6 Yorum

Johnson’s Baby ile Bebek Sohbetleri – Deniz ve Güneş

Johnson & Johnson ile Bebek Sohbetleri’nde Çiğdem ve Pelin’den sonra sıra Deniz M. var.

Deniz benim liseden arkadaşım. Benden bir küçük dönemdeydi Tarsus Amerikan Koleji’nde… Ha, liseden beri görüştünüz mü diye sor? İzmir’deki Pelin’le görüştük, Gaziantep’teki Elif’in baklavasını yedim ama ama Deniz’le şu şehr-i İstanbul’da bir araya gelemedik – henüz. Biliyorum, o günler yakın…

-o-

Yeniden hoş geldin Deniz! Hamilelik ve doğum süreçlerini birlikte yaşadık ama yine de bize hatırlatır mısın? Ne zaman, kaç haftalıkken doğdu bebeğin?
15 Ağustos 2013’te, 39. haftamın dolduğu gün, sezaryen doğdu Güneş’im.

Evet, hatırlıyorum, doğum günümdeydi!
Evet! 13 Ağustos’ta nişanım geldi ve sancılarım başladı. Ama bir gelip bir giden sancılarım ve çok yavaş ilerleyen açılmalarım sebebiyle ikinci günün sonunda doktorum beni binbir dil dökerek (ve de hatta epey bi korkutarak) sezeryana ikna etti.

Hepimizin kafasında beklentiler, hayaller, planlar oluyor doğumla ilgili… Senin beklentilerinle gerçeği karşılaştırdığında nasıl bir tablo çıkıyor ortaya?
Sağlıkla Güneş’ime kavuştuğum için çok mutlu ve minnettarım tabii. Ne doğum sırasında, ne de sonrasında, ne ben ne de Güneş hiçbir sıkıntı yaşamadık çok şükür. Ama normal doğuramamış olmak, sezaryen olmak, içimde muhtemelen ömür boyu sızlayacak bir yara. Keşke başta eşim, hatta ailem ve tabii doktorum, normal doğurmamı destekleselerdi, beni bu kadar korkutmak yerine biraz yüreklendirselerdi de ben de her koşula rağmen daha ısrarcı olabilseydim normal doğurabilmek için.

İlk günler nasıl geçti?
Salya sümük! Tarifsiz bir mutluluk ve şaşkınlıkla durup durup ağladım. Bir yandan yüzümden gülümseme eksik olmazken bir yandan süzülüverdi yaşlar yanaklarımdan. Bir de ben çok sevdim o hastanenin de evin de dolup dolup taşmasını, kapının önünün hiç boş kalmamasını, çiçekleri koyacak yer bulamamayı, gelenle gidenle en rezil en mahrem hallerimde bile sohbet etmeyi.

JJ_Deniz

Ne güzel!
Hiç yadırgamadım gelen gidenin yanında olur olmaz zamanlarda mememi açmayı da, üzerimdeki çarşafın altında çamaşırsız ve hatta sondalı olmayı da, yüzümü gözümü yıkamamış olmayı da, saçımın deli kızlar gibi dağılmış halini de. Ne esirgedim bebeğimi dostlarımızdan nazar korkusundan, ne de ben eksik kaldım misafir ağırlamaktan. Paylaştıkça çoğalan bir mutluluktu o ilk günler benim için.  Sağlığım da elverdiği için hiç zorluk çekmedim bu koşuşturmadan desem yeridir.

Sezaryen sürecini kolay atlattın mı?
Evet, ameliyata rağmen ilk günden ayaklandım ve ortalıkta koşuşturmaya başladım. Dünyanın ennn büyük mucizesine tanık olmuştum ve herkes de görsün ki beni inandırsın istedim bi yerde belki de. Hastaneden eve geldiğimiz gün evde 10 kişi yemekli misafirimiz vardı. Ertesi gün de 6 saat süren fotoğraf çekimleri. Üstelik o tarifsiz sıcağa ve günde bir saati geçmeyen uykuya rağmen. Büyük delilik farkındayım, ama şimdi olsa yine aynı şeyi yaparım. Pişman değilim!

En çok kimden destek aldın?
Eşim sağ olsun çok destek oldu. Nerdeyse emzirme dışında her şeyi yaptı. Hala da yapıyor. Hatta geceler boyu ben emzirirken nöbet tuttu başımda, uyuyup kalıp da bebeğimizi düşürmeyeyim, nefessiz bırakmayayım diye. Üstelik de hem hamileliğimin son günlerinde hem de doğumu takiben ilk 1 hafta 10 gün işinden zaman ayırıp sürekli yanıbaşımda olarak. Ama ondan da öte bir yardımcım vardı ki hakkını ödeyemem: Annem. O olmasaydı hayat nasıl olurdu hayal bile edemiyorum. Akrabalarım, arkadaşlarım, dostlarımız, sağ olsunlar çok kişi bir şekilde destek verdi, hatta inanıyorum rahmetli kayınvalidem yanımızda olabilseydi o da desteğini esirgemezdi ama yine de hepsinin toplamı annem edemez. Annem elim ayağım kolum bacağım oldu ilk 40 gün! Hem becerikli bir hatundur kendisi, hem 50’lerinin başında gencecik enerjik ve pek heyecanlı bir anneanne,  hem de doktor! Üstelik beni bu dünyada en iyi tanıyan insan! Sağ olsun neredeyse iki ay boyunca eve yardımcı bile almadan tek başına yedirdi, içirdi, temizledi, ağırladı, gece gündüz hem Güneş’le hem de benimle insanüstü bir enerjiyle ilgilendi. Eşimle beraber çok iyi bir ekip oldular. Ben de prensesler gibi ağırlandım özetle.

Allah annelerimizi başımızdan eksik etmesin, ben de aynı şekildeydim annemle. Canım. Peki, emzirme maceranızdan bahsetmek ister misin?
Emzirebilmek en ama en çok istediğim ve eksikliğinin en çok korkusunu yaşadığım şeydi. Sütüm gelmez korkusuyla sezaryen bile olacak olsam doğumun kendi kendine başlamasında çok ama çok ısrarcı oldum. Çok şükür ilk günden beri hiç sorun yaşamadan emziriyorum Güneş’imi. Hem de büyük bir mutlulukla. Hatta Güneş doğumu takip eden üçüncü gününde, kilo vermek yerine kilo almaya bile başlamıştı doktorumuzu bile şaşırtarak. Yine bu sebepten olsa gerek, sarılığı bile çok hafif atlattı, değerleri yükselmedi bile desem yeridir. Maşallah kilosu da yaşıtlarının ilerisinde şimdiye kadar.

Özel bir gayret gösterdin mi emzirme konusunda?
Hamileliğim boyu emzirme ve süt artırımı konusunda her bulduğum kaynağı okudum. Ama tabii ilk günler yine de epey bi tedirginlik yaşadım. Onca ön çalışma o tedirginliğimi atmaya yetemedi. Annem sağ olsun yılların tecrübesiyle çok yardımcı oldu emzirmeme. Bir de bir tanıdığımızın çok hayra geçen bir hediyesi olarak bir emzirme hemşiresi bir günlüğüne evimize gelip destek oldu hastaneden eve gelişimizin hemen ertesinde.

Tabii bunca desteğe rağmen sorun yaşamadım değil. İlk bir kaç hafta öyle acı çekiyordum ki emzirirken, acıdan gözlerimden yaşlar akıyordu. Göğüs uçlarım açık yara oldu. Ne sürdüysem kar etmedi. Ama ne başlık takmaya yanaştım, ne de sağıp biberonla vermeye. Ağlaya ağlaya emzirdim günlerce. Sonunda da karşılığını aldım. Hem Güneş’im öğrendi sonunda emmeyi, hem de ben öğrendim emzirmeyi.

Neler yedin içtin?
Sütümü arttırmak için öncelikle bol bol su içtim ve şifalı otları kaynatıp içtim. Ne hap, ne hazır çaylar ne de başka bir takviye kullanmadım. Adana’nın “Kaynar”ı vardır, bir nevi “loğusa şerbeti”. Tonlarca tüketmişimdir herhalde. Hatta hala günde 1-2 bardak içiyorum seve seve (Şekersiz haliyle tabii). İçinde tarçın çubuğu, karanfil, zencefil, zerdeçal, havlıcan ve muskat var. Ölüyü diriltir, bizim oraların tabiriyle.

Bilmez miyim?… Hele de üzerinde bol cevizle…
Evet! Bir de yeşilliği soframdan eksik etmedim. Ama sütün olması için de artması için de en temel unsurlar uyku, huzur ve su. Gerisi teferruat bence.

