8 Yorum

Sanem’in Gebelik Günlüğü, 8. hafta

Sanem’in Gebelik Günlüğü de gündemden nasibini alıyor elbet…

Sanem’in tüm yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Sevgili okurlar,

Bugün okuyacağınız günlüğüm biraz iç bunaltıcı olursa şimdiden özür dilemek istiyorum. Aslında bu günlükleri yazacağım kesinleşince kendi kendime olumsuz duygular oluşturabilecek yazılar yazmayacağıma dair söz vermiştim ama hayatın akışı gereği insan her zaman neşeli olamıyor. Anne olmadan önce de çok hassas bir insandım ben ama bu hassasiyet anne olduktan sonra oldukça katlandı ve son İstanbul seyahatimizde ise beni psikolojik olarak etkileyecek kadar kötüleşti.

Sanem8

Aralık ayında yaptığımız İstanbul seyahatine oldukça neşeli bir şekilde çıkmıştık. Ailelerimizle hasret giderecek, fırsat bulursak arkadaşlarımızla görüşecek ve en önemlisi Efe’yi güvendiğimiz kişilere bırakıp sevgili olarak zaman geçirebilecektik. Hepsi hayal olarak kaldı.

İstanbul’a vardığımız ilk gece Ataköy’de benim ailemin yanındaydık. Ertesi gün eşimin ailesinin yanına Moda’ya geçecektik fakat ben o gece çok rahatsızlandım. Karnım çok şiddetli ağrıyordu ve midemde hiçbir şey tutamıyordum. Bu tarz sancılarım geçtiğimiz yazdan beri oluyordu. Ben ilk zamanlar önemsemeyip doktora gitmesem de, o tatile çıkmadan önce aile hekimimizin muayene ettikten sonra yazdığı referans mektubu ile hastaneden ultrason için randevu almıştım. (Burada ufak bir parantez açmak istiyorum. Her türlü rahatsızlıkta önce aile hekiminize gidiyorsunuz ve o gerek görürse gerekli birime/uzmana referans mektubu yazıyor.)

Bu ultrason tarihi maalesef ya da iyi ki bizim tatil dönüşümüzdeydi. Geceyi oldukça kötü bir şekilde geçirdikten sonra ertesi gün yatarak dinlendim ve uzun zamandır özlediğim yemekleri biraz fazla kaçırdığım için rahatsızlandığıma kanaat getirerek bir sonraki gün karşıya geçebileceğime dair eşimi ikna ettim. Tekrar annemlerin yanına döndüğümüz gece ise sancılarım artık dayanılır gibi değildi ve ben bütün ev halkını ayağa kaldırarak “Beni acile götürün, ben hiç iyi değilim” dedim.

İlk önce devlet hastanesine gittik fakat kaydımızı yaptırabileceğimiz hiçbir yetkili bulamadık. Orada bulunan hastalar akşam saatlerinden beri beklediklerini söyleyince hiç vakit kaybetmeden bildiğimiz bir özel hastaneye gittik. Burada acil doktoru muayene etti, ağrı kesici iğne yaptı ama nafile, ağrılarım şiddetlenerek artıyordu. Bunun üzerine doktor onlarda ultrason biriminin o saatte kapalı olduğunu, açık olan bir hastane bildiğini söyledi ve oraya gitmemizi önerdi. Dediği gibi yaptık, bir gecede üçüncü hastaneye giderek ultrason taramasında safra kesesi taşlarım olduğunu öğrenmiş olduk. Acil ameliyat olmam gerekiyordu çünkü safra kesem hiç iyi durumda değildi ve o anda benim için tehlike oluşturuyordu. Doktor en fazla 48 saat bekleyebilirsin dedi. O zaman beni eve çıkartın dedim ben burada yaşamıyorum kendi doktorumla görüşmeliyim önce diye bir yalan söyledim. Beni apar topar ameliyata almalarını istemedim, güvenemedim.

Oradan çıkınca annemin ve babamın ameliyatlarını yapmış çok güvendiğimiz doktorumuzu aradık. Hemen ikinci sırada gittiğimiz hastaneye çağırdı, ultrasonu ve tahlil belgelerini inceledi ve ameliyat olmam gerektiğini onaylayarak ertesi sabah için randevu verdi. Hem çok korkuyordum narkozdan, hem de iyi ki annemlerin yanında oldu bu olay, Danimarka’ da tek başımıza ne yapardık diyordum.

