4 Yorum

Kimya.

Geçen hafta bugünlerden beri kimyam bozuldu.

Salı akşamıydı. Ece’yle, annemi yemeğe çıkarmıştık Soma haberini aldığımızda… O gece uyumadık. Haber bekledik. Sayı artıyordu. Ama belki yaşam odası vardı, belki oraya saklanmışlardı.

Yaşam odası denilen şeyin ne olduğunu da öğrenmiş olduk böylece… Bir gece, ansızın… Tıpkı aynı anilikte TOMA’nın ne olduğunu öğrendiğimiz gibi…

Ardından geldi uykusuz geceler… Her gün aynı kabusa uyandık. Ya da kabustan bir türlü uyanamadık. Bilmem hangisi daha kötü… İkisi de birbirinden beter…

İnci Tulpar’ın da dediği gibi, “Bu ülkede haftanın günleri Pazartesi, Salı, Çarşamba diye gitmiyor artık! Salı günü Soma idi. Salı günü, Soma idi! Çarşamba Soma idi! Perşembe Soma idi! Cuma Soma idi!  Bu ülkede, her günün bir adı var artık…” Bugün de günlerden Mehmet Ayvalıtaş mesela…

Cuma günü bizim için aynı zamanda Mersin idi. 20 sene önce mezun olduğumuz okulumuzda, Tarsus Amerikan Koleji’nde, 20 sene önce belirlediğimiz tarihteki buluşmaya katılmak için çıktık yola. (Her 19 Mayıs Cumartesi’si mezunlar buluşur bizim okulda. 5 ve besin katı sene önce mezun olanlar özellikle buluşur. Biz de 20. senemiz için çıktık yola… Nasıl içselleştirememişsem o kadar yaş almış olmayı, telefonda “15. sene için gidiyoruz” derken yakaladı Doğan beni birilerine… “Ne 15’i Elif? 20 sene oldu!”)

Stickler

Değişmeyen şeylerden biri de Stickler binamızdı…

Mersin’e gittik ama içimiz buruk… Çocukları bıraktık. Keyfimiz yok. Aslında çocuklarla gitmeyi planlamıştık, onlara okulumuzu göstermeyi… Ama, Soma olmadan da kaçıktı tadımız. Bizimle mezuniyetinin 20. senesini kutlayacağını düşündüğümüz arkadaşlarımızdan birini kaybetmiştik birkaç ay önce… Kutlayasımız zaten pek kalmamıştı…

Üzerine Soma…

Okula vardığımızda da Soma karşıladı bizi… “Yüz karası değil, kömür karası. Böyle kazanılır ekmek parası” diyordu bizi karşılayan pankartta… Unutmak zaten söz konusu değildi de, bu şekilde hatırlamak hem koymuş, hem de koskoca bir camiayla bu acıyı paylaşıyor olmak iyi gelmişti.

Homecoming (adı budur bizim buluşmaların) buruk geçti. Elbette bazısını 20 senedir görmediğimiz arkadaşları görmek müthiş keyif vericiydi. Kimi çocuklanmış, kimi göbeklenmiş, kimi hem çocuklanmış hem de o yüzden göbeklenmiş, çoğu neredeyse hiç değişmemiş, bazısı eski halinden hiçbir şey kaybetmemiş bir sürü insan… Eski günleri de yad ettik, şimdiden de konuştuk. Normal şartlarda konser olacaktı, hatta Doğan’lar da okuldaki adıyla Echo ’94 olarak sahne alacaklardı, ancak müzik yayını iptal edilmişti. Kimsenin ne çalacak, ne dinleyecek hali vardı.

Yine normal şartlarda Mersin’de daha uzun kalmak isterdik. Bir Narlıkuyu’ya gidelim, lagos yiyelim, üzerine lokma, hatta hava güzel, bir denize girelim… Mutlaka künefe yiyelim, tantuniyi es geçmeyelim… Hiçbir şey yapacak halimiz de, tadımız da yoktu. Sessiz sessiz gidip, sessiz sessiz dönmek istedik çocuklarımıza bir an önce…

Öyle de yaptık.

Cumartesi günü okuldayken bir es versek de, gündemden tamamen kopamadık bu arada… Atılan tekmeler, tokatlar, iftiralar, itiraflar, tehditler, yalanlar… Soma’dan yükselen ağıtlar, isyanlar… Gözü yaşlı çocuklar…

Döndük. Değişen bir şey yok. Hala yalan, hala dolan. Elimizden gelen uzaktan acılarını paylaşmak, bir de yapabiliyorsak yardımda bulunmak. Onları da yapınca hayata kaldığı yerden gelmek ağır geliyor insana…

Gerçi çok uzun zamandır bu ülkede hayata devam etmeye çalışmak, bir yandan toplumsal konulara duyarlı olup bir yandan hayattan keyif almak ya da almaya çalışmak ağır geliyor insana…

Yaşamaya devam ediyoruz belki ama keyif almaya utanarak… Paylaşmak ağır geliyor bazen… Paralize oldum, kaldım ben.

