24 Yorum

Bir sınav hikayesi…

Geçtiğimiz hafta bir sınav vardı. SBS sanıyordum ben, meğer TEOG’muş.  Birkaç gün boyunca posta kutuma TEOG aşağı, TEOG yukarı bültenler geldi durdu da yeni bir sivil toplum örgütü sandıydım. Meğer bizim SBS’nin yeni adıymış. Tam da SBS’ye alışmışken…

İkinci sınıfta okuyan bir oğlum var. İki sene sonra (eğer sistem değişmezse) ilkokul bitecek. İlkokul biterken sınava girmeyecek. Sanırım. Galiba. Yoksa girecek mi? Kim bilir? Kimse… 

Aşağıda, geçtiğimiz aylarda YGS sınavına giren oğlunu anlatan bir annenin yazısı var. YGS, üniversiteye hazırlık için girilen sınav. Onu da yeni belledim, yine değiştirirlerse n’aparım bilmem.

YGS çok mu uzak göründü size? O zamana kadar sistem nasıl olsa 1298 kere değişir mi diyorsunuz? Haklısınız. Sistem değişir. Değişmeyen, sistem ne olursa olsun, çocuklarımız kaç yaşında olursa olsun, ezilmeye devam etmeleri.

***

Üzülen Anne

Oğlum uzun bir süredir hiç dışarı çıkmadan, çok sevdiği gitarına ve tenis raketine dokunmadan, gözlerinde endişe, kalbi pır pır YGS’ye hazırlanıyordu. Sakin görünüyordu, başarısı, eğer başarı bir net sayısıyla ölçülüyorsa, hep ortalamaların üzerindeydi. İçel Anadolu Lisesi’nde okuduğu için (Türkiye’nin en iyi 6. ya da 7. Anadolu lisesi olduğu iddiaları var) beraber koştuğu atlar çok hızlı, o da onların yanında tırıs tırıs gidiyordu.

Sınav yaklaştıkça, çevresindeki bazı arkadaşlarıyla kendini karşılaştırmaya ve yavaş yavaş sıkıntılanmaya başladı. Arkadaşlarının bazıları çok acımasız, “Aaa sen daha o soruları yapamıyo musun? Ben onların kitabını yazdım” diyenler, deneme sınavlarındaki netlerini çok abartarak söyleyip ezenler, ya da, bence en kötü grup bu, netlerini eksilterek söyleyip “Boşver ya, ben de o kadar yaptım, hiç de çalışmıyorum, sen de gevşe” deyip aynı ders için 2 ayrı hocadan özel kurs aldığı ortaya çıkanlar…

En sonunda sınava 3 gün kala, perşembe sabahı, güzel oğlumun bedeni isyan etti ve ateşler içinde kalktı sabah. Hem ishal hem ateş hem sinüzit… “Ölüyorum annee… ben sınava nasıl giricem böylee…” İçimin nasıl akıp eridiğini herkes tahmin eder herhalde. “Sınavı batsın oğlum” dedim, “merak etme daha zamanımız var” dedim, ama çocuk bir dağıldı ki toplayabilene aşkolsun. O doktor, öbür tahlil filan derken Cumartesi azıcık gözünü açtı, toparlandı “Artık n’olacaksa olsun, şu sınav yeter ki geçsin” demeye başladı. Arkadaşlarıyla buluşmak istedi, gitti, geldi, o da ne? Surat yine kaymış. “Ben son dakikaya kadar çalıştım, sınava giderken hasta bezi bağlayın çişiniz gelebilir, en son denemede 140 net çektim, sen ya kötü olursan sınavda, şu geometri sorusunu çözebilen var mı, kursta bir tek ben çözdüm….”

Yazarken içim sıkıştı, çocuğum dinlerken rengi olmuş bir limon… Yeniden ateşi çıktı, karnı ağrımaya başladı. Hadi bakalım bir daha konuşmalar, sakinleştirmeler. Peki, beni kim sakinleştirecek? O kadar öfkelendim ki… Bu küçücük yürekler ne zaman birer hırs küpüne dönüştü? Nasıl bu kadar acımasız birer rakip oldular? Bu nasıl bir davranış bozukluğudur? Eğitim sistemimiz nasıl bireyler yaratıyor? Bu soruların hepsinin cevabı net ve en kötüsü de tırnağına taş değse içinizin sızladığı evladınızı kendi ellerinizle teslim ediyorsunuz bu sisteme.

