36 Yorum

Yase ve Teo’nun hikayesi

Ve Yase’nin doğum hikayesi aşağıda…

***

Merhaba caaanım okuyucu,

En son yazımın ilk cümlesi neydi?

Artık kesin ve net ki bu size gebe olarak son yazışım… Sağlıkla inşallah. (inşallah de okuyucu)

Ah işte tam da öyle oldu, anlatıyorum. Arkana yaslan dinle şimdi…

11 Nisan Cuma (41. hafta): Doktorumuzla NST randevumuz vardı. Gittik. Bir ümit belki bebeğin başı bu sefer basmıştır da “doğum artık her an” sözünü duymak ümidiyle. NST’yi o zamana kadar hiç denk gelmediğimiz ama bizim eski ebelerden Ayşe Ebe çekti. NST’den sonra da bana baktı ve o beni deli gibi üzen sözler dökülüverdi dudaklarından: “Canım çok sancın var gibi görünüyor ama 41. hafta için bu bebek resmen yukarda. Senin artık yere düşecekmiş gibi karnını tuta tuta yürüyor olman lazım. Normal doğum olabileceğini hiç zannetmiyorum.”

NST kağıdımızı alıp tırıs tırıs indik doktorum Gülşen’in yanına. “Tuşe yapmayacağım bu sefer. Boşuna canını acıtmayayım. NST yine aynı. Gel biz son güne kadar bekleyecek olsak da sana bir sezaryen randevusu yazalım. Son ana kalırsan oda seçemezsin, saat seçemezsin, konforsuz olur ameliyatın” dedi. Bildiğiniz üzere en son günüm 16 Nisan’dı, 42. hafta o gün doluyordu.

“16 Nisan saat 10’a yazalım seni” dedi. Zaten ameliyatını yazalım dedi ya resmen kanım çekildi. Bu kadar uğraşmış ve heveslenmişken doğum yerine ameliyat kelimesi beni yıkmıştı. “Yazalım ama benim adım ile yazma kimse bilmesin. Kimse başıma üşüşmeden rahatça alalım bebeği, sonra iyi hissedince ben haber veririm istediğime” dedim. “Ayrıca madem sezaryen olacağım o zaman 16 değil 14 Nisan olsun. 14 Nisan 2014. Benim doğum günüm 4 Nisan, kocamın ki 10 Nisan, bebemizinki de 14 Nisan olsun o taktirde. İkimizin toplamı… Hem de çok afilli bir doğum günü” dedim. “Tamam” dedi randevumuzu ayarladı, eğer pazartesiye kadar doğum olmazsa sezaryene nasıl geleceğimi anlattı, öpüştük ayrıldık. (Bu sezaryen detayını da ilk defa burdan yazıyorum. Bu ayarlamadan kocam ve benden başka kimsenin şu ana kadar haberi yoktu. Şimdi sizlerin de haberi var.)

Neyse toparlandık döndük eve. O akşam babam geldi. Sözde bebek doğmuş olacak, o da torunu görmeye gelmiş olacaktı ki kısmet işte, henüz doğurmamıştım. Babamın gelmesiyle beraber annemi aldı bir telaş. “Şimdi ister misin bir haftadır gelmeyen bebe dedesi gelince gelsin. Artık karizmam öyle bir dağılır ki vallahi bir daha toparlanmaz Yase’ciğim. Bu bebe madem bu vakte kadar gelmedi o zaman söyle baban burdayken de gelmesin. Vallahi çok bozulurum. Biz Pazar günü geri gidelim öyle gelsin madem. Ancak o zaman durum hakkaniyetli olur.”

Al buyur burdan yak, herkes kendi derdindeydi! Ben ise artık iyice kafayı yedimdi.

Bir gün daha geçmişti ve Yase hala gebeydi…

12 Nisan Cumartesi (41. hafta +1 ): Sabahtan kalktım işe gittim. Çok yoğun bir Cumartesiydi. Öğleden sonra eve geldikten az sonra Macit Mucit Kocam da geldi. Annemle babam biz ikimiz azıcık başbaşa kalalım diye kendilerini vurmuşlar gezmeye. Annem tavsiye etmişti, “Senin Hikayen” diye bir film var, doğurmadan Barış ile beraber muhakkak izleyin diye… Filmi bulduk, kurulduk kanepeye. Film bebek bekleyen bir çiftin yaşadıklarını anlatan çok keyifli bir yerli film. Şiddetle tavsiye ederim. Gel gör ki kadının doğurma sahnesinde tuttu beni bir ağlama. Yatıştırabilene aşk olsun! Hem kadın, kocası başında canhıraş normal doğuruyor da biz öyle doğuramayacağız diye hem de bebeğin ilk çıkışını onlar gibi canlı canlı göremeyeceğiz diye. İşte hamile kadın piskolojisi, ağlamak o kadar da zor değil!

Neyse, kocam bitanem sağ olsun ki teskin etti beni, “Herşey kısmet Yase, artık sağlıkla bebeğimizi kucağımıza alalım da gerisini boşver” dedi. Boşverdik yapacak bişi yoktu. Akşam annemler eve dönünce beraber çok güzel vakit geçirdik, uzun uzun sohbet ettik. Yatıncaya kadar aklım azcık dağılmıştı ancak yatağa yattığımızdan sabah ezanına kadar diyebilirim ki dua etmekten gözüme uyku girmedi. Sezaryene bile razıydım da en azından doğum kendiliğinden başlasındı. Bebeği kendini hazır hissetmeden ordan çekip almayalımdı da bari doğum başlasındı. Çocuğum doğacağı günü kendisi seçmiş olsundu. Ondan sonra varsın sezaryen olsundu. Kısmetten ötesi yaşanamazdı. Ve sabah olduğunda bir gün daha bitmişti ve Yase hala gebeydi…

13 Nisan Pazar (41. hafta+2): Sabahın köründe zaten de pek uyumamış olarak hortladım. Yatmadan önce doğum nasıl tetiklenir ile alakalı bir şeyler okumuştum.

Sabah uyanınca elimden geleni ardıma koymadım vallahi. Önce 30 dakika squat antremanı yaptım, sonra da yarımşar saatten her bir memeye göğüs masajı.

Bunları yaparken aklım tek bir cümleye takılı kalmıştı: “Bebeğim ne olursun pazartesi günü kendin gel, biz seni çekip almayalım.”

Egzersizler bitip de odamdan çıktığımda ev halkı da uyanmış yavaş yavaş hazırlanmaya başlamıştı, nitekim annemlerle kahvaltıya gidecektik. Evden çıkmadan az önce hafif bir ıslaklık hissettim ve şimdi anlıyorum ki o ıslaklık nişanımmış. Evden tam çıkmak üzereyken anneme “Çok hafif kanamam var sence bu normal mi yoksa doğuma işaret midir” diye sordum. Annem ağzı kulaklarında “Hayır normal değil bence, inşallah doğum başlıyor Yase’ciğim” dedi ama ben hiç heveslenmedim. Çünkü bu tip şeyler artık son 3-4 haftadır devamlı oluyordu zaten. Yani her tuşe muayenesinden sonra. Ama günlerden pazardı ve biz en son cuma muayeneye gitmiştik ve cumartesi kanamam falan olmamıştı.

