11 Yorum

Kısmi zamanlı çalışma, fazla mesaili annelik

Çocuğum olmadan önce çok önce istediğim ve planladığım bir şeydi anne olduktan sonra çalışmaya ara verip çocuğumu bir süreliğine kendim büyütmek. Bütün planlarımı o yönde yaptım. Bazı şeyler planladığımdan daha erken ya da geç oldu, ama oldu. Bir şekilde çocuğum olduktan sonra tam zamanlı çalışmayı bıraktım, bir gün yeniden dönmek üzere…

Kafamdaki pembe tablo çocuğum olduktan sonra tam zamanlı çalışmaya dönmek değil, yarı zamanlı çalışmaktı. Ne bileyim, haftada iki ya da üç gün işe gitmek mesela… Ya da haftanın her günü, yarım gün… Böylelikle hem çocuğuma vakit ayırabilecek, hem de para kazanmaya devam edebilecektim. Ne güzel bir plandı.

Ama çocuktan önceki plan çocuktan sonraya uymadı. Planladığım gibi çalışabileceğim bir iş bulamayacağımı, bulsam da planladığım gibi annelik yapamayacağımı fark ettim. Bir süre çalışmamaya karar verdim. Zaten bir çocuk daha yapacaktım.

Sonra… “Sadece annelik yapmak” bana fazla geldi. Ya da yetmedi. Ya da her neyse… Oturup blog yazmaya başladım. İkinci çocuğumun da doğumuyla beraber artık dışarıda tam zamanlı çalışma hayatına geri dönme hedefimi (en azından orta-uzun vadede) bir kenara koymuş oldum. Kendi programımı kendimin yapabildiği, çocuklarıma, evime, işime, kendime, her şeye dilediğim ölçüde vakit ayırabildiğim bir iş modeli geliştirmek istedim.

Kolay değilmiş, hem de hiç. Hem işi, hem evi birlikte, evden yürütmek kolay değilNe zaman bir engel çıksa (çocukların okulunun tatil olması, birinin hastalanması) işler aksıyor. Hoş, çocuğum ateşliyken toplantıya gitmek zorunda kalmak eminim hiç de hoşuma gitmezdi ve tam da bu yüzden bu tercihi yaptım. Biliyorum bunu yapmak zorunda kalan çok anne var. Ve  böyle zamanlarda kendime hep şunu hatırlatıyorum: Çocuğun okulu tatil oldu diye işin mi aksadı? Hiç olmazsa işe gitmek ZORUNDA olmadığına şükret. Akşam uykusuz kalırsın, bitirirsin işini.

Bütün bunlar olup biterken, birkaç ay önce okuduğum bir makale beni düşündürtüyor ne zamandır: Kadınların kısmı zamanlı çalışması tercih mi, zorunluluk mu? Bu yazıyı okuduktan sonra kendime sordum: Hakikaten, ben evden çalışmayı tercih mi etmiştim, yoksa zorunlu mu bırakılmıştım? 

Birincinin kılığında ikincisi aslında… Tercih kılığında zorunluluk… Evet, elbette istesem dışarıda çalışmaya devam edebilirdim. Kimse bana “Hayır, otur evde çocuğuna bak” dememişti. Ben kendim bir yandan dışarıda çalışırsam bir yandan “istediğim gibi” annelik yapamayacağıma kanaat getirmiştim. Çalışma saatleri çok uzundu. İstanbul’da mesafeler fazla, trafik sorundu. İşyerinde bırak anne olmayı, kadın olmak zaten kolay değildi.  Ama anne olmak hiç değildi. Doğum izni ayrı sorundu, süt izni ayrı. Kamuda çalışmadığım için öyle (ücretsiz) izin gibi bir imkanım büyük ölçüde olmayacaktı. Bebeğimi, ayrılmak istemediğim bir yaşta bırakