37 Yorum

Gezi Parkı’nda bir Pazar günü

Cumartesi gecesi çocuklar karşıda, babannelerinde kalmışlardı. Sabah onları almaya gittiğimde, baktım yağmur durdu, eh, Cumartesi günü de Gezi’ye gidememişiz, daha doğrusu Taksim’e bile girememişiz (Yaşasın Yeni Türkiye), “Kalkın” dedim “Gezi Parkı’na gidiyoz!”

Gittik. Henüz ortalık kalabalıklaşmamıştı, arabayı Gümüşsuyu’na park ettik.

AKM’nin önünden geçerken başımı kaldırıp baktım: Terk edilmiş. Geçen sene “Biiiiiğğğğğz burayığğğğğ Barok Opera Binası yapacağğğz” diyen bet ses susmuş ama AKM olmuş bir hayalet. Operadaki hayalet. Önündeki kaldırım ise polis karakolu. Üzerinde POLİS-GEÇİLMEZ bantları. Kaldırımdan yürümek ne mümkün? Çoluk çocuk yola çıkmak zorunda bırakılıyorsun. Ne hakla?!

AKM

Gezi’ye doğru giderken biri çişim geldi dedi, öteki başka bir şey istedi, The Marmara’nın orada tuvalete girelim dedik. Karşıdan karşıya geçerken “Arabalar hangi istimaketten geliyor, nedir, nasıldır” diye şaşırıp kendimizi yola ve ardından karşı kaldırıma attık ki bir acı fren sesi ve ardından çığlıklar… Taksici bir kadına çarpmış. Çok şükür ki bir şey olmadı, biraz sersemledikten sonra kalkıp yürüdü gitti kadın, ancak Taksim’deki bilmemkaçyüzbinmilyon tane polisin kaç tanesi gelip ilgilendi dersiniz? SIFIR.

Neyse, efendime söyleyeyim, çocuklar çişlerini neylerini yaptılar, tekrar karşıdan karşıya geçtik, ucube gibi yolumsu kaldırımsı şeylerden yürüdük, çıktık Gezi’nin merdivenlerini… Sanki bir gün önce orada kıyamet kopmamış, gencecik çocuklar tekme tokat dövülmemiş gibi rahatsız edici sıradanlıkta bir hava… Sabah yağan yağmurdan arta kalan su birikintilerine basıp kimin daha çok ayak izi çıkardığı konusunda tartışarak girdik Gezi Parkı’na.

Gezi1

Park boştu. Sadece biz, (çoğunluğu Arap olmak üzere) turistler ve ellerinde coptan hallice na bu kadar sopaları sallaya sallaya gezen sivil polisler.

O sivil polisler neden öyle sopaları sallıyor gezerken, kime hava atıyor, turistlere mi caka satıyor, parktaki ağaca çiçeğe mi dikleniyor anlamadım. Çok rahatsız oldum. Parkta olmalarından. Parkta gövde gösterisi yapmalarından. Onlar parkta öyle geh geh gerinerek gezerken çocuklarımın bunu görüp normalleştirecekleri düşüncesinden. “Kalkıp gitsem mi?” dedim, ama tam o sırada parkta oynamaya başlamışlarda bizimkiler.

Gezi3

Önce çocuk parkında oynadılar biraz, tahteravalli falan. Onlar farkında değiller ama ben geçen sene o günün her dakikasını tekrar yaşıyor, gözümüzde deniz gözlüğü, kafamızda baretlerle tam bir sene önceki 1 Haziran’da o parkta nasıl yüzbinlerce kişi olduğunu hatırlıyor, sürekli “Nassı yıktırmadık ama nassııı” diyordum çocuklarım tahterevallide bir inip bir çıkarlarken.

Sonra kaydırakta kaydılar biraz. Salıncakta sıra beklediler ama bir türlü gelmedi. Sıkıldılar onlar da, “Havuza gidelim.” deyip koşmaya başladılar.