Çözmüşsün olayı, tebrik ediyorum Deniz’ciğim. Peki, gelenek göreneklerle aranız nasıl? Kırk uçurması yaptınız mı mesela?
Çok kitabına uymamış olsa da yaptık biz de kendi çapımızda bişiler. Hastaneden çıkarken bir kurban kesip dağıttık mesela. Bir de eşe dosta sorup öğrendik nasıl olurmuş, ona göre 40’ını evde ailecek uçurduk kendi dua ve dileklerimizle. Ama mevlüt okutmadık, öyle bir âdetimiz olmadığı için.

Nasıl vakit geçiriyorsun bebeğinle? Evde? Dışarıda?
Güneş’im doğduğunun üçüncü gününden beri tam bir sokak kızı! Yollarda teyzelerden sıklıkla duyduğumuz “çıkarılır mı el kadar bebe bu havada dışarı” uyarılarına aldırmayıp sıcak, soğuk, kar, kış, yağmur, çamur, demeden, her gün ama gerçekten her gün dışarı çıktık.

Dışarıya çıkarken ne yapıyorsun? Puset? Bebek taşıyıcısı?
İlk 2 ay wrap, sonrasında da kanguru eşliğinde ve her daim de pusetiyle uzuun uzuun yürüyüşler yapıyoruz kızımla boğazda, sahilde, parklarda, ormanda. Hatta bazen semt pazarlarına gidiyoruz sakin haftaiçi günlerinde, arkadaşlarımla buluşuyoruz kafelerde. Vapura, dolmuşa biniyoruz, karşıya geçiyoruz, sınır tanımadan gözümüzde büyütmeden her yere rahatça gidiyoruz. Ama alışveriş merkezlerine, kalabalık ve kapalı hiçbir mekâna gitmedik, gitmiyoruz. Bu gezmelere öyle alıştı ki Güneş, gündüz vakti evde uyumaz oldu. İlla dışarı çıkacak, temiz hava alacak, tıngır tıngır arabasıyla yol alacak. Yoksa arıza yapıyor ki hem nasıl!

Uyku süreci nasıl gidiyor? Bir düzen oturtabildiniz mi?
İlk 3 ay tam bir kâbustu! Kolik tanımına birebir uyan bir bebekti. Sabahlara kadar, sesi kısılana kadar ağlardı. Onunla beraber bazen ben de tabii. İkinci ayında uyku eğitimi vermeye çalıştık, kitaplardan öğrendiğimiz kadarıyla ama vahşi atları terbiye etmenin daha kolay olacağı kanaatine vardık. Sonunda zamanla sakinleşti ve kendi kendine bir düzen oturttu. Şimdi arada sırada sapsa da (ki onu da öğrendik ki çok normalmiş) bir düzeni var diyebiliriz.

Nasıl uyuyor Güneş? Sizinle? Odasında?
İlk günden beri bizim odamızda ama kendi yatağında yatıyor ve en azından 1 yaşına kadar bu düzeni sürdürmeye kararlıyız. Kendi yatağımıza gece uykusu için hiç almadık, almıyoruz. Ama sabah uyandığında yarım saat kadar oyun oynamak için alıyoruz yatağımıza, ki onlar da günün en güzel anları!

Gün içindeki uyku dağılımı nasıl?
Güneş’in genelde iki-üç saat pil ömrü var! Yani her iki-üç saatte bir kestirme ihtiyacı hissediyor gün içerisinde. Bu da öğleden önce bir, öğleden sonra da iki-üç kez uyuduğu anlamına geliyor. Bu uykular 30-40 dakika da olabiliyor, iki-üç saat de. Artık dönemine göre, kısmet… Gece de çok şükür ortalama bir veya iki kez emip uyumaya devam ediyor.

Uyku öncesi rutininiz var mı?
Bol bol oynayıp yormak dışında pek sayılmaz aslında. Öyle her akşam aynı saatte banyo falan yaptırmıyoruz. Henüz uyku öncesi kitap okuma faslına da başlamadık. Ama yeni yeni alıştığı bir uyku arkadaşı var, “Tavşan kardeş”.

Uyku arkadaşı bir annenin başına gelebilecek en iyi şeylerden biri! Peki, ek gıdaya geçtiniz mi?

6. ayını doldurduğu hafta geçtik. Büyük törenlerle, ailecek bir şölen eşliğinde!.. Eline alıp şapur şupur avokado yedi Güneş. Pek de sevmişe benzedi gerçi ama kendi bir yediyse üstü başı etraf yerler beş yedi!!! Yine de izlemesi çok eğlenceliydi. Avokadoyu takiben enginar, havuç ve anne yoğurdunun da tadına bakmış oldu hafta içerisinde.

