2 Yorum

Sanem’in Gebelik Günlüğü, 14. hafta

Sanem’in Gebelik Günlüğü tüm hızıyla devam ediyor. 

Sanem’in tüm yazılarını buradan okuyabilirsiniz.

***

Merhaba Blogcu Anne okurları,

Geçen hafta sevgili Yase’nin doğum hikayesini okuduktan sonra iştahım kabardı bir an önce geçsin istedim zaman. Bir an önce geçsin ve doğum mucizesini yeniden yaşayayım. Bu işin bir garantisi yok tabi. Efe’de normal doğum yapabildim diye bu sefer de olacak diye bir kaide yok ama Efe doğar doğmaz ebemizin söyledikleri hala kulaklarımda çınlıyor. “You can easily give birth to many children.” (Kolaylıkla, tekrar tekrar doğum yapabilirsin)

Sanem14

Bu yazdığımdan doğumum pürüzsüz geçti çok da rahattı gibi bir sonuç çıkmasın. Büyük problemler yaşamadım ama doğumum çok uzun sürdü. Pazartesi başlayan sancılarıma rağmen Çarşamba sabahı doğum açıklığım hala 2 santimetreydi. Çok yorgun düşmüştüm ve ancak epidural takıldıktan sonra biraz rahatlamıştım da o zaman daha iyi konsantre olabilmiştim. O ana kadar anneme ve eşime sakin kimse bana kardeş demesin diye söylenmekle meşguldüm. Neyse ki dualarım kabul oldu da doğum kısmı daha rahat geçti. Bu kadar uzun ve şiddetli süren doğum sancılarına rağmen, ıkınma sancıları geldikten 13 dakika sonra Efe kucağımdaydı.

İlk hamileliğimde sağlığımla ilgili yaptığım en büyük hata beslenmeme dikkat etmemek oldu diyebilirim. İkinci en büyük hata ise yeterince hareket etmemekti. Hala bir sürü bahane sıralayabilirim bunun için. Danimarka’nın upuzun, geçmek bilmeyen, kapkara kişinda elbette rahat koltukta sıcak çikolata yudumlamak mı, popom dona dona üşenmeden yürüyüşe çıkmak mı derseniz mevsim kış olsaydı belki hala ilk seçeneği seçebilirdim. Benim en hızlı şekilde benimsediğim konsept Danimarka’lıların değişiyle “Hygge” oldu buraya geldiğimde. Malesef tam bir çevirisi yok ama rahatlık ve mutluluk veren her türlü ortam için “Hygge” ya da “Hyggeligt” der buradakiler. Buna rağmen buranın yerlileri hiç bir şekilde sağlıklı yaşam alışkanlıklarından ödün vermiyorlar, gerçekten gıptayla bakıyorum onlara. Hiçbir hava koşulu bahane değil onlar için. İlla ki sabah kalkıp işe gitmeden koşularını yapıyorlar. Tipik Danimarka yemeğinin bir dilim siyah ıslak çavdar ekmeği üzerine balık/et/tavuk ve çiğ sebzeden oluşan açık sandviç olduğunu da söylersem tesadüfen 60 yaşında olup da en fazla 45 gösteren (abartmıyorum) bir Danimarkalıya denk gelirseniz şaşırmazsınız.

İlk hamileliğimde almam gerekenden oldukça fazla kilo aldım, doğumdan hemen sonra tartılarak şoka girdiğimde, bir telaş hemen beslenmemi düzene sokmuştum ama sonra ipin ucu nerede kaçtı hatırlamıyorum. Emzirmeyi bıraktıktan sonra tam olarak düzene gireceğim diye erteleye erteleye, o kilolardan hiçbir zaman tam olarak kurtulamadım. Kaybettiğim meşhur irademi aramakla geçti onlarca ay, sonra sağlık sorunları girdi araya acilen safra kesesi ameliyatı olmak zorunda kaldıktan sonra buradaki doktorumla konuşarak onun yönlendirmesiyle bir diyet ve egzersiz grubuna başladım. Lakin, ertelemek istemediğimiz bir ikinci bebek planımız vardı. Bu sefer hem doktorumla, hem diyetisyenimle görüştüm. İkisi de belli bir kilonun üzerinde olduğum için sağlıklı beslendiğim ve hiçbir besin grubundan kısıtlama yapmadığım sürece kilomun sabit kalmasında, hatta kilo kaybetmem de hiçbir sakınca olmadığını söylediler. Şimdi gururla ilk trimesteri hiç kilo olmadan tamamladığımı söyleyebilirim. Elbette kiloyu takıntı haline getirmemek gerek, öyle olunca işler daha zorlaşıyor –en azından benim için- ama ben çocuklarımın arkasından koşarken nefes nefese kalıp, hemen yorulmak istemiyorum. Beni eski elbiselerime girmeyi hayal etmekten daha çok motive eden şey çocuklarımla her türlü aktiviteyi yapabilmek.

Bunların dışında, ikinci gebeliğini yaşayan biri olarak şu günlerde en çok bebeğimizin cinsiyetiyle ilgili yorumlar beni gülümsetiyor. Gerçi bu yorumların dozu artarsa hala aynı şekilde gülümseyebilirim bilmiyorum çünkü ortada benim elimde olmayan bir şey var. Öte yandan, yapılan yorumların da elbette kötü niyetli olmadığını biliyorum. Bir tane oğlumuz olduğu için, yorumlar hep “Ay! İnşallah bu sefer kız olur!” şeklinde. Çok samimi bir şekilde ben de bir kız çocuğu sahibi olmak istiyorum ama ben kızım olmazsa üzülmeyeceğim. Sadece “Bu da mı erkek?” şeklinde yorumlar duyarım diye hafiften strese giriyorum sanırım. Belli mi olur bir oğlumuz daha olursa son şansımızı üçüncüde deneriz belki de.

Sevgiyle kalın,

Sanem.

2 yorum

  1. inşallah sağlıkla ve istediğin gibi normal doğumla kolayca doğurursun 🙂 beslenme ve spor hamilelikte çok önemli. hele normal doğum yapacak isen kas tonusu denilen şeyi kaybetmemen gerekiyor. yani kasların salmamalı, tembelleşmemeli hamilelik hareketsizliği nedeniyle.
    http://dubleanne.com/2014/04/18/dubleannenin-hamilelik-guncesi-baby-on-board/
    benim sana önerim yüzme. ben karnımda iki bebemle doğumuma dört gün kalana kadar yüzdüm durdum 🙂 sırt üstü yüzerken kocaman göbeğim bir ada gibiydi havuzda, denizanasıydım resmen 🙂 ama sırt ve bel ağrılarıma çok iyi geldiği gibi altıncı ayda sağ bacağımda nükseden siyatik sinir sıkışmama da birebir iyi geldi. bir haftada atlattım. şu an kızlarım 12 aylık ve doğum kilolarımın hepsinden kurtuldum, çünkü salmayan kaslarım çalışmaya yağ yakmaya devam etti. ve tabi ikizlerimin peşinde koşturmak 🙂 onlar sayesinde aldığım 22 kiloyu yine onlar sayesinde verdim.
    beslenme de yine diyetisyen kontrolünde olmalı, salmamakta fayda var. en iyisi katma değeri olmayan besinleri hayatından elemek.
    http://dubleanne.com/2013/12/11/dubleanne-nin-hamilelik-guncesi-ne-yiyorum-ne-iciyorum/

    sağlıklı günler sana
    dubleanne