Bitti mi sanıyorsunuz? O halde sınav sabahına dönelim. Bir gün önceki telkinlerimiz sakinleştirme çabalarımız üzerine, Pazar sabahı çok güzel kalktık, olişim kahvaltısını etti, biraz sohbet muhabbet, koyulduk yolumuza. Şehrin taaa diğer ucundaki okulumuza rahatça vardık, her şey yolunda. Artık çocukların içeri alınma vakti geldi ve olaylar başladı:

  1. Okulun kapısında bekleyen polisler ve okulun müdürü olduğunu tahmin ettiğim bir bıyıklı merdivenlerin tepesinden başladılar bağırmaya “Üzerinizdeee tokaaa, metal kemeeer, tilifooon vs. vs. olmayacaaak!!!” Dinleseniz zannedersiniz ki okula öğrenci değil hapishaneye mahkûmları sokacaklar! Bir gerildi bütün çocuklar, hepsi kuzu kuzu üstlerin başlarını kontrol etmeye başladı acaba unuttuğumuz bir şey oldu mu diye. Hatta bir baba çocuğunun metal olmayan kemerini çekti aldı noolur nolmaz düşüncesiyle. O ana kadar sakin kalabilenler de heyecanlandı. Neyse, sırayla girdi hepsi içeri, nasıl pırıl pırıl görünüyorlar, tatlı tatlı heyecanlanıp etrafa gülücükler saçarak, el sallayarak girdiler kuzucuklar.
  2. Sınav sırasında bir seçim konvoyu geçmiş daridiri daridiri korna çalaraktan, ben iyi ki de orada değildim o anda, yemin ederim uçan tekmeyle dalardım!
  3. Sonradan oğlumdan öğrendik, gözetmenleri ya ilk defa bu işi yapıyor ya da ikisi de beyinsiz çıktı çocuğumun şansından, her şeyi birbirine karıştırıp sınavı 5 dakika geç başlatmışlar. Güya bu süre sınavın sonuna eklenmiş ama bütün okul aynı saatte boşaltıldığı için uğultudan gürültüden tüm çocuklar atmış kalemi çıkmış dışarı sinirden.
  4. Aşağıda beklerken, 160 dakika önce içeri gülerek giren çocukların hortlak görmüş gibi sapsarı bir surat ve endişe dolu gözlerle dışarı çıkmaları beni çok ama çok üzdü. Bazı çocuklar annelerine babalarına sarılıp başladılar hıçkırarak sarsılarak ağlamaya. Allah’ım, tek kelimeyle mahvoldum… Oğlum? Bir çıktı suratında küfür yemiş gibi bir ifade, balmumu renginde. Hemen sarıldım, “Geçmiş olsun annecim, bitti gitti, hiçbir şey söylemek zorunda değilsin” dedim. Çocuğumun yaprak gibi titremesi geçti en azından. Çok sonra konuşup tüm soruları yetiştiremediğini, moralinin çok bozulduğunu söyledi. Konuştuk, rahatlatmaya çalıştık ama uzun zaman “Okuyabilseydim yapardım” nakaratını dinledik. Neyse, biri iki arkadaşıyla konuşunca azıcık ferahladı. Netleri beklediğinden düşük ama bence gayet iyi.
  5. Başka okullarda gözetmenlik yapan arkadaşlardan korkunç hikâyeler dinledim bayılan, fenalaşan, hatta burnu kanadığı halde sınav salonunu terk etmemek için ağlayan gençler hakkında. Ne düşüneceğimi şaşırdım.

Uzun lafın kısası sevgili dostlar, bu çok berbat ve haksız bir süreç. Çocuklarınıza azıcık acıyın, biraz daha anlayışlı olun ve kimselerle karşılaştırmayın. Hırs küplerine çevirmeyin bir tanelerinizi. Ben anladım ki bu gençlerin gelecek kaygısı “Bu sene kazanamazsam arkadaşlarımın ailemin yüzüne nasıl bakarım?” boyutunda.

Çocuklarınızı bu konuda rahatlatın lütfen, alternatifsiz olmadıklarını, ne olursa olsun yanlarında olacağınızı hissettirin. Bu yaşta bu kadar kaygı, ileride nelere yol açacak kim bilir. Maalesef devlet, hükümet, milli eğitim, ÖSYM el ele bu işi daha nasıl abartabiliriz, bu gençleri makinaya nasıl çevirebiliriz diye var güçleriyle çalışıyorlar. Allah hepimizin yardımcısı olsun demekten başka da bir şey gelmiyor elimden. Paylaşmak, sizleri bekleyen sürecin zorluğunu sizlere anlatmak ve önlemlerinizi şimdiden almanız için sizleri uyarmak istedim naçizane. Sağlıkla kalın, mutlu bireyler yetiştirin.

Türk Gençliğinin Durumuna Üzülen Anne.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

24 yorum

  1. Okurken o annenin yerine koydum kendimi, sonra döndüm henüz 3 yaşındaki evladımı düşündüm, gözlerimin dolmasına engel olamadım. Ben yarış atı olmasını istemiyorum çocuğumun, sadece yaşının gereklerini yapacak bir çocuk yetiştirmek istiyorum.
    Böyle saçmasapan maratonlar istemiyorum, ne yapmak gerekir, nasıl birlik olmak gerekir.

  2. Ben 2004 te lise sondum be aynı aynı tamamen aynı şeyleri yaşadım.. Ben de sınav gecesi hastalandım ve sınavda da hastaydım.. Hiçbir şey değişmemiş..

  3. İnanamıyorum,tahammül edemiyorum..şaşırtmıyor bu ülkenin halleri beni artık.aynı durumda yeğenim var,seneye oda bu sınava girecek,büyük ihtimalle aynı durum ablamın da başına gelecek.çocuklarımızı daha bebekliklerinde istediğimiz kıvama getirmeye uğraşıyoruz,olmayınca onların da birer birey olduğunu anlamayınca bizden bir tane daha yetiştirmiş oluyoruz.mutsuz,hırslı,bencil,kolaycı…onları dinleyin mükemmel!!!anneler,önümüzde ki süreçler için en azından….sevgiler,saygılar

  4. Aynı şekilde gözlerim dolu dolu okudum. Yazıların tümüne katılıyorum. Bizim okulda da çocukların hiçbiri ders çalışmıyor, özel ders almıyor ama denemelerde neredeyse full çekiyor. Sonra da benim kızım 3-4 yanlışla kendini çok kötü hissediyor, strese giriyor. Ama tabi hiç yardım almayanların hem dershaneye hem de özel derse gittikleri öğreniliyor. Gerçekten çok acımasız, soru çözme konusunda hırs küpü, ama sosyal açıdan sıfır çeken çocuklar yetişiyor.

    • Benim cocuklugumdan bu yana pek birsey degismemis demek, o ders calisma isi oyledir. Cok calisiyorum dersen sinifin/okulun gozunde inek olursun, calisiyorum diyip ustune bir de dusuk not alirsan direk salak olursun. Kimse inek/salak olarak adi ciksin istemez. Calismiyorum diyip umurunda degilmis gibi gozukursen en fazla tembel olursun, o da karizmana bir zarar vermez. Hatta umursamiyorsun diye cool bile olabilirsin. Deli gibi calisip bunu belli etmemek, tam tersiymis gibi gorunebilmekti yetenek, hala oyle demek. Ha gercekten cok zeki olani vardir, calismasi gerekmez belki hakkaten. Ama kac tane olabilir oylesi bir okulda? Hic dert etmesin kiziniz, cogu yalan soyluyor. Ah bu kazrizma adina okulda yaptiklarimiz:))

  5. Satırları okurken kendi üniversite hazırlık yıllarıma gittim. Bundan tam 13 sene öncesi, ne kadar çok zaman geçmiş üzerinden ama hala dün gibi hatırlıyorum herbir anını. Özellikle sınava girdiğim gün sınav bitipte sınav salonunu terketmemle başlayan ve tüm gün süren ağlama krizimi. Tüm bir yıl boyunca içimde briktirdiğim stresi tüm bir gün boyunca içimden kusmak ve atmak isteği. O gün karar verdim, kendi çocuğuma bu işkenceyi yaşatmayacağıma. Varsın bir sene sonra girsin üniversiteye ve istediği bölüm ne ise onu okusun, isterse akşama kadar resim yapsın şarkı söylesin o okulda hiç farketmez. Sadece Mutlu olsun. Kendi adıma girdiğim o sınavın sonucunu da söyleyeyim. İstediğim bir üniversite ve hiç sevmediğim bir bölüm. 7 sene boyunca okulu bitirmek için uğraşıp hala sınava girdiğinin, soruları yapamadığının kabusunu gören bir kişiyim. Yaptığım iş ise Lise mezunu olmanın aslında işe girmek için yettiği üniversite mezunu olmanın sadece işe girişte öncelik sağladığı bir iş.

  6. yıllar önce ÖYS’deki halim aklıma geldi…(16 yıl geçmiş) sınavın ilk yarısında ağlamaklı boğazımda koca bir düğüm sorulara bakakalışım… Annemlere durumu nasıl izah edeceğim, bir yıl daha bu eziyete nasıl katlanacağım diye düşünüşüm…Ağlamak istemek ile ağlamaya vaktimin olmadığı hissiyatı arasındaki git gellerim…Ön sıramda oturan sınıf arkadaşımın harıl harıl soruları çözdüğünü görünce iyice basan afakanlar…
    yok aynı şeyleri çocuklarımın yaşadığını düşünmek gerçekten sinir bozucu…

  7. Tüylerm diken diken okudum yazınızı 🙁 gözlerim doldu inanın.Herkes gibi benimde aklıma sınav yıllarım geldi.13 yıl olmuş benimde.Ne oldum okudumda etrafımdakiler illa bitirince doktor,öğretmen,polis olsun isterler Kamu Yönetimi okudum ve tabiki KPSS olmadan o bölümü okumanız pek bir işe yaramıyor.Okadar hukuk dersini geçmeniz bir anlam ifade etmiyor.Bir Lise mezunun’un yapacağı işi yapıyorum maalesef.Asla ve asla bir sınava daha girmek istemiyorum üniversite 2008 mezunuyum ama hala sınav nefretimi atamıyorum bilsem ki bir sınava girip prof olucam yok diyorum bir daha sınava hazırlanmam.İçimi döktüm sayenizde.Oğlunuz içinde dilerim notunun yettiği yerde değil ,gönlünün istediği bölümde okuma şansını bulur.

  8. AYŞEGÜL ALDEMİR

    Canım oğlumu böyle bir geleceğin beklediğini düşünmek bile kalbimin sıkışmasına yetti.
    Şimdi oğlum daha çok küçük zaman var diyorum ama bu bile yetmiyor sakinleşmem için biraz zaman geçmesi ve alınması gereken 3-5 derin nefes gerekiyor. Karşılaştırma mevzusuna takıldım ki benim ailem bana bunu çok yapmıştı.. Bir pedagogdan aldığım eğitimin birinde bir cümlesi vardı ve beni en derinden etkileyenlerden bir tanesiydi ”bir insana kendinize evladınıza yapabileceğiniz en büyük kötülük onu başkalarıyla kıyaslamaktır” doğruluğu şüphe götürmez değilse nedir???

  9. Tüylerim diken diken oldu okurken. 1997 de girmiştim sınava ben, stresli bir yapım yoktur o nedenle kötü anım da yok.Sonuçta mühendis oldum çıktım. Ancak kararım kesin, ben çocuklarımı bu sınavlara sokmayacağım bile, girmek zorunda iseler girsinler, sonuçları zerre umrumda değil. Önemli olan sınav puanı değil,hayatın size verdiği puan. Hayat bir bütün, çocuklarımıza bunu öğretmemiz lazım. Yoksa doktor olmuş öğretmen olmuş, ana babası gibi mühendis olmuş ne önemi var, etrafımdaki mutsuz köleleri gördükçe bu kararıma daha sıkı sarılıyorum. Okuyan,meraklı bireyler yetiştirelim,başarı ve mutluluk orada gizli.

  10. betül zenciroğlu

    bende şu an sınava hazırlanıyorum.ailem gayet olumlu yaklaşıyor destek oluyor ama bu da yetmiyor ki.. günlerdir her gece saatlerce ağlıyorum.stresten yemek yiyemiyorum.ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.benimde tek düşündüğüm kazanamazsam bi daha bu stresi kaldıramam bi daha o maratonu yaşayamam ….

    • Tecrübekonuşuyor

      Sevgili Betül,
      Bu genç yaşında kendini bu kadar ümitsiz hissetmen kalbimi acıttı doğrusu. Bir kere şunu bil ki bir kere daha sınava girmek olabileceklerin içinde sadece bir seçenek. Diyelim ki oldu ve öyle ya da böyle birkez daha denemeyi seçtin. Canım kızım, ileride yaşayacağın upuzun bir ömrün içinde en kötü ihtimal olarak kaybedeceğin bir yıl nedir ki? Ben de bir sürü arkadaşım da ikinci senelerimizde kazandık istediğimiz okulları. Hem biliyor musun, tecrübe konuşuyor, ikinci sene hep kendin gibi arkadaşlarınla çok daha rahat ve stressiz hazırlanıyorsun sınava. Lütfen kendini çok çaresiz hissetme. Ama eğer bu endişe duygusuyla kendin başedemiyorsan muhakkak profesyonel yardım al. Bazen bizim ya da en yakınlarımızın göremediği yaraları kırk kat yabancılar bulup iyileştiriyor. Herşey çoook güzel olacak merak etme tatlı kızım. Uykusuz gözlerinden öperim:)))