JJ_Deniz2

İşe dönmeyle ilgili planların neler?
İşimden toplam 13 ay izin aldım. Doğum izni, süt izni, yıllık izin, ücretsiz izin derken olası tüm haklarımı kullanıp olabildiğince çok zaman geçirmek istedim Güneş’imle işe dönmeden önce. Şimdiye kadar, 40. günüden bu yana herşeyiyle tek başıma ben ilgileniyorum. Evde yardımcım yok. Sadece haftada iki gelen bir temizlikçim var.

Ne zaman döneceksin?
Eylül başında, Güneş 1 yaşına bastıktan hemen sonra döneceğim işe. Ama kim bakacak nasıl olacak hala kafamda netleştirebilmiş değilim. Bir yandan anneme “kalk gel, bırak evini barkını, taşın İstanbul’a, bana komşu ol, sen bak Güneş’ime” demek geçiyor içimden. (Zira annem & babam Adana’da, bizden bin küsur kilometre uzakta yaşıyorlar. Allah’tan annem hamile olduğum haberini alır almaz emekli olmaya karar verdi! Ve pek de hevesli Güneş’e tam zamanlı bakmaya, ama kolay değil 40 senedir yaşadığı şehri bırakıp İstanbul’a taşınmak). Öte yandan birçok arkadaşımın evinde yatılı bir yardımcısı var ve çok tavsiye ediyorlar. Gerçi evde bir yabancıyla yaşamak hiç kolay olmasa gerek ama rahatlığı da şüphe götürmez. Özetle hala çok kararsızım altı ay sonrasında ne yapacağım konusunda.

Şahsi tavsiyem, tüm ikna kabiliyetinle anneni kandırman! Gerçi daha bayağı bir zamanın var, gün ola devran döne…

Peki, bebek bakımının seni en zorlayan yanı ne?
Derdi tasası hiç bitmiyor! Tam “oh çok şükür öğrendim bu işi de, demek buymuş derdi”  dediğim sırada yepyeni bir ihtiyacı gündeme geliyor. Sürekli derdini anlamaya çalışmak ve “acaba atladığım birşey var mı?” tedirginliği yaşamak yoruyor insanı. Yoksa uykusuzluğa da alıştım, fiziksel koşuşturmaya da. Tabii arada çok mızmız dönemlerinde cinnet de geçiriyorum, ben de bir insanım nihayetinde.

En sevdiğin yanı?
Her anı! Yokken varolan, baktıkça gözlerinde, mimiklerinde, hatlarında sevgilimi gördüğüm, içinde kendimden ve hatta ailemde neredeyse herkesten bir şeyler bulabildiğim ve gün-be-gün şaşırtıcı bir hızla değişen bu minik insanla çok özel bir iletişim kurabilmek ve onunla aynı hayatı ve hatta aynı bedeni paylaşabilmek benim çok ama çok hoşuma gitti. Zaten bebek seven bir kadındım, anne olduktan sonra tüm bebeklerin annesi oldum sanki. Acayip bir hassasiyet, olmadık bi hissiyatla doldum. Acaba geçmez hep kalır mı ki bu hisler?

Bugünkü bildiklerini biliyor olsan nasıl hazırlanırdın bu sürece?
Aslında gayet iyi hazırlanmış olduğumu farkettim birçok açıdan. (Doğum hariç! O konuda fena sınıfta kaldım!) Sevgilimle beraber, doğum yaptığım hastanede verilen ücretsiz bir bebek bakım kursuna katıldık dokuz hafta boyunca. Gerek kitaplardan gerekse internetteki kaynaklardan hamileliğim boyunca epey bilgi edindim. Hatta ilk yardım kursuna gidip sertifika bile aldım (gerçi işyerim için gerekliydi bu eğitim ama ben evde de işime yarayacağı için talip oldum bu eğitime). Ama yine de okumakla yaşamak çok farklı şeylermiş, gördüm. Panik anlarında beni sakinleştirecek birilerinin yanımda olması, bana aslında bildiğim şeyleri hatırlatması, resimlerde ve maket bebeklerde gördüğüm şeylerin gerçek uygulamasını yaptırmasının ne kadar kıymetli olduğunu gördüm.

Şimdiki aklın olsa?
İhtiyaç hissettikçe alırdım birçok şeyi. Mesela, ben banyo meselesini epey gözümde büyütüyordum, çeşit çeşit küvetti, ayağıydı, maşrapasıydı, aksesuarıydı, neler neler alıp doldurmuştuk evi doğumdan önce. Sonuçta hiçbirini kullanamadım doğru düzgün çünkü Güneş’imi en rahat kucağımda yıkadığımı farkettim ve hiç ihtiyacım kalmadı tüm o teferruatlara.