Ancak ameliyat çok başarılı geçmesine rağmen, yapılan bütün testlerin sonuçları temiz olmasına rağmen bana göre ben o ameliyattan sonra bir dönüşüm geçirdim. Hamilelikle çok ilgisi olmayan ama annelikte bence sahip olunması gereken en önemli özelliklerden biri olan soğukkanlılığımı yitirmeme sebep olan bu olayı anlatmamın sebebi budur. Belki ben de çok büyütmeyebilirdim eğer burada hiç yaşamamış olsaydım, eğer çocuğum olmasaydı. Talihsiz bir olay oldu ama çok şükür atlattım diyebilirdim ama ameliyatın üstüne Efe H1N1 virüsü kapıp günlerce inmeyen ateşle yattığında, doktorlardan düzgün bilgi alamadığım için, kendimi güvende hissetmediğim için ve belki de her şey üst üste geldiği için yeteri kadar sakin davranamadım.

Burada aile hekiminize ulaşamadığınız saatlerde arayabileceğiniz, 112 acil servisinden hariç acil doktorları var. Gerçi 1 Ocak 2014 itibariyle telefonlara artık doktorlar yerine hemşireler cevap veriyor. Sistem biraz kötüye gitti diyebiliriz ama yine de danışmanlık veremedikleri konularda doktorlardan bilgi alıp size geri dönüş yapıyorlar. Gerekli gördükleri durumlarda sizi hastaneye çağırıyorlar. Uygun tedaviyi yapıyorlar. Ben özellikle Efe’nin hastalıklarında –biliyorsunuz çocukların hastalıkları hep geceleri nüksediyor– sorularımla belki de yoruyorum doktorları ama şimdiye kadar cevapları savuşturan, olayı ciddiye almayan, ille de hastaneye geleceksin, görmeden bilgi veremem kaprisi yapan doktora denk gelmedim. Umarım bu benim iyi şansım değildir ve sağlık çalışanları hep bu şekilde hastalara ve yakınlarına sonsuz anlayış gösteriyordur.

Ben burada her zaman ulaşabileceğim, ve bana doğru yolu göstereceğine emin olduğum bir doktorun varlığı ile kendimi güvende hissederken, Türkiye’de ki daha önce hiç de önemsemediğim kötü sağlık hizmetleri gerçeği beni derinden sarstı. Bana bugün bu satırları yazdıran ise, yine Türkiye’den, çocuklarla ilgili kötü haberler oldu. Yolunda gitmeyen bir dolu şeyin yanında, beni en çok sarsan, uykularımı kaçıran, nefessiz kalmama sebep olan ise yok yere kaybettiğimiz küçük çocuklar. Kendi akıl sağlığım için ve kendi çocuğuma olan konsantrasyonumu kaybetmemek için, hamileliğime odaklanmak istediğim için bir süre Türkiye’den haberler okumama kararı aldım kendimce. Yok sayınca geçmeyecek biliyorum ama iyi enerjimle kendi oğluma daha çok faydam olacağı kesin.

Bunlara ek olarak anlatmak istediğim bir konu daha var ki, annemden dinlerken ağzım açık kaldı. Kız kardeşimin sağlık taraması için gerekli olan testi yaptırmaya gittikleri hastanede tesadüfen yeni doğum yapmış bir anneyle tanışıyor annem ve sohbet esnasında o bayanın, sırf o hastanede doğum yaptığı için yeni doğan bebeğinde kalça çıkığı var mı diye kontrol ettirmek için ultrason çektirmek zorunda bırakıldığını öğreniyor. Annem, yanlış anladığını düşünerek, doktorların şüphelendikleri bir şey olup olmadığını soruyor. Lakin herhangi bir şüphe yok. Hastanenin uygulaması bu yönde olup bütün yeni doğanlardan bu “rutin” taramayı istiyorlarmış ve söz konusu çocukları olan her aile elbette doktorlara güvenerek bu taramayı yaptırıyor. Neden diye sormak istiyorum. Hastalıkla korkutarak, bu korku üzerinden haksız kazanç sağlamaya çalışmak neden?

