22 Yorum

En iyi anne dinlenmiş annedir

Yorgundum uzun zamandır.

 

(Öte yandan, hangimiz değiliz ki?)

Ferhan’ın o bakışını hatırlıyorum — “Bu kız iyi değil.” 

“Baksana, çocukları birkaç gün bırakabilir misin, seninle İzmir’e gidelim?” dedi.

“Bırakırııım” dedim.

F: Tamam, Cuma sabah çıkıyoruz, Pazartesi akşamı dönüyoruz, ne dersin?
E: Bilmem ki… Çok uzun olmaz mı?
F: Sen çocukları ayarlayabiliyor musun?
E: Evet, annemler hafta sonu alacak. Okul günlerinde de Doğan ilgilenecek.
F: Tamam o zaman, gidiyoruz.
E: E bari Pazartesi günü erken gelelim de çocuklar yatmadan göreyim.
F: Ya Allah Allaaaah, kırk yılın bir başı gidiyoruz, adam gibi kalalım, sonuna kadar tadını çıkaralım. Ertesi sabah görürsün çocuklarını!
E: E peki madem…

Ve biz gittik.

Dört gün… İnsanlık için kısa, benim için oldukça uzun dört gün.

Bavulumu nasıl hazırladım bilmiyorum. Cidden, abartmıyorum. Kıyafet koymamıştım mesela. Son anda, evden çıkmadan birkaç parça bir şey koydum, onları da giymedim hep aynı pantolonla gezmekten.

Diş fırçamı almamıştım. İzmir’e inince yenisini aldım. Yenisini alınca eskisi bavuldan çıktı. Almışım meğer… 

Makyaj çantamı unutmuşum. Ece’den idare ettim. Kız kardeşler bunun için değil mi?

Cuma sabah uçakta yan yana otururken Ferhan’la, ikimizin de elindeki kitaplara baktım: Onun elinde Vadideki Zambak. Benim, Yavaş Ebeveynlik. “Tatilde” bile kendimi geliştirmem lazım ya!.. Ya bi git Elif Alla’sen ya!

Ama Allah var, tatilde hiç okumadım kitap, dönüşteki uçak yolculuğuna kadar… Okuyamadım, yorgunluktan. Öyle gezdik, öyle tozduk ki akşam aynen çocukların yaptığı gibi kafayı yastığa koyar koymaz uyudum. Dünya varmış!

Alaçatı’yı gezdim. İlk kez, hakkıyla. Kimsecikler gelmeden… O ne güzel yer öyle!.. Haklı millet hücum etmekte… Aslında değil… Biraz, ne bileyim, tuhaf… Dediler ki “Yazın buralara gelmek istemezsin.” Sanırım anladım.

Taş taş taş… Taş binalar, ahşap sandalyeler… Rengarenk… Çiçekler, begonviller, sarmaşıklar… Tiyatro dekoru gibi. Ruhum dinlendi.

Alaçatı

Hem şanslı hissettim kendimi, kimsecikler yokken gezdiğim için… Hem de bir tuhaf… Bir gariplik var sanki… Fırtına öncesi sessizlik gibi.

Dükkanlar boştu henüz. “Sezon fiyatları” da başlamamış belli. Bir şey soruyorsun, “Sezonda 125, şimdi 100 lira”ymış. Antika da satan nefis bir mağazaya girdim. Bu aralar şu emaye çaydanlıklara taktım, mavisine… Fiyatını sordum. Yüzüme bakmadan “200 lira civarında” dedi kadın. CİVARINDA?.. Kendimi Pretty Woman’daki Julia Roberts gibi hissettim. “Bu dükkan size göre deyıl hanfendü!” Niyeymiş?! Belki benim de ayakkabı kutularım var?! Belki benim babam da paraları sıfırlıyor?! Ne malum?!

Aman al da çaydanlığını başına çal! Yandaki dükkanda 150 liraydı hem… Tamam, almadım ama hiç olmazsa trip yapmadan söyledi satıcı adam. Hem sohbet bile ettik, Alaçatı çok bozulmuş. “Eskiden oralar hep dutlukmuş.” Cidden. Bi de zeytinlik.

Güzeldi Alaçatı, çok… Sokak tezgahlarını gezmeyeli ne çok olmuş. Onlar o kadar pahalı değildi bak. “O yüzükler 5 TL civarında” demedi kimse… Direkt söyledi: 5 TL. Aldım ben de.

Ertesi gün de Urla’da geçti vakit. Deniz kenarında… “Mayolarınızı getirin!” demişti Ece. Tabii ki götürmeyi unutmuştum. Ama çok da gönlüm yoktu hani. Hava nefis, şurup gibi. Ama suya girip çıksan çıkınca üşürsün. Sevmem ben öylesini… Soğuk suda yüzeceksem çıkınca ısınmam lazım.

Bir Dolap Kitap kapakları Banu ve Yıldıray göç ettiler oralara… Onlarla buluştuk, evlerinde… Mis gibi hava. Sohbet, muhabbet, çay… Çıkışta dut ağacından dut toplayıp yedik. Ellerimiz morardı. En son yaylada ellerim morarmıştı duttan.