Annemin ısrarıyla doktorumu aradım, konuştuk. “Hastaneye NST’ye git hemen” dedi. “Bu sefer gitmeyeceğim Gülşen. Annemler akşama gidiyorlar, kahvaltıya rezervasyonumuz var. Ben sadece senin haberin olsun diye aradım eğer bir ilerleme olursa o zaman giderim, sana da haber veririm” diyerek kapattım telefonu. Ve yürüye yürüye kahvaltıya gittik (7 kilometre bu arada). Kahvaltı boyunca ara ara belime giren bıçak gibi sancılar tüm aile de sevinç dalgaları yaratsa da ben hiç oralı olmadım. Çünkü haftalardır ara ara sancı çekmeye o kadar alışıktım ki bir iki saat sürüp sonra biter yine diye hiç takmadım.

Kahvaltı çok keyifli geçti. Kahvaltıdan kalktığımız gibi vurduk kendimizi tekrardan yollara. Bir saat, iki saat, üç saat, dördüncü saatte babam “Yeter artık kızım, eve dönelim. Yeminle ayaklarım perişan oldu” deyince insafa gelip rotamızı eve çevirdik ki zaten eve varmamız da bir saat daha yürümek demekti. Eve varır varmaz annem ve babam telaşla toparlandılar lakin benim “Yürümem lazım doğuracam!” krizim yüzünden nerdeyse uçağı kaçıracaklardı.

Havaalanına giderken arabayı ben kullanmak istedim. Sancılarım hala devam ediyordu. Arabadan inip de vedalaşma faslı başlayınca annemin gözleri doldu. Resmen içine doğdu artık o gün doğuracağım… Barış’a dönüp “Kızım sana emanet” dedi. “Merak etmeyin, gözünüz hiç arkada kalmasın” dedi Barış. Muhabbet böyle olunca havaya girdim sanırsam. “Sanki benim sancılar azcık şiddetlendi mi ne?” diyerek şöför koltuğunu kocama teslim ettim.

Biz havaalanına giderken doktorum aramış ancak aksilik ya telefonum çekmemiş. Eve dönüş yolunda Barış “Direkt hastaneye mi gedelim?” diye sordu. “Yok, eve gidelim sancıların dakikasına ve sıklığına bir bakayım da ona göre gideriz” dedim. O esnada doktorumun arayıp bana ulaşamadığı mesajı geldi. Eve gidince sancıları takip eder öyle ararım diye düşündüm. Eve gittik. Sancıların sıklığına baktım. 10-12 dakikada bir geliyor ama şiddeti çok düşük. Hemen aradım Gülşen’i. Bilgi verdim. O da beni hastanenin yakınlarındayken “Atla gel de ben bir muayene edeyim” demek için aramış. Neyse hastaneye NST’ye gitmemi söyledi. “Tamam” dedim. “Biz şimdi yemek ısıtıyoruz, yer gideriz.”

“Ne yemeği Yasemin?! Sakın bir şey yeme, hemen gidin hastaneye!” diye bastı zılgıtı. Sanırım ben ve kocam hariç herkese malum olmuştu artık o gün doğuracağım. Kapattım telefonu, “Ben bir duşa gireyim Barış’ım, sen de yemeğini ye, sonra gideriz” dedim. Çantamız zaten hazırdı ama birkaç birşey daha eklemek istiyordum. Ben duştan çıkmış hazırlanırken Barış; “Ben traş olsam çok mu geç kalırız? diye sordu. “Yok canım” dedim “Neye geç kalacağız? Sen ol traşını, ben de çantayı anca kapatırım zaten.” Barış traş oldu, duş aldı. Son bir haftadır çekmeyi planladığımız aşağıda gördüğünüz fotoyu çektik sonra da en nihayetinde gittik hastaneye.

Yase1

Yukarı çıkarken çantayı yanımıza bile almadık çünkü geri eve döneceğimizden çok emindik. Hastaneye girince nöbetçi kasiyerlerden Deniz beni görüp “Bence artık doğuma geldiniz Yasemin Hanım” dedi. “İnşallah, ama sen yine de beni görmedin, burda olduğumu bilmiyorsun” dedim. Çıktık doğumhaneye Ayşe Ebe (Cuma günü son NST’yi çeken ve normal doğum için bebeğin çok yukarda olduğunu söyleyen ebe) koridorda karşıladı bizi. “Nerdesiniz yahu? Gülşen Hanım öldü meraktan!” dedi. Neyse efenim girdik ebemizle tuşe muayenesine. Sonuç: 3 santim açıklık var.

Ebe daha ben masadayken Gülşen’i aradı. Havadisleri verdi. Gülşen “suyuna bir bak” demiş. Telefonu kapattı, “Suyunu patlatıp bakmam lazım Yasemin’ciğim” dedi. Zaten daha patlatır patlatmaz yüzündeki ifadeden ben haberlerin pek de iç açıcı olmadığını anladım. Suyum mekonyumluydu, yani bebek kakasını yapmış, yani fazla uzatmadan bebeğin içerden çıkması lazımmış. Tekrar Gülşen’i ararken “Önlük giydirelim sana, eşin de valizinizi yukarı getirsin, doğum bugün” dedi Ayşe Ebe. Zaten ben koridora pembe doğum önlüğü ile çıkınca Barış’ı da beni de heyecan bastı. En sonunda bebemize kavuşuyorduk. Benim dualar da, egzersizler de doğru adrese iletilmişti!

Odamıza girer girmez önce Elif’i sonra doğum fotoğrafçımız Ferhan’ı aradım. (Ferhan’ı Elif de aramış olabilir, o kısım tam net değil, hatırlayamadım şimdi!..). İkisinin de iki ayağı bir pabuca girdi diyebilirim, özellikle her ne kadar sakin bir ses tonuyla konuşmaya çalışmış olsa da Elif’in… Ben o gün de doğurmadan eve gideceğimizden o kadar emindim ki, tam anlamıyla son dakikada arayarak kızcağıza çocuklarını rahatça emanet edip gelebilmesi için bile yeteri kadar zaman vermemiştim.

Elif’e telefonda durumu anlattım ve tabii ki gidişatımın zorunlu sezaryen gibi göründüğünü de… Tüm bunlar cereyan ederken saatler 21:35’i gösteriyordu. Saat 21:45 gibi doktorum Gülşen geldi. Beni muayene etti sonuç: 5 santim açıklık, ancak hala bebeğin başı basmadığı için %75 sezaryen gerekiyor. “Sen çık yürü Yasemin’ciğim” dediğinde koridora çıktım ki Ferhan gelmişti bile.

Saatler 22:00. Bu arada normal doğum ile alakalı Elif’in verdiği Hypnobirthing kitabında en çok aklıma takılan bölüm doğuran kadının mahremiyetinin ne kadar önemli olduğunun anlatıldığı bölümdü. Kitapta “Bazı kadınlar mahremiyetleri çok ihlal edildiği için strese kapılıp doğurmakta çok zorlanabiliyorlar. Muhakkak yanınızdaki bir kişi mahremiyet polisiniz olsun” diye yazıyordu. Doğum anı gelip çattığında şansıma hastane inanılmaz derecede tenhaydı. Doğum katı bomboştu, yani doğumhane ve tüm koridor tamamen bize tahsis edilmiş gibiydi. Koridorda ben, kocam, Elif ve Ferhan; doğumhanede ise doktorum, ebem, bebek hemşiremiz ve doğumhane personeli Zeynep. Bu kadar!

Anlayacağınız doğum takımım ve ben dışında hastane ıssızdı o gece… Hayal etsem bile bu kadarını hayal etmem mümkün değildi!

Saatler 22:05’i gösterdiğinde açıklık 7 santimdi ve Elif de gelmişti. “Yase’ciğim valla annem gelmeden çocukları bıraktım çıktım, ödüm koptu ben gelmeden seni sezaryene alacaklar diye” dedi. “Hala kesin olarak belli değil sezaryen mı normal doğum mu olacağı” dedim. Bu arada artık sancılarım daha hissedilir hale gelmişti. Biz koridorda hem laflayıp hem yürürken Gülşen “Bir NST daha çekelim” dedi. NST monitörünü bana çevirmediler ama ben bebeğin nabzını saydım. Sancı gelince bebeğin nabzı düşüyor, sancı biterken tekrar yükseliyordu. Gülşen’e “Sancıyla bebeğin nabzı düşüyor, ben saydım” dedim. “Nasıl sayabiliyorsun ya, ben de burda monitörü görme diye uğraşıyorum” dedi. “Bebeğin nabzı düşüyor evet Yasemin’ciğim ama sonra çok iyi toparlıyor. Ben sana azıcık suni sancı vereceğim. Sancı sıklığı çok iyi ama şiddeti çok düşük.” diye ekledi.  “Tamam” dedim.

Taktılar suni sancıyı. O zaman daha net anladım doğum sancısının nasıl bir şey olduğunu. Koridorda yürüyüyor, sancı gelince Elif’in gösterdiği gibi nefes alıyor, bacaklarımı iki yana açıp sallanıyordum. Yani kısacası zaman artık doğum sancılarıyla baş etme zamanıydı da hala normal doğum yapacağım kesinleşmemişti. Bu ne yaman bir çelişkiydi!

Daha suni sancı takılalı 5-6 dakika olmuştu ki Gülşen tekrar muayene etmek için beni doğumhaneye aldı. Sancı serumunu kapattılar. Hamileliğim boyuncaki en zor ve en acılı ve en son tuşe muayenesini yaptıktan sonra “Tamam, 10 santim açıksın. Artık aktif doğumun içindesin. Ancak hala bebek yukarda!” dedi Gülşen. Ben doğum sandalyesinden inerken Ayşe Ebe “Bedenen ve ruhen bu kadar normal doğuma hazır birini sezaryene almak zorunda kalmak çok acı” dedi. “Kesin sezaryen mı artık?” diye sorduğumda Gülşen de soruyla yanıt verdi: “Sen epidural istiyor muydun?” “Hayır, istemiyorum.”

“Yaseciğim” dedi Gülşen, “Katateri taktıralım, sen epidural istemezsen zaten ilaç vermiyoruz. Normal doğumu sonuna kadar zorlayacak olmama rağmen eğer apar topar sezaryen gerekirse o zaman epidural şansın kalmaz. Bir de genel anesteziyle sezaryen olmak zorunda kalırsın ki bu da senin için iyice yıkım olur.” “Tamam o zaman, katateri taksınlar ama ben söyleyinceye kadar epidural istemiyorum, taa ki son noktaya kadar.”

Bebek aşağı düşşün de artık şu sezaryen lafı bitsin, normalce doğurayım diye öyle bir telaşa düşmüşüm ki sancı mancı bana vız geldi yeminlen… Ebemle çıktık ameliyathaneye. Ameliyathaneye merdivenlerden yürüyerek çıktığımı gören anestezist ebeciğime bir ayar çekti. Doğuracak kadın merdivenlerden mi getirilir diye… “Doktor Bey” dedim, “Şu bebe aşağı düşsün, normalce doğurayım da gerekirse 10 katı iner çıkarım ben.”

Epiduralin takılması bende çok gerginlik yaratmıştı çünkü hem belimde (aktif olmasa da) motora binmekten 3 tane fıtık vardı hem de asıl anestezist (ki çok yakın arkadaşımdır) o gün hasta olduğu için yerini hiç bilmediğim, Gülşen’in de hiç tanımadığı bir anesteziste bırakmış. Gülşen ile azcık ağzını aramaya karar verdik acaba epidurale yanaşmayıp, “Gerekirse narkoz veririz” falan der mi diye… Gülşen doktora pasif bel fıtıklarım olduğunu ama bunun yanında çok iyi sporcu olduğumu, snowboard yaptığımı ve çok aktif bir gebelik geçirdiğim hakkında bilgi veriyordu ki adam sırtımı açıp “Bu kadar kaslı ve zayıf vücuda rahatlıkla epidural takılır, sen rahat ol, snowboard yapmaktan daha kolay bir şey” dedi.

İkimiz de derin bir “Oh!” çektik. Benimle aynı yaşlarda, kulağı küpeli, saçı at kuyruklu bu çılgın adam, bende öyle bir güven hissi uyandırdı ki katater nasıl takıldı kaç saniye sürdü o kısım aklımda bile değil ama bu sefer ameliyathaneden aşağı kata asansörle indim. Artık Gülşen de üstüne mavi takımlarını geçirmişti. “Artık hep yürüyeceksin, yatmak yok” dedi.

Bu arada benim suni sancı da yalan oldu. Çünkü ameliyathaneye çıkarken serumu kapatmışlardı ve ben inince de geri açmadılar, ki sancılar da kendi kendine artmıştı. Koridorda yürürken kah Elif ile konuşuyor, kah Barış’a tutunuyor, sancı geldiğinde de nefes alıp sağa sola sallanıyordum.

Saatler 23:00’ü gösterdiğinde hala “kesin normal doğum” lafını duymamıştım. Koridordan doğumhaneye doğru yürürken kenarda duran büyük ameliyathane sedyesine tutunup yere doğru oturmaya, yani sabah yaptığım squatları tekrarlamaya karar verdim. Sancı geldiğinde yere doğru sanki altımda bir tabure varmış gibi oturuyordum ki bir süre sonra yere bayağı kanlı bir su boşaldı. Gülşen bunu görünce “Yasemin şu an kesinlikle ikna oldum, sen bu bebeği ite ite çıkartabileceksin” dedi. İşte ben bunu duyunca artık günlerdir biriken stresim boşaldı. NORMAL DOĞURABİLECEKTİM.

Heyecandan mı, stresten mi, yorgunluktan mı bilemiyorum terden sırıl sıklam olmuştum ve acayip uykum gelmişti. Gülşen, “Artık yürüyüşe gerek yok, doğumhanedeyiz. Kimi istiyorsan gelsin içeriye” dedi. “Elif gelsin” dedim. Nasıl olsa Barış içerde olacaktı. “Kimi istiyorsan gelsin” deyince, ben “ilaveten kimi istiyorsun?” gibi anladım. Ebe Elif’i içeri alırken Barış’ın “Ben? Ben de gelecem!”  deyip içeri daldığını gördüm. Artık tam takım doğumhanedeydik.

Gülşen; “Yase, gözlerin öyle bayılmasın. Şimdi sana çok ihtiyacım var. Saat 03:00 gibi bebeğini kucağına almış olacaksın. Sakin ol ve bana yardımcı ol çünkü bebeği sen iteceksin” dedi. Bunu dediğinde saat 24:00’dı ve aklımdan tek birşey geçti “Ne? 3 saat mi sürecek???”

Henüz ıkınma hissim olmamasına rağmen beni ıkınma sandalyesine oturttular. Gülşen, sedyeye tutunarak yaptığım gibi her sancı geldiğinde ıkınarak bebeği aşağı itmemi istiyordu. Ben sandalyeye oturdum, Barış arkama geçti. Ona tutunarak, ve güç alarak sanırım 30-35 dakika ıkınma sandalyesinde ıkındım.

Burada da kocamın hakkını teslim etmem lazım. Parmağı kesilince bile kana dayanamayıp fenalaşan kocam baştan sona yanımdaydı. Terimi sildi, yüzüme su serpti, burnumdaki oksijen hortumunu tuttu, sırtımı sıvazladı, arkamda dayanak oldu. Bana çok güç verdi çok!

Ikınma faslı bittiğinde TERDEN SIRIL SIKLAM olmuştum. “Tamam artık doğum sandalyesindeyiz” dedi Gülşen. Sandalyenin neresini tutup nerden güç alacağımı gösterdi, nefes alma metodunu tekrar etti. Saatler 00:30’du ve artık ak koyun kara koyun belli olacaktı! Doğum esnasındaki her şey o kadar flu ki şimdi aklımda kalan tek şey doğum sandalyesinde pes etmeden bebeğimi doğurabilmek ve mahçup olmamak için (çünkü normal doğum diye o kadar tutturmuştum ki) için devamlı dua ettiğimdi. Ömrüm boyunca toplamda ancak bu kadar dua etmişimdir.

Elif ve Barış arkamda sağlı sollu konuşlanmışlardı. Sanırım doğum sandalyesine yattıktan sonraki ilk ıkınma ve nefes kısmında aşırı bağırmışım. Barış canım çok yanıyor diye bembeyaz olup, paniğe kapılmış ama Elif’e bakıp da her şeyin normal olduğu sinyalini alınca tekrar sakinlemiş. Ben saat mefhumumu bundan sonra kaybetmiştim ama Gülşen’in söylediği gibi doğumun 3 saat sürmeyeceğini de çok net farkındaydım çünkü hem sancılar çok sıklaşmış hem de çok şiddetlenmişti. Elif’in “Çok iyi gidiyorsun Yase, devam et, çok az kaldı” tezahüratları baştan sona beni hep cesaretlendirdi. Buradan bir itiraf daha; hem Barış hem de Elif’in yanımda olması tek saniye bile pes etmememin ve doğuramayacağım telaşına kapılmamamın tek sebebi. Çünkü ikisi de hamileliğimin başından doğum anına kadar normal doğum için beni o kadar çok desteklediler, o kadar çok iştahlandırdılar ki doğum masasında kendimi onlara karşı da sorumlu hissettim. İyi ki de hissetmişim.

Bu “ıkın ve nefes al” kısmı ne kadar sürdü hatırlamıyorum ama doğumun çok sonlarına doğru sancımın tam ortasında şöyle bir diyaloğa şahit oldum ki o dakikadan beri her aklıma geldiğinde hala kahkaha atıyorum. Çok şiddetli ve bebeğin çıkmasına çok yakın bir yerlerde doktorum Gülşen, Ebe’ye “En son senin yukardan bastırmana ihtiyacım olabilir Ayşe” dedi. Daha bu cümleyi duymamla beraber bizim Ebe başladı çığlık çığlığa bağırmaya: “Doktor Hanım, Doktor Hanım! Baba çok kötü oldu. Hemen dışarı alalım babayı!”

Baba: Yok yok iyiyim ben, kalacam, hayatta çıkmam dışarı…
Ebe: Ay adam bayılacak, bembeyaz oldu! (Bu esnada yukardan ittirmesi gerekiyordu sanırım ebenin ama o çoktan unutmuştu bunu)
Doktor: Şu saatten sonra kimse dışarı çıkamaz! Baba otursun olduğu yere, kimseyi çıkartmam dışarıya! Çök olduğun yere Barış!
Yase: Aaaaaahh…… Hayatım iyiyim ben. Merak etme beni, sen sakin ol! Aaaahhhh!

Tam bu esnada Barış’ın nerdeyse bayılmasına yol açan durum Gülşen’in epizyo yapmak (yani bebeğe yol açmak için vajinayi azıcık kesmek) için makası çıkartmasıymış. Kol kadar makas Barış kadar Elif’i de dehşete düşürüp, sakinliğini kaybetmesine yol açınca benim adam fenalaşmış tabii…

Epizyodan sonra Gülşen “Yase durmadan büyükçe bir itmen lazım” dedi. “Yani nefes almak için durma. Son nefesine kadar iteceksin ben ‘it’ dediğimde.” Bu esnada ağzımı çok sıkmışım Elif kulağıma eğildi ve Doula Anne Esra’nın bize öğrettiği o sihirli cümleyi söyledi: “Yase, ağzını kapatırsan, rahmin de kapanır. Rahatça it aşağı doğru.” 

Bu cümle resmen el olup içime girdi, içimden bebeği dışarıya doğru çekti. Kaç saniye durmadan bağırarak ıkındım bilmiyorum ama bebek tam çıkmadan kulağıma gelenler; Elif: “Yase saçları göründü Yase!” Kocam: “Bebeğim çok az kaldı oğlumuz geliyor.” Gülşen: “Fotoğrafçıyı çağırın, batikonu verin!” Son andaki bağırışım bana bile çok yüksek geldi ki resmen kendi çığlığım beni korkuttu. Ama sonrasında gözüme görünenler; içeri giren Ferhan, dışarı çıkan ve çıkar çıkmaz ağlamaya başlayan oğlum… O vahşi bağırtıdan eser kalmadan ağzımdan dökülen ilk cümle: “Hoş geldin tatlım!”

Her şey o an bitti. Hayat reset’lenip tekrar başladı. Ne acı hatırlıyorum, ne sancı. Hatırladığım tek şey o kafası saç dolu minik bebenin çıkar çıkmaz göğsüme konması ve emmeye başlaması. Göğsümde Teo’nun sıcaklığı, yüzümde de beni öpen kocamın sıcacık göz yaşları… Hayat boyu unutmayacağım en güzel hislerden birisidir bu…

Tarih 14.04.2014. Saat 01:05… Teo Menekay; 3.280 kilo ve 51 santim olarak doğdu. İşte bebeğimize kavuşmuştuk. Teo artık kucağımdaydı…

Şimdi bunları yazarken çok ağlıyorum ama doğum masasında Teo’yu kucağıma verdiklerinde öyle bir adrenalin patlaması yaşadım ki dakikalarca heyecandan zangır zangır titredim. Ben zangırdarken BARIŞ ve ELİF mutluluktan o kadar çok ağladılar ki şimdilerde şu fotolara baktıkça ben onlardan daha fazla ağlıyorum.

Yase2

Teo memeyi tutar tutmaz sustu. Saçıyla, başıyla, kapkara gözleriyle toplanıp bize gelmiş minicik bir adam. Az daha dursa bıyıklarını da tamamlayıp gelecekmiş. Bebeğim göğsümde, sevdiklerim dibimde mırıl mırıl tanıştık Teo ile… Bebek hemşiresi “Alayım artık Yasemin Hanım, üşür” dediğinde “Ne olur biraz daha kalsın. Benim koynumda üşümez” dedim. Dünya tatlısı bebek hemşiremiz “Tamam. O zaman havlusunu değiştireyim” dedi. Bebeğimle koyun koyuna koklaştık. Taa ki plasenta içimden çıkıncaya kadar, ki bu da yaklaşık 10-15 dakika demekti…

Doktorumla gebeliğin 35. haftasından beri plasentanın ne durumda olduğunu konuşuyorduk. 40. haftadan sonrasını bekleyebilmemizin en büyük nedeni de plasentanın hala yaşlanmamış ve taze olmasıydı. Son haftalar bu konuyu o kadar çok konuşmuştuk ki plasenta içimden çıkınca Gülşen heyecanla odadaki diğer insanları unutup plasenta elinde “Bak plasentana Yasemin’im, bu plasenta bir bebek daha büyütür vallahi!” diye havada sallamaya başlayınca o ana kadar binbir badire atlatıp ayakta durmayı başarmış Macit Mucit Kocam artık bu kadarına dayanamadı. Kan görünce fenalaşan bir insan için havada duran kanlı, damarlı jöle gibi plasenta bardağı taşıran son damlaydı! Tekrar bembeyaz oldu nerdeyse yığılıyordu ki sırtını duvara verdi ve bir kez daha ayakta durmayı başardı.

Barış’ın baygınlığın kıyısından dönen halini gören Gülşen plasentayı gözüne sokmaktan vazgeçmişti ama aksiyon henüz bitmemişti. “Hadi Barış’cığım bebeğin kordonunu kesme vakti” dedi Gülşen. “Yok olmaz Gülşen, ben kesemem kordon falan, artık hiçbir şeye bakamam bile” dediyse de Gülşen Barış’ı dinlemedi. “Bebeğin kordonunu kesmeyeceksen doğuma girdin sayılmaz!” dedi ve kestirtti Teo’nun kordonunu babasına. Bebeğin çıkışından kordon merasimine kadar her bir kareyi fotoğrafladı Ferhan. Kordon da kesildikten sonra Ayşe Ebe artık bebeğin bebek odasına gitmesi gerektiğini, artık benimle ilgilenmeleri gerektiğini söyledi. Barış ile daha önce kararlaştırdığımız gibi, o Teo ile bereber gidecek, ben tek kalacaktım. Zaten yanımda Gülşen vardı, yalnız değildim.

Planladığımız gibi davrandık. Onlar çıkınca benim duyarlı arkadaşım canım doktorum telefonu elime verdi; “Yase, ben dikiş atmaya başlamadan anneni ara. İyi olduğunu söyle. Meraktan ölmüştür kadıncağız” dedi. Annemi aradım, hızlıca anlattım olanı biteni…. Minik anneciğim çok ağladı telefonda, belki 10 kere sordu “Kızım iyi misin?” diye… . Şimdi onun nasıl ağladığını düşünüp, yazarken benim de gözlerimi yaşlar basıyor ama o an çok zor bir maçı kazanmış bir sporcu gibiydim. Mutlu ve heyecanlı. Tek damla yaş gelmedi gözümden….

Sohbet ede ede attı dikişlerimi Gülşen. “Helal olsun sana Yasemin” dedi. Ayşe Ebe ekledi hemen: “Vallahi Rus kadınlar gibi doğurdun Yasemin!”

Dikişler atıldı, öncesinde kendi geceliğimi giydirmişlerdi zaten, doğum sandalyesinden indim. “Hadi” dedi Gülşen, “Yan odadan bebeğini alalım, bebeğin kucağında çık doğumhaneden. Bu doğuma ve sana bu yakışır” Yürüyerek bebeğimin yanına gittim, onu kucağıma aldım ve beraberce odamıza gittik. Buyrun kısa bir kesit de ondan…

Yase3

Hayatımın her döneminde kendine güveni tam bir insan oldum fakat bu şekilde doğum yapmak gücüme güç kattı. Kocam ile aşk evliliği yaptım, her zaman çok iyi anlaşan ve çok sevişen bir çift olduk. Ama doğumda yanımda olduğu için, bana Teo’yu verdiği için şimdilerde ona duyduğum aşk ve bağlılık kelimelere sığışamaz. Şu an 44 günlük anneyim, yani hala loğusa sayılırım ve hala aynı fikirdeyim. Doğurmanın heyecanıyla değil, tüm kalbimle söylüyorum bunu. Kocamı bulduğum için Allah’a binlerce şükür! “Doğuma erkekler girmez, doğum kadın işi, erkekler karılarını doğururken görürse ilişkinin büyüsü bozulur, sihri kaçar” diyenler de halt etmiş. Doğumdan sonra kocam birilerine anlatırken duydum “Yasemin’e beş kat daha fazla tapıyorum şimdi, beş kat daha fazla aşığım karıma. İyi ki girmişim doğuma. Bence her erkek doğumda karısının yanında olmalı, tüm bu gördüklerimi kaçırmış olsaydım pişmanlığım hiç geçmezdi” diye…

Elif; benim çocukluğum, yitirdiklerimin mirası… Ona verdiğim kıymet kelimelere dökülemez ancak hayat boyu en değerli hatıralarım arasında olacak olan ilk yavrumun doğumuna tanıklık etmiş olması bizi birbirimize öncesinden de sımsıkı bağladı. Tüm hamileliğim ve doğumum boyunca bana vermiş olduğu destekten ötürü ona olan minnet borcumu hayat boyu ödeyemem.