Gez

“Oğlum fıŞkiyeye koşmayın!” dediysem de duymadılar.

Gezi8

Ben yanlarına gidene kadar fıŞkiyenin kenarına kuruldular.

Gezi 6

Sonra da orada oturup çok önemli konulardan konuştular.

Gezi4

Şansımıza hava da ısındı oldukça. Hani, az daha zorlasak ayakkabılar falan çıkacak, ayaklar salınacak suda… “Neyse”, dedim, “bir başka sefere…” 

Çocuklar oradan oraya koşturur, ben kahvemi yudumlar, parkın içinden sürekli eli sopalı sivil kıyafetli polisler geçer giderken bir adam yaklaştı yanıma. Elinde bir termos, içecek satıyor belli. “Çay, kahve alır mısınız?” dedi.

“Hayır, teşekkür ederim” dedim.

Adam durdu. Durdu. Durdu. Bana baktı.

“Yanlış bir şey mi söyledim??” diye geçirdim içimden…

Adam çok içli bir şekilde “Asıl ben size teşekkür ederim” dedi.

Bu sefer ben durdum. Etrafıma bakındım. “Bana mı??”

“Evet, size” dedi. “Teşekkür ettiğiniz için… Bazı insanlar… öyle bir söylüyorlar ki… Böyle, ellerinin tersiyle…”

Ne diyeceğimi bilemedim.

“O insanlar… Yani… Çok ayıp ediyorlar…” diyebildim sadece.

Adam “Çok mutlu ettiniz beni, sağ olun” diyerek uzaklaştı yanımdan. Kalakaldım…

Çok uzun sürmedi kalakalmışlığım. Güneş çok ısıttı, hatta yakmaya başladı, çocuklar söylenmeye başladılar “Yanıyoruz” diye. Parkın diğer tarafındaki gölgelik alana gidelim dedik. Hani şu Divan Oteli’nin tarafındaki…

Bir de ne görelim, bizim bu eli sopalı sivil polisçiklerin hepsi meğer orada konuşlanmış. Gölgelik orası, püfür püfür de esiyor, o taraftaki bankların hepsinde üçer beşer oturmuşlar, serinliyorlar.

Gezi9

E biz nereye oturucaz?

Yine sinirlerim bozuldu. “Ne biçim memleket burası?” dedim. “Polis devleti” dedim. “Allah kahretsin!” dedim. “Parkta polisten geçilmiyor, oturacak yer bile yok!” dedim. Dedim de dedim.

Sonra dedim ki “Pışıııık! Gitmiyorum ulen! Benim de parkım burası! Hatta sizin olduğundan daha fazla benim parkım! Size kalsa “Burayı yıkacam Topçu Kışlası yapacam” diyenin sözünü dinleyip şehrin son kalan parkının da AVM yapılmasına göz yumacaktınız. BİZ savunduk burayı. BİZ yıktırmadık. Benim daha çok parkım! Gitmiyorum!”

Saldım bebelerimi aralarına! Tam o sırada iki kişi oturdukları banklarda birisi kalktı. Gittim oturdum ben de boşalan yere. Yanına oturduğum polisadam kafasını kaldırıp, bu gelen kimdir, aa bi kadınmış, vaaa iki de çocuğu varmış, aman da ne şeker tipler falan, hiiiç! Telefonuna bakıyor sürekli, başını bile kaldırmadan. Hayır, parkta oturuyorsun, insan bi kitap falan alır yanına, değil mi?…

Gezi10

Deniz yanımızda oturan adamın yeleğindeki “POLİS” yazısını fark etti. Bıyıkaltından “Inne bınlır pılis” dedi bana. “Biliyorum oğlum” dedim. “Oynayın siz.”

Oturduk biraz daha. Koşturdu çocuklar. Yaramazlık yaptılar. Bağırdılar. Çağırdılar. Demedim susun diye. İçimden “Sesinize kuvvet” dedim. “Eğlenin” dedim. “Koşturun” dedim. Gösterin bakalım “amcalara” parkın tadı nasıl çıkarılırmış” dedim. Sopalarını sallaya sallaya gezerek mi, yoksa çocuk sesiyle mi?..

