14 Yorum

Sıradan enteresanlıklar…

Sıradan enteresanlıklarla dolu bir haftayı daha geride bıraktık sevgili izleyenler…

Sıradan enteresanlıklar bizim ülkemizin gerçeği oldu artık biliyorsunuz. Ayakkabı kutularındaki milyonları, sıfırlanan paraları falan sineye çekmiş bir milletiz biz artık. 15 yaşında öldürülen çocuklarının analarının yuhalandığını duyan kulaklarımız, 3 buçuk yaşında kaybolan çocukların akla hayale gelmeyecek bir iğrençlikle politika malzemesi yapıldığını gören gözlerimiz var bizim.

Çocuk istismarı, kadın cinayetleri, trafik kazalarının olağanlaşması ise  bizim ülke gündemimizin çıtır çerez konuları. Halka ait alanların talan edilmesi, her türlü yeşil alanı birilerinin AVM, residans, otopark, o da olmadı cami olarak gözüne kestirmesi çok normal şeyler bizim ülkemizde. Her gün yeni bir şeyin yasaklanması, yaklaşan 1 Mayıs için Taksim Meydanı’nın engellenmesi ise hepimizin öngördüğü ve beklediği ve şaşırmadığı şeyler artık.

Başkalarının yolsuzluklarının utancını, başka annelerin evlat acılarını da sırtımıza yüklendiğimiz yılgın ruhlara dönüştük. Zaman zaman bir şey yokmuş gibi davransak, “normal bir ülkede yaşıyorMUŞ GİBİ” yapmaya çalışsak da bu –mış gibi’ler artık o kadar abartı boyutlara vardı ki nereye dönsek çarpıklığı hatırlatan bir şey görüyoruz. Kolay değil sıradan bir hayat sürmeye çalışmak…

Bütün bu ahval ve şerait içinde normal yaşamınıza devam etmeye çalışsanız da ansızın karşınıza çıkan bir haberle kal gelebiliyor insana:

2013 yılı SBS sonuçları iptal

Oldukça detaylı bir haber, ama özetle, 8 Haziran 2013’te yapılan, 12 Temmuz 2013’te sonuçları açıklanan, 26 Temmuz 2013’te bir velinin dava açması sonucu yeniden incelenen geçtiğimiz senenin SBS sınavının sonuçları mahkeme kararıyla iptal edilmiş. Bildiğin iptal edilmiş yani, olmamış gibi…

Ama, MEB’in dediğine göre telaşa gerek yokmuş çünkü zaten MEB gereğini yapmışmış. Sorunu fark edince tespit edilen sınav sonuçlarını yeniden değerlendirmiş ve öğrencilere bildirmişmiş. Şimdi bu sonuçların iptali de, haberin basınla paylaşılması da manidarmış, paralel yapıymış falan da filan.

Şimdi “paralel yapı”ları, bir takım iç hesaplaşmaları falan bir kenara bırakalım. Sanki de böyle şeyler ülkemizde hiç olmuyor. Sanki, artık ismini ve ne zaman uygulandığını bile bilmediğimiz sınavlar birbiri ardına ertelenmiyor, değiştirilmiyor, kaldırılmıyor, iptal edilmiyor, falan… Bi gidin Allah aşkına.

Bakınız ben bu ülkenin bir vatandaşı olarak, kendi şartlarımı, imkanlarımı, beklentilerimi ölçmüş biçmiş ve çocuğumu devlet okuluna göndermeye karar vermiştim. İlk sene denedik, ikinci sene bu uğurda evimizi, yaşadığımız bölgeyi değiştirdik, İstanbul’un bir diğer ucuna taşındık ki daha iyi olacağını düşündüğümüz bir okula verelim çocuğumuzu. Verdik de. Mevcut sistem içinde memnunuz kararımızdan. Evet, değişmesi gereken, itiraz ettiğimiz çok şey var ancak onlar, halihazırdaki sorunları düşününce devede kulak kaldığından sineye çekiyoruz.

Ve fakat, benim hayatımı baştan aşağıya değiştirmem, yaşadığım yerden bir diğer kıtaya adeta göç etmem, ve vatandaşlık görevlerimi fazlasıyla yapmam (yaşadığım yerde oy vermem, vergi vermem, çocuğumun okuluna aidat vermem, vesaire…) yeterli değil. Bütün bunları yaparak bile ben, çocuğum için bırak sağlam bir geleceği, bir iki sene sonrasını bile öngöremiyorum.

