9 Yorum

Johnson’s Baby ile Bebek Sohbetleri – Pelin & Ege

Johnson & Johnson’la Bebek Sohbetlerinde geçen hafta Çiğdem’i konuk etmiştik. Bu hafta sıra Pelin’de…

Sömestr tatilindeki İzmir seyahatimizde Pelin’le bir araya gelme fırsatı elde etmiştik. Küçücük, pıtı pıtı, “yaşlı teyze”lerin görse “Ay bunu sen nasıl doğurdun?” diyeceği şirin, heyecanlı, “İzmirli”nin hakkını veren güçlü bir kadın Pelin. Şimdi, aşağıdaki sorulara verdiği yanıtları onun sesiyle okumak benim için ayrı keyif oldu.

PelinleElif

***

Uzun bir aradan sonra tekrar hoş geldin Pelin. Gebelik Günlüğü’nü takip etmek çok keyifliydi.
Evet benim için de harika bir tecrübe oldu bu. Hem de çok tatlı bir anı. Sana ve tüm okuyuculara çok teşekkür ederim tekrar.

Doğum hikâyeni paylaşmıştık daha önce ama yine de bize hatırlatır mısın? Ne zaman, kaç haftalıkken doğdu bebeğin?
15 Temmuz 2013 sabah saat 8.45’te tam 39+0 iken doğdu Ege. Sezaryen doğum yaptım. Normal yolla doğurmayı çok istemiştim ama bebekken geçirdiğim iki kalça çıkığı ameliyatı ve ardından gelişen omurga eğriliği nedeniyle, normal doğum yanlısı olmasına rağmen, doktorum risk almak istemedi. Allahtan çok rahat bir doğum süreci yaşadım. Korktuğum ameliyat komplikasyonlarının hiçbiri gelişmedi çok şükür. Dikişlerim problemsizdi. Sabah doğurdum, saat 14.00’te ayaktaydım. Sık sık ayağa kalkıp yürümem süreci daha çabuk atlatmamı sağladı. Doktorumun da bunda payı büyük elbette. Ertesi sabah da taburcu oldum. Çok çabuk iyileştim diyebilirim.

Hepimizin kafasında beklentiler, hayaller, planlar oluyor doğumla ilgili… Senin beklentilerinle gerçeği karşılaştırdığında nasıl bir tablo çıkıyor ortaya?
Gebeyken ve hatta daha öncesinde senin blogunu, eski yazıları, diğer annelerin tecrübelerini çok okumuştum. Başka başka bloglarda da çok doğum ve doğum sonrası tecrübesi okudum. Kendimde normal doğum yapacak gücü ve hevesi hissetmiştim ama olmadı. Önemli olan bebeğimin de benim de sağlıklı olmamız, yapacak bir şey yok.

Öyle tabii…
Doğum sonrasıyla da ilgili öyle çok ve değişik tecrübe okudum ki, hep “benim de başıma kötü şeyler gelecek” diye düşünüp durmuştum. Özellikle sezaryen yapan bir arkadaşımın anlattıkları, çocukları 5 yaşına geldiği halde ameliyat hatasından dolayı hâlâ çektiği sancıları, beni korkutmuştu. Olumlu düşünmeye çalıştım, ama kötü şeyler olsa, hayal kırıklığı yaşamayacaktım, o durumdaydım. Ama neyse ki çok çok güzel bir süreç yaşadım. Doğum öncesi, doğum sırası ve sonrası, hâlâ gülümseyerek hatırladığım, benim için dünyada yaşadığım en güzel zamanlardır.