Pazar günü tadını çıkardık biz Gezi Parkı’nın. “Yıkacaaağğz” dedikleri alanlarda oynadık, “Hepi topu 12 tane” dedikleri ağaçların gölgesinde serinledik,  direne direne yenilettiğimiz çocuk parkının kaydıraklarında kaydık. Sefamız olsun.

31 Mayıs’ta sokmadınız mı bizi parkımıza? Ertesi günü gittik biz de…

Ne de olsa son bir senedir her yer Taksim, her yer Gezi, her yer Direniş. 31 Mayıs’ta… 1 Haziran’da… Bugün, yarın, her zaman.

GeziSon

37 yorum

  1. Sabah sabah çok iyi geldi bu yazı, teşekkür ederim:)

  2. Bu yazi harika olmus. Cok dolu, cok duygulu, cok anlamli.

  3. Nasıl iyi geldiniz nasıl…

  4. Harika bir yazı olmuş, gözlerim dolu dolu okudum. Sizinkilerin yaşlarında benimde iki oğlum var biran aynı şekilde benimkilerin de orada olduklarını varsaydım. İçim umutla doldu. Bizim sahip çıkmaya çalıştıklarımıza çocuklarmızda sahip çıkacak öyle yetiştiriliyorlar. Heyecanlıyım umutluyum.

  5. Oooohhhh.. Bizim yerimize de gezmişsiniz ne çok mutlu oldum Elif’im. Evet en çok bizim parkımız orası!

  6. Oh valla içim açıldı resmen…

  7. Incir'in Annesi

    Ooooooh ne de guzel yapmissiniz!! Amaclari zaten orayi kendi eli sopali anlayislariyla kurutmak.. Ne zaman oraya aileler, coluk cocuk gider, ne zaman gencler elele oturur, serinler, sohbet eder, ne zaman insanlar insani kavurup yakan Istanbul sicagindan kacacak yer olarak fiskiyelerin serinligini, agaclarin golgeligini secer iste o zaman bu adamlarin sopalari cantalarina!! girer, gerim gerim havalari soner.

    Ay ne sinir!! Islerine gelince cop, biber gazi, dayak.. Keyiflerine gelince su parkin agacinin golgesinde dinlenelim. Oohh yaa. Valla. Emir kuluymus! Peh. Hem o coplar benim bildigim eskiden ufaltilmis, bukulur hale falan gelmisti, ne vakit degistiler de bu hicbir yere sigmaz sopalar cikti ortaya.

    Sevgiler,

  8. Onlar yeni bir militer birlik. O elinde koca sopa-cop taşıyanlar. Ilgili bir yazı vardı sendika.org da, sizden önce onu okumuştum. Bu arada hakikaten nasıl yıktırmadık parkı, onca cana, insan kıyımına, onca çabaya rağmen, hayret ediyorum bazı bazı. Hiç unutmayacağız.

  9. Son Istanbul ziyaretimizde, Nisan ayiydi Taksime de gitik biz de. Metrodan cikar cikmaz kendimi baska bir yere gelmis gibi hissettim. Allahim bir meydan nasil bu kadar cirkin hale getirilebilir? Hayir karsi koymasak kimbilir daha da nasil cirkin olacakti? Hemen dedim kendimi istiklale girmeden bir parka atayim. Oh be tandik yer. Bildigim park. Cirkinlesmemis. Biraktigim gibi. nasil sevindim anlatamam. Ta ki hah iste o polisli alana gelene kadar. Bir tane bos bank kalmaz mi yahu! Inat ettim bekledim biri kalkana kadar. Neyse ki kalktilar da oturdum ben de. Hani diyorlar ya “gecen yildan once o parka gidiyor muydunuz sanki?” diye. Vallahi biz gidiyorduk da sizin polisleriniz bu kadar gelmiyordu demek lazim. Bizim icin park hep kiymetliydi de baGzilari icin simdi kiymete bindi! Ne guzel yapmissiniz Eliif. Gitmeli her firsatta gitmeli. Cunku evet orasi BIZIM.

