10 Yorum

Aradığınız huzurlu sofraya şu an ulaşılamıyor

Şimdi yaz tatili geldi ve ben isyanlardayım ya… İsyan etmemin en büyük sebeplerinden birinin yemek konusu olduğunu fark ettim geçen gün. Daha detaylandıracak olursam: yemek yapmak ve yemek yedirmek…

Bir anne okur mail atmış, demiş ki

bir ay sonra üç yaşına girecek olan bir erkek annesiyim ve sizin 2010 yılına ait oğlunuz Deniz le ilgili yemek yememesi problemlerini birebir yaşıyorum malesef ve bütün suç benim farkındayım  🙁 ancak blogda sizin bu süreci nasıl tamamladığınıza dair bir yazı göremedim, lütfen bana bu konuda yardımcı olun, buna gerçekten çok ihtiyacım var…

Blogda bu süreci nasıl tamamladığıma dair bir yazı tabii göremezsiniz çünkü yok. Çünkü tamamlamadık, hala sürünüyoruz!

Ne diyeyim ki? Kelin merhemi olsa kendi başına sürermiş. Olsa, dükkan sizin!

Gerçek şu ki, 8 senelik annelik hayatımda daha bir kere bile Amerikan filmlerindeki gibi sofraya oturup “Eee, senin günün nasıl geçti hayatım? Ya sen neler yaptın Edward? Peki ya sen, okulda eğlendin mi Emily?” türünden cümleler kurarak hüşu içinde yemek yediğimiz bir sofra düzenimiz olmadı bizim, olamadı.

Hala ve ısrarla: Hadi. Ağzında tutma lütfen. Ağzında yemek varken konuşma. Ellerini masanın üzerine koyar mısın? Yemek yerken konuşmuyoruz. Evet, bunları sonra konuşuruz. Kardeşinle kavga etme. Sofrada kavga etmiyoruz. Masaya oyuncak getirmiyoruz… gibi, bilumum azar, tehdit, en azından dürtme içeren cümlelerden oluşuyor bizim “sofra muhabbetlerimiz.”

Neler yapmadık? Tehditler… Cezalar… Ödüller… Kaplumbağalar… I-ıh. Olmadı. Bir türlü uzmanların dediği “Yemek zamanı bütün ailenin bir araya gelerek sohbet ettikleri zamandır” kıvamına erişemedik biz. Bizim evde yemek zamanı bütün ailenin bir araya gelerek gerildikleri zamandan ibaret.

Elbette yaşı itibarıyla Deniz’e çok daha az müdahale ediyoruz artık. Bir kere ne zaman ne kadar yiyeceğini, neyle ne kadar doyacağını biliyor. Doymadığı zaman biraz daha alıyor tabağına (bu günleri de gördük…). Ancak masada hala 4 yaşında bir bıdık var ve her ne kadar kendisinin damak zevki hepimizden çok daha gelişmiş olsa da yavaş yiyor, sohbet ediyor, abisiyle dalaşıyor falan derken en son dün öğlen masadan “Saatin büyük kolu kaplumbağaya geldiğinde yemeğiniz bitti, bitti. Bitmedi tabağınızı alıyorum önünüzden” dediğimi hatırlıyorum.

Biliyorum bu günleri de özleyeceğim, ama yemin ederim yaz tatilinden bu kadar korkmamın birinci sebebi her gün iki öğünlük yemek yapmak ise eğer bir diğeri de o yemeği yedirmek. Nitekim çok ünlü (!) bir anne düşünürün de dediği gibi

“Yemek yapma sanatı” üzerine ne kitaplar yazılmış, ne methiyeler düzülmüştür. Yemek yapmak şöyle sanattır. Böyle yetenek gerektirir. Her neyse…

Haydi oradan! O yemek yapma sanatının bırak kitabını, ansiklopedisini yazmış birini getirin. Yaptığı yemeği çocuğa yediremedikten sonra neyleyim ben öyle sanatı?

Çocuk söz konusu olduğunda sanat olan yemek yapmak değil, o yemeği çocuğa yedirebilmektir. Nokta
Annelik Her Zaman Tozpembe Değil, sayfa 110.

Kısacası sevgili oğlu bir ay sonra 3 yaşına basacak olan anne, aradığınız tavsiyeye şu an ulaşılamıyor. Ben sizin bildiğiniz annelerden değilim, olamadım, belki de “fıtratımda yok” öyle “hadi evladım” demeden, “ye çocuğum” demeden yemek yemek/yedirmek…

Yemek saatlerinde sohbet ederek yemek yiyen mutlu aile, ancak o sırada televizyonu açmışsak ekrandaki margarin reklamı sayesinde var oluyor bizim evde… Hani şu bir kız bir erkek çocuklu, herkesin 32 diş gülümsediği, çocuklar iştahla ekmeği ısırırken bir yandan sohbet eden mükemmel ailenin buluştuğu musmutlu sofrada…

10 yorum

  1. Günaydın,
    Sofrada cocuklara karısmayı bıraktıgım anda hersey yoluna girdi gibi 8 yasındaki oglumun icinde meger ne cevherler varmıs dokmeden sacmadan konusmadan bagırtmadan yemeler cok sukur 2 aydır kavga gurultusuz sofralar yasıyoruz umarım daimi olur 🙂 darısı boyle sorun yasayan her ailenin basına…