İlk günler nasıl geçti?
İlk günler çok güzeldi. Sonunda beklediğim bebeğime kavuşmuştum, çok mutluydum. Tek problemim, bir türlü bebeğimi doyuracak kadar, onun ağlamasını kesecek kadar çok sütümün gelmemesiydi. Doktoruma kontrole gittiğimizde hemen bir pompa alıp hem emzirip hem sağmamı söyledi. Doğumdan hemen sonra ihtiyacım olacağını zannetmediğim için henüz pompa almamıştım. Bebeği anneme bıraktık, hemen eşimle gittik aldık ve sağmaya başladım. Ama 10-20 ml ancak çıkıyordu, bu da moralimi bozuyordu. Doktorumuz sarılığının çabuk geçmesi ayrıca Temmuz sıcaklarında bebeği susuz bırakmamak gerektiğini söylediği için mama takviyesine başladık. Önce her iki memeden emziriyordum, üstüne de mama veriyordum. Ancak doyup uyuyordu. Bu sırada da meme uçlarım çatlamıştı ve inanılmaz acıyordu. Dikişlerimden çok bu çatlak meme uçlarımla sorun yaşadım yani.

En çok kimden destek aldın bu süreçte?
Destek olmadan bu süreci atlatmak çok zor. Lohusalık, hem ruhen hem fiziksel olarak insanın çok zor şeyler yaşadığı bir dönem. Benim lohusalık sendromu yaşamadan mutlu mesut bebeğimle ilgilenmiş olmam, şanslıyım ki çok desteğim olmasından kaynaklanıyor. Ailem uzakta yaşıyor, maalesef aynı şehirlerde değiliz. Ama ablam oğlunu aldı geldi, annemle babam da geldiler bir ay bizde kaldılar. Ev kalabalıktı ama herkes benim çevremde pervaneydi. Her öğünde yiyeceğim yemekler itina ile hazırlanıyor, tepsiyle ayağıma geliyordu. Bu arada internetten süt artırıcı gıdaları araştırıyor, yemekleri ona göre yapıyorlardı. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmadılar yani, sağ olsunlar. Ben sadece ya Ege’yi emzirdim ya uyuttum, ya da kendim uyudum bu sürede. Ablam da annem de sürekli bana moral verdiler. Ayrıca Ege’yi geceleri 12.00 veya 01.00 gibi uyandığında, ben uyuyayım diye eşim besledi. Zaten ilk günden beri altını da değiştirir, besler de. Onun da çok desteği oldu sağ olsun. Bir de sürekli “annelik sana çok yakıştı”, “çok güzel bir anne oldun”, “sen bu işi çok iyi kotardın”, “sanki üçüncü çocuğunu doğurmuş gibisin, hiç acemilik etmiyorsun çok iyisin” gibi şeyler söyleyerek moralimi de yükseltti. Moral çok önemli lohusalıkta.

Ya emzirme?
İşte benim en çok zorlandığım konu. Diğer şeyleri okuyarak biraz öğrenebiliyor insan. Ya da ne bileyim, alt değiştirmeyi yeğenimin bebekliğinden filan biliyordum. Ama emzirmek ilk kez yaptığım bir şeydi ve ben bunu beceremiyordum. Sütüm yeterince gelmiyordu ve meme uçlarım, bebeği doğru tuttuğum, memeyi doğru kavrattığım halde çatlamıştı, çok acıyordu. Her emzirme benim için işkence gibiydi. Emzirdikten sonra krem sürüyordum, daha iyileşemeden bizimki yine emmek istiyordu. İlk 2-3 hafta çok zorlandım. Sonra sonra alıştım. Hem bebeğin memeyi tutmasını daha kolay sağlıyordum hem ben bebeği nasıl tutarsam daha rahat olurum onu öğrendim. Meme uçları da alışıp kendine geldi, yaraları azaldı. Ondan sonra emzirmek daha normalleşti ve benim için inanılmaz bir keyfe dönüştü. Bebeğimle aramızdaki muhteşem bağı sağladı.

Ne güzel…
Evet, emzirmeyi çok seviyorum, çok mutlu oluyorum emzirirken. Anne için en büyük tatmin budur sanırım, bebeğini besleyebiliyor olmak. İnşallah Ege emmek istediği sürece emzirmek istiyorum, en azından 1,5-2 yaşına kadar. Zaten inat ettim mama takviyesini kaldıracağım diye, 2,5 ay içinde sütümü artırmayı başardım ve ek gıdaya başlayana kadar sadece anne sütüyle besleyebildim oğlumu.