  10. Bu yazınızı beğendim ancak instagram da paylaştığınız resmin yanına yazdığınız yazıyı değil malesef. Burada ne ”haklı” anlatmışsınız .

    ”Yıkacağız” dediğiniz parkta oynadık, “sökeceğiz” dediğiniz ağacın gölgesinde serinledik bugün. Nanik!” derken hiç düşündünüz mü, hitap ettiğiniz bu kesim yerel seçimlerde yüksek bir performans gösterdi. Olayı çocukça kelimelere dökmeden, hiç – tasvip – etmediğim – bir – tabirle/sizin uslubunuzla ”kim kime nanik yapmış” acaba ?

    • Neden çocukça kelimelere dökmeyeyimmiş? Nesi var bunun?

      Hem n’olmuş yerel seçimlerde yüksek performans gösterdiyse? Yüksek performans gösterdi diye istediği yere istediği şeyi mi yapacak? Oy oranı < Gezi Parkı'nın yerinde kalması. Bu kadar basit.

      • Hayır işte, sorun şikayet edilen söylemin aynısını, karşı tarafın da kullanması. Sen ona nanik yap, o sana çapulcu desin. Sonra da seviyeydi/saygısızdı/hoşgörüsüzdü tartış dur… Bu kadar basit…

        • Hanımefendi, iki çocuk annesi bir blog yazarı olan benim kişisel sayfamda “çocukça” sarf ettiğim bir “nanik” sözünü Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın kendi vatandaşları için her türlü yerel, ulusal ve hatta uluslararası basın yayın organında kullandığı çapulcu/ayyaş/terörist/kemirgen ve daha sayamadığım bilumum lakaplarla kıyaslıyor musunuz gerçekten?

          • İki çocuk annesi, bir blog ve bir kitap sahibi olarak, kendini kitlelere duyurma imkanı bulmuş bir annenin diktatör diye adlandırdığınız/(mız)la kendini denk tutup, onun seviyesine inip sonra da bunu savunması ironik. İşte muhatap olduğumuz ”başbakan” kendi söylemleri için aynı bu savunmayı yapıyor malesef.

            Konum ne olursa olsun hepimiz ”Adem ve Havva’yız”. Bizi bir diğerinden üstün tutan tek niteliğimiz ”erdemimiz”…

            • Betul, sizce TC Basbakani diktator mu?

            • Çok özür dilerim ama, ben istesem de başbakanın seviyesine inemem. Bugünlerin popüler ifadesiyle “fıtratımda yok.” Ben nanik yaparım. Onun gibi hakaret edemem. Onun gibi aynı yalanı üst üste, büyüterek söyleyemem. Tokat atamam. Taş atamam. Elime silah alamam. Yapabildiğim tek şey nanik yapmak. Yapmaya da devam edeceğim.

              Bunu, diktatör diye adlandırdığınız/mız, Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğuna adı karışan, emrindeki polisin öldürdüğü çocukların annesini yuhalatan kişinin seviyesine inmekle aynı görüyorsanız o sizin tercihiz.

              Başka da söyleyeceğim bir şey yok.

    • Incir'in Annesi

      Yerel secimlerde o partiye oy verenlerin hepsi Gezi Parki’nin yikilmasini mi istiyordu ki siz “nanik”in hukumet partisine oy verenlere yapildigini dusundunuz?

      Onlar coplarla, biber gazlariyla saldirip, bir nefeslik yer birakmamisken, guzelim parki ablukaya almis, oturacak bos bank bile birakmamisken, biz bir nanik yapip eglenmisiz, aylar sonra azicik gulumsemisiz cok mu?

      Basbakan cikmis gozumuzun icine baka baka (koskoca BASBAKAN) “ben karar verdim, oraya kislayi yapacagim” demis ve bu “nanik” yapmak olmamis ve bu cumleler sizi rahatsiz etmemis de, kisisel bir yazida veya Instagram gibi kisiye ozel bir alanda yapilan “nanik” mi huzursuz etti sizi?

      Ustelik bu blog yazisini begenmissiniz ama uc asagi 5 yukari burda da bir “nanik” hissiyati anlatilmis.

      #direnNANIK

      • Incir'in Annesi

        Daha dogrusu sizi yanlis anladigimi dusunmenizi istemiyorum. Karsilikli bir “naniklesmeye” donusuyor deyip, bundan rahatsizligini belirtmissiniz ancak hukumet ederken elinde her turlu gucu olan bir Basbakan’a veya polise bir “nanik” yapilmis cok mu? Sunun surasinda kazanilmis bir kale varken (Gezi) bununla biraz rahatlamak, mutlu olmak cok mu? Onca can yitip gitmis, bir “heeyyyt be, en azindan bu direnise haydi bakalim dedirten parki kurtardik” diye gonenmek cok mu?

        Basbakan’in soylemleri, nutuklari, bagrislariyla bir “nanik” ayni sey mi?

        Lutfen yanlis anlamayin Betul Hanim, sanirim sizin nezdinizde biraz icimden gecenin disa vurumu oldu satirlarim.

        • Başbakanın söyleminden rahatsız olduğumu ”sorun şikayet edilen söylemin aynısını, karşı tarafın da kullanması.” şeklinde yukarıda ifade ettim. Merak ettim hangi söylemim, hükümetin söyleminden hoşnut olduğumu ispat ediyor ?

          Neyin rahatlamasından bahsediyorsunuz, kaybedilen canlar, iktidarda olan bir hükümet size nasıl bir kazandım hissi veriyor ? Daha yürünecek çok yol varken bu uslupla, hangi kitleyi arkanıza alıp da rüzgarı tersine çevirebilirsiniz ?

          Ben evladıma ne bu hükümeti ve içindekileri örnek olarak gösteririm , ne de nanik söylemini kullandığında tasviplerim. Kusura bakmayın ama, desteklemediğim bir söylemi/idareyi kullanan hükümete ne kadar uzaksam, mazlum da olsa kendini savunmak/ifade etmek için yakışıksız uslup kullananlara da o kadar uzak ve eleştiriselim.

          Kendimizle çelişerek, haklılığımızı haksız duruma düşürmemek için, konuşmadan önce düşünmemiz gereken bir devirden geçiyoruz. Her aklımıza/dilimize geleni söylersek, kendi gücünün/iktidarının arkasına sığınarak her sözü söyleme hakkı bulan kesimden ne farkımız kalır !

          • Incir'in Annesi

            Yazayim mi oldugu gibi birakayim mi bilemedim. Su satirlari yazarken de hala bilemiyorum aslinda. Blogcuanne’den blogunu bu sekilde mesgul ettigim icin de ozur dilerim.

            Hani demissiniz ya “yerel sdecimlerde yuksek performans gosteren bu kesim” diye ordan bana bir geldiyse sizin tasvip ettiginiz hissiyati demek…. Bana tipki Basbakan’in sandik soyleminin yansimasi gibi geldi. Neyse.. Ben yanlis anladim demek ki.

            12 yillik iktidarinda yapacagim deyip de yapamadigi tek sey o Topcu Kislasi. Yanlisim varsa duzeltin lutfen. Simdi Gezi Parki orada Basbakan’in hezimeti gibi durup dururken bir “nanik” yapilmaz da ne yapilir? Insanlar devam etmek, mucadele icin guc toplamak isterse Gezi Parki’na bakmali, bir nanik yapip, cocuguna donup biraz gulumseyebilmeli. Yoksa tukenir, kahrolur, mahvolur gideriz mucadele edecegiz diye. Oldurulen gencecik insanlar, kesilen agaclar, yikilan binalar, bir gidim umursanmayan tarih hep aklimizda, yasamimizda zaten.