Kendimi yaralı hissediyorum çok… Belki de gerçekten yaralıyım, bilmem. Belki de gerçekten, fiziken buruldu kalbim. Önce acıdan, sonra öfkeden… Çaresizlikten… Etraftaki bunca kötülükten…

Kimyam bozuk… O kadar bozuk ki, geçtiğimiz hafta sonu karşılaşıp sarıldığımız çok sevgili kimya hocamız Erdoğan Hoca bile düzeltemedi… Hoş, benim kimyayla aram hiç iyi olmadıydı…

Bazen insanlar “Allah zaten bizim belamızı vermiş” falan diyorlar Twitter’da… Ya da “Bizim ülke zaten cehennem” falan gibi şeyler… Ben diyemiyorum. Diyemediğim gibi böyle şeyleri duydukça kendimi kötü hissediyorum. Çocuklarımla büyük bir bela dünyasında yaşıyor olmanın anlık hissi nefesimi kesiyor. Belki bundan, belki de iflah olmaz ve hatta salaklık derecesinde iyimser biri olduğum (ya da saçma sapan zamanlarda olabildiğim için) Devlet Soma vergisi kessin! falan diyorum. Deprem vergilerinin duble yol olduğunu bilmiyormuş gibi.

Bir yandan da beddua kapasitemi müthiş genişlettim. Hoşgörü stoklarım tükendi. Hala baĞzı insanları, baĞzı şeyleri iflah olmaz bir şekilde savunanlara laf anlatma çabalarımdan eser yok artık. Öfkeliyim, çok…

Yine de, içimde bir yerlerde, küçük de olsa, giderek daha da küçülüyor olsa bir umut ışığı… Hiç yok olmuyor.

Yüzüklerin Efendisi’nde, Elf kralı Lord Elrond, kızı Arwen’a söylüyordu:

“Artık hiç umut kalmadı.”

Arwen tereddütsüz yanıt veriyordu:

“Umut her zaman vardır.”

Ve haklı çıkıyordu.

4 yorum

  1. Ne güzel anlatmışsın içimizi dökmüşsün yine Elif.. İnanamıyorum.. Onca şeyden sonra yüzlerce can yüzlerce çocuk eş abi kardeş ve duyarlı olan herkesin yüreğine ateş bırakanlar, sorumlular ellerini kollarını sallayarak gezebildi… Çıkıp saçma sapan bi basın toplantısı.. Hele o tokat, yerde tekmelenen acılı insanlar.. Tek kelimeyle korkunç.. Ama en korkuncu hala ona sahip cıkıp hala savunanlar.. Önce gezide kaybettiğimiz canlar, sonra ayakkabı kutuları şimdi soma…. Ağlayacak mecalimiz kalmadı artık.. Yüreğimde hep bi acı.. Mutlu anımda vicdan sızısı… Gittikçe daha yaşanmaz hale gelen canım memleketim….

  2. umut her zaman vardır blogcu anne… geçecek, bugünler de geçecek, emin ol. kalbimizi acıta acıta, saçlarımızı ağarta ağarta, içimizi burka burka geçecek… geçmeli, başka çaresi yok. unutmayacağız evet ama kanıksayacağız, her zaman olduğu gibi, bu acılarla yaşamayı öğreneceğiz. gelecek için, çocuklarımız için… umut her zaman vardır…

  3. Incir'in Annesi

    Benim de kimyam bozuk. Yine kafamdakileri satirlara dokmussun. Satirlarca yazmak istiyorum ama yok toparlayamiyorum. Umutsuz olur mu hic diyorum hep? Ben inanilmaz kotumser bulurum kendimi ama nedense sacma sapan zaman ve sartlarda o kotumserlik yerini sacma bir iyimserlige birakir.

    Ne bileyim, cikmadik candan umut kesilmez bence. Darbeleri yasamis, universitesinde polis tarafindan vurulmus (Turan Emeksiz), yasi buyutulup idam edilmislerin cocuklariyiz. Hayat devam etmis, bir yandan iyiye evrilirken bir yandan unutmamisiz. Simdi her yer karanlik gibi ama elbet gun dogacak. Biz hatirlayarak, dustugumuz yerden dogrulup pislikleri temizlemek icin elimize supurgeyi alacagiz.

  4. Beni mutlu edecek bir şeyler yaptığımda pişmanlık duyuyorum. Buna oğlumla oyun oynarken eğlenmek dahil. Çiçek dikmek beni üzüyor. Bu çok hastalıklı bir ruh hali, biliyorum. Silkelenip atamıyorum.