Bu süreçte başka zorluklar yaşadın mı?
Evet. Sanırım yapısal bir şey, kimi insanda hiç olmuyor ama benim bugüne kadar tam 7 kez süt kanallarım tıkandı! O kadar blog, o kadar yazı okuyan ben, doğum öncesi bununla ilgili hiç bir şey okumamışım. İlk yaşadığımda, gecenin bir yarısı uykudan acıyla uyandım ve sabaha kadar acıdan uyuyamadım, hem ağladım hem emzirmeye ve sağmaya çalıştım ama nafile. Sonra hemen internette araştırdım ve sıcak kompresin (sıcak suyla ıslatılmış temiz bir bezle kompres yapmak veya dayanabileceğiniz kadar çok sıcak suyla duş), sık emzirmenin, kenarlardan ucuna doğru sağma hareketi gibi masaj yapmanın faydalı olduğunu öğrendim ve bunları uygulayınca 12 saat içinde açıldı. Sonrasında da zaten tecrübe kazandım artık acıyla uyanırsam ne yapmam gerektiğini biliyorum.

Gelenek göreneklerle aranız nasıl? Nasıl kutladınız bebeğin gelişini?
Ailem, akrabalarım İzmir’de yaşamadıkları için, eşimin annesini de doğumdan dört ay sonra kaybettiğimiz için (doğumdan iki ay önce hastaneye yatmıştı ve hep hastanedeydi bu süre boyunca) bu tip eğlenceler yapmadık. Bizim ilk ziyaretimiz Ege 8 günlükken hastanede babaanneyi görmek oldu. Torununu çok zorlukla da olsa bahçeye inerek görebildi.

Başınız sağ olsun… Ne zor ikilemler bunlar ve nasıl da “hayat işte” dedirtiyor. Bir yanda doğumlar, bir yanda ölümler… Peki, nasıl vakit geçiriyorsun Ege’yle?
İlk zamanlar ikişer saatlik rutinlerle yaşıyorduk. Emzir-gazını çıkar-uyut-altını temizle-biraz evin içinde gezin-sonra başa dön. Sonra uyku ve uyanıklık süreleri artmaya başlayınca daha kolaylaştı işler, çok sıcak olan öğle saatlerinde evde oyunlar oynadık öğleden sonraları sling’ine attığım gibi dışarı çıktım. Hemen hemen her gün çıktık. Ege’ye de bana da çok iyi geldi bu yürüyüşler. Ben işe başlayıncaya kadar da aynen devam ettik. Çok soğuk ve yağmurlu havalar dışında, en azından evimizin önündeki parka indik.

JJ_Pelin

Sen de slingci’sin?
Evet, bir ay öncesine kadar pusetimiz yoktu bile, evimiz küçük olduğu için almamıştık. Fakat Ege artık ağırlaştığı için uzun süreli yürüyüşlerde puset gerekiyor. Sling’le ilk 6 ay çok güzel idare ettik, hatta iyi ki puset almamışız, kullanmazmışız. Hâlâ kısa mesafelerde eşim de ben de sling tercih ediyoruz, pratikliğinden ötürü. 3 çeşit sling’imiz var desem, ne kadar sevdiğimizi anlatabilirim sanırım.

Sling kullanmak da biraz dövme yaptırmak gibi, değil mi? Bir başladın mı, her türlüsüne sahip olmak istiyorsun! Peki, uyku süreci nasıl gidiyor? Bir düzen oturtabildiniz mi?
Tam bir düzen sayılmasa da yine de oturttuk diyebilirim. Ama hâlâ kendi kendine uyumuyor Ege. Gece uykusuna, emzirirken dalıyor. Gündüzleri ise bakıcısı ayağında sallayarak uyutuyor. Asla ayakta sallamayacağım derdim ama maalesef başka türlü uyumadı.