Çünkü efendim, bu ülkede hakkınız olan şeyi almak için, en basitinden eğitim ve sağlık gibi temel haklarınız için ya bir dünya para vermek ya da elinizi taşın altına koyup yamyassı olmasına razı gelmek zorundasınız. Vergi veren, herhangi bir suç örgütüne falan mensup olmayan, sıradan insancıklar olarak mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayıp gidemezsiniz.

Örneğin hepimiz gördük ki seçim zamanı sadece oy vermekle yetinmemelisiniz; verdiğiniz oyun sandık numarasından müşahitine kadar takibinde olup YSK’ya ulaşıp ulaşmadığını bilmeniz, gerekirse birkaç gün boyunca oy çuvallarına sarılıp uyumanız gerekir. Ki o zaman da hakkınızı alacağınızın garantisi yok.

Benzer şekilde evinizi, barkınızı, yaşadığınız semti değiştirip çocuğunuzu oturduğunuz mahalledeki devlet okuluna vermeniz de sizin huzurlu olmanız için yeterli değil. Sıfırdan okul falan kurmanız lazım mesela… Onu yapacak ya da öyle bir oluşumda yer alacak durumda değilseniz (örneğin yaşadığınız şehirde bu tür bir girişim yoksa) ve “Ben halihazırdaki sistemde aktif olayım, ne bileyim, okul aile birliğine gireyim, işte okula destek olayım” falan diyerek somut adımlar atmaya çalışsanız da çocuğunuz yarın öbür gün gireceği bir sınavın iptal edilmesi halinde mağdurun önde gideni olabilir.

Siz Ben bu sisteme boyun eğmeyeceğim, çocuğumu mağdur etmeyeceğim deseniz de her gün uğraşmanız gereken yepyeni konular karşınıza çıkabilir. Halihazırda müthiş bir tıfıllık varken, devlet okullarında can güvenliği bile garanti edilemeyebiliyorken savaşmaya hazırlıksız olduğunuz değişik cepheler gün be gün pıtrak gibi ortaya çıkabilir. Bir gün eğitim sistemi alaşağı edilir, diğer gün dünyaca ünlü edebi eserler sakıncalı görülebilir, ertesi gün öğrencileri haremlik selamlık oturtmayan ya da “Şimdiki Çocuklar Harika”yı okutan öğretmenlere soruşturma açılabilir.

Siz de bir konudan diğerine “Ama bi dakka”, “O öyle değil aslında”, “Yahu az durun”, “Bi yavaş gelin be!” diye zıplarken bulursunuz kendinizi…

Çünkü burası böyle bir ülke.

14 yorum

  1. A’dan Z’ye her cümlesine katılıyorum bu yazının. Ama aynı zaman da çok çaresiz, bıkkın, nefret dolu, hüzün dolu… hissediyorum.

  2. Hem Beyaz Türksün, hem konuşuyorsun. Senin mağdur olmaya bile hakkın yok bu ülkede. Ülkemizin daimi mağdurları bellidir, onlar da bu gidişattan aşırı derecede memnun olduklarına göre, tüm bu saydıkların kendi kendine sayıklamadan öteye geçemez. Kime duyurmaya çalışıyorsun ki sesini?

    Şurası açık ki 12 sene evvel tartışılan “gizli ajanda” yürürlüğe konuldu ve çok açık bir “karşı devrim” içindeyiz. Bunu kabullenirsek daha az şaşırabiliriz sanırım.

    • ay neymiş o gizli ajanda çokbilmiş?

      • Gizli ajandanın gizli kalmış yönlerini, nereye kadar ilerlemek istediklerini elbette bilemem ama açığa çıkanları çıplak gözle gayet net görüyoruz.

        Eğitim sistemi mesela: Artık ilkokul diploması ya da ortaokul diploması olmadığını biliyor muydunuz? Ya 12 sene okuyacaksınız ya da diplomasız yaşayacaksınız ki ehliyet bile alamazsınız bu durumda. Peki, tek mesleki eğitim veren ortaokulun imam hatiplet olduğunu biliyor muydunuz? Peki, artık “düz lise” kalmadığını biliyor muydunuz? Tüm düz liselerin ismi değişti “anadolu lisesi” oldu. Anafolu lisesine gitmek için sınava girmek şart. Sınavı kazanmayan çocuklar nereye gidecek peki? İki seçenek var: meslek lisesi ya da imam hatip lisesi. Yani önümüzdeki yıllarda, toplumun gemiş bir kesiminin çocuklarının yolu, dön dolaş imam hatiplerden geçecek. Ki ben imam hatiplerin gerekli ve faydalı olduklarını düşünüyordum, bugün gelinen durumda fayda kısmının aşıldığını, başka bir amaca yönelindiğini hissediyorum.