  11. ilk sene kazanamamıştım..yani istanbul’a çook uzak ve asla yapamayacağım şehirlere tutuyodu puanım..artık nası gerilmişsem “bi daha sınava girmem ben! evde oturup koca beklicem!” diye diretmiştim..neticede son anda tekrar bi dersaneye yazıdırıldım ve sınava girdim yeniden..kazandım neyse ki ikinci senemde..ama o bir sene……kazanan hiç bir arkadaşımla görüşmemiştim! iğrenç bi sene geçirdim..ve hala diyorum ki mümkünse oğlumu hiç bir sınava sokmayayım..keşke….

  12. Incir'in Annesi

    Girdigim Anadolu Lisesi sinavi da, universite sinavi (daa dogrusu ilki daha olmadan iptal edilmisti)da tekrarlanmisti. Anadolu Lisesi’ni kazanamadim ama sans yuzume guldu de su super lise kavramini cikarmislardi. Ilkokul arkadaslarimin gitmesiyle iyice guzellesen bir ortaokul macerasindan sonra not ortalamasi sayesinde canim liseme girebilmistim. Iki sene dershane, bolca stres ve allah rahmet eylesin “sinavlarda hep gurultu olacak sizi ona alistiyorum” diyerek sinavlarda gelip sohbet etmesiyle meshur ogretmenimin de anisiyla sinava girdim. Ilk 10 dakika bos bos sayfalara baktigimi ve 10. dakikada cok sevdigim ve son derece hirsli, zeki bir arkadasimi dusundugumu hatirliyorum. Aynen soyle dedim “O simdi bu sorulari coktan yapmis gecmistir, kendine gel, sakin ol, okumaya basla” O arkadasim bilmez ama benim icin ozeldir yani. O andan itibaren kendimi kendimden korudum, hicbir sey dusunmeden sorulari anlamak icin okudum. Yine sans yuzume bakti da kapagi attik bir yere.

    Su yaziyi okurken ne kadar uzuldugumu anlatamiyorum. Gece uykumdan sicrayip uyandigimi bilirim su sinavlar, okullar yuzunden. Elalemin ulkelerinde liseyi bitiren henuz hazir degilim deyip Dunya’yi gezerken, Turkiye’de mucadele ettigimiz seyleri gormek can acitiyor. Hem olay sadece sinavlar da degil. Sonrasinda hayatlarimiza yansiyan sertlik, mucadele duygusu, ben yapamamciliklar, karamsarlik ve esneklikten yoksun bakis acisi da cabasi.

    Yine elalemin ulkesinde o tenis raketini hic birakmak zorunda kalmiyor cocuklar, devlet destegiyle yapilan kortlarda belli bir ucret vererek ogreniyorlar oynamayi. Spor yapiyorlar, enstruman calmayi ogreniyorlar isterlerse. Ben su yasimda hicbir sey bilemez gibi dolasiyorum. Ne tenis, ne takim sporlari, ne bir sey. Istedigimiz seyler hep cok uzaktaydi, erismek zordu, pahaliydi ve mekansakl olarak yayginlassa da bu aktiviteler hala cok pahalilar. Okumusuz, ineklemisiz, yasayip bu yasa gelmisiz. Cocugum boyle olmasin istiyorum ben.

  13. Benim oğlum da YGS ye bu yıl giren 2 milyon 80 bin küsur çocuktan birisi. Yazınızı okurken çok duygulandım. Gözlerim doldu taştı. Sizin oğlunuzun yaşadığı kadar yoğun yaşamadı sınav stresini veya belli etmemek için neler çekti son ana kadar. Şimdi YGS bitti derken stres bitti mi hayır? LYS var. Yine aynı stresi gene hem de fazlasıyla yaşıyor şimdi. Sınıfındaki çocuklar denemelerde daha iyi yapıyor ben çalışıyorum yapamıyorum kısır döngüsüne girdi. Bizler ana baba olarak onu rahatlatmak için hiç bir şey yapamıyoruz. Sen elinden geleni yapıyorsun olduğu kadar diyoruz, Ama ne o ne de biz olduğu kadar olması gerektiğini henüz içselleştiremedik. Netleri neden düştü diye sorgulayıp dersaneye koşuyoruz. Bu eğitim sisteminin örselediği milyonlarca aileden birisiyiz. Düzelir mi? Pek umudum yok……

  14. YGS’ye girdim ve LYS’ye calisiyorum,lise son sinifim.Oncelikle Uzulen Anne’ye herkesin beklediginden daha dusuk bir not aldigini soylemek istiyorum,sozel-yabanci dil ogrencisi olarak denemelerde aldigim en dusuk notlari YGS’de aldim ve surem de yetmisti.Sorularin aciklanmamasi insanda suphe uyandiriyor ister istemez,bazi okullarda kontrollerin tam yapilmadigina dair iddialar…Ki sorular cok degisikti,kesinlik yoktu sıklarda.Kisacasi kimse istedigini alamadi o sinavdan.