Asla asla deme, hele annelik söz konusu olunca! Nasıl uyuyor? Sizinle mi? Odasında mı?
Emzik de almadığı için başka türlü beceremedik uyutmayı. Aslında ilk günden beri kendi yatağında uyuyor, gündüz uykularında bile, kucağımda uyusa gidip yatağına yatırdım. Uyku eğitimi vermek istiyorum ama şu anki evimiz çok küçük, Ege’nin odası yok. Salonun bir köşesine kurduğumuz park yatağında yatıyor. Daha geniş bir eve çıkınca Ege’ye oda yapacağız ve o zaman uyku eğitimi ile kendi kendine uyumayı da öğrenmesini umuyorum.

Gün içindeki uyku dağılımı nasıl Ege’nin?
Genelde gece 10,5-11 saat, gündüz de 3 saat 45 dakika kadar uyuyor. Akşamları ben işten 18.30 gibi geliyorum, Ege de genelde 19.30 gibi emerek uyuyor. Sonra 22.00-23.00 ve 03.00-04.00 civarlarında 2 kez uyanıp, emerek tekrar uyuyor. Acıktığı için değil de alıştığı için uyandığını sanıyorum ama olsun. Zaten gündüzleri emziremiyorum o yüzden gece kalkıp emzirdiğime mutlu oluyorum. O emmezse sütüm azalır diye korkuyorum çünkü. Sağmak, emzirmekle aynı verimde olmuyor.

Benim doktorum “6 ay oldu, yatmadan hemen önce emziriyorum ama bu hala geceleri uyanıyor!” diye söylendiğimde “Gece yatmadan önce değil emzirmek, çimento da yedirseniz yine uyanır çünkü acıktığından değil, sizi istediğinden uyanıyor” demişti. Başa gelen çekilir, ne yapalım!
Öyle, evet. Sabahları da genelde 06.00 veya 06.30 gibi uyanıyor. Sonra 09.30’da 1,5 saat, 13.00’de 1,5 saat ve 16.30’da 45 dakikalık uykularına yatıyor. Günde 3 uyku uyuyor. Ben işe başladıktan sonra günde 2 uykuya düşürmek istedik ama olmadı. Uzun 2 uykudansa 3 uykuyu tercih ediyor Ege. Ben de bıraktım, istediği kadar böyle uyusun.

Uyku öncesi rutininiz var mı?
Bu rutin meselesini neyse ki doğumdan önce okuduğum bloglardan öğrenmiştim. Nasıl da önemli bir şey olduğunu biliyordum. O yüzden daha doğumdan önce kafama koymuştum nasıl bir rutin yapacağımızı. Ege’nin göbeği sekizinci gününde düştükten sonra her gün yıkadık (Sadece 23 günlükken sünnet ettirmiştik, o zaman beş gün ara verdik). Tabii ki ilk 1,5 ay boyunca uyku düzeni olmadığı için bütün gün uyuyup gece 10’da veya sabah üçte gün başlamış gibi uyanıyordu Ege. 45 günlükken annemlerin yazlığına gittik. Orada temiz deniz havasının etkisiyle ve annemin de yardımıyla bir düzen oluşturduk. İki ay öncesine kadar da aynen devam ettik: Akşam 19.00 gibi banyo, sonra masajlı bakım (yağlar, kremler), pijama giyme bu esnada ninni, sonra da emme ve uyuma.

Sanki bir şey oldu bu arada?
İki ay önce doktor değiştirdik ve yeni doktorumuz, öncekinin fark etmediği bir şey fark etti: Ege’de egzama vardı! Benim “hafif kızarıklık” ya da “doğumdan kaynaklı cilt problemleri” sandığım şeyler meğer egzamaymış. Egzamayı da yıkamak, yani cildin kuruması tetiklermiş. İlk iş, her günkü banyomuzu yasakladı, haftada bire düşürdü (oysaki Ege de çok seviyordu banyoyu, suyu). 3 doz steroid iğne verdi ve kortizonlu bir krem. Ayrıca nemlendirici kremler. Neyse ki şimdi durumu epey düzeldi, kortizonlu kremi zaten kısa süre kullandık, cildi inceltici etkisi olduğu için iki gün kullanıp üç gün ara veriyorduk. Şimdi sadece ara sıra tekrar egzamalı bölge olursa sürüyoruz bir kez. Her sabah ve her akşam nemlendirici krem sürüyoruz. Yeni uyku rutinimiz de böyle. Önce alt değişiyor, sonra kremler sürülüyor, pijamasını giyiyor, bu esnada ninnisini dinliyor, sonra emiyor ve uyku.