        Sadece İstanbul’daki çılgın projelerin bile bir anlamı var. Yılların taksim meydanı’ndaki park yıkılıp yerine Osmanlı çağrışımı yapan topçu kışlası şeklinde otel ve AVM yapmak, mümkünse meydana yakın bir yere de camii yaptırmak niyetindeler. Emek sineması yıkıldı, yerine avm yapıldı. AKM restoree dilecek diye kapatıldı, yıllar oldu hala açılmadı. Ankara’da ot bitmeyen kurak topraklarda binbir emekle yetiştirilen Atatürk krman çiftliği’nde çok çok büyük bir başbakanlık sarayı inşa ediliyor. Yeni yapılan tüm camiiler de etrafındaki cemaat sayısından bağımsız biçimde çok büyük yapılıyor ve 4 minareli yapılıyor. Biliyorsunuz 4 minareyi ancak padişahlar yaptırabilirlerdi eskiden. Sadrazamlar 3 minareli, devlet adamları 2 minareli yaptırabilirlerdi. Tüm bu mimari değişim, insanların toplum hafızalarında yer alan bölgelerin dönüştürülmesi ile ilgilidir. Artık kimsenin içinden taksim’e çıkmak gelmiyor misal. Eskiden kadıköy’de bir bahariye caddesi vardı. Caddenin ortası boydan boya fıskıyeli havuzlar ve havuzların etrafı da yeşilliklerle örtülüydü. Havuzları yoke dip, yeşillikleri kestiler. Araçsız, yaya yolu olan ve insanların yürüyerek alışveriş yapmak için kullandıkları caddeye sadece 2 km uzunluğunda ve ring şeklinde dönen tramvay koydular, bahariye’nin tüm havası, dokusu değişti. O yeşilliklerin altında randevulaşan insanlar yok artık. Ben de eskiden vüzyonsuxluktan bunları yaptıklarını, sadece zevksiz olduklarını düşünüyordum ama artık insanların mekanlarla olan bağlantılarını koparmak ve o mekanları kendi zihniyetlerinin bir uxantısı yapmak için özellikle çalıştıklarını düşünüyorum. Nasıl ki fatih çarşamba kurtarılmış bölgedir? Taksim’e çıkamayan mütedeyyin bir kesim için taksim özel olarak hazırlanmakta gibi geliyor bana. Malum camilerin belirli mesafesinde alkol satışı yasak, taksim’in orta yerine camii yapılırsa, istiklal’de içki swtılamaz ve içilemez bir durum oluşacak. Kuşların göç yolu üzerinde olan ve kuş gözlemcileri için bulunmaz bir kaynak olan Çamlıca tepesine kuş gözlem yerleri yapılmasını beklerken, oraya da istanbul’un her noktasından görünebilecek büyüklükte ve tabii ki 4 minareli camii yapılacağı haberi geldi. Üstelik de o büyüklükte camii gereksinimi olan cemaat var mı diye fizibilite çalışması filan da yapılmadı elbette. Tesadüf mü? Bilinçsizlik mi? İdeolojik körlük mü? Bence değil, bunların hepsi bilinçli bir çalışmanın ürünü ve bir amaca yönelik.

        Hukuku zaten sürekli kendilerine hizmet için kullanıyorlar. Bir hukukçu olarak çıkan yasaları takip dahi edemiyorum. Bir yasa çıkıyot, ertesi gün yasada düzeltme yapan başka bir yasa çıkıyor. 1 gün içinde ne gibi bir uygulama oldu da yasadak, aksaklığı gördün? İdeolojik fikirleri hayata geçirebilmek adına yasa çıkıyorlar. Erkler ayrılığı kalmadı zaten. Diş geçiremedikleri bir tek mahkemeler dükaldı, onu da kanun ve anayasa değişiklikleri ile halledecekler. Yasalaı aynı zamanda kendi ideolojilerinden sermaye sınıfı yaratmak maksadıyla kullanıyorlar ki hepimizin görebildiği gibi, bunda da başarılı oldular.

