66 Yorum

Biri bana “tavuk” mu dedi?!

Geleceğe Dönüş serisinde Michael J. Fox, Marty McFly isimli bir karakteri oynuyordu. Marty oldukça yumuşak bir kişiliğe sahipti. İyi yürekli, kimseye zararı dokunmayan bir insandı. Tek bir zaafı vardı: Biri ona “tavuk” dediği zaman delirirdi. Harbiden delirirdi, karşındakini unufak edebilirdi, öyle sinirlenirdi.

Beş seneyi aşkın süredir blog yazıyorum. Annelik üzerine tecrübelerimi, görüşlerimi, fikirlerimi paylaşıyorum. Yazdıklarım çoğunlukla subjektif ve haliyle eleştiriye açık. Eleştiren oluyor elbet. Abartıya taşıyıp hakaret eden, küfreden, tehdit eden bile… Özellikle Gezi sürecini geçirdiğimiz şu son bir senede hayal gücümü zorlayacak nitelikte yorumlarla karşılaştım.

Ama hiçbiri beni “E sen çalışmıyorsun ki, niye bu kadar yoruluyorsun?” ya da “Aman da sanki çok zor bir şey yaptığın… Bir de çalışsaydın seni görürdüm” veya Herkes anne oluyor ama herkes bu kadar söylenmiyor” diyenler kadar sinirlendirmiyor.

Biri öyle bir şey dediği zaman Marty McFly’ın “tavuk” kelimesini işittiği hali gibi oluyorum. Bir an için donakalıyorum, sonra kaşım gözüm ayrı oynamaya başlıyor, dudağımın kenarı seyiriyor.

Kendi adıma konuşacak olursam,

Birincisi: Gayet de “çalışıyorum” efendim. “Evden çalışmak” deniyor buna. Her gün evde çalışma odama giriyor, hem bloguma, hem yapmakta olduğum diğer işlere vakit ayırıyorum. Evet, iş arkadaşlarım yok, maaş bordrom yok ama ciddi bir mesai harcıyorum ve karşılığında para kazanıyorum. Yani “çalışıyorum.”

İkincisi: Genel anlamda “çalışıyor” olmayabilirdim de… Haftada 7 gün, günde 24 saat annelik ve ev işi de yapıyor olabilirdim. Bu benim yorulma ya da söylenme hakkımı elimden almazdı.

Size bir haberim var: Evde çalışmak (yani sadece ev işi yapmak) ya da evden çalışmak (yani evden, para kazanmak üzere bir başka işle uğraşmak) ÇALIŞMAMAK değil. Hatta, iddia ediyorum, evde çalışmak da, evden çalışmak da EN AZ dışarıda çalışmak kadar yorucu. Bir kere ev işi fiziksel bir iş; çamaşır, bulaşık, temizlik dediğin şeyler fiziksel anlamda ciddi yoruyor. Sen hiç kirli çamaşırların nasıl temiz bir şekilde çekmecede yeniden belirdiğini düşündün mü Abidin? O süreci gözünün önünden geçirdin mi? Evin çeşitli yerlerindeki kirli çamaşırları kirli sepetine aktar, onları renklerine göre ayır, yıka, as, indir, katla, ütüle (ki ben o aşamayı geride bırakalı çok oldu), çekmecelere yerleştir…

Bütün bu işler kafa olarak ayrıca yoruyor: Yarına ne yemek yapayım? Peki akşama? O zaman kasaba gideyim, et alayım. Sebze alayım, fasulye ayıklayayım. Deterjan bitmişti, unutmayayım. Çocuğun forması kirli, bu akşam mutlaka yıkayayım. Adamın gömleği kalmadı, ütüleyeyim (Ütüyü bıraktıysak o kadar da değil). 

Bunun üzerine bir de çocukların okulu, dersleri, yüzmesi, eğlencesi, arkadaşları, doğum günleri ve tabii ki hastalıklarını ekleyelim.

Eğer bunlarla birlikte bir de evden yürütmeye çalıştığın bir işin varsa… Şöyle oluyor: Evden çalışıyor olmanın verdiği “rahatlık” ve gayrı-ciddilik sebebiyle ev ile ilgili tüm ama tüm işler senin üzerine kalıyor: N’olmuş yani o güne bitirmen gereken işler varsa? Nasıl olsa yarın da evdesin, yarın yaparsın. Ya da ondan sonraki gün…

Hem sen HEP evdesin, ve EVDE olup evden çıkıp işe gidip sonra geri dönüp bir de evle ilgilenmek zorunda kalmadığına göre ne kadar yoruluyor olabilirsin ki???

Kimin ne kadar yorulmaya ve bununla ilgili şikayet etmeye ne kadar hakkı olduğuna hangi mercii karar veriyor? Örneğin günde 8 saat ofiste çalışan annelerin daha mı fazla söylenmeye hakkı var? Ya da iki çocuklu anneler, tek çocuklulara göre daha mı fazla şikayet kapasitesine sahip? Peki ya yardımcısı olanlar? Onların hiç mi şikayet etmeye hakkı yok?

Ben sekiz senelik annelik, beş senelik Blogcu Annelik sonunda herkesin zorluğunun kendine olduğunu kabullendim. Benim hayatım bana zor, seninki sana. Sen 9-7 çalışıp, üzerine eve gelip yemek yapıp, akşam üç çocuğunu yıkayıp yatırdıktan sonra ofis hayatına devam edip mükemmel bir performans yakalıyor olabilirsin. (Aslında olamazsın ya, insan üstü bir performans olurdu o… Neyse…) Eğer öyleyse helal olsun.

Ama sene olmuş 2014, annelik üzerine bu kadar yazılıp çiziliyor, kitaplar yazılıyor falan, hala da kalkıp “Sen ev dışında çalışmıyorsun ki, niye bu kadar yoruluyorsun/söyleniyorsun?” denmesin artık ya…

Kimse kimseyi çalışıp çalışmadığıyla, ne kadar az ya da çok yorulduğuyla, “O da bir şey mi, ben var ya…” falanla yargılamasın.

Sonra kaşım gözüm ayrı oynuyor.

 

66 yorum

  1. Dibine kadar katılıyorum bir işyerinde ve evde çalışan bri kadın olarak.. Geçen gün “ev hanımı” bir arkadaşım da aynen bundan şikayet etti..
    En iyisi negatif ve cahil (okumuş okumamış farketmez) kişilerin laflarına enerjilerine kulak tıkamak..