Üstelik en iyisi, ten tene temas… Pamuk gibi bebek teninden daha güzeli var mı? Ve fakat, oturmaya başladıktan sonra küvet ya da o görevi görecek bir şeye ihtiyaç duyabilirsin, büyüdükçe ve ağırlaştıkça kucağında tutman zorlaşıyor çünkü…
Olabilir… Bu küvet konusunda benzer bir şekilde, üç çeşit emzirme yastığı almıştım hamileyken, hiçbiri ile rahat edemedim emzirmeye başlayınca, ve hepsi evde kuru kalabalık olarak kaldı dolaplarda.

Keza, koltukta ve hatta yatağımda rahatça emzirebileceğimi sanırken, sırt, bel, boyun ağrılarına dayanamayıp gidip bir sallanan sandalye aldım ayaklarımı uzatabildiğim ve yaptığım en doğru harcama dedim sonrasında.

Genel olarak etraftan aldığın en iyi tavsiye?
“Dert etme, bebek (kendi) zamanı gelince kendi yapar/durur/biter/başlar… ” (çılgınca ağlama krizleri, dönme hareketleri, diş çıkarma, gece uykusunun düzene girmesi, vs…)

Asla duymak istemediğin cümleler?
“Çok geç kalmışsın. Bundan sonra çok zor!”. (uyku eğitimi vermek için, odasını ayırmak için, bebek yogası yaptırmak için, marka bir okulun anasınıfına önkayıt yaptırmak için, bakıcı kadın bulup alıştırmak için, vs..)

JJ_Deniz3

Taze anne olarak neler önerirsin senin geçtiğin yoldan geçeceklere?
Tavsiye edeceğim şeylerden biri kesinlikle kundak! İlk 3 ay kundaksız uyutamazdık Güneş’i. Çok sancılı, kolik bir bebek olduğu için çok faydasını gördük kundağın. Tabii belden aşağısını sarmadan, sadece kollarını bedenine sabitleyen bir kundaktan bahsediyorum.  Yoksa eski usul bebeğin tamamını sarıp sarmalayan bir kundak değil bahsettiğim. Eskilerin de doğru yaptığı şeyler var şüphesiz ama birçok konuda da yeni akımları takip etmenin çok faydasını gördüm ben.

Kundak meselesinin dışında,  Güneş’in doğumunu takiben, daha hastanedeyken “şekerli su verelim, sarılık olmaz” diyen aile büyüklerimiz oldu mesela. Ben “Asla!” diyerek karşı çıktım. Bloglarda ve kitaplarda okumuştum zira gerek olmadığını. Keza karbonatlı suyla bebeğin ağzını temizlerlermiş, doğum öncesi eğitimlerde bunun da hiç gerekli olmadığını öğrenmiştik.

Sonra Güneş yaklaşık üç aylıkken kabız oldu. Tam dört gün boyunca hiç kaka yapmadı. Ben orta yerimden çatladım tabii. Çok itibar ettiğim doktorumuz fitil koymamı önerdiği için istemeye istemeye koydum. Ve çözüldü tabii. Halbuki sadece anne sütü alan bebeklerde ilk aylarda 10 güne kadar kaka yapmaması çok doğalmış ve hiçbir şey yapmadan, sadece sabırla beklemek gerekirmiş. Nitekim 7-8 gün kakasını yapmadığı zamanlar oldu 4-5 aylıkken de. Poposuna sabun sokmak, kulak çöpü sokmak, zeytinyağı içirmek gibi eski usulleri önerenler oldu. Eskiler yaparmış. Ama bloglardan ve kitaplardan okuduklarımdan aldığım cesaretle ben hepsine karşı çıktım ve sabırla bekledim. Sadece iki kez, doktorumuzun “gün aşırı kullanabilirsin, hiçbir zararı olmaz” dediği fitili kullandım, ona bile bin pişman oldum sonradan. (Şu anda aynı doktora gitmiyoruz takdir edersiniz ki). Sabırla bekleyince, vakti geldiğinde yaptı kakasını güzel kızım. Zaten büyüdükçe böyle bir sorunu da kalmadı.

Diyeceğim o ki, büyüklerimize hürmetimiz sonsuz, çok kıymetli tecrübeleri var şüphesiz. Ama bence siz siz olun, güncel yayınları ve taze annelerin tavsiyelerini de gözardı etmeyin.