  2. Yemek yapmak zorunda olmak ve o yemeği çocuğa yedirebilmeye calismak benim de en sevmediğim durumlardan. Biz bu sene kresin faydasini cok gördük yemek konusunda.kahvalti, öğle yemeği ve ikindi kahvaltisini okulda yedi. Ilk gunler cizelgesi hep yemedi-yemedi- yemedi seklinde gelirdi. Sonra ogretmenimizin de gayretiyle tadina baktı- sunu yedi- bunu birakti haline geldi. Nihayet uzun suredir okulda hic problemsiz yiyor tabii iki haftadir tatildeyiz bir de evimizin yeni uyesinin de etkisiyle yemegi yeniden bir silah olarak kullanmaya basladi. Uzerine gitmeyince her sey daha rahat sanki. Yersen ye yemezsen keyfin bilir kurali simdilik ise yariyor.Allah herkese istahli yavrular versin…

  3. Aynı yaşta iki oğlanla bizim evdeki yemek saatleri/savaşları da aynen böyle geçiyor. Hele bir de babamız “sen bunları böyle yaptın!” dedi mi, oooh değmeyin keyfimize 🙂

  4. merhaba,
    yazınızı okuyunca acaba o kadar dur, sus, elleme vs demeseniz mi diye düşündüm çünkü bu durum çocukları strese sokuyor. biz idealize ettikçe onlar için daha gerilimli oluyor ve sonra da o gerilim bize yansıyor. yani çok abartı olmadıkça biz de konuşmuyor muyuz bazen ağzımız doluyken. bence biraz daha toleranslı olmak, bazı şeyleri görmezden gelmek lazım.

  5. Oğlum olunca anladım ki her çocuk aynı değil bir de teoriyle uygulama aynı şey değilmiş! Reklam ve çizgi filmler süslüyor bizim de öğün saatlerimizi 😉 Yine de yalnız olmadığımı bilmek güzel:)

  6. Incir'in Annesi

    Cocukken agzinda lokmayla uyuyup uyanmis, surekli yemesi icin annesi tarafindan itelenmis bir insan olarak ben cocugumu yemesi icin zorlamayacagim demistim. Sansli ciktim sanirim, cok itelemeye gerek kalmiyor, gerci her gecen gun yedigi yemegin cesidi azaliyor gibi gorunse de gozume ve ben biraz kendimi rahatsiz hissetsem de hala itelemiyorum.

    O yemeyen, lokmayla uyuyan, okulun zilini duydugunda hala kahvalti sofrasinda olan (hala kahvalti sevmem ama etmeden de gune baslamam), 12 yasinda 10 yas elbisesi giyen ben lisede ilk teneffuste 3 acmayi ustuste koyup tost makinesinde bastirip yiyor, oglen yemeginde de yine yemegimi lupletiyordum. Simdi hemen hemen hic yemek ayirmiyorum. (Bu arada bir kotu huy olacak sey, cocukken oglen yemegi yerken kitap okumaya bayilirdim. simdi hala cok severim ama uyari aliyorum kocamdan:))

    Tum o durtuklemelerin yemek yememde o donemde ne kadar etkisi oldu bilmiyorum ama sofra adabina hep onem veren anne babam sayesinde ben de o adabi ogrendim. Hala cok yavas yemek yerim, sofradan en son ben kalkarim ve cok cignerim. Yani fitratimda bu varmis demek ki:)

    Demem o ki, sofra adabi, gorgu, saygi falan ogretmek sahane bir sey ama mesela az yemek, yavas yemek, kahvalti sevmemek vs. gibi bazi seyler insanin dogasinda olabiliyor. Tabii yas aldikca, sosyallestikce, mecburiyetler nedeniyle sekillense de bunlar yine de ozunde ayni kaliyor.

  7. Ne güzel yazmışsın blogcuannem 🙂 Hele alıntıladığın paragraf çok ama çok haklı, ne pişirirsen pişir, mutfakta kendimi ne kadar heba edersen et, o yemeği çocuğuna yediremediğin zaman dibe vurduğun andır. Seni çok ama çok iyi anlıyorum, çünkü benzer sıkıntıları 3,5 yıldır ben de yaşıyorum. Şöyle ya da böyle yap demekle olmuyor onu da biliyorum. Maalesef “zaman en iyi ilaç” dedikleri şey burada da geçerli sanırım. Yoksa “fıtratında var” bence senin yemek yapmak, bulgurun hallerindeki gibi bir kayınvalide ve anne olduktan sonra sende de lezzetli bir el vardır eminim. Eh ne diyeyim yemeyen utansın ! Sevgiler,

  8. Nacizane onerim (ki benim buyuk kizim lokmalari yanaginda biriktirir, sofrada sandalye tepelerinden kucuk kizimi cekistiririm vs )
    amaaa
    Ara ogun vermemek benimkiler de cok fark gosterdi!
    Hemsireler! acimayin vermeyin iki ogun arasi bir sey!
    En kotu daha da ic kaziyici elma vs veriyorum. Ama o kadar. Dun aksam balikli ogunlerini sofraya koydum, kendi tabagimi almak icin mutfaga gittim, o sirada Babamiz eve geldi, kapiyi ac, hosbes derken,
    buyuk kizim bos tabagini mutfaga getirdi! Kucuk de son kasiklarini aliyordu.
    Hepimize bol istahli cocuklar, huzurlu sofralar ve sabirlar diliyorum.

  9. ah ah! Bu yemek konusunda ne kadar ah çeksem azdır. Benimde kreşte yemek yediriyorlar gitmek istemiyorum diyen bi kızım var. Benim de bu konu içten içe içimi yesede yemezsen yeme diyorum kızıma. Sabırsızlıkla bekliyorum bu günlerin geçmesini

  10. Nihat'ın Annesi

    Ay Elif çok yaşa ii mi? sonunda koptum 🙂 Geçecek bunları da gülerek mutlulukla anlatacağız.