    Sinav yaris gibi olunca ogrenciler de birbirini kiskaniyor.LYS’de yabanci dil sinavina girecegim ve basarili oldugumu dusunuyorum,80 soruda genellikle 65 dogru yapiyorum,benim ust sinifimdaki Ted Koleji mezunu 70+ dogru cikaran kiza sinir oluyorum,rakibim cunku.Bizim siniftaki,benden belki bir tik dusuk olan kizin da bana sinir oldugunu ogrendim.Okulda ders islemiyoruz ama dersanede bunlar oluyor iste.Sinav psikolojisi insanlari hirs kupune ceviriyor ve 18 yasinda bir insanin yasayabilecegi onca sey varken eve ve dersaneye kitlenip test cozmesi hic adil degil.Okuldakiler de cabasi,iki performans odevim var ama dersaneye odev yetistirmekten yapamiyorum.Her dusta oluk oluk saclarim dokuluyor,kilo aldim,gozaltlarim mosmor.MEB ve OSYM yatip kalkip genclerin hayallerine dua etsin.Ideali olmayan hic kimse bu kadar zorluga katlanmaz.

  15. Ben de bu yazıyı gözlerim dolu dolu okudum. Kızım henüz 5 yaşında ama herkes gibi bizi de “Bu nasıl bir sistem” stresi sardı.
    Bildiğim bir şey var ki, benim bir anne olarak en büyük görevim; kızımı tüm kötülüklerden, sıkıntılardan mümkün olduğunca korumak, daha da önemlisi ona kendini korumayı öğretmek. Bu iğrenç sınav sistemi ve bu iğrenç rekabet de çocuğumu korumam gereken kötülüklerinden biri.
    Maalesef içim rahat bir şekilde evladımı emanet edebileceğim bir sistem yok. Aksine sürekli gözüm açık olmalı, sürekli çocuğumun psikolojisini takip etmeliyim. Tek önemli şeyin onun huzuru, sağlığı ve mutluluğu olduğunu unutmamalıyım, unutturmamalıyım.
    Ama düşündükçe kalbim sıkışıyor… :(( Daha ana sınıfında başlayan bir deli yarış var. Aptal bir yıl sonu gösterisi bile yarışa döndürülüyor. 4 yaşında çocuklara “mental matematik” dersleri aldırılıyor… Okulların, kreşlerin hatta evlerin içinde çocuklara verdiğimiz tek şey “kazanmak iyi, kaybetmek berbat”. Bu öğreti o minicik ruhları nasıl örseliyor hiç düşünmüyoruz… Bu sistemin onlara verdiği tek mesaj “Başarırsan değerli olursun”.
    Böylesine koca bir yükü nasıl kaldırır bu küçücük omuzlar? Aklım almıyor. Çocuğu 4. sınıfa giden anne – babalar, “Benimki saatte şu kadar soru çözüyor” diyerek kıyaslama yapıyor. Sanki arabadan bahsediyorlar, “Saatte 180 km. yapıyor” der gibi evlatlarından bahsediyorlar… “Yapmayın, etmeyin yazık çocuklarınıza” diyorum, “Seni de göreceğiz” diyorlar… Görmesinler! Tüm kalbimle diliyorum ki beni öyle görmesinler…
    Benim dönemimde üniversite sınavı iki basamaklıydı ve ÖSS-ÖYS adını alıyordu. Sınavdan çıktığım günü, koca bir caddeyi nasıl hıçkırıklara boğularak yürüdüğümü hiç unutmuyorum. Kızıma bunu yaşatmayacağım. Yaşatmamak için ne gerekiyorsa yapacağım.
    Varsın kazanamasın, varsın kaybeden olsun. Hiç bir mağlubiyetin onu değersizleştirmeyeceğini bilsin yeter.

    Tüm çocuklarımızın yolları açık olsun, yüzleri gülsün.