  2. herşey bu kadar göreceli iken iki durumu kıyaslamak biraz komik oluyor aslında… armut ile kavunu kıyaslamak gibi…
    bi de hoş durmuyor bu üstten üstten tavırlar…e öyleyse canım kardeşim otur sen de yap aynısını madem öyle düşünüyorsun seni alıkoyan ne???

  3. Bunu yapan bir de kocan (saka ile karisik da olsa) oldugunda daha da goz kas oynuyor

  4. Ben de yaklaşık 2 yıl evden çalıştım.İşe gitmiyor olmak ”çalıştığın”algısını tamamen siliyor insanların kafasından, en yakınındakinin bile…Home-office çalışıyor olman misafir bile ağırlayabileceğin, istediğin zaman uyuyabileceğin algısını uyandırıyor.İşte tam da bu sebepten bence Türklere göre değil home-office çalışmak.İş arkadaşlarımız bile uzun süre birbirimize kaytarıyor mu acaba?gözüyle baktık…Bir kadın için en kurtarıcı durum evden çalışmak ama emin olun bir ofiste çalışmaktan çok daha ağır, yorucu…

  5. Sevgili Elif.. Sana şu kadarını söyleyebilirim, sadece 1 çocuk sahibi ve (dışarıda) çalışan bir anne olarak tek dinlenebildiğim yer “ofis”, inan ! 8 saatlik dışarıda çalışma olayı tamamen hayatın bir anneye verdiği armağandır, dinlenme molasıdır, nokta.. Evde olduğum haftasonlarında herşeyle aynı anda ilgilenmek o kadar fazla geliyor ki, yorgunluktan pestile dönmüş bir halde Pazartesi günüme başlıyorum ve işe adım attığımda derin bir “oohh” çekiyorum.. Hatta elimde kahvemle arkama yaslanıp yazdığın harika yazıları okuyarak daha da katmerleniyor keyfim.. Artık mottom şu; “işte dinlenmek!”.. Hayata x2 emek verdiğin için ben de seni gönülden x2 kutluyorum..

    • sizin evde bi sorun var heralde hiç öyle bişi yok çok acaip annelerin işte dinlenmesi yani nasıl oluyo o demekki bişiler ters

      • aksine.. evde herşey öyle düzenli, aktiviteler keyifli, dersler başarılı, yemekler sağlıklı, çamaşırlar temiz ve ütülü ve hayat tıkır tıkır ki, böyle olabilmesi de işte ancak bitmeyen bir yorgunluk ve 35 parçaya bölünmekle olabiliyor.. ofiste dinlenmek benim için sadece tek bir şeyle meşgul olmak ve oturmak, okumak, yazmak, kahve içip araştırmak gibi uğraşlarla biraz olsun nefes almak demek..

  6. Bu sanırım bazı insanların savunma mekanizması… Herkes kendi durumunu daha içler acısı görüp diğerlerine “ne varki bunda” bakış açısı geliştiriyor… Açıkçası yorulmak için dışarıda çalışmak gerekmiyor, üstelik dışarıda çalışan bi anne olarak söyleyebilirim ki oğluma bakmak için çalışmadığım dönem daha çok baskı vardı üstümde, nasılsa evdesin yaparsın diye kimse hiçbir işin ucundan tutmuyor, her iş sizin yapmanızı bekliyor…dışarıda çalışmaya geri döndüğümde özgürleşmiş hissettim kendimi…

  7. Incir'in Annesi

    Bir dussunler yakamizdan lutfen. Valla biktim artik “onunki de bir sey mi yani?” zihniyetinden.

    Dilbert karikaturlerindeki “Topper” gibiler. Buraya bir ornegini koymak istedim ama beceremedim:)

  8. ben 14 aylık bir kızı olan çalışan bir anneyim. yardımcı da var. Maalesef ben işe gelip dinleniyorum da diyemiyorum çünkü hem yoğun hem stresli bir işim var.Şu anda çalışmayı tercih ediyorum ama bir gün işi bırakıp hiç çalışmadan sadece kızımla ilgilenmek istersem daha mı az yorulurum, bence hayır! Çünkü bir noktada sıkılıp sizin gibi evden bir şekilde çalışmayı isteyeceğim ve bence o zaman, şu andakinden de daha fazla yorulacağım.
    Dediklerinize yüzde yüz katılıyorum, herkesin zorluğu kendine. Sonuç olarak herkesin bir yaşam tercihi var. Buna saygı duymak ve başkaları ile kendi hayatlarımızı karşılaştırmamak en akıllıcası.

  9. Ahhh oyle doğru bir yazı olmuş ki bu!Şuan oglum 11aylik ve dışarıda çalıştığım bir işim yok. Yani 24 saat evde çalışıyorum. Ev işinin yaninda çocuğunun ihtiyaçlarını karsila, ona ayri kendinize ayrı yemek yap,sonra gun içinde çocukla kaliteli vakit geçirmeye çalış, onu uyutmak için uğraş, tam uyumusken gerizekalı bir ses yuzunden pat diye uyansin ve senin onunde bekleyen zilyon tane yapman gereken işe birde uykusu yarim kalmis çocuk mizmizligi eklensin…bu liste uzar gider boyle işte. Sonra da insanlar ayy ne rahatsin evdesin kendine, cocuguna,kocana vakit ayirabiliyorsun desin!insanlar bunu soylerken sen en doğal ihtiyacin olan dusa girmek için bile aksam kocanın gelmesini beklersin. Kendinle ilgili yaptigin en luks sey ise boyle arada bir vakit buldugunda sosyal medyaya girerek dunyadan haberdar olmak. Uyku kismina ise hiç girmiyorum. En ayar oldugum soz de çocuk uyudugunda sen de uyu!bunu soyleyenlerin agzina terlikle vurasim geliyor:) Oyle pat diye uyuyabilen bir insan degilim. Hadi uyudum diyelim. Cocukla birlikte uyandiginda evdeki işleri yine sen yapacaksin hem de daha fazla yorularak. Yani bu sozlerden artık Vazgecelim. Herkes kendince bir zorluk yaşıyor.

    • Hakkaten, ben de kıl olurdum o “çocuk uyuduğunda sen de uyu”lara! Hı-hı evet uyuyum da (ben de isterim) o zaman bu işleri kim yapacak pardon? Çamaşırları kim yıkayıp asıp toplayacak, kim yemek yapacak? Ancak evinde 7/24 bir hizmetçin olacak da, evde çocuk bakan biri belki öyle “dinlenceli” vakit geçirebilir. Ondan sonra bir de “hayır yani, bütün gün evdesin ne iş yapıyorsun anlamıyorum” demezler miiii!!!!…

      • Hayir daha guzeli de var cocuk uyudugunda sen bütün işlerini hallet diyenler… Ya sağol ya benim hiç aklıma gelmemişti! Sen aklını kendine sakla diyesim geliyor 🙂

      • eşiniz yapacak ya da yapılmayacak hep uyudum ben bebek uyuduğunda pişman değilim zaten de tembelim 🙂 yani oluyor.

  10. yasemin serinturk

    Bence böyle anlam taşımayan, sırf çenesizlikten ve patavatsızlıktan konuşan insanların Allah müstehakını versin, dipleri kurusun inşallah. Bu Türk milletinin, devamlı ben senden daha uzağa işerim çekişmesine ayar oluyorum. Daha uzağa işediğin çişinde boğul emi! Töbe töbe… Takmamaya çalış Elifcim

  11. Ben de yazdıklarınıza katılıyorum sonuna kadar ama yine de nöbet de tutarak çalışan bi doktor anne olarak eve gittiğimde dehşet verici şekilde yorulmuş olmama rağmen evde geçirdiğim zaman bana daha iyi geliyor,, bu nedenle evde olmayı çok ama çok isterdim:(

  12. Herkesin derdi kendine kısmına bilhassa katılıyorum. Evden çalışmak bence en zoru. Pazartesiyi iple çekiyorum ve ofise gelip o koltuğa oturduğum anda beynim ve vücudum dinlenmeye, nefes almaya başlıyor.

  13. Herkes ne çektiğini kendisi bilir gerçekten. Karşıdakinin durumunu bilmeden yorum yapan çok anne var.sadece parkta nispeten sessizlesen ve sadece parkta uyuyabilen oğlumu gordukce, yanıma gelip “aman ne uslu çocuk, böyle çocuğu büyümekte ne var, sen bir de bizimkini gör! ” diyen, oğlan bağırmaya başlayınca da bu sefer “niye bağırıyor bu çocuk, hasta mi?”gibi yorumlar yapan annelerden de bana fenalık geldi. Yolda sokakta her yerde herkesin yaptigi yorumlar bir bitmedi.

  14. Süpersinnnnn… Kıskananlar çatlasın 🙂

  15. ben de 3 yaşında kızı olan çalışan bir anneyim ve çalışmak benim için bir seçenek değil, zorunluluk… yani isterlerse onlar da çalışmasın canım demek çok anlamsız… ayrıca evimle ilgili tüm işleri de kendim yapıyorum ( tabi ki eşimin katkısı çok bu konuda, ancak hafta içi en az 3 gün şehir dışında.) evet asıl koşturmaca işten çıkınca başlıyor benim için. çocuğu kreşten al, en az akşam 07:30-08:00 a kadar parkta eğlenmesini sağla, sonra o uyurken bi gece önceden hazırladığın yemeği yedir ki çoğunlukla ben yemek yiyemiyorum bile, yıka,uyut, uyuduktan sonra ilk olarak bi gün sonraki yemeği hazırla, harlagürele ne yapabiliyorsam evde o ..çamaşır mı dediniz? şu an bi ev dolusu çamaşır ve bulaşık beni bekliyor… velhasıl kelam herkesi kendimiz sanmayalım.. herkesin şartları çok farklı ve yorgunluksa dibine kadar yaşıyorum ama asla mutsuz değilim, herşey miniğim için…

  16. Kesinlikle yazdıklarınıza katılıyorum.. Karşılaştırma yapmayı ben de doğru bulmuyorum, her insanın iş yapma, yorulma, uyuma, şekilleri farklıdır. Dolayısıyla karşılaştırma yapıp aslında siz şimdi rahatsınız eskiden olsaydı bak görürdün yada bir de benim yerimde olsan karşılaştırmaları acayip canımı sıkıyor benim de.. Nedense herkese anlayış göstermeyi bir türlü öğrenemedik biz.. Benim 4 yaşında bir kızım ve 9-18 haftanın 6 günü çalıştığım bir işim var evet evde zaman geçirmeyi özlüyorum, her şeye yetişmeye çalışırken yoruluyor hatta bazen isyan bayraklarını açıyorum ama bu kimseye beni ve yaşam şeklimi eleştirme hakkını vermiyor.. Bu durum tüm anneler için geçerli diye düşünüyorum.. Çalışır çalışmaz, evdedir değildir , bir tane çocuk vardır veya yoktur güzel kardeşim eğer bir insansak hiç kimseyle karşılaştırılmamalı ve yargılanmamalıdır.

  17. Katılıyorum sana Elif. Benim bebeğim rahim içi gelişim geriliği nedeniyle hayati tehlikesi olduğu için sezeryanla 33. hafta ile uyumlu olarak 2 kilo doğdu, emme refleksi olmadığı için 1 ay “finger feeding” denilen yöntemle şırınga ile besledim, sadece 45 dk aralıksız uykum vardı. Sonrasında laktoz intoleransı nedeniyle çok şiddetli gaz sorunumuz oldu yanımda kimse olmadığı için yorgunluktan vücut iflas edip hastalandım ve sütüm de azalınca kızım 2 aylıkken yardımcı Tuttum. Bunun üzerine etrafımdaki insanların bir çocuğa bakamadın tarzındaki yorumları da beni aynı derecede sinirlendirdi. Ne yaşadığını herkes kendi bilir, kimsenin başkasını yargılamaya hakkı yok

  18. Elif, bırak su forumu da akşama ne yemek var onu soyle 🙂

  19. Kocacigim (Baba Karadeniz),akşam seni bekleyen utulerin hayalini kurmaya başla bence:)

  20. İyiki varsın…..

  21. bu konuda en son aldigim ayar `bilmemkimin gelini, oglunun gelecegi icin calismaya basladi.`
    bense oglumun gelecegi icin butun gun evde ense yapiyorum..

  22. cumaları süt izni kullanıyorum o yüzden o günler çalışmayan anneyim..cuma, c.tesi ve pazar deli gibi yoruluyorum ama akşam kafamı mutlu ve rahat yastığa koyuyorum..haftanın diğer günleri 09:00 – 18:00 çalışıyorum..3 saat kadar da trafik çekiyorum..eve gel çocukla hasret gider, yıka, uyut, besle, kendini besle, yapılacak ev işlerini yap, ertesi günün organizasyonunu yap, koccayla sohbet et vs. derken yine yoruluyorum ve kafamı yastığa o kadar da mutlu koyamıyorum 🙂

    ikisi de zor..çalışmadığım günler arin’in huysuzluklarına toleransım azalabiliyorken çalıştığım günler ona karşı çok daha toleranslıyım..çalışmadığım günler arin uyuyorken canım isterse aylaklık yapabiliyorken çalıştığım günler tam bir maraton koşucusu oluyorum..