Doğumumdaki tüm tıbbı ekip, en başta doktorum (ondan başka hiçbir doktor bana ve tabii ki kendisine bu kadar güvenip-inanıp, normal olma ihtimali böylesine düşük bir doğumu normal doğum ile noktalayamazdı), ebemiz (normal doğurabileceğime kalpten inanarak bana çok destek oldu) ve bebek hemşiremiz (bebeğimin hiçbir yerini silmeden, anne karnından çıktığı gibi mümkün olan en uzun süre boyunca kucağımda kalmasına izin verdi. Bana söz verdiği gibi hastane kaldığımız süre boyunca bebeğimi yıkamadı ve bunun için beni ikna etmeye çalışmadı) hayallerimin ötesindeydi.

Doula Anne Esra ile buluştuğumuzda Elif’e ve bana hayalimizdeki doğumu resmettirmişti. Benim resmim aşağıda. Ben, kocam, bebeğimiz, Elif’ ve tepemize doğan bir güneş. Etraf bembeyaz… O beyazlık, doğum ekibinin kalanını sembolize ediyor. Yani kusursuzluğu…

Yase4

Fotoğrafları getirdiği günden beri beni ağlatan Ferhan Saral’a da burdan nasıl teşekkür etsem duygularımı tam açıklar acaba? İstanbul’un bana getirdiği en güzel dostlarımdansın sen, güzel arkadaşım… Ferhan’ın objektifinden bu hikayenin en güzel özeti: http://www.ferhansaral.com/album/bbf10t

Ve sevgili caanım okuyucu, size de ayrı ayrı beni bu serüvende yalnız bırakmayıp, heyecanıma ortak olduğunuz için teşekkür ederim. Sürçü lisan ettimse affola. Teo ellerinizden, ben yanacıklarınızdan öperim. İkinci bebekte görüşmek üzere!

Not: Bu, doğumdan 40 gün sonraki göbeğimin hali, paylaşmasam çatlardım. Haydin kalın sağlıcakla…

Yase5

 

***

Yase’nin Gebelik Günlüğü yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

Pozitif doğum hikayeleri, kadının bedenine ve tercihlerine saygı duyan, doğumun doğallığını ve mahremiyetini dikkate alan, tıbbi müdahelelerin minimum kullanıldığı ya da gerekmedikçe kullanılmadığı doğumların paylaşıldığı hikayelerdir. Pozitif Doğum Hikayeleri hakkında buradan daha fazla bilgi alabilir, diğer hikayeleri buradan okuyabilir, paylaşmak istediğiniz bir hikayeniz varsa buradan bilgi alabilirsiniz.

36 yorum

  1. Hâlâ ağlıyorum, öyle güzel yazmışsınız ki, sanki oradaymisim gibi hissettim kendimi 🙂 Tekrar gözünüz aydın, anali, babali , cok sağlıklı ve mutlu büyüsün Teo ♡

  2. Yasecim.. hamileligini ilk bastan beri takip ettigimden aileden biri gibi oldun benim icin. Sanki ablam hamileydi ve bende haftadan haftaya gelismeleri takip ediyordum. Doğumu okurken sanki yasadim bende.. sanki yanindaydim agladim / güldüm dualar ettim senle Teo’ya . Rabbim anali babali buyutsun insallah.. Sağlıklı , sorunsuz ,Cok mutlu bir cocuk olsun :))
    bu arada gipta ettim dogumdna kirk gun sonraki karnini gorunce.. vay be .d masallah..
    uzun lafin kisasi 🙂 rabbim cekirdek ailenize rahmet ve bereket yagdirsin. Agzinizin tadiyla bebeginizi buyutmeyi nasip etsin..
    ikinci bebekte gorusmek uzere insallah.. ozleyecegiz seni 🙂

  3. Tüm inancı ile dimdik ayakta bu güzel anneyi, tüm direnci ile bayılmadan doğuma giren babayı, desteği ile hep bir tane olan Elif hanım’ı tebrik ediyorum. Sağlıkla büyüsün Teo, çok sevgiler…

  4. Ben daha okumadan, şöyle bir resimlere bakınca hüngür şakır başladım… Hadi bakalım, başlıyoruz okumaya… :*

  5. Yasemin Hanim: gebelik gunlugunuzu okuyan biri olarak dogum hikayenizi sabirsizlikla bekliyordum! Cok tebrik ederim. Teo cok tatli bir bebek. Normal yollarla dogum yapmis olmaniz ayrica sevindirdi. Baris beyi de tebrik etmek lazim, kan gormeye dayanamayan biri olarak sizi o zor oldugu kadar muhtesem Guzel anlarda yanliz birakmadigi icin.. Hikayenizi okuyunca kendi dogum hikayem geldi.4 ay once oglumu kucagima
    Aldim cok sukur..lohusalik donemim boyunca o anlari bana yasattigi icin Allaha sukur ettim, hala da ediyorum.. Suni sanci verilmek zorunda kalmislardi, 5 saat sancinin arkasindan 3 cm aciklik oldugunu soylediklerinde yikilmistim ama sonraki 1saatte aciklik 9 cm
    Olmustu.. Suni sanci verilmesi beni hayal kirikligina ugrattigi icin ne agri kesici ne de epidural istedim..kan gormeye dayanamayan kocamin yanimda olmasi, bebegimizin kordonunu kesmesi
    Iliskimize farkli bir boyut katti. O nedenle Baris beyin fotografi beni cok duygulandirdi..Kanadada dogum yapmis oldugum icin sansliyim, cunku ne Cati muayenesi oldum ne de dogum sirasinda istemedigim herhangi Birseye zorlandim. Kocam, yakin arkadasim ve Annem yanimdaydi. Bebegim hic yanimdan ayrilmadi!
    Tekrar tebrik ediyorum..hikayenizi paylastiginiz icin ayrica tesekkurler. Bu sayede sizin gibi bir sport tutkununu tanimis oldum!