Akşam güneşi Konak Pier’de batırdık… Eskiden balık haliymiş. Şimdi AVM olmuş ama hayalet AVM. İçi boş, dükkanlar kapanıyor tek tek… Belli ki olmamış oraya o. Halbuki güzel bir yer. Belli ki bir terslik var. Planlayamamışsın işte şehrini. Ya orada AVM istememiş insanlar, ya AVM’yi işletememişin… Şehir planlamacılığı ciddiye alınmıyor bizim memleketimizde. Başlı başına bir bilim dalı olmalı halbuki…

Konak Pier’in iş yapmamış olması bize yaradı. Normalde denize nazır oturmak için bir sürü para ödememiz gereken kafeler kapanmış olunca biz de orada oturup batırdık güneşi… Ah o ne gün batımı öyle… İzmir bize kıyak geçti.

İzmir’in insanları daha sıcak İstanbul’dakilerden, kesin bilgi… Biz İstanbullular kadar kaygılı değiller, belli. Biz üç kız otururken deniz kenarında, yan kafenin garsonu gelip “Fotoğrafınızı çekmemi ister misiniz?” dedi. Şaşırmadım değil ha… Çocuk çat çut çekerken fotoğraf “Bana bakmayın siz” dedi. “E peki” dedik. Karelerce fotoğrafımızı çekmiş, sırf bize güzellik olsun diye…

Günbatımı

Ve dün… “Anne tatili”nin son günü… Biraz İzmir’in içini gezelim dedik. Kızlarağası Hanı. Elfony orada, biliyorum. Elif’i Ece’yi kaybettikten sonra tanıdım ben, birçokları gibi. Hayıflandım da öncesinde niye bilmemişim diye, öyle güzel yazıyor ki… Hele şimdi ayrı bir güzel yazıyor, nasıl gerçek… Cesaretimi toplayıp yazmıştım ona… “İzmir’e geliyorum, sana bir sarılsam?..”

Buluştuk Kızlarağası’nda… Sadece ben de değil, kızlarla… Onlar da tanıyorlar onu tabii…

Sohbet ettik. Güldük. Kahkaha bile attık. Sonra hüzünlendik. Tabii ki sarıldık. Biraz sakladık gözyaşlarımızı, doğruya doğru… Nasıl iyi geldi. Yetmedi, ama iyi geldi. Güzel yüzlü Elif…

Sonrasında yağmurla uğurladı bizi İzmir. Ama ne yağmur, ne fırtına!

Bulut takıntım var benim. O kadar ki, Blogcu Anne olmasaydım Bulutçu Anne olurdum. Hatta anne olmasaydım, motosikletine atlayıp dünyayı gezen bir bulut fotoğrafçısı bile olabilirdim belki… O olmadığımdan, ne zaman yağmur yağsa, ya da bulutlar pamuk gibi olsa “Durun, çekilin, koşun, bulutlara bakacam!” diye dağıtıyorum ortalığı…

Akşam oldu. Evden çıktık, arabaya bineceğiz havaalanına gitmek üzere… Karşıda simsiyah bulutlar. AMA SİMSİYAH. Başımı bir kaldırdım ki ne göreyim…

Tozpembe

Tozpembe bulutlar…

Aynı gökyüzünde hem simsiyah, hem tozpembe bulutlar… Hem masmavi gökyüzü, hem pasparlak ay…

Annelik gibi… Hayatın kendisi gibi…

***

Oh…

Havaalanına giderken “Bir hafta daha kalmak ister miydin?” dedi Filipe. “Yok yea!” dedim, o kadar da değil. Davul dengi dengine… Yok, o değil. Her horoz kendi çöplüğünde… Yok, o da olmadı. En iyi anne dinlenmiş annedir, ben de dinlendim, evime döneyim.

Uçak havalandı. Düşündüm: Eve dönüyorum. Çok şükür bana ki şanslıyım…. İyi bir destek sistemim var. Kafam atınca olmasa da, kafam çok atınca bırakıp kaçtığımda idare edebilen bir destek sistemi… Her ne kadar gitmeden kesmeyi unuttuğum için Deniz’in tırnakları kaşık kadar olmuş, yüzme dersine giderken mayosu kaybolmuş olsa da hayat bensiz devam edebildi. Etmez mi? Eder tabii, niyet etmesin ki?..

Şanslıyım, evet. Bırakıp kaçabildiğim, kaçıp da geri dönebildiğim bir ailem, kaçınca başımı sokacak bir başka ailem, beni kaçıracak arkadaşlarım…var.

Sadece şans mı peki? Pınar’ın dediği gibi

… şans diye bir şey var mı? Olayları nasıl yorumladığımız belirliyor olamaz mı hayatı nasıl yaşadığımızı, kendimizi şanslı sayıp saymadığımızı?  (Yavaş Ebeveynlik, s. 126)

Bilmem…

Çok şükür…

Bunları düşünürken ben, uçak İstanbul’a indi.