    çalışmayan annelerde toplum ve eş baskısı var..çalışanlarda ise toplum + eş + patron + müşteri vs. baskısı..

    dediğim gibi ikisi de zor kimse kimseye seninki kolay diyemez dememeli..ama bir de mental zorluğu var çocuktan 12 saat ayrı kalmanın..şöyle yapıldı mı, şu yedirildi mi? ya ben yokken bişi olursa? ya hastalanırsa ve anane/babanne/bakıcı hemen müdahale edemezse? gibi korkular..

    ama elif hanımcım iki türlüsünün de mokunu çıkaran yine bizleriz maalesef..geçenlerde bir anne de çalışmayan anneler hakkında bir yazı yazmış ve arabasıyla market alışverişine gittiğinde park yeri bulamadığından bi kaç sokak öteye park ettiğini ve yürümek zorunda kaldığını da bu zorluklara ilave etmiş! bu kadarı da saçma geliyo bana..

    çok çok ama çok subjektif bir yorum yapmak istiyorum..oğlum 8.5 aylık ve hala emiyor..ve ben işyerinde süt sağmak zorundayım..ve ben kargo odasında ancak bu işi yapabiliyorum, kolilerin üzerine oturarak, maalesef türkiye’de durum bu..o nedenle şu an evde oturan ve huzurla, iş stresinden sütü azalmadan istedikleri her an çocuğunu emziren anneleri çok kıskanıyorum! 🙂

    allah hepimizin yardımcısı olsun..hepimizin gayesi elimizden geldiğince güzel çocuklar yetiştirmek neticede.. 🙂

    • Kargo odasinda sut sagiyorum diye uzme kendini bana da tuvaleti gostermislerdi sagim yeri olarak. Ustelik ben ABD’deyim. Bakis acisinin milliyeti yok.

  23. Efendim ben bir kütük adamım. Bildiğin koca göbekli filan, aşktan şiirden pek anlamayan, romatik film sevmeyen, biraz da kadınları (eşini) anlamayan bir adam.

    Ancak futboldan da anlamam ve ayrıca çok da hoşlanmam. Fakat feminen bir tarafımda yok. Metroseksüel hiç değilim. Zronda kaldı mı şantiyeye de giderim. Evde bir hafta da geçiririm. Ofiste sabahlarım. falan filan.

    Ancak ben de nacizane kitap filan yazı mazı yazıyorum. Sadece blogun bile önemli bir iş olduğunu düşünüyorum. Bazen eve kapanıp kitabın bir bölümünü bitirmeye niyetlendiğimde komşu bile “Bütün gün evde bir haftadır, çalışmıyor” diyor. Kötü niyeti yok. Basit bir dedikodu. Anlamıyor tabii.

    Önümüzdeki bilgisayarların hem de her yerden para kazanacak hatta dışarıda “geberdim” diyecek kişilerden daha yararlı belki de daha karlı iş yapabileceklerini anlamıyor.

    Bu yüzden blogcu anneye katılıyor ve ona tavuk diyenlerin horoz olduklarını zannedenlerin ibiklerini gagalamayı öneriyorum. Takma be anacım. Senin yaptığın daha değerli. Hiç sıkma canını. hatta az yorul bence. Destekliyoruz.

    Bilen biliyor valla.

    • Hocam soyle birkac hafta `calismayin` da kitabin 2.cildi gelsin.. 🙂

    • biz insanların genel sorunu da bu değil mi? bir şeyi, bir durumu kendimiz tecrübe etmediysek onun ne olduğunu, nasıl olduğunu anlamıyor ve anlamaya çalışmıyor da tam tersine onu azımsıyor, ne var ki bunda diyoruz. bunun yerine biraz kendimizi karşımızdakinin yerine koymaya çalışsak, daha az konuşsak sanki daha iyi olur. herkes hayatta farklı şeyler tecrübe ediyor ve tecrübe ettiklerini gerçek anlamda biliyor, keşke bunu daha sık hatırlasak. ama napalım, insanız işte…

  24. Elif Hanım yazdıklarınızın pek çoğuna katılıyorum hatta çalışmıyor olsaydım , şu an yaşadığım zorlukları yaşamamış olsaydım tamamına katılıyor olacaktım. Ancak küçük bir eleştirim var .Sanki bu konu ile ilgili yazarken dışarda çalışan annelerin hep evde ev işlerini yapan çocuğa bakan bir yardımcısı olduğunu düşünüyorsunuz gibi geliyor bana .Elbette iş saatlerinde çocuğumuzun bakımı konusunda iyi-kötü bir çözüm (bakıcı-kreş ,anneanne,babaanne vb.)buluyoruz ama bu bizi tamamiyle rahatlatan bir çözüm olmuyor çoğu zaman. Bir kere bakıcınız olsa da İstanbul gibi büyük bir şehirde (trafik ,ev -iş arasındaki mesafe) evinize yakın oturan bir bakıcınız yoksa onun gidiş- geliş saatleri bile bir stres kaynağı oluyor. İyi bir bakıcı bulsanız bile sabahın köründe kadın evinden çıkıp gelecek ki biz de işe yetişebilelim .Akşam iş yerinde son dakikada çıkan bir iş yüzünden yarım saat geç çıksak bu sefer bakıcının evine geç kalması ayrı bir problem .Çocuğunuz kreşe gidiyorsa hasta olması evde olan annelere göre on kat daha sıkıntılı bir durum. Ben kaç kere izin alamadığım için çocuğumu vicdan azabıyla hafif ateş ,öksürük ,halsizlikle kreşe gönderdiğimi bilirim. Özellikle anneniz ya da kayınvalideniz aynı şehirde yaşamıyorsa bu tür acil durumlarda çok çaresiz kalıyor insan. Örneğin sadece okulların tatil olduğu resmi tatiller ,kar tatilleri .Kara kara düşünürüm ne yapacağım diye .Çünkü özel de olsa kreşler biz de Milli Eğitime bağlıyız diye kar tatillerinde 24 nisan ,20 mayıs gibi ilköğretime tatil olan günlerde kapatıyorlar okulu. Hangi mantıkla böyle bir uygulama var anlamış değilim. Sanki bütün çalışan anneler devlet memuru ve ya öğretmen. Farkındaysanız henüz sadece pratikteki sorunlardan bahsettim hem ev işlerini yardımcısız yapmak(sadece bir kaç ayda bir temizlik için birini alıyorum) hem de dışarda çalışmanın verdiği fiziksel ve kafa yorgunluğuna hiç değinmedim bile. Yani anlayacağınız biz de ”çalışanlar ofiste dinleniyor ama” gibi bir söylem karşısında bozuluyoruz. Herkesin ,ki bence büyük çoğunluğumuzun iş ortamı dinlendirici falan değil .Çoğumuzun yoğun ,stresli işleri , şehir dışına çıkmak zorunda kaldığımız iş seyahatleri gibi ekstra zorunlu durumları var .Özellikle bu iş seyahatleri eşinizinkilerle çakıştığında, yardım için çağıracak kimseniz olmadığında vs. Fazla uzattım ben de epey doluymuşum demek ki ama lütfen iş hayatını özellikle çalışan anneler için iş hayatını o kadar da güllük gülistanlık gibi göstermeyelim.
    Bu arada sizi çok severek takip ediyorum o ayrı.

