5 Yorum

Sanem’in Gebelik Günlüğü, 11. hafta

Geçen hafta yaşadığımız facia sebebiyle duran hayattan Sanem’in Gebelik Günlüğü de nasibini aldı… 

Bu haftaki yazısında Sanem, hepimizin ortak umudu olan “çocuklarımız mutlu olsunlar, yeter”i dile getiriyor. Haksız mı?  

Sanem’in tüm yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

***

Merhaba Blogcu Anne okurları,

Sevgili annelere bir soru sorarak başlamak istiyorum bu hafta. Sizin de sürekli çocuğunuzu düşünmekten yorulduğunuz zamanlar oluyor mu? Kafam anne olmadan önce ne rahatmış dediğiniz? Aslında bu çok yanlış anlaşılmalara yol açabilecek bir konu. Ben sanırım hamilelik döneminin verdiği hassasiyetin de etkisiyle, her şeyden daha çabuk ve daha fazla etkileniyorum. Hastalıklardan, olumsuz haberlerden, en ufacık duygusal bir mesajdan ve bu halimden hiç hoşnut değilim. Efe olmadan önce birini bu kadar çok seveceğimi, her an, her dakika onu düşüneceğimi ve onun için endişeleneceğimi asla hayal edemezdim. Sevgilimi, ailemi, kardeşlerimi elbette çok seviyorum ama bir annenin çocuğuna olan sevgisi gerçekten çok farklı bir his-miş! Anne olunca anlarsın dedikleri buymuş bunu anladım.

Sanem11

Bahsettiğim yorgunluk fiziksel yorgunluk değil ki bu da olabilir çok doğal. Son zamanlarda o kadar olumsuz olaylara maruz kalıyoruz ki çocuğum için endişelenmekten yoruldum. Çok samimi bir şekilde, Efe için tek istediğim mutlu ve sağlıklı bir hayatı olması. Gerisi teferruat ve o hangi seçimleri yapmak istiyorsa yapsın, istediği yoldan gitsin istiyorum, istiyoruz eşimle. Fakat çocukluğunu mutlu geçirmesi bizim elimizde. Böyle olunca mutlu bir anne olup, mutlu çocuklar büyütmek istiyorum. Bu kadar kötülüğün içinde sürekli endişelenmek değil.

Kafam bütün bu endişelerle doluyken on gün sonraki ilk ultrason randevum için vermem gereken kan örneğinin tarihini kaçırdığımı farkettim. Suçu hamilelik unutkanlığına atıyorum tabi ki. Yoksa ben hiç unutkan bir insan değilim. Anahtarları evde unuttuğum için defalarca kapıda kaldığım, telefonumu seyahata gittiğim bir şehirde unuttuğum ve bunun farkına çok geç vardığım, Efe’nin öğlen yemeğini hazırlayıp da zaman zaman kreşe götürmeyi unuttuğum tamamen şehir efsanesi yoksa. Bununla birlikte geçen hafta geçti zannettiğim uyku halim daha kötü bir şekilde geri döndü. Küçük çocuklar gibiyim, öğlenleri uyumazsam çok huysuz, çok yorgun oluyorum. Efe öğlen uykusuna yatınca, ben de koşa koşa yatağa atıyorum kendimi, o öğlen uykusunu dışarda yapıyorsa, ben de bulduğumuz boş banklarda sevgilimin kucağına yatıp uyuyorum. Ne zaman geçecek bilmiyorum ama iş verimimin çok düştüğü kesin. Okul ödevlerim kesinlikle yetişmiyor, evde her şey yarım yarım.

Hamileliğimle ilgili duygusal hassasiyetim ve uyku halim dışında başka bir şikayetim yok şimdilik. Ultrasonda da bebeğimizi henüz görmediğimiz için aslında çok havaya da girmedim. Bu yüzden önceki haftalarda yazdığım yazılarıma gelen yorumlara bakarak iskandinav kültürünün farklılıkları etrafında yine sizinle ilginç detaylar paylaşarak yazımı sonlandırmak istiyorum.