Ek gıdaya geçtiniz mi peki?
Ek gıdaya Ege 5,5 aylıkken geçtik. Evde olacak olsaydım 6 ayını beklemek isterdim ama tam 6 aylık olduğunda işe başlayacaktım. Bu yüzden ek gıdaya alıştırma sürecini bakıcıya bırakmak istemedim, kendim yapmak istedim. Zaten Ege’nin doktoru da kilosu yeterli olduğu için başlamamızda bir sakınca görmedi.

İşe ne zaman döndün?
Ege 6 ay 5 günlük olduğunda işe başladım. Sabah 7’de evden çıkıyorum akşam 18.30’da dönüyorum. Manisa’dan her gün kendi imkânlarımla git-gel yapmak çok zor olacağı için (normalde servis var) süt izinlerimi toplu kullandım ve bir de geçen senelerden biriktirdiğim epey yıllık iznim vardı onları kullandım. Hiç değilse 6 ay bebeğimin yanında olabildim. Bu yüzden 3,5 ayda dönmek zorunda kalan annelere göre şanslıyım.

Ege’ye kim bakıyor?
27 yaşında, daha önce anaokulunda çalışmış çok tatlı bir ablamız var. Allah gönlüme göre verdi diyebilirim, tam da böyle birini arıyordum. Ege’nin uyku saatlerine, yediklerine çok dikkat ediyor. Diğer zamanlarda da bir sürü çocuk şarkısı söylüyorlar ve oyunlar oynuyorlar. Ege mutlu, ben mutlu!

JJ_Pelin2

Bebek bakımının seni en zorlayan yanı ne?
İşe başlayana kadar 7/24 beraberdik ve bazı günler sürekli onu oyalayacak bir şeyler bulmakta zorlanıyordum. Sürekli onunla konuşmak, sürekli mimikler yapmak yüzümü şekilde şekle sokmak bazen yorucu oluyordu hakikaten. Şimdi hem hafta içi özlediğimden hem de artık büyüdüğü için, yapacak daha çok şey buluyoruz hafta sonları.

Aaa, bir de ilk zamanlar neye ağladığını bir türlü anlayamıyordum, ona çok üzülüyordum.

En sevdiğin yanı?
Her gün yeni şeyler öğrenmesi, ona öğretmek için tekrarladığım şeyleri bir gün birdenbire öğrenmiş olduğunu fark etmek! Bu çok keyifli gerçekten de. Yeni bir şey yaptığında bir de kocaman gülümseyip alkış bekliyor ya, o hallerine bayılıyorum!

Bugünkü bildiklerini biliyor olsan nasıl hazırlanırdın tüm bu sürece?
Mama ölüm değil, mama vermek bebeğe zehir vermek değil elbette. Ama yine de bugünkü aklım olsa, Ege’yle tam bir emzirme kampına girer, mamayı çok daha az vermeye çalışırdım. Aslında benim lohusalık dönemim bir nevi emzirme kampı gibi geçmiş, bunu şimdi anlıyorum ama keşke mamadan kesmek için 2,5 ay uğraşmak zorunda kalmasaydım. Belki 1-2 haftada da bunu halledebilirdim, yoğun bir kampla.

İlk dönemde etraftan aldığın en iyi tavsiye neydi sence?
Ege her ağladığında alıp “emzir kızım” diye elime tutuşturan annem ve ablam, bu sayede sütümün de artmasını sağladılar bence.