    • Tesbitinize yuzde yuz katiliyorum. Daha cocugum yok ama simdiden isimi dusunursem o is bana dinlenme olmayacak cok iyi biliyorum. Bir ozel okul mezunu olarak (ulkenin sayili okullarindan biridir ve ucreti de baya “sayili”ydi) kendi calisan, ucret yetistirmeye calisan temizlikcisi bile olmayan annem ve babamla hizmetcisi olan ve dizilerdeki gibi konken oynayan “ev hanimi” annelerin ayni yorulduguna inanmiyorum – abartmiyorum, mecaz falan degil hakikaten konken oynayan, spaya giden annelerdi bunlar. Acikcasi evde her isi gormeye calisan yatili bakiciya daha cok uzulurum. Ha “o bisey mi canim” der miyim bu insanlara, dusunurum ama demem. Her insanin ritmi, vucudu, dayanikliligi farklidir. Bir insan yorgunum diyorsa yorgundur. Beterin beteri vardir.

    • bayıldım yazınıza bayıldım!!! 🙂

    • Alkışlayabilir miyim?Biraz amiyane bir tabir olacak ama sidik yarıştırmıyoruz tabi ve bize madalya veren de yok,ama,ama,ama vallahi billahi tüm gün eşşek gibi çalışıp,kırk kişinin ağzının kokusunu çektikten sonra eve gelip yemekle,ütüyle,çocukla uğraşan anneler var.Biri benim annemdi mesela,diğeride ben oldum.Sadece bir bakıcım var ve oda hem maddi hem manevi farklı külfet..Zaten aklımız hep evde;üstüne işten eve kafamı dinlemeye gelip ayrı bir cümbüşe girince tazmanya canavarına dönüşüp çocuğa gereksiz yere zırt pırt cırlayınca,evdeki tek işlevi tv ile simbiyotik ilişki kuran kocayla cebelleşince,üzerine ev işi yapınca bazen özellikle duygusal olarak o kadar yıpranıyorum ki kendimi kesmek istemiyor değilim hani…

    • Ben de yazdıklarınıza katılıyorum. Kendim, esnek bir programım olmasından dolayı çok mutluyum, tam da bahsettiğiniz sebeplerden: Çocukların aniden hastalanması halinde programımı onlara uydurabilmem, okulda bir etkinlikleri olduğunda katılabilmem… Bunları dışarıda çalışan annelerin çoğunun (yardımcıları olsa bile) yapamadıklarını biliyorum. Ve bu konuda çok zorlandığınızı da… Bence okulların resmi tatil olduğu günlerde anne ya da baba da izin kullanabilmeli iş yerinden, ki çocukla beraber evde olabilsin. Bunu daha önce dile getirmişliğim de var.

      Tek anlamadığım, yazımdan nasıl çalışan annelerin hepsinin yardımı olduğunu ima ettiğim izlenimine kapıldığınız. İş hayatının çalışan anneler için güllük gülistanlık olduğunu hiç düşünmüyorum ben, öyle bir imada bulunduğumu da sanmıyorum.

      • Yorumları okuyunca şaşırıyorum. Aslında şaşırmamak lazım atalarımız demiş; “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür” diye. Aynen de doğrudur boşuna dememişler… komşunun hayatı, komşunun çocuğu, komşunun işi, komşunun eşi……….. hepsi birer KAZ.
        Yahu senin hayatının ondan daha zor olduğunu ispatladığında ne geçecek ki eline. Bak işine sen. Madem zor hayatın, değerli zamanını bir de bunlarla harcama…. Kimseyi de üzme incitme…

      • Dilek Hanim adina konusamam ama “Hatta, iddia ediyorum, evde çalışmak da, evden çalışmak da EN AZ dışarıda çalışmak kadar yorucu” cumlesi biraz beni o yonde dusundurdu. Yani disarda calismak evde/evden calismak kadar ya da “daha az” yorucu anlami cikiyor. Istenmeden biraz talihsiz bir iddia olmus. Bunun disinda yazdiklarinizda cok haklisiniz.

  25. Şöyle bir durum var yalnız: dışarıda çalışanlar da evde çalışıyor. Yani hem maaşlı bir iş için günde en az 10 saatini bir yerde harcıyor, hem de o bahsettiğiniz ev işlerini eve gelince yapıyor, hem de benim gibi bir de üstüne 2 site için içerik üretip para kazanıyor. maalesef ben kendi adıma evden çalışıp bir de ev için çalışmayı, dışarıda çalışıp üzerine ev işlerini de yapmaktan çok daha kolay buluyorum. en azından İstanbul’un tarafiğinde yolda yorulmuyor, saçma sapan insanların ağız kokusunu çekmiyor, hergün “bugğn ne giysem” diye düşünmekten helak olmuyorsunuz.