Ve yeni anneler, ne şanslısınız! Mümkünse her anınızı kaydedin, notlar alın, fotoğraf çekin, çektirin, videoya çekin, üşenmeyin. Işık hızında geçip gidiyor her şey ve o yoğunlukta zaman ayırıp da kayıt altına almak çok zor gelebiliyor insana tüm o curcunayı, ama geriye dönüp bakınca o hatıraları yeniden yaşayabilmek büyük mutluluk.

Bir de kendinize güvenin. Bebeğiniz sağlıkla doğacak, sütünüz olacak, bebeğinize yetecek, bebeğiniz sağlıkla büyüyecek, her şey çok güzel olacak, inanın. Huzur bütün mutlulukların ve güzelliklerin anası, stres ise bütün kötülüklerin…

Bundan sonra neler bekliyor seni sence?
Kim bilir?! Dilerim nice güzellikler, Güneş’li nice mutlu sağlıklı uzun yıllar bekliyordur bizi. Ama şüphesiz nice yürek çarpıntıları, nice uykusuz geceler, telaşlı günler, korku dolu anlar, “N’olucak bizim halimiz?”ler de eksik olmaz.. Yine de dilerim Güneş’e gelir bir kardeş. Hem de tez vakitte!

Ne güzel olur… “Deniz M’in ikinci gebelik günlüğü” olur belki de… Çok teşekkür ederim bu sohbetlerin parçası olduğun için.

**

Deniz’e öncelikle gebelik günlüklerimin, şimdi de bu sohbetlerin bir parçası olduğu için çok teşekkür ederim. Johnson’s Baby ile Bebek Sohbetlerinin tümünü buradan okuyabilirsiniz. Haftaya Elif ile devam edeceğiz…

 

6 yorum

  1. “Bir de kendinize güvenin. Bebeğiniz sağlıkla doğacak, sütünüz olacak, bebeğinize yetecek, bebeğiniz sağlıkla büyüyecek, her şey çok güzel olacak, inanın. Huzur bütün mutlulukların ve güzelliklerin anası, stres ise bütün kötülüklerin…”

    bazen sadece bunları duymak istiyor insan, içindeki onca tedirginliğe, korkuya, acabaya inat…

    teşekkürler Deniz… Güneş’inle birlikte sağlık, huzur dolu bi ömür diliyorum…

    • Çok teşekkür ederim. Şu yaşadığımız sürreel süreçte elimizde kalan sadece umudumuz ve geleceğe olan inancımız. Dileyelim hep beraber ki güzellikler bizi bulsun. Sevgiler

  2. Güneş hakkatten de güneş parçası gibi bir bebek!!! maşallah ona ve size 🙂 Allah beraber uzun yıllar yaşamanızı nasip etsin, sağlık ve mutlulukla… Aksiyon ve macera dolu bir gebeliğin yolcusu idi bu minik Güneş, düğünler mi görmedi.. çok keyifli idi gebelik günlüğünü takip etmek, bu röportajla eksik kısım tamamlanmış oldu adeta.gülen gözlerinden belli ama çok mutlu bir bebek. daim olsun inşallah.
    duble anne

    • Çoook teşekkür ederim. Allah hepimize bebilerimizle uzuun sağlıklı yıllar nasıp etsin inşallah. Acılarını göstermesin, güzel günlerini göstersin, mutluluklarını yaşatsın inşallah! Amin. Sevgiler

  3. Incir'in Annesi

    Deniz,
    Seninle ve Gunes’le tanistigim icin cok mutlu oldum. Insanin ici isiniyor sirf isimlerinizle bile sekerim:)

    Lohusa serbeti olsa da icsek, o nasil guzel bir tat. Sekere falan gerek yok valla rengi, kokusu insani kendinden gecirir. Eskiler iyi bilmis bence hem enerji veren hem icindekilerle bir ferahlama saglayan muhtesem icecek.

    Ne diyorsun simdi duaci olalim mi yani Gunes’e kardes icin? Yesil isigi yak hazir kita bekliyor bak burda dua, evrene enerci! falan artik Allah ne verdiyse:)

    • Biz de Incir Joe’yla sizi tanıdıgımıza cok ama coook mutlu olduk. 🙂 Sen gönder duaları tez vakit, ben hemmennn istiyorum iki numarayı. Bakalım basedebilirsem her ikisiyle tavsiy bilem ederim belki! 😉 Öptümmmmm