Ben sizlere bugün geçtiğimiz Cumartesi elimize ulaşan, dört gözle beklediğimiz, doğum yapacağım hastanenin gönderdiği mektuptan bahsedecektim. Zarfı elime alınca çok sevindim, çünkü bebeğimizle ne zaman tanışacağımız yazıyordu o mektupta. Okumaya başlayınca biraz hayal kırıklığı yaşadım çünkü ebeyle olan ilk görüşmem 15. haftada. Efe’yle ilk defa 8. haftada tanışmıştık. Ufak bir kanamam olmuştu ve biz tecrübesiz anne baba adayları çok telaşlanarak aile hekimimizi aramıştık. O da bize bir referans mektubu yazarak istediğimiz jinekoloji uzmanına muayeneye gidebileceğimizi söylemişti. Kanama çok şükür önemsizdi ve biz bu vesileyle Efe’mizle tanışmıştık.

Yine burada bir parantez açmak istiyorum. Burada sağlık hizmetleri tamamen ücretsiz. Sosyal güvenlik numaranızın olması, sağlık hizmetlerinden yararlanmanız için yeterli. Evet, vergi oranları çok yüksek ama yapılan araştırmalar gösteriyor ki Danimarka vatandaşları bu durumdan hiç şikâyetçi değil çünkü neredeyse hepsinin yorumu ödedikleri vergilerin karşılığını fazlasıyla aldıkları yönünde.

Mektubu okumaya devam ettiğimde ise hastanenin internet sayfasına girip ense kalınlığı taraması için randevu almam gerektiği yazıyordu. Vakit kaybetmeden bu randevuyu da aldım. Buna göre, nispeten daha yakın bir tarihte, 12. haftada bizim iki numarayla tanışıyor olacağız. Takvimime kaydettiğim bir diğer randevu ise 29. haftada olacak şeker yüklemesi testi.

Efe’ye hamileyken gözüm hep hamile kadınlara takılırdı. Efe doğduktan sonra odağım doğal olarak çocuklu olanlara daha çok kaydı. Şimdiyse, yine gözlerim hamile dedektörü gibi. Daha bugün Efe’yi kreşe almaya gittiğimde iki hamile anne daha dikkatimi çekti ve çok sevindim. Canım oğlum, kreş arkadaşlarıyla yakın zamanlarda benzer deneyimleri yaşayacak ve benim de deneyimlerimi paylaşabileceğim, fikir alış-verişi yapabileceğim daha çok tanıdığım olacak.

Çocuklarımız için sağlıklı ve güvenli günler dilerim.

Sanem.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

8 yorum

  1. tam da bu ülkede çocuk yetiştirilmez dediğim bir zamana denk geldi yazınız. offf offf

  2. Merhaba Sanem. Kalca ultrasonu birinci ayda rutin bir uygulama. Butun bebeklere yapiliyor. Ozel hastanede bir suru para vermemiz gerektigi gercegini degistirmiyor tabii:( Bebeğine saglikla kavusmani dikerim. Sevgiler…

  3. Kalça çıkığı ilk muayenesi elle olmaz mı yahu, ultrasona ne gerek var ki? Özel hastane ya da kendine güvenmeyen doktorlar nedeni ile mi rutinleşmiş acaba..

    • Kalça ultrasonu Almanya’da da bebek 4-5 haftalıkken yapılan rutin bir uygulama, çok da önemli. Zira elle muayenede hata olabiliyor, gözden kaçabiliyor bazen sorunlar.

      En güvenilir yöntem ultrason, 5 dakikada biten, bebeğe bir zararı da olmayan bir uygulama. Her teknolojik gelişme iyi değil elbette, ama bazen de faydalanmak lazım.