  26. Herkes kendine göre yoruluyor. Ayrıca, çalışmayan kadınların da çalışan kadınlara ‘yetersiz anne’ yaftası yapıştırması da HİÇ nadir görülen bir şey değil. Kimseyi daha az veya çok çalışkan görmüyorum. Ancak takdir edilmesi gerekir ki, yardımcısı olan ve çalışmayan (evden çalışan demiyorum, çalışmayan diyorum) kadın ile, ne yardımcısı ne aynı şehirde ailesi olan, hemakşamın kör saatine kadar çalışıp hem de çalışmayan ve yardımcısı olmayan kadınların tüm yaptıklarını akşam bir kaç saate sığdıran kadınları bir tutmak da, gece yatağa yarı baygın yatıp saçını yıkamayı kendine lüks gören kadınlara büyük, çok büyük haksızlık olur. Neticede akşama kadar milletin ‘ağız kokusunu’ çeken bir çok kadının da bulaşıkları sihirli değnekle yıkanmıyor, çamaşırları ‘temiz bir şekilde çekmecede yeniden’ belirmiyor…Sevgiler…

  27. Selam
    Ben 2 yıl çocuğuma kendim baktım ve sonrasında çalışmaya başladım. Şunu anladım ki çalişmak en kolayı.ve bunu günde en az 35 tane hasta gören bir hekim olarak söylüyorum

  28. En sevdiğim filmdir. Çok da takılmışımdır bu zaafına aslında. Ama bu benzetme çok da iyi olmuş hani. Hemen hepimizin başına gelir bu durum. Çok haklısın kapanmalı bu konu. Yalnız benim takıldığım nokta şu; erkeklerin kadınlarla yorgunluk yarıştırması mı daha çok yoksa kadınların kadınlarla mı? Bu yazının çokça okunmasını, anlaşılmasını dilerim 🙂

  29. Hallerimizi ve şartlarımızı kıyaslamak yarıştırmal yerin daha az şikayet eden olmayı denesek.dar sınırlar içinde şikayetler arasında kalan çocuklarda rhatlasa keşke

  30. Hep denir ya anneyseniz yardım almaktan çekinmeyin diye, bende aldığım yardımların başkalarının gözüne batmasından bıktım. Çalışıyorum tam zamanlı bir işte, anneyim ve bir de üstüne dışarıdan doktora mı bitirmeye çalışıyorum. Komşularımınsa bana sürekli “eee senin gibi çocuk büyütmeye ne var sanki, babanne dedesi büyüttü çocuğu (2 yaşına kadar baktılar evet bakıcı bakmasın diye ama şimdi sadece 1 aylığına gelmişlerdi oğlum 4 yaşında)”, “ooh eve haftada bir kadın geliyor ne var senin gibi hayata”, “eşin yardım ediyor sana, öyle olsa ooo ben neler yapardım” demelerinden illallah geldi. Yeter yahu, yapabiliyorsanız siz de yapın. Yaptığım her şeyin bana bu kadar zor gelirken dışarıdan bu kadar küçümsenmesi kadar zoruma giden yok. Hem bir de sana ne ki değil mi yani??? Böyle diyorum ama onları da bu konuda bir kez terslemiş değilim. Herkesin hayatı kendine zor.
    O kadar çoook ki bu konudaki yaram. Kesinlikle katılıyorum size.

  31. Zeynep Senger Atakay

    Merhaba Elif, söyleyeceğim iki şey var;
    1. Yazın harika, çocuktan sonra evde olan ve yardımcısı da olan bir anne olarak, her kelimesine katılıyorum ve ben söylenirken aynı cümleleri kuruyorum.
    2. Boşveeeer, bırak kaşın gözün yerinde dursun, öyle gayet güzeller :)) herkes empati kurabilecek erişkinlikte olmuyor maalesef. Ve bu ülkenin mevcut durumuna baktığında, duygusal ve mental anlamda olgunlaşmış birey sayısı her geçen gün azalıyor.

  32. Kadınlar ”yarışmak” için doğmuş diyorum bu kadar yorumdan sonra. Bekarken saçını, başını, kıyafetini, okulunu, sınavını yarış konusu yapan kadın elbette evlenince kocasını, doğurunca çocuğunu, bakıcısını, kreşini yarıştıracak. Çok takılmamak lazım. Mesele bence hayat tarzı içinde ne kadar mutlu olunduğu. Sevmediği, hiç bir fark yaratmadığı bir işte 10 saat çalışan kadın yatılı bakıcısı bile olsa mutlu olmuyor.
    Bir kere herkes borçlu. Bir ev bir araba için 10 yıllık kredilerle elimiz kolumuz bağlanmış durumda. Temel ihtiyaç olan barınma ve beslenme için bir maaş zaten yetmiyor. Üstüne üstlük tüketim çılgınlığı ve kredi kartlarının yarattığı sahte ”param var” algısı sayesinde hep eksi bakiyelerde banka hesaplarımız. yani demem o ki, anadan babadan zengin değilsek veya yüksek kira getirisi olan gayrimenkullerimiz vs yoksa çalışmak zorundayız bir şekilde.
    Çalışan ,çalışmayan, herkesin sıkıntısı kendine büyük. Ama işyerinde adına ”direktör, ekip lideri vs’ denen tiplerden fırça yemektense beni hiç tanımayan birinin bana ”tavuk” demesini tercih ederim 🙂

  33. Kendini her zaman başkalarıyla karşılaştırma ve kendinin karşılaştırdığı kişiden daha beter durumda olduğunu gösterme çabaları bunlar. İnsanlarda genelde (maalesef) şükretme yerine şikayet etme eğilimi var. Hep bir ‘senin derdin dert midir benim derdim yanında’ durumları. Halbuki dert derttir ve kişiye özeldir. Çocuk sahibi olmayı, ev işlerini ya da çalışmayı vs dert olarak gördüğümden demiyorum bunları. Empati duygumuz zayıf bencilliğimiz yüksek. Karşıdakini anlamak, sıkıntısına ortak olmak, veya kendi sıkıntınla onunki arasında ortak nokta bulmak yerine ötekileştirmek, şikayet etmeye hak bırakmamak, hatta onun sıkıntısını küçümsemek davranışlarını daha fazla sergiliyor insanlar. Aslında bir düşünsek çalışsa da çalışmasa da bir kadının ve hele ki bir annenin harcaması gereken enerji ve çabanın yoğunluğunu. Dışarıda çalışan bir anneyim, evde olduğum bir hafta sonunun ne kadar yoğun geçtiğini ben biliyorum, her günü böyle geçen annelere de kolaylıklar diliyorum…

  34. Bu konuyla ilgili düşüncelerimi aktardığım yazımı paylaşmak isterim.
    Çalışmayan anne yoktur. Kesin bilgi.

    http://alternatifanne.com/calismak-kelimesinin-tam-karsiligi-annelik/

  35. Elif Hanım sanırım eksik ya da yanlış ifade ettim kendimi .Ya da daha açık olmak gerekirse bu konuda epey dolu olduğum için size patladım sanırım . Kırılmadınız umarım. Aslında sizin yazınızdan çok genel olarak sosyal medyadan takip ettiğim annelerin (özellikle de çocuğu için evde olmayı ya da evden çalışmayı seçen annelerin bu konu ile ilgili söylemleri sanırım bu izlenimi bana veren .(çalışan yani dışarda tam zamanlı çalışan bütün annelerin evde bütün işlerini halleden bir yardımcıları olduğunun sanılması izlenimini yani) Şöyle ki yaz tatiline girilmesi ile birlikte sosyal medyayı aktif olarak kullanan pek çok anneler tarafından daha fazla yemek yapmak ,çocukları evde oyalayabilmek vb. gibi çocukların tüm gün evde olmasından kaynaklı daha fazla yorulduklarını anlatan paylaşımlar yapılmaya başlandı.Hal böyle olunca insan biraz içerleyip kendi haline üzülüyor tabi .sanırım empati yeteneğimiz zayıf(kendimi de dahil ediyorum bu eleştiriye.)Örneğin ben kar tatilinde çocuğumu ofise götürüp masa başında tüm gün nasıl sessiz sakin kalmasını sağlayacağımı düşünürken bir anne twitterda yarın okul kapanırsa spora gidemeyeceğim diye üzülüyordu.