        Türkiye sanat kurumu yasa tasarısı çıktığında kendi ideolojilerine uygun sanatçı da yetiştirmeye başlayacak, diğer sanatçıları isr akademisyenlere ya dadoktorlara yaptıkları gibiya sessiz, tepkisiz kalmaya ya da işlerini bırakmaya zorlayacaklar. Tıpkı tüm gün yasası ile ücretsiz sağlık hizmeti alıyorum diye sevinen halk, nasıl kaliteli doktorun artık hasnatede olmadığını anlayamıyorsa, yine aynı kesim gönül rahatlığı ile “helal” sanat izlerken, aslında türk sanatçısının yok olduğunun farkına varamayacak.

        Daha da sayarım aslında da görünen köy kılavuz istemiyor, zaten benim gördüklerimi herkes görüyor sanırım. Kimisi işine geldiği için susuyor, kimisi de çaresizlikten susuyor. Yolsa kimse kör değil…

        • Incir'in Annesi

          Su yazdiklarinizi kopyalayip tanidigim bildigim herkesin okuyabilecegi bir yere yapistirmak istiyorum.

          Off off offf

    • Nefesim tıkanıyor…

  3. Bu işte bir tuhaflik var ama nerde ya da deveye sormuşlar boynun niye eğri ..vs vs

  4. Paralel yapi falan hikaye. Yaptiklari her seyin sucunu bi tarafa atarak mazlumu oynuyorlar. Olan bizlere ve cocuklarimiza oluyor.

  5. Ben zaten uzun zamandır,kendimi uzaylı gibi hissediyorum. Çocuklarım için iyi günler hayalim var ama sözüm ona çoğunluk olan birileri tüm bu hayallerim içine s..çmakla meşgul. Nasıl normal bir hayat istemezler diye düşünüp duruyorum. Nasıl çocukları için güzel bir dünya hayalleri olmaz diyorum. Ama yok. Ve çok umutsuzum, artık bu ülkeden bir halt olmayacağını düşünüyorum ve dönülemez noktaya geldiğimizi hissediyorum. En normal haklara bile tonlarca para vermekten ve bu nedenle basit güzellikleri kaçırmaktan çok ama çok sıkıldım. Tek bir dileğim var; bize bunu yaşatanların acı çektiklerine umarım şu ömrü hayatımda şahit olurum. Ve umarım şu şark kafasından bu ülke bir gün kurtulur.

  6. Bu paralel yapi isi iyiymis. Keske cocukken bilseydim, kullanirdim. Ben yapmadim anne paralel yapinin isi o…

  7. Ülkede olan bitenlerle ilgili görüşlerini yazan yazılar girdiğinde siteye günlük ziyaretçi sayısında azalma oluyor mu? Ben bunu merak ediyorum; çünkü yorumlarda baya bir azalma görüyorum. Burdan da kendi kafamca şu sonuca varıyorum: “aslında bu yazdıklarına şu an kafa yoramam, ben çocuğu nasıl uyutacağımı, ona ne yedireceğimi falan düşünüyorum”. Bence bu bile ne kadar duyarsızlaştığımızın bir göstergesi. Ama düşünemiyoruz ki bu olanların ucu bir gün bizim çocuklarımıza da değecek..

  8. Incir'in Annesi

    Benim de darlandigim su “Çünkü efendim, bu ülkede hakkınız olan şeyi almak için, en basitinden eğitim ve sağlık gibi temel haklarınız için ya bir dünya para vermek ya da elinizi taşın altına koyup yamyassı olmasına razı gelmek zorundasınız. Vergi veren, herhangi bir suç örgütüne falan mensup olmayan, sıradan insancıklar olarak mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayıp gidemezsiniz.”

    Yani, ne yaparsak yapalim bir seylerin degismeyecegini bilmek. Degil elimizin yamyassi olmasi, beynimizi sokup versek yine de duyuramiyoruz kendimizi.