Saatler gece yarısını vurduğunda eve girmiştim. Anne tatili sona ermiş, her şey eski haline dönmüş, ben de balkabağına dönüşmüştüm.

Dinlenmiş -ve mutlu- bir balkabağı…

Balkabağı

 

22 yorum

  1. Elif Hanım,

    Mavi emaye çaydanlık Eminönü’nde 50 tl. Şaka değil 🙂 Ben de çok seviyorum, oradan biliyorum.
    Sevgiler,
    p.

  2. Ah nasıl imrendim,
    Nasıl kendim gitmiş gibi dinlendim.
    Belli değil 🙂

  3. Okurken ben de dinlendim sanki.bende 2 aylık kızımı alıp ana evine gidiyorum.inş.dinlenir ve daha çok eğlenirim .

  4. ohh vallahi ben gezmiş gelmiş kadar oldum 🙂 hoşgeldiniz… ne iyi etmiş de gitmişiniz… sahiden bir annenin yavrusuna verebileceği en önemli şey gülen, huzurlu, dingin bir yüz… ve sahiden şanslısınız, destekçilerinizden ötürü, kıymetini bilin 🙂

  5. Seni çok seviyorum ya Elif. Yazdıklarını okumak bana çok iyi geliyor. Kendimi yazının içinde onu yaşarken buluyorum. İyi ki hayatımdasın.

  6. Ece’ye bravo seni çok güzel yerlerde gezdirmis 🙂 Allah içinize sindirsin. Yine gel! 🙂

  7. Dört gün…. benimki 2,5 yaşında ya….kendimi koyamadım bir türlü yerine 🙂
    bir yandan özgürlüğü rahatlığı özlüyorum bri yandan da o o o 🙂 yani oğlum …
    hayırlısı bakalım büyüdükçe neler yaşıycam

  8. NE kadar doğru, en iyi anne dinlenmiş annedir cümlesi. Her anne mola vermeli rutin biçimde. Gün içinde bile 5 dakika ayırmalı sadece kendine. Neyden zevk alıyorsa onu yapmalı.
    Ve o destek sistemi mutlaka gerekli. Anne olmadan önce yapılacaklar listesinde 1 numara bence..

  9. ohhh ne iyi gelmiştir,o gaz uzun bir süre idare eder şimdi 🙂

  10. Harika bir yazi! Kizim 6 yasinda ve ben de ilk defa o dogdugundan beri 4 gunlugune bir anne tatiline cikiyorum! Yasasin dinlenmis anneler!!

  11. ohhh yarasın 🙂 bi kaç yıl gider artık bu tatilin keyfi :)))

  12. Bayıldım yazıya, bu ara en çok ihtiyacım olan şeyi yapmış olmanıza sizin adınıza hatta kendi adıma bile sevindim…

  13. Oh iyi ki kaçmışsın Elif, ne iyi ettin de geldin / geldiniz. Bi daha kaçarsan biz yine bekleriz, bizde semaver hiç durmaz 🙂
    Sevgiler

  14. Elif, nasıl güzel yazmışsın… En iyi anne dinlenmiş annedir hakkaten. Ruhu dinlenmiş özellikle… Sevgiler:)

  15. ah Elif ne kadar ihtiyacım var şu anda anlatamam. Gerçi bugün benim halimi görünce anlamışsındır sen şıp diye. Şu anda zor gözüküyor ama belki bir gün böyle kaçabilirim. Bugün seni görmek çok güzeldi.

  16. Incir'in Annesi

    IG’de falan su 4 gununu fotograflarla anlattin ya aldi mi beni bir imrenme, kiskanclik.. Kiskandigim sadece 4 gunluk anne tatili degildi aslinda. O anlattigin arkadas, kizkardes, mekansal yakinliklar vs. idi.
    Korkum bu, su aralar: yalniz kalmak. Hep cok uzakta olmak.

    Anne tatiline ihtiyacim var diyorum hep. Bir muddet eski ben gibi bir yere gidip kalmak. Sonra “ulen diyorum sacmalama ise gidip geliyorsun, sonra bir haftasonu cocugunlasin zaten. senin tatil neyine. otur cocugunla vakit gecir. ayip ayip tatil falan dusunuyorsun” deyip kendimi yargilayip, sucluyorum.

    Tek bir yazida bunca duyguyu vermen de yine hayranlik uyandirici:) Cok sevdim. Sabah pembe turuncu agaran gunu ve guzel bulutlari gorunce seni dusundum.

    Sevgiler,

  17. Çiğdem-Üzüm

    Kalemin bile dinlenmiş Elif. Okurken hissediliyor, hızlı kadınsın her şeye yetişen annesin, yavaşlamak ne de iyi gelmiş.

  18. çok iyi yapmışsınız elif hanım… biraz mola…oh kendimi hayal ettim bi an ama bi süre imkansız. şuan için bırakamam oğlumu..
    bu arada şehir planlamacılığı değil de şehir plancılığı desek :)))