  16. allah yardımcısı olsun gençlerin… ama ben onları bu hale anne babaların getirdiğini düşünüyorum. ebeveynlerde nasıl bir hırs varsa artık çocukları üzerinden kendileri yarışıyorlar. ben etrafımdan bunu çok rahat gözlemliyorum malesef 🙁

    geçtiğimiz yıl mayıs-haziran aylarında oğlum için kreş araştırırken(4 yaş) iyi bi afallamıştım ben. gittiğimiz pek çok kreş ispanyolcayı hangi teknikle öğrettiğini, ingilizcede geçtiğimiz yıllarda şöyle şöyle etkinlikler yaptıklarını, (dini eğitim verenler) kuran-ı kerim okumaya kaç ayda geçildiğini anlattı ballandıra ballandıra. şaşırdım, tuhaf karşıladım. 3,5 yaşındaki, evinden ilk kez kopacak olan oğlumun ispanyolcayı öğrenmesi benim için zerre önemli değildi o an. ingilizceyi de keza, sonra da bi şekilde öğrenebilirdi pek ala… ben etrafında biz yokken, kendini tam bir birey gibi hissetmeye başlayacağı o yepyeni ortamda mutlu olsun istiyordum. çeşit çeşit oyunlar öğrensin, eğlensin, yaşıtlarıyla kaynaşsın, hiçbir şeyi yapmak zorunda(!) olmasın ve mutlaka gündüz uyusun. sonunda isteklerime en fazla hitap eden bir kreşe gönderdik ve pişman olmadık çok şükür. öğretmeni henüz 23 yaşında sürekli gülümseyen cıvıl cıvıl bir genç kız. okulun kapısından girdiğimiz anda herkes gülümsemeyle karşılıyor bizi. yapmacık değiller, samimiler. istediğim de buydu. haa ingilizce öğrenmiyor mu? öğreniyor haftada 3 saat. çat pat bişeyler söylüyor, renkleri, sayıları biliyor. ama en önemlisi birkaç gün gitmese okulunu özlüyor. işte en önemlisi de bu.

    • Mabellam hanım,kimse çocuğunun yarış atı olmasını istemiyor,eminim sizin demek istediğiniz de bu değildi fakat gözlemlediğim kadarıyla ebeveynler,gençler kadar hırslı değil.Ebeveynler çocuklarının başarılı olmalarını istiyorlar ve bir çok çocuk için başarının yolu üniversite sınavından geçiyor,özellikle ebeveynlerle çocukların arasındaki eğitim farkı (mesela benim annem de babam da liseyi bitiremedi),çocuklarda ”bir sene daha onlara yüklenemem\ailemi gururlandırıp okumalıyım\babam okuyamadı x oldu,onun gibi olmamalıyım” tarzı baskılara yol açıyor.Tabii ki ”netlerin düştü,cezalısın!” aileleri de vardır ama inanın bana tanıdığım çoğu çocuk bu bilince kendileri ulaştı.

      • hiçbir anne baba bunu dillendirmez tabii ki. ama içten içten öyle büyük bir baskı var ki gençlerin üzerinde kesinlikle etraflarındaki yetişkinlerden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. bu baskı altında ezilmemek için de doğal olarak gençler hırs küpü haline gelmek zorunda kalıyorlar, birbirleriyle rakip oluyorlar. tabii ki bu gruba dahil olmayan ebeveynler de var, onları kesinlikle ayrı tutmak isterim ama malesef düşüncelerimde bir değişiklik yok ve ben bu çocukları yine biz anne babaların bu hale getirdiklerini düşünmekte ısrarcıyım. etrafımda çok fazla lise çağlarında çocuğu olan anne baba var. hangisine baksam çocuktan daha heyecanlı. daha sakin, rahat, vurdumduymaz olmaları (ya da çocuklara böyle yansıtmaları) gerekirken gün sayıyorlar, birbirlerine çocuklarının netlerini soruyorlar, hangi dersane kaç derece yapmış hangi özel hoca daha başarılıymış bunları tartışıyorlar. bazen bu konular beni bile öyle boğuyor ki ortamdan uzaklaşıyorum. kendimce fikir beyan etmeye kalksam da “sen daha dur, seninki küçük tabii, bu yaşa gelsin seni de görücez” tepkisiyle karşılaşıyorum. ve evet bu ebeveynler genelde anneler. babalar biraz daha sakin gözlemlediğim kadarıyla. işte tüm bu baskılar kendilerini bi şekilde dışarı vuruyorlar ve gençleri etkiliyorlar. en iyi fen liselerinde okuyan, hergün yüzlerce soru çözüp deneme sınavlarında mutlak derece yapan nice genç tanıyorum karşına alıp konuşmak istesen iki lafı bi araya getiremiyor. asosyal, çekingen, kendini ifade edemiyor. sahiden üzülüyorum onlar için. kendi gençliğimi hatırlıyorum da arkadaşlarımızla aramızda kıskançlığa dayalı bir rekabet yoktu sahiden. belki de bizim anne babalarımız daha basit düşünüyorlardı o yüzden şanslıydık.