  6. Okurken oksitosin hormonum resmen tavan yaptı ve elbette böylesi bir hikayeyi okurken ağlamamak ne mümkün. İşte başka bir doğum mümkün! Hep söylüyorum gene söyleyeceğim doğum şekli ne olursa olsun önemli olan annenin doğumundan tatmin olmasıdır.
    Sen harika bir iş başardın nasıl mı? Ya da neden mi demeliyim bilemedim. Sen kadının gücüne, doğurma gücüne inandın. Kendine ve bedenine güvendin. Bu güç ve güvenle doğuma hazırlandın zaten doğuma hazırlanmakta budur! Hikayen bir çok kadına ışık tutacak, yaşadığın tecrübe paha biçilemez güzellikte… Senin adına çok ama çook sevindim. Bütün anne adayları bu hikayeyi okumalı aslında senin gebeliğinden itibaren bu hikayeyi okumalı. Hamilelik hastalık değildir, hamile iken de bedene nasıl bakılır, doğuma nasıl hazırlanılır harika yol gösteriyorsun. Hele de lohusa sporu çok önemli. Süt için doğru ve düzenli beslenme gereklidir ama bunun yanında bir de spor eklendi mi ooohhh şelaler aksın 🙂
    Bu arada eşinin gücü, desteği, doğum sonrası ifadeleri beni inanılmaz kancaya aldı, çok etkilendim. Evet bütün erkekler doğumda eşlerinin yanımda aşkla eşine destek olmalıdır.
    Çok güzel, çok mutlu oldum dedim ya oksitosin artışı yaşattım bana, dört gözle bekliyordum bu hikayeyi. Hayatımızın bir yerinde yollarımıZın kesişmesi sebebi ile seni tanıdığım için çook mutluyum. Teo’ yu da uzaktan öpüyor ve miss gibi kokluyorum. Harikasınız, tekrar tebrikler

  7. YASEMİN KOCABAŞ

    okurken ben de ağladım valla Allah size bağışlasın. Sağlıklı, hayırlı mutlu bir insan olsun

  8. Çok sevindim sanki bnde o doğumhanedeydim vallahi yaşattınız yase hnm 🙂
    teo ya da size de maşallah 🙂

  9. başından beri takip ettim inancınıza ,dayanma gücünüze hayran kaldım
    eşinizi de size bu kadar destek olduğu için ayrıca tebrik ediyorum
    Teo’nun şansı bol olsun
    tebrikler

  10. Canım arkadaşım, hüngür hüngür ağlattın beni 🙂
    O kadar içten yazmışsın ki, bu satırları okurken seni tanıdığım hayatının biryerlerinde olduğum için gurur duydum 🙂
    Sen herzamanki Yase sin işte hırslı, kararlı, dediğini yapan, Teo da buna şahit olmuş oldu 🙂
    Tüm ailenle birlikte sana sonsuz mutluluklar diliyorum, umarım yakışıklılarımızı biran önce tanıştırabiliriz 🙂

  11. hafta hafta hamileliğini takip etmiştim.merakla bekliyordum doğum hikayeni işyerinde okudum ama gözyaslarıma engel olmadım 🙂 29 haftalık hamileliğin verdiği duygusallıkmıdır nedir herseye aglıyorum bugunlerde .musmutlu bir ömür diliyorum bebeginle ve eşinle

  12. Yasecim merhaba…
    Gebelik günlüğünün sıkı takipçilerindendim bende.Bu muhteşem sonu merakla bekliyorduk.Gerçekten azmini disiplinini tebrik ederim.İnanmak başarmanın yarısıdır bu hikayede vücut buşmuş resmen,inan güç verdin bana eminim benim gibi nicelerine…Mutlu sağlıklı keyif dolu bir hayat dilerim çekirdek ailene.Soluksuz gözyaşları içinde okudum merakla beklediğim yazıyı
    sevgiler

  13. Okurken birçok kişi gibi ben de gözyaşlarıma hakim olamadım , öyle güzel, öyle içten anlatmışsınız ki, kare kare canlandı gözümde yaşadıklarınız.. Kendi doğumumu da tekrar hatırladım sayenizde, ben de sizin gibi çok isteyerek, çok inanarak, doktorumun ve eşimin büyük desteği ile normal doğum yaptım.. Toplam 9 saat süren doğum sürecimde bir ara pes edip ” ben sezaryen istiyorum, doğuramıyorum işte, olmuyor ” dediğimde doktorumun bana verdiği cevabı hiç unutamıyorum , ” hamileliğinin başından beri hep normal doğum istedin,ben senin yanındayım, şimdi pes etmek yok,birlikte başaracağız ” dedi bana ve bu konuşmadan sadece 45 dk sonra oğlum kucağımdaydı.. Mersin’de normal doğumu isteyen bir hamile bulunca sevinen ve normal doğumu bu kadar destekleyen bir doktorum olduğu için çok şanslıyım 🙂 Gebelik günlüğünüzü hafta hafta heyecanla takip etmiştim, mutlu son hikayenizi de büyük keyifle okudum, Teo’ya sağlıklı,mutlu ve özgür yarınlar diliyorum.. Sizi ve eşinizi de tebrik ediyorum,Allah oğlunuzun güzel günlerini göstersin inşallah, sevgiler 🙂

  14. O son fotoğrafı paylaşmayaydı iyiydi. Kıskanç yorumcu

  15. gebelik günlüğünü tekrar çocuk yapmayacak ve başkasının gebelik günlüğünü de (uzun zamandır) okumayan biri olarak , anlatımının çok ama çok güzel olması sebebi ile okumuştum.
    ınstagram , twitter hesabımda yok ama Blogcuanne sayesinde resimlerinizide gördüm, hatta Barış Beyin ınstagramında geçen hafta gittiğiniz bir davetteki ŞAHANE SÜPER SEXİ halinizide gördüm. bayıldım bayıldımmm.
    Teo çok şanslı sizler gibi bir ebeveyn i oldu. hayırlı uğurlu olsun. Daha nice güzel günleriniz olsun ve de bizlerle paylaşmanızı umut ediyoruz.

  16. Başta size olmak üzere, ben doktorunuzla, ebenize de hayran kaldım… Doktorunuzun tam adı nedir? 😉

  17. Hosgeldin Teo, hoşgeldin çirkin oğlan. ..
    Çok ağladım hikayenize… Hep böyle güçlü, sağlam ve sağlıklı olun…

  18. Ağlayarak okudum yazınızı, çok güzel anlatmışsınız. Darısı başıma.

  19. Çiğdem-Üzüm

    Sevgili Yasemin,
    Çok ilham verici bir hikaye. Ne iyi ettin paylaşarak. Kararlarına ve bedenine sahip çıkan kadınlar ne kadar güzel, akıllı ve seksi; son örneği sensin.
    Maşallah size.
    Sevgiler,
    Çiğdem

  20. Ba-yıl-dım. Yok! yani hem çook ağladım hem de bir kahkaha patlattım ki, sağdan soldan bana baktılar. Yaşasın yaşasın ne güzel doğum ne güzel bebek, muhteşem anne, ne güzel koca, ne güzel dostlar…

  21. Hickirarak ağladım. …3 yaşında oğlum var ikincisi 3 aya kadar doğacak. ..sizin bu enfes deneyiminiz sonrası normal doğumu daha çok sorgulayacagim. ..Bunu bana hissettirdiginiz için mutesekkirim…minik bebeginizle sağlık mutluluk dolu günler yıllar dilerim…

  22. Dogum hikayenizi sabirsizlikla bekliyordum.bende 17 nisanda dogum yaptim.yazinizi okurken cok duygulandim kendi dogumum geldi aklima usa yasiyorum 23 saat surdu oglumu kucagima almam 3 saatte push yaptim.siz cok guclusunuz suni sanci verdiler banada dayanamadim epidural istedim.masallah size.