  4. Merhaba Sanem,

    Bu kayip cocuk haberleri insani kahrediyor. Bir an icin bile o anne-babalarin yerine kendimi koyunca delirecek gibi oluyorum. Hikayelerini okudukca kalbim sikisiyor, nefes alamiyorum. Ve fark ettim ki paranoyaklasiyorum. Birkac hafta once kisa bir anneanne-dede ziyareti icin Turkiye’deydik oglumla. Inan carsiya bile gitmeye cesaret edemedim onunla, olur da elimi birakir, gozumun onunde tutamam diye. Mahalleden hic cikmadik. Anneanne veya dedeyle arka sokaga parka gittiginde bile aklim hep ondaydi, dusunebiliyor musun? Gozumuzden bile sakindigimiz yavrularimiza neler olabilecegini, baskalarinin nasil zarar verebilecegini fark etmek insanin uykularini kaciriyor. Neyse ki Hollanda’da yasiyoruz diye kendimi avutuyorum, bir yanim utanc icinde. Buralarda hic kotu birsey olmadigindan degil, ama Turkiye’ye oranla cok cok daha az oldugu icin. Kazalar, ihmaller her yerde var. Ama kasten bir insana zarar verme, iskence, tecavuz sik duydugumuz seyler degil. Cocuklar mahallede kapinin onunde, baslarinda bir yetiskin olmadan oynayabiliyorlar. Ya da carsida bir an arkani dondugunde –eger kendisi etrafi kesfe dalmamissa- cocugunu biraktigin yerde buluyorsun, kimse elinden tutup zorla bir yere goturmeye calismiyor. Ve normal olan da bu zaten. Ben kucuk bir sehirde buyudum, ilkokulum evimize 15 dakika yurume mesafesindeydi. Ve ben giderdim yuruye yuruye, bazen yalniz bazen arkadaslarimla. Hic de birsey olmazdi, olacagi aklimiza gelmezdi. Annem babam fazla rahat oldugundan, umursamaz oldugundan degil, bilakis oldukca dikatli ve ilgili ebeveynlerdi (hala da oyleler) korkulacak birsey olmadigindan. Sabah giderdik, oglen yemek arasinda eve gelir yemegimizi yer, sonra yine giderdik. Tamam kucuk sehirdi, o tarihte araba sayisi azdi, trafik dert degildi, nufus bugunki kadar yogun degildi vs vs ama en onemlisi insanlar birbirine guvenirdi demek ki. Simdi degil tanimadigin insanlara, tanidiklarina, akrabalarina bile guvenemez hale geldi insanlar, ne aci.

    Lafi fazla uzattim. Diyecegim, belki de en iyisi gercekten bir sure bu haberleri takip etmemek, kendi akil saglimizi muhafaza etmek adina. Kendimize pozitif enerji yuklemesi yapip, minik bebislerle tanisma anina kadar gun sayalim 🙂 Bu arada Hollanda’da ilk ultrason yaklasik 10-11. haftalarda yapiliyor, yaklasik dogum tarihinin tespit edilmesi icin. Tum bebelerin ilk 14 haftada anne karninda gelisimi ayni oluyormus (genetik ozelliklerinden bagimsiz olarak) ve bu yuzden 10-14 haftalar arasinda yapilan ultrasondaki olcum dogum tarihinin hesaplanabilmesi acisindan adet gunune gore yapilan tahminden daha isabetli oluyormus. Benim randevum haftaya 🙂

    Gonlunu ferah, enerjini yuksek tut olur mu? Hazir bahar dunyanin bu tarafinda da yuzunu gostermeye baslamisken, oglunla bol bol gezmeye cik, enerji depola, onumuzdeki aylarda ihtiyac olacak 🙂

    Sevgiler,
    Seda

    • Merhaba Seda,

      Yazilarimin altina biraktigin destek mesajlari icin cok tesekkur ederim. Gecen haftadan bu yana biraz daha iyi hissediyorum. Hem kendimi negatif haberlerden biraz uzak tutuyorum hem de surekli telkin etmeye calisiyorum. Sanirim hamilelik bizi daha da hassas yapiyor. Bu zamanlarda bebeginle tanisiyor olacaksin sanirim. Darisi benim basima, sabirsizlikla bekliyorum. 🙂
      Sevgiler,
      Sanem.

  5. Kızım slovakyada doğdu, hastaneden çıkmadan diğer tüm muaynelerle birlikte kalça kontrolü de yapıldı el muaynesiyle. Ancak daha hastaneden ayrılmadan mutlaka ultrasonla kalça muaynesi için uyarıldı ve o zaman randevu verildi. 4-5 haftalıkken yapılması gerekiyormuş biz de gitmiştik. Sadece doğum esnasında değil sonrasında da olabiliyor çünkü. Birinci ay kontrolünden sonra ise 3. Ayda yeniden çağırmıştı ve tekrar kontrol edildi ki ilk üç ay çok hassas dönem diye.

  6. Anladigim kadariyla kalca cikigi icin doktorlarin yaklasimlari farkli fakat bu yine de bizim ulkemizde cogu seyin zorunlu olarak yaptirildigi gercegini degistirmiyor. Umarim bu konularda gelisme saglariz ve bu uygulamalarin gercekten gerektigi icin yapildigina dair bizi ikna eden bir sistem kurulur.
    Sevgiler..