            Hayata, bir kimseye, bir seye nanik yapabilmek onemlidir bence. Cocuguma da yeri geldiginde nanik yapip gecebilmeyi, en agir gelen yuku bile nanikleyip hafiflestirmeyi ogretmek isterim. Iste bakis acisi herkesin farkli.

            Kotu soz soylenmemis, kufur edilmemis, bela okunmamis… Sozun ozu, Blogcuanne (Bizler) ne yapsak Basbakanin seviyesine inemeyiz. Onun hesabini verecegi hakaretler, olumler, hirsizliklar ve daha niceleri varken biz 40 firin ekmek yesek bile onun gibi olamayiz.

            Tekrar #dirennanik

  11. “Inne bınlır pılis” :))))))))))))

  12. harikasınız!! tek kelimeyle…ankarada meydanlardaydık an meselesiydi kafamıza gaz fişeği gelmesinin…gezi ye gelemesek da pazar günü bizlerde ankarada yeşil alanlarda oturduk…tek yürek olduk ya bu çok umut verici….iki yakışıklınızı öpüyorum,,,kucak dolusu sevgiler

  13. Pdegojik bir derneğin din ile ilgili bir yazısına bile tahammülü olmayan bir kadının çocuklarına bu ülkeye bu ülke insanına ne vereceğini merak ettim girdim okudum yazıyı pek üzüldüm . Park’ta gezmeyi bile huzur bulmak için değil nefretinizi körüklemek ve inat için yapıyor olmanız ve ne acıklı bir ruh haline sahip olduğunuzu gösteriror…hele bubu yazıya dökmeniz acınacak bir durum sizin içn ama bunun bile farkında değilsiniz… Kap gözünüz kör olmuş sizin
    .Yazık size , siz ağaç sevgisiyle değil siyasal nefretle yaşıyorsunuz…Kendi gibi düşünmeyene muhalif olurda insan nefret dolu ve tahammülsüz olmaz olsada ondan adam olmaz.. Ah ah size değil sizin yetiştirdiğiniz çocuklara acıyorum masum körpecik beyinleri dimağları sizin hemde öz annelerinin hastalıklı ve nefret dolu söylemleri ile kirleniyor yazık o çocuklara

    • Boyle bir yorum yapma cesareti gosterip onun ustune Allah bilir kendinizi bir de dindar olarak tanimliyorsunuzdur. Bu ne perhiz bu ne lahana tursusu be Ahmet Bey!

    • Ahmet bey, yazıyla ilgili yorumunuzu okuyunca hayrete düştüm. Elif Hanım’ı bahsettiğiniz derneğin din ile ilgili yazısına tahammül göstermemekle suçlamışsınız, ama siz en baştan kendi fikirlerinize ters düşen bir yazıya hakaretler yağdırmışsınız. Sizce de çocukların koşuşturması gereken bir parkta, sivil polislerin cirit atması tuhaf değil mi? Parkta ki banklarda insanlar kitap okumalıyken polislerin, sivillerin olması, koskoca parkta bir elin beş parmağını geçmeyecek kadar çocugun dolaşması normal mi? Protesto hakkının olmaması, hukuk devletinin yerini polis devletinin alması, operaların, en güzel tiyatro gösterilerinin sahnelendiği akm nin kapatılması, tophanede sergilerin eli sopalılarca basılması normal mi sizce? Ama haklısınız herşeyin başı tahammülsüzlük.

  14. “Erzincan’daki bir tiyatro oyununda, rol gereği bağırarak sahneye çıkacak oyuncuyu valinin korumaları eylemci zannedip yakalayalı 5 yıl oldu.”