        umarım hepiniz istediğiniz güzelliklere kavuşursunuz. sınavında başarılar diliyorum. ama her şeyden önce sağlık ve iç huzuru gelir. bunu aklından çıkarma e mi 😉

  17. Elif merhaba,
    Tam da okul seçimi konusunda sıkışmışken, kriter olarak çocuğumun kendini mutlu hissedeceği bir okul arayışındayken ve gittiğim her okulda kriter olarak eski SBS ,şimdiki TEOG hazırlık ve başarıları önüme sunulurken,BİRŞEYLER YAPMAK LAZIM AMA NE VE NASIL diye düşünürken okudum yazını.
    Bu sistemle çocukların yaşadığı dram korkunç. 5. sınıfdan başlayarak her sene sınav stresi yaşatmak çocuklara ne kadar doğru?Ben çocuğumun hayatını sınavların şekillendirmesini istemiyorum. Ama sistemin dışına çıkmak ta imkansız; çünkü bu dev sınavlar, aynı zamanda okul notları yerine de geçiyor.Eskiden en azından lise sona kadar sınav stresi karşılaşmıyorduk . Şimdi ise daha küçücük yaşlarda çocukları bu bunalımın içine itiyoruz. Sıkıştım kaldım ve ne yapılabilir diye düşünüp duruyorum:(

  18. muhasebeci yasemin

    Herkese selamlar,
    Ben bir anne değilim,anne adayı da değilim.Hatta geçenlerde anne olmak istemediğimi eşime de söyledim ağlayarak.Haberle ölen çocuklar.Kötülük yapılan çocuklar v.s liste uzar gider.
    Neyse yukarıdaki yazdıklarımla içiniz sıkılmasın.
    Ama sizleri okuyunca ama özelikle Elif Hanım`ı içimde birazcık kelebekler dolaşıyor.Çocukarın fıtratına uygun yetiştirmeye pür ve özen gösteren ve nerde ilim orda Elif Hanım valla maşaAllah.Taktire şayan bir ilimkolik insan.
    Tebikler

  19. Merhaba, yazınızı çok üzülerek okudum. Üniversitede öğretim üyesiyim ve o sınavlarda salon başkanı olarak görev yapıyorum. Özellikle üniversite sınavında görevim varsa bir gece önceden sanki sınava ben girecekmişim gibi karnım ağrımaya başlıyor. Öğrencileri karşılarken tir tir titrediğimi belli etmemek için zor tutuyorum kendimi çünkü karşımda tir tir titreyen 20 pırıl pırıl insan oluyor. Onları karşılarken hoş geldiniz diyorum, sınav başlamadan yapmadığım şaklabanlık kalmıyor, biraz rahatlasınlar gülsünler diye. Mesela okumamız gereken kurallar var. Kuralın bir tanesi tütün maddelerinin yasak olduğundan bahsediyor. Ben başlıyorum esrar, eroin, kokain çekmek yasak diye:) Hep de gülüyorlar o maddede:) O kadar zor ki!! Dokunsan heyecandan ağlayacak 20 genç. Bu sınavı 10 yıldır yapmama rağmen bize verilen görev tanım kitapçığını sınavdan önce ve sınav süresince okuyorum. Sıraları kontrol ettiriyorum, ses çıkaran varsa altına kağıt koyalım diye. Havalandırma ve ışığın yeterli olup olmadığını sorguluyorum. OSYM tarafından verilen şekerleri önceden açtırıyorum, sınav sırasında şıkır şıkır ses çıkmasın diye. Bir defasında yanımda görev yapan öğretmen arkadaşın topuklu ayakkabılarını çıkarttırmıştım.
    Sınav sonrası bana teşekkür ettiklerinde en büyük hediyeyi alıyorum zaten.
    Sürekli sınavlara girdiğim için öğrencilerin nasıl olduklarını görüyorum. Benimde 2 oğlum var. Onlarında aynı aşamadan geçecek olması beni çok endişelendiriyor.
    Yapacak bir şey yok, böyle bir ülkede yaşıyoruz malesef. Ben her sınavda kendi girdiğim sınavları hatırlıyorum ve tekrar içime bir sıkıntı çöküyor.