  9. Nacizane, gordugum durum biraz su sekilde: sekuler kesim yeni yeni politize oluyor, bugune kadar, ornegin geleneksel olarak CHP cizgisinde olan kesime imkanlar ve olanaklar tepsiyle sunuldu. Bu grup genellikle Cumhuriyet elitlerinin yarattigi olanaklardan cok da mucadele etmeden yararlandi. AKP tabani ise baska bir background’dan geliyor. AKP aktivistleri siyaseti cok daha iyi biliyor ve imkanlari daha etkin kullaniyorlar. Cunku neredeyse tum hayatlari kendilerine sunulmayani elde etmek icin mucadeleyle gecmis. Mazlumu oynamak da bir siyasi taktik meselesi: bunu populist bir cercevede formule etmek boyle bir birikim gerektirir. Bizim gibi duruma uzulenlerin siyasetten anladigi sorumlu vatandastan oteye gitmiyor. En fazla oylarimizin bekciligini yapmak icin organize olabiliyoruz. Ola ki sectigimiz parti propogandasi yapacaksak ese dosta soyluyoruz. Baska kesimlere cagri yaptigimizda sesimiz didaktik ogretmen edasiyla, ust perdeden cikiyor. Tamam, siyaset sadece mecliste degil, ama formel siyasetin ve iktidarin yolu orada cogunlugu almak icin orgutlenmeyi gerektiriyor. Bu isi ogrenirsek ne ala. Benim karamsarligim iki kat: siradan vatandas olarak temel haklarim/beklentilerim karsilanmayacak, ama benden vergi almaya devam edecekler. Bu da yetmezmis gibi, benim gibi dertleri olan insanlar bir turlu orgutlenip yuksek sayida oy alacak bir olusum icine dahil olamayacagiz. Cunku calisiyoruz. Cunku kariyerimiz var. Cunku cocuklarimiz var. Hobilerimiz var. Vakit yok. Ve en fenasi, kapi kapi gezip oy istesek bile karsisinda verecek cok birseyimiz yok.

  10. Eğitim sistemi hiç bir zaman iyi olmadı bu ülkede ama giderek daha da kötüleştiğini hissediyorum.Şu ”haremlik selamlık oturtmama” haberini okuyunca aklıma şu geldi,1.sınıfta kızlı erkekli oturmak zorundaydık biz ve bunun kişiliğime negatif ya da pozitif bir etkisi olmadı.”Bir erkek bir kız” işte,hepimiz çocuktuk en sonunda.

    Sbs sonuçlarıyla alakalı olarak.’96lıyım ve biz üç sene o Allahın belası sınava girdik.Ben pek takmadım ama en yakın arkadaşım,deli gibi dersaneye giderek ve sürekli elinde kocaman bir test kitabıyla gezerek Bursa’nın köklü Anadolu liselerinden birini kazandı.Ben ilk sene ticaret meslek lisesine,beğenmeyince de yabancı dil ağırlıklı eğitim(!) almak için düz liseye geçtim.Düz liseler küçümsenir ancak benim düz lisede okuyup da orijinal Shakespeare okuyabilen,C1 seviyesinde kurs diploması alan arkadaşlarım oldu.(sonra yine okul değiştirmek zorunda kaldım,ailesel bir sebepten dolayı,o düz lisede şu an okumuyorum) Ben ucuz kurtuldum ama şu sistemde benim gibi olup da yeteneği sayısal,sözel,dil alanlarında olanlar ne yapacak? Anadolu liseleri 300 puandan başlamalı çünkü kalan düz liseler gerçekten kötü liseler,halbuki iyi bir düz lise de iyi bir üniversite eğitimini getirebilir.Ama bunlar tabii ki rant getirmeyen,para getirmeyen ”projeler”,o yüzden keşke diyorum,AB’ye girseydik de genç nüfüsun hepsi civardaki ülkelere kaçsaydı,bu para kuduzları da koltuklarında çıldırsaydı.Ah,belki de Suriye’den adam getirirlerdi! (Suriye’deki insanların yaşadığı dramı da anlıyorum ama Tayland’a mülteci olarak gelen 300 Orta Asyalı Türk’ün getirilmesi üç hafta mı ne sürdü.O insanlar da burada yaşayan milyonlarca Suriyeli kadar kötü durumdaydı.)

    Siz genç annelerin azmine hayran kalıyorum ama ben yurtdışında insan gibi yaşayabilmek için atıyorum bütün adımlarımı,üniversite sınavına hazırlanıyorum şu an,ortahalli bir ailenin kızı olduğum için Erasmus tarzı bir bursa ihtiyacım olacak ama bir bakıyorum,Egemen Ouokl sağolsun Avrupa Birliği’nin verdiği paralar da yenmiş! Sadece o da değil,YGS sınavındaki soruların açıklanmaması ve çevremdeki kimsenin istediği,beklediği puanı alamaması,zaten sınav esnasında miting yapılabilmesi,nevruz kutlanabilmesi,bazı okullarda kontrollerin yapılmaması,kuralların uygulandığı okullarda da üç saat boyunca çıkamama kuralı yüzünden tuvaleti gelenin gidememesi…Zaten gençler farklı olduklarında bir şekilde öldürülüyor (en son trans cinayetinin kurbanı Çağla 21 yaşındaydı…),toplu intihar mı etsek?