anne olarak neler önerirsin senin geçtiğin yoldan geçeceklere?

Kendi yollarını bulmalarını…

Bundan sonra neler bekliyor seni sence?

İyi ki bu sorunun cevabını bilmiyorum. Heyecanla bekliyorum!

**

Çiğdem’e öncelikle gebelik günlüklerimin, şimdi de bu sohbetlerin bir parçası olduğu için çok teşekkür ederim. Haftaya devam edeceğiz… 

5 yorum

  1. çok güzelsinizzzz!!! :)))) maaşallah!! allah nazarlardan esirgesin. tüm gebelik yazılarını okuduğumuz, bildiğimiz üzüm kızın doğmuş da büyümüş fotolarını görmek çok keyifli oldu gerçekten 🙂 bu söyleşi şekline de ihtiyaç varmış demekki… teşekkürler.

    duble anne

  2. yasamnotlarim

    Çiğdemmm, Çiğdemmm,

    Vallahi geçenlerde aklımdaydın, ne güzel gebelik günlüklerin okuyordum şimdi haberini alamıyorum meslektaşım diye hayıflanıyordum, işte karşıma çıktın yine. Bu söyleşiyi okumak beni çok ama çok mutlu etti. Ne güzel kendi yolunuzu çizmişsiniz, iyisiyle kötüsüyle, soruyla kolayıyla bir akışa tutturmuşsunuz tıpkı benim gibi… Çok duygulandığımı bilmeni isterim. Minik üzüm maşallah çok tatlı, dilerim güzelliklerle dolu olsun hayatı !

    Sevgilerimle meslektaşım !

    • Çiğdem-Üzüm

      Sevgili meslektaşım,
      Sen de mütemadiyen aklımdasın bilesin. Seni hep Levent çarşıda kızıyla gezinen çıtı pıtı bir kadın olarak canlandırıyorum gözümde:) Hala o civardaysan bir gün görüşelim; ben bu blog sayesinde çok güzel dostlar edindim, neden devamı gelmesin ki?
      ocak.cigdem@gmail.com
      Güzel yorumların için de çok teşekkürler.
      Sevgiler,
      Çiğdem

  3. Incir'in Annesi

    Ne olup bittigini bilsem de tipki gebelik gunluklerinde oldugu heyecanlanarak, istahla okudum roportajinizi. Cok guzel anne oldu benim canim, yavrusu da baldan tatli. Oh mis gibi kucakladim kendisini gecen hafta bol bol. Bebegi sevmeyi de ozlemisim:) Bir de yuzume “sissst anne bu kadin n’apiyor?” diye bakmasi yok mu?

    Gebelik gunluklerinden sonra cok guzel oldu bu yeni bebekli hayat roportajlari. Digerlerini de bekliyoruuuuz.

    Sevgiler

  4. çook güzel bir söyleşi olmuş gerçekten.yeni anne olacaklar mutlaka okumalı.herkesin anneliği farklı oluyor gerçekten.ben de kitaplardan okuyup iyi anne olunabileceğini sananlardandım ama aynen sizin dediğiniz gibi eskilerin gelenekleri ile bizim post modern bilgileri harmanlayıp kendi yolunu buldum sonunda.teşekkürler paylaşımlarınız için.