    Sağımızı solumuzu AVM, otel yapıp, zenginleri daha zengin yapılması, 301 insanın öldürülmesine göz yumulması siyasi tavırlar olmuyor da bir annenin iki çocuğu ile İstanbul’da sayıları gittikçe azalan yeşil alanda vakit geçirdiğini anlatması “nefret söylemi” oluyor, aynı dil oluyor öyle mi!?

    Valla hepsine nanik! Nanik nanik nanik!

    Kindar nesil yetiştirilmesine nanik, sınavı kazanamayan 8.sınıf öğrencilerinin imam hatiplere yönlendirilmesine nanik, resmi rakamlara göre 301 işçinin öldüren savunuculuğunu yapanlara ve ses çıkarmayanlara nanik, parklarımızı AVM yapmak isteyenlere nanik, insalik dışı şiddet uygulayan polislere nanik! Nanik nanik nanik!

    İnat için çocuğumu Gezi Park’na götürürüm! Derim ki bakın AVMciler, burada çocuklar özgürce oynuyor derim!

    Boyun eğmediğimizi haziranda gösterdik! Herşeyde “siyaset yapıyorsunuz” diyerek saldırmaya çalışmaları haziranda boyun eğmeyen insanlardan korktukları içindir, köşeye sıkıştıkları içindir!

    • İşte malesef bu kafanın muhalefet oluşturmasından dolayı iktidarda kalıyor bu hükümet… Söylemlerle içlerimizi soğutmak yerine, yüreğimizi yakarak taraf toplamayı ne zaman öğrenirsek kurtuluşa ermişizdir.

  15. Blogcuanne’nin fıtratında nanik varmış, durmayın üstünde 😉

  16. Helal olsun be! Gözlerim yaşardı, oh canınıza değsin!
    Kalemine sağlık blogcuanne!

  17. Elif Denli Uygun

    Helal olsun size, daha iyi anlatılamazdı bu duygular…

  18. Canim benim. Diline saglik. Baska birsey dememe gerek yok.

  19. Ohhh!
    Oh olsun oh!
    O sefil zavallılara da diyecek bir şey bulamıyorum. Kendi karanlıklarında kurusun hepsi.

  20. hırs insanın gözünü kör kulagını sağır eder gerçekten. eğer gerçekten daha iddialı bi siyaset bir ideoloji bir rejim sürdürmeyi planlıyorsanız buyrun siyaset yapın girin size göre türkiyemızı zirveye tasıyacak ekonomiyi eğitim sistemini hak ve özgürlükleri en mükemmel biçimde savunacak partiye sesinizi parklarda içinizden içinizden değil kürsülerden duyurun. hem anneliğin masumane duygularını bu işe bulaştırmamış olursunuz.
    aynı pencereden olaya bakmamak tahammülsüz olmayı gerektirmez blogcu hanım ülkenin polisine onca laf ediyorsunuz onların sucu ne akp hükümetinin polisi olmak mı? eğer öyleyse elinde kitap değil telefon olmasını bile yadsıdıgınız ülkemizin polisine hiiiç ihtiyaç duymayın. ötekileştirdiğiniz insanların polisleri kalsın onlar. ne zaman sizin ideolojiniz hükümet başına gelir işte o zaman kol kanat açarsınız yine aynı meslekten ekmek yiyen ülkemin polis vatandaşlarına.

    daha iyisini yapamayanların ülkesinde yaşıyorsunuz farkındamısınız.?? daha iyisi sokakları tarumar etmek içki şişeleriyle savunduğunuz tc yazmaktan geçmiyor. demokratik bir ülkede yasıyoruz suriyede esed rejiminde yaşıyor olsaydık kafamıza bombalar yağarken mal- can derdine düşer öyle elllerimizde telefonlarla millete sesimizi duyuramaz – sizde kişisel blogunuzdan akıl satamaz ülkenin polisini de yerme hakaret etme hakkına sahip olmazdınız. işte o zaman “diktatör” rejime bas gösterme hakkı müdafaa olurdu hepimiz için. sizin ideolojinize uymuyor diyede demokratik seçimle başa gelmiş hükümeti, başbakanı “diktatör” etme hakkınız yok.