İskandinavya’da baba olmak zor diye zaman zaman takılır sevgilim, eşim bana. Hakikaten öyle olabilir aslında! Buradaki babalar, bebek doğduğundan itibaren en az anneler kadar bakımında rol alıyorlar bebeğin. Dışarıda bebeklere ayrılan bir bakım odasında annesi de oradayken, babanın bez değiştirmesini hala garipsiyor içimdeki Türk anası. Biz hem biraz yalnız olduğumuzdan, hem de Efe’nin gözünde “anne” ve “baba” rollerinin eşit olmasını istediğimiz için yükü birlikte sırtlandık. Lakin yine de bir İskandinav ebeveyn kadar olabileceğimizi sanmıyorum. En azından Türkiye’de yaşasaydık bu böyle olmazdı.

Burada yasalar, doğum izinleri bile buna göre düzenlenmiş. Anne doğumdan önceki dört haftayı ve sonrasındaki ondört haftayı izin olarak kullanıyor. Baba ise bebeğin doğduğu günden itibaren iş yerinin kurallarına göre değişen ama minimum iki hafta olan bir izin kullanıyor. Bunlara ek olarak annenin ondört haftalık izninin sonunda belediyenin, annenin/babanın maaşının neredeyse tamamını ödediği ortaklaşa kullanılan otuziki haftalık bir izin var. Dolayısıyla, babalar doğumdan itibaren bebeğin bakımına ortak olup anne kadar kuvvetli bağ oluşturabiliyorlar bebekleriyle. Gündüz anne isteyken babasıyla sokakta olan birçok bebek görebilirsiniz burada. Hatta isimleri bile var. “Latte Papaş”. Önceki yazımda da bahsettiğim, bebekleri gündüz uykusunu açık havada uyurken, kahvesini yudumlayan babalar.

Sanem11

Yağmurlu bir günde Efe dışarıda uyurken, ebeveynleri içeride sıcak kahvelerini içiyor

Paylaşmak gerçekten çok güzel bir şey! Bu yazının sonuna gelirken bu kadarcık dertleşmeden bile ne kadar rahatladığımı farkettim. İyiliklerle dolu bir hafta dilerim..

Sevgiler,

Sanem.

5 yorum

  1. iyi ki yazdın sanemcim.. bizim evde seninkinden farksız değil 2 yaşına henüz basmamış bebek,24 haftalık hamile.. işler hep yarım. uyku uyumazsan mahvoluyorsun iş yerindeyken mecburen kahve kullanıyorum ayılmak adına yoksa hiçbirşey yapamıyorum öğleden sonra. ama evdeyken oğlanı uyutuyorum diye giriyoruz ohhh 2 saat mis gb uyu..bazen veledin beni uyutup kaçtığı sonra gelip yanımda sızdığı da oluyor tabii o ana kadar yaptığı sürpriz yaramazlık alametlerinden anlıyorum durumu :)) kendine bebişe ve efeye iyi bak canım.. soğukta bile dışarı çıkmanız birçok anneye örnek bir davranış 🙂

    • Guzel yorumun icin cok tesekkurler Esra. Insallah daha enerjik hissettigimiz gunler yakindir.
      Sevgiler =)

  2. yasemin serinturk

    Merhaba herkese.. 🙂 Sanemcim takipçinim, ellerine sağlık.. Yaz da aydınlat hepimizi… Dogum hikayesini kimse sormadan mayis ayi icinde yetistirecegimi muştulamak isterim ônce 🙂 wala okuyunca yazmadana gecemedim biz de ist’da kocamla biz bizeyiz. Ve 3.hafta calismaya baslamis bir anne olarak kocam tam bir Latte Papaş

    • Merhaba Yasemin,

      Dogum hikayeni yakinda okuyacak olmamiza cok sevindim. Heyecanla bekliyorum =)
      Bizim evin erkekleri de koc burcu, senin gebeligini takip ederken de belki oglumla ayni gun dogar Teo diye heyecanla beklemistim =) Buradan tekrar yazmak istiyorum Allah anali babali, saglikla, mutlulukla buyutsun.
      ve yasasin Latte Papas! =)

  3. oradaki şartlar ne kadar güzel. bize ne zaman gelir acaba..