  36. asla kim ne kadar çalışıyor ve yoruluyor bilemez kimse, asla da yargılanamaz ama kişisel görüşümü yazacağım evde olmak çalışmaktan çok daha KOLAY bu sizin hayata bakışınız çocuğunuzu yetiştirme tarzınız çocuğunuzun karakteri ekonomik özgürlüğünüz ve eşinizin desteği ile çok alakalı, ben bana yardımcı olmayacak ev işi yemek yapmayacak, bunları benle paylaşmayacak bir erkekten çocuk asla yapmazdım. tercihen ev düzenim de bu yönde oldu, şehirde çocuk bakamazdım, kendimi tanıyıp ne istediğimi bildiğimden çocuklu hayat muhteşem keyifli kendi adıma, işe gitme zorunluluğum yok, evde iş yapma zorunluluğum da yok, bu beni daha az ya da daha fazla anne yapmaz, 2 çocuk istesem yaş aralıkları yakın olursa yorulacağımı biliyorum o sebepten büyük yaş aralığı bırakacağım, insan önce kendini tanımalı, nasıl mutlu olacağını bilmeli.
    Kimi ofiste kimi evde mutludur, ben hiö 9-5 insanı olmadım olmak da istemezdim çocuğum olsun olmasın. İnsan evden de çalışabilir, hayatını çocuğuna da adayabilir. Gece asla uyanamam, çocuğum da uyanmaz, hergün yemek yapamam, eşimle bölüşürüz.
    Öyle günler oluyor ki evde tek bir iş yapmıyorum çıkıyoruz 9da akşam 6da eve giriyoruz, hiç bir ofis işi bu kadar mutlu edemez beni, kızımla tamamen özgür geçirdiğim bir günle asla kıyas kabul etmez kendi adıma. Varsın ekonomik olarak özgür olmayayım. Ben çalışsam maaşım bakıcıya yetecek malesef 5 10 bin tl kazanamam, keşke öyle işim olsaydı ama yok, elime para geçmeyecekse neden bir yabancı baksındı çocuğuma ?
    Çamaşır bulaşık derdimiz yok, makineler yıkıyor, ev dağınık kalsın, az eşya olsun zaten dağılmıyor bile, eşyaların önemi yok yemek dökülmüş, boya olmuş…kızımdan önemli mi ? evi darmadağın bırakıp çıkarım ardıma bakmam, hayata bir kere geldim bunları mı dert edeceğim ? anın tadını çıkartın, bir daha bu an gelmeyecek, çocuklar hızla büyüyor, ben çalışsam ilerde kızımın bu güzel anlarını kaçırdım diye pişman olacaktım biliyorum, eminim, isteyen çalışır, ama çocukla evde olmaktan şikayet etmeyin, sağlığa elinizede olanlara şükredin.
    2 arabanız olmasın varsın, 10 çift ayakkabınız çantanız da olmasın ne önemi var ki, çocuğunuzla mutlu olun yeter, yarın ne olacağını hiç kimse bilemez. İster evde yan gelin yatın, çocuğu nasıl yetiştirirseniz o olur, çocuklar yalnız kalabilir, o evdeyken siz uyuyabilir herşeyi yapabilirsiniz.
    Bana gıcık oluyor olabilirsiniz ama bunlar gerçek bence, hayat seçimlerden ibaret, çocuğundan sürekli şikayet eden kadınlar var, acıyorum, çok üzülüyorum, neden çocuk yapıyorlar, bakamayacağımız çocukları yapmayalım.
    Çalışmayan anneyim, hergün evde durmuyorum, dışarda yeriz,haftada 2 çamaşır mak. çalışır, ütüyü kadın yapar, kadın alacak ekonomik özgürlüğü olmayanlar için, benim eskiden yoktu, gene de ütü yapmadım, buruşacak kıyafetlerimiz yok, çarşaflar serince açılıyor, hayat ütüden daha keyifli benim ona harcayacan anım yok o kadar değerli görüyorum her dakikamı, seveni varsa yapsın elbette. Ama yapıp şikayet etmesin kimse
    annelik 7-24 değil asla, çocuklar hatta bebekler günün 20 saati uyuyor, bütün zaman sizin. bunlar da benim bakış açım, herkes bir değil, gelip bana oh hayat sana güzel çalışmıyorsun hep geziyorsun diyorlar, evet diyorum oh canıma değsin. aslında neler yaptığımı biliyorum, çocuk yetiştiriyorum, hayat dışarda doğada akıyor, öğretiyorum bildiklerimi, onun aktif sağlıklı becerikli olmasını sağlıyorum, buna eminim, bunu biliyorum ve kendimle gurur duyuyorum. Bunu evde bir yabancıyla kalsa yapamayacaktı, malesef, bizim için böyle, şanslıyız çünkü şansımızı kendimiz yarattık, istediğimizi başardık, herkes istediği hayatı yaşar.

    • bu arada her yazdığıma eksi veren zihniyet, üzgünüm ama gerçekleri yazıyorum, anlayamıyor musunuz yoksa anlıyor ama katılmıyor, yapamıyor musunuz bilmiyorum. Herkes çocuk yetiştirecek, bu insanların çocukları büyüdüğünde ne halde olacak bu ülke çok endişeliyim, yazık.

  37. bu arada okul kapanmaı durumu : ilkokul çocuğu yemeğini yapabilir öğretirseniz, herşeylerini siz yapmayıverin, kesin bilgi, eşimden. kendisi yalnız büyümüş bakıcısı da olmamış, eve gelip makarna yumurta tost yapabilirmiş, aç kalmaz çocuklar yani kasmamak lazım. herşeyin çözümü var, fazla yıpranmadan yani, yeterki kasmayalım.