  23. Herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. Yorumları okurken bir kez daha salya sümük ağladım… Allah hepimize böyle güzel göz yaşlarıyla dolu musmutlu bir hayat nasip etsin… 🙂
    Not: Doktorumun adı Gülşen Barçınlı.

  24. Kaç gündür hikayenizi bekliyorum 🙂 ha bugün ha yarın. Ne kadar heyecanlı ve mutlu bir hikaye böyle. Sizden böyle bir hiyake beklenirdi zaten. Umarım zamanı geldiğinde ben de bu kadar güçlü olabilirim. Her zaman hatırlayacağım bu yüzden.
    Hikayenizi heyecanla beklememin bir başka nedeni de Barış hocayı tanıyor olmam 🙂 Barış hocanın baba olduğunu biliyordum ama günlüğünü takip ettiğim Yaseden olduğunu bilmiyordum 🙂 3-4 hafta önce Barış hocayı, eşini ve bebişini uzaktan gördüm, bunun üzerine Barış hocayla konuştuk, eşinin diyetisyen olduğunu söyleyince, acaba mı olabilir mi dedim kendi kendime :)) dünya ne kadar küçük aslında. Hoşuma gitti bu güzel tesadüf.
    Sağlıkla sıhhatle büyütün bebeğinizi.
    Sevgiler
    Damla

  25. çok güzel. allah analı bablı büyütsün. uzun ömürler versin inşallah.

  26. Of ne ağladım anlatamam. Resmen ben de ordaymışım gibi hissettim. Harika bir hikaye olmuş bu doğum. Teo sağlıkla büyüsün inşallah.

  27. Allah analı babalı, sağlıkla, huzurla büyütmeyi nasip etsin:) ben de ssvd (sezaryen sonrası vajinal doğum) beklerken aynı duayı etmiştim.doktorum izne gidecekti bayram dolayısıyla ve 39+3e randevu vermişti. “Allah’ım ne olur sezaryen de olsa kabulüm ama senin belirlediğin zaman olsun, doğum bir şekilde başlasın” diye dua etmiştim ve o gece suyum gelmişti. Allaha çok şükür ki ssvd oldu 39+2de 🙂

  28. Çok güzeldi, dışarıdayım diye ağlamamak için kendimi güç tuttum. İçim coşkuyla, hevesle, mutlulukla doldu. Helal olsun Yase! demek istiyorum 🙂

  29. Yasemincim, Elifcim ağla ağla içim çıktı. Nasıl güzel bir doğum olmuş, umarım sağlıkla, mutlulukla büyüsün Teo. Ne kadar güzel bir örneksin ğozitif bir örneksin normal doğum isteyenlere. hep seni anlatacağım 🙂

  30. Başından beri takip ediyorum seni Yase. Ben ikinci çocuğumu 5 ay önce normal doğurdum. Ancak hastane personeli bana pek de güzel bir doğum yaşatmadı. Zaten doktorum, profesör olduğundan, normal doğuma girmiyordu ve asistanlarla başbaşaydım. içeriye kimseyi de almadılar tabii. İlk doğumum da aynı hastanede olmuştu ama ilkinde asistanları harikaydı ve muhteşem bir doğum yaşamıştım. Demem o ki, eşinin doğumuna girmesi büyük şans. Bu şansı her hastanede vermiyorlar maalesef ki. İmrendim doğum hikayene ve çok ağladım okurken. Umarım ömür boyu böyle güzel duygular yaşatır oğlun ve eşin sana. Mutluluklar dilerim:)

  31. 34+1 haftadayım.Bilgi kirliliği, olumsuz hikayeler, bir yarış haline gelmiş hamilelik ve doğum hikayeleri vs derken eşimle internet üzerinden hamilelik ve doğum üstüne pek bişeyler okumayalım araştırmayalım dedik.Blogcu anneyi kısa bir süre önce keşfettim ve sanırım biraz da geç kaldım. Pozitif doğum hikayeleriniz bana iyi geldi.Hikayeniz çok sıcak:) Teo şanslı ve mutlu bir çocuk olsun.
    Sevgiler,
    songül

  32. ya bu kdr olur.. iki doğum hikayesi bu kadar benzer ancak.. ben de başından beri n.doğum diyordum dr um da benle aynı görüşteydi. lakin nişan geldiği gün sancılar da 6 saattir 10 dkda bir durumunda devam edince hastaneye gittik dr umun kv si hastaymış o başında refakatçiymiş o yüzden başka dr baktı. direkt suyumu patlattı bana haber bile vermeden ve suyun patlamış haberin yok çık sezaryen oluyorsun evrakları yapsınlar dedi. hayatımın en kötü anıydı diyebilirim. dışarı çıktım ağladım hüngür hüngür normal doğuramayacağım diye. sonra Allahtan bir güç geldi yok dedim dr um gelmeden tek bir kağıt bile imzalamıyorum ortalığı birbirine kattım iyiki de yapmışım kuzu kuzu giymemişim o önlüğü diyorum. dr umu aradılar olay çıkarttı diye o da ben gelene kdr bekletin dedi zaten açılma falan yoktu hiç. dr um geldi onun ve ebeleerin desteğiyle onlara göre 7 saat bizim hesaba göre tam 25 saat süren sancılar sonucu oğlum normal yolla dünyaya geldi.. şimdi ikinci bebeğime 29 haftalık hamileyim ve inş o kdr güzel bir doğumum olur diyorum tabi sancı süresi az daha kısa olsa çok daha iyi olur. türkiye de bu kadar sezaryen yanlısı dr olması çok kötü. en az 8 dr a gittim dr a karar verene kadar. dr hastane hepsinin desteklemesi gerekiyor normal doğumu. yase walla tebrik ederim seni de vazgeçmediğin için. ağlaya ağlaya canı çıktı dün anca bugün yorum yazabiliyorum :)) sevgiler

    • sizin doktorunuzun adı neydi acaba? Ben ankaradayım da normal doğumu destekleyen bir doktor arıyorum…

  33. Merhabalar hangi hastane ve doktorun tam isim soyismini yazabilirseniz yada mail atabilirseniz cok sevirim.Cunku tam da guven veren ve ilgili bir ekip ariyorum.Ilgilenirseniz cok sevinirim.

  34. Tek kelime ile bayıldım…. 11 haftalık bebişiyle, yeni anne adayı olarak yazınız bana cesaret, istek, bilgi ve mutluluk verdi. Cesur Yase hikayeni aklımdan çıkarmıycam ve örnek alıcam.. Sevgiler