Pişman olduğun, keşke yapsaymışım/yapmasaymışım dediğin bir şey var mı?
Kundak kullanmadığıma pişmanım. Bebeklerin ilk doğduklarında bazı yenidoğan refleksleri oluyormuş. Uyurken, kollarını birden hızla sallayıp kendilerini uyandırıyorlar.

Evet, Moro refleksi…
Bunun için kollarını az da olsa tutan bir şey olunca daha güzel uyuyorlar. Kundak, kulağa çok “eski kafalı” geliyor. Halbuki, bizim bebekliğimizde bebekler asker pozisyonuna sokulur, o şekilde sıkı sıkıya kundaklanırmış, zararlı olan o. Bugünün kundakları, bebeklerin, içinde ideal pozisyonda durdukları, sadece ellerini kollarını refleks olarak sallayıp kendilerini uyandırmalarını engelleyen esnek kundaklar.

Kesinlikle… Ki, bazı bebekler sarılıp sarmalanmayı gerçekten seviyorlar. Derin öyleydi mesela, kundağın çok faydasını gördük biz…
Gebeyken bunu araştırıp öğrenmemekle hata etmişim. Sonradan battaniyelerle veya çarşaflarla sarmalayarak uyutmak zorunda kaldım Ege’yi, sonra da büyüdü zaten. Yeniden doğuracak olsam, alışveriş listemde kesinlikle kundak olur.

Asla duymak istemediğin cümleler?
Kesinlikle “üşür o çocuk, üşür!” ve “aç bu çocuk!”. 40 derece İzmir sıcağında kısa kollu bir badiden başka bir şey giydiremediğim bebeğe bakıp bakıp “üşütüyorsun çocuğu çorap giydir, ceket giydir” diyen tiplere gıcığım. Hâlâ da bitmediler, bebek bakımından zerre anlamayan, kendi çocuğuna Allah bilir göz ucuyla bile bakmamış koca koca amcalar bile benim çocuğumu nasıl giydireceğime karışma yetkisi görüyor kendinde. Geçenlerde eşim “Ben anladım ki bu çocuk bizim değil, kamu malı Türk toplumunda!” dedi.

Tabii bir de gebelikten beri her daim duyduğum klasik bir söz daha, “bunlar daha iyi günlerin, sen bekleeee!”. Nasıl bir duyguysa bu, karşısındakinin daha kötüsünü yaşayacak olmasından garip bir zevk alan insanlarımız var!

Taze anne olarak neler önerirsin senin geçtiğin yoldan geçeceklere?
Kesinlikle içlerinden geldiği gibi davranmalarını! İlk bebeğimiz de olsa bir annelik içgüdüsü var biz kadınların, ve bu herkesin kendi bebeği için doğru işliyor bence. Annelerinin kayınvalidelerinin eltilerinin teyzelerinin çevredeki kadınların elbette dediklerini dinlesinler, akıllarına yatan şeyleri içlerinde bir yere “vakti gelince kullanmak üzere” kaydetsinler. Ama sonunda yine kendi kararlarını uygulasınlar. Kimseye kızmaya, cevap vermeye yetişemezler, çünkü laflar sözler hiç bitmiyor. Enerjilerini ona harcamak yerine “Hımm evet tamam öyle yapayım” desinler, sonra kendileri ne isterlerse onu yaparlar zaten. Kimseyle ağız dalaşına girip stres olmaya gerek yok. Stres sütü de olumsuz etkiliyor.

Bir de doğumdan önce ayarlayabilirlerse, mutlaka anne-abla-teyze-eş-dost-komşu kimden olursa olsun, lohusalık dönemi için destek olacak kişiler ayarlasınlar. Bunu gurur yapmamak gerek, “ben kimseye minnet etmem, kendim hallederim” dememek gerek. Sonuçta bu yardımı kendileri için değil bebekleri için isteyecekler. Hiç olmadı parasıyla bir yardımcı tutulabilir. Gerekirse bunun için ta gebelikten bir bütçe ayırsınlar. Bebeğin nasıl olsa ilk 6 ay yatmayacağı odasındaki mobilyalara para yatırmak yerine buna para ayırsınlar. Lohusanın her fırsatta uyuması, düzgün beslenmesi, yemesi içmesi ve emzirmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde lohusalık sendromunu hafif atlatması ve sütünün çok gelmesi mümkün olabiliyor bence.