  38. Ha biraz konudan sapmis olacagim ama yazdiginiz benzer duygulari (henuz) cocuksuz bir bayan olarak “oooooo o da bisey mi, senin daha cocugun yok” denildiginde yasiyorum. Sanki cocugun yoksa senim onceliklerin, benim hayatim daha degersizmis gibi. Ha seytan o zaman diyor, “bacaklari kapali tutsaydin o zaman guzelim de” diye ama tabii demiyorum :).

    • Çocuğu olmayanın öncelikleri tabii ki daha az değerli değil ancak anne olmak, bir çocuk sahibi olup aile olmak gibi kutsal kavramları ‘bacak açmaya’ indirgemek…Bilemiyorum, keşke daha farklı bir kavram kullansaymışsınız…Sadece o da değil, cinsellik gibi doğal ve evliliklerde olması değil olmaması son derece sağlıksız olan bir konsepti aşağılayacak, kirli bir şey gibi gösterecek bir kavram olması da doğru gelmedi geldi bana açıkçası…

    • Çocuğu olmayanın öncelikleri tabii ki daha az değerli değil ancak anne olmak, bir çocuk sahibi olup aile olmak gibi kutsal kavramları ‘bacak açmaya’ indirgemek…Bilemiyorum, keşke daha farklı bir kavram kullansaymışsınız…Sadece o da değil, cinsellik gibi doğal ve evliliklerde olması değil olmaması son derece sağlıksız olan bir konsepti aşağılayacak, kirli bir şey gibi gösterecek bir kavram olması da doğru gelmedi bana açıkçası…

    • aynen yaa, çocuksuzken de ahkam keserdim, hamileyken de, bana çocuğun olunca görürsün dediler neymiş bunlar iyi günlerimmiş bolbol uyu çocuğun olunca uyuyamicaksın dediler, hepsine laflarını yedirdim, gece 3 yıldır asla uyanmayan ve sabah da erken kalkmayan, akşam hava kararmadan uyuyan, misler gibi kzım var çünkü biliyorum ki ben doğru yaptım, ben huzurtluyum, eşim de aynı, bizim çocuğumuz sorunsuz bu konuda. Anne baba ve aralarındaki iletişimsizlik çocukları gergin yapar, strese sokar. Sonra yemek, çocuğum yemiyor derler, yemeyen çocuk nasıl olur bilmiyorum çünkü herşeyi yer kızım, bizde ortalıkö kirlenmiş, elle yemiş, yememiş önemsiz, yedirmek de zorlamak da yok, çocuk kendini besleyebilen zeki bir canlı türü, insanoğlu çoook zeki, velhasıl çocuksuzken de ve hatta çocukluyken çok daha fazla ahkam kesiyorum, inanın çocuklu hayat anlatılan gibi korkunç zor veya yorucu değil, bilakis, onlar hayatın neşesi, yaşama sebebi 🙂
      ben de diyorum aynen katılıyorum size, herbişeyden şikayet edenler doğurmasın zorla değil, herkesin çocuğu olacak herkes evlenecek diye bir kaide yok, çocuk yapmamayı seçmiş birkaç kadın arkadaşım var, çok da süperler, kendi seçimleri, ben de seçimimden memnunum, o da bişey mi çocuğun yok olsun görürsüncülere en iyi kapak bizim gibi sıkıntısız rahat laylaylom çocuklu mutlu hayat geçirenler. Herkes öyle negatif ki, çocukları neden negatif hala anlamıyorlar, kendilerine baksınlar.
      Çocuklar bizim aynamız.

      • Bir anne yorgunluktan sikayet ederken “yapmasaydin” diye dusunmuyorum. Sorun da bu, ahkam kesmedigim, satasmadigim halde durduk yere “bu da bisey miiiii, senin cocugun yoook” lafi. Belki de satasmak lazim bas etmek icin 😀

        • evett annelerin çoğu çok sataşır çok korkunç neyseki güzel insanlar da var çocuklarımızı gelecekte bu annelerin çocukları ile aynı topluma bırakacak olmak çoook ürkütücü, ülke gidici anacım

          • Neşe Düzgün Körpe

            ben pozitifim, çocuğum da pozitif. süper uyuyor, süper yiyor. ben doğru yaptım tavrını da doğru bulmuyorum. evet Negatif enerji çocuğa geçer katılıyorum, sen rahat olunca çocuk da daha rahat oluyor buna da katılıyorum ama çocuk yetiştirmenin böyle kesin kuralları, formülleri yok. Bazı kolay çok rahat bazı çocuk çok zor karakterde olabiliyor. siz istediğiniz kadar sabırlı, pozitif olun çocuktan negatif reaksiyon alabiliyorsunuz. sağlık sıkıntıları olabiliyor. öreneğin benim çocuğum çok sakin karakterli, çok uyumlu, uykuyu seven bir çocuk olmasına rağmen sindirim sistemi problemi sebebi ile 15 ay gaz sancısı çektik. 15 ay yorgunluktan öldüm. sütümün yetmeyeceği aklımın ucundan bile geçmedi. hatta biberon bile almamıştım. bebek doğar ve emer diye düşünüyordum, sütüm yetmedi. Sen ne yaparsan çocuk da öyle olur diye bir formül yok yani. bazen şanssızlıklar, terslikle olabiliyor.Bunlar da hayatın bir parçası. Ben yaptım oldu, bak ne kolay diye bir şey yok. sizde işe yaramış ne güzel ama bunda şans faktörü olduğunu da kabul etmelisiniz. yazdıklarınız da bir nevi ahkam kesmek.

  39. Aysim Hanim, neredeyse cocuk yastan beri Kuzey Amerika’da yasamis biri olarak inanin cinsel iliskiyi “kirli, ayip, utanilacak bisey” gibi gorecek son kisi benim. Zaten seytan boyle de diyor dedim, kusura bakmayin bazen espri anlayisim belden asagi iste 😉

  40. Neşe Düzgün Körpe

    herkesin zorluğu kendine, aynen katılıyorum. bahsettiklerinden hepsini yaşadım. sadece çocuk bakımı ve ev kadınlığı da yaptım, evden de çalıştım, şimdi de ofiste çalışıyorum. hepsinin kendine göre ayrı zorlukları var. kimse kimseye ahkam kesmesin. ayrıca nedir bu üstün olma çabası anlamış değilim. he evet sen mükemmelsin, al bu da madalyan diyesim geliyor kimi zaman birilerine.