    ben sizin ve sizin gibi düşünenlerin başa geldiğinde çok farklı bir iş çıkarabileceğini zannetmiyorum. zira şurada kişisel blogum dediğiniz iki satır yazmakla matah oldugunu zannettiğiniz yerde bile aksi görüşe yorumlara tahammül edemiyor yayınlamıyorsunuz. ve hiçbir kırıcı nefret ve söylem içermediği halde bu yazdıklarımıda yayınlamayacağınızı biliyorum. inandırıcı gelmiyorsunuz çünkü hırsınız içinizde bastıramadığınız öfkeniz için çocuklarınızı başka park yokmuş gibi alıp taksimin orta yerıne göturebiliyorsunuz- herhangi bir olay çıkmasını cocukların zarar görmesını göze alabılıyorsunuz.

    demokratik olmak hak ve özgürlükleri aramak—–cocukları zamanında gezide gaz bombalarının atıldığı yoğun dönemlerde bile oraya soktugunuzu hatırlarsak—-hırs ve öfke için sokaklarda yatıp kalkmakla slogan atmakla içki şişeleriyle camileri harap etmekte, çocukları bir hırs ve öfke ugruna can guvensızlıgını göze almakla olmuyor. nacizane tavsiyem öfkenizi içinizde bastırın nefretınız de objektıf olun. daha iyisini yapmak isterseniz buyrun siyaset meydanına. demokratık haklarınızla seçin seçilin. hakaret etmek acizliği göstergesidir. ve hiçbirşeyi değiştirmeyecektir

    bugünkü hak aramak adı altında anarşi hadiselerini çıkaranlar şüphesiz ki dinden diyanetten insanlıktan islamdan haberi olmayan çok acınacak kimselerdir der kamili mürşitler. akıl beden selametiyle….

    • Daha önce de yorumunuzu yayınlamadığımdan şikayet etmiştiniz, o zaman da size ilk kez bırakılan yorumların denetime takıldığını söylemiştim. Bu yorumunuz da belirli bir karakter sınırını aştığından yine denetime takılmış. Neden yayınlamayacağım konusunda sürekli bir paranoya yaptığınızı anlamış değilim…

      “Siyaset yapacaksan blogu bırak, içki şişeleriyle camiyi harab etmek…” — dersinizi çok iyi çalışmışsınız. Kabataş’taki üstü yarı çıplak deri eldivenli kalabalığı unutmuşsunuz yalnız, onu da ben eklemiş olayım.

      Bir düzeltme: Çocuklarımı Gezi Parkı’na götürdüğüm zamanlarda gaz bombaları atılmıyordu. 13 günlük bir “polissiz” süreç oldu orada, o zaman götürdüm.

      Bir dikkat çekme: Parka gitmek için can güvensizliğini göze almak zorunda kalmak bile bir alarm tetiklemiyor mu sizde?

      Siz, size verilenlerle yetinin. Ben hem evimin dibindeki parka, hem “başka park yokmuş gibi” Gezi Parkı’na götüreceğim çocuklarımı. Çünkü, size öğretilenin aksine, demokrasi sandıktan çıkanın değil, çıkmayanın da hakkını savunur. Sokakta da…

  21. Literature kazandirilan kotu sozlerden biri de ” olu sevici” onu unutmayalim lutfen. En seviyesiz en sinir bozucu olanlarindan biri o.

    Iyi yapmissiniz bu aradA. Hem nanik yapmakla, hem parka gitmekle. Nefes alinacak tek yer nede olsa. Bir nevi son kale 🙂

  22. Bazi insanlarin demokrasi kriteri Esad rejimi olmus. Dunya’da Esad’dan da kotuler var (tabii ezilenler Sunni olmadigi icin pek bilinmiyordur), o zaman Esad da diktator degil.

  23. çok tatlı yazmışsın elif. içindeki çocuk çok yaşasın 🙂