Bundan sonra neler bekliyor seni sence?
Bundan sonra gittikçe zorlaşan ama bir o kadar da keyfi artan zamanlar bekliyor bence. Oğlumun yürümesini, konuşmasını, birlikte oyunlar oynamayı, okula gitmesini yani büyümesini, tüm o süreçleri heyecan ve sabırsızlıkla bekliyorum. Ama her yeni aşama yeni dertler ve zorluklarla gelecek, bunu da biliyorum.

**

Pelin’e öncelikle gebelik günlüklerimin, şimdi de bu sohbetlerin bir parçası olduğu için çok teşekkür ederim. Johnson’s Baby ile Bebek Sohbetlerinin tümünü buradan okuyabilirsiniz. Haftaya Deniz M. ile devam edeceğiz… 

 

9 yorum

  1. Incir'in Annesi

    Masallah size. Analarinin karninda maceralarini okuduklarimizi salincakta falan sallanirken gormek ne de guzel oluyor.

    Sevgiler

  2. adaşım benimmmm! daha dün gibi “pelin’in gebelik günlüğü” başlığını görmem ve isim benzerliği ve benim şüphelerimin üstüste gelmesi nedeniyle ufak bi şok yaşamam! 🙂 ya zaten blogundan ve yazışmalarımızdan anneliğini biliyodum ama bu röportajı da okuyunca bu annelik işini on numara kotardığına iyice kanaat getirdim! aferin aferin bilirkişiyim ya ben takdir edeyim seni! 😛 🙂

    ayy neyse şekerim ben konu sen olunca nerede olursan ol kısa yorum yazamıyorum gördüğün üzere! seni ve ege kuzumu bolca öperim ve “bunlar daha iyi günlerimiz!” der kaçarım! 🙂

  3. Adaşımmmm! Çook teşekkür ederim 🙂 Hep uzun yaz sen, her zaman bana moral veriyorsun söylediklerinle 🙂
    Ayrıca bence sen de süper annesin! Seni öper, Arin adamımı da öper koklarım 🙂

  4. çok keyifli bir sohbet olmuş. biz zaten birbirimizi kendi şahsi bloglarımızdan da takip ediyoruz aslında, ama blogcu anne sayesinde tanıştık 🙂 ne güzel de oldu. tekrar teşekkürler… 🙂
    duble anne

    • Evet bence de çok güzel oldu. Ben de ikizleri takip etmekten büyük keyif alıyorum. Ayrıca Bursa’da üniversite okuduğum için çok özlüyorum, bende ayrı bir yeri vardır. Seni de o yüzden daha çok merak ediyorum 🙂

      Çok teşekkür ederim güzel yorumların için 🙂 Sevgiler!

  5. Lohusaya ekmek kadar su kadar gerekli ”Ne güzel bir anne oldun” ya da ” Annelik sana çok yakıştı” cümleleri. Aferin eşinize. Çok takdir ettim. Hemen ikinciyi düşünün:)

    • Çok teşekkürler 🙂 Zaten çocukların oldum olası çok severdim, şimdi daha da çok sever oldum. Valla ben istiyorum ikinci çocuğu, ne yalan söyleyim. Hatta ilk başlarda “bir de kızım olsa fena mı olur?” diyordum ama şimdilerde “kız-erkek ne farkeder, ben bir çocuğa daha anne olmalıyım” diye hissediyorum. Ama eşim üçüncü çocuğu kaldıramayacağını söylüyor, onun bir de kızı var ya zaten. Bakalım, kısmet…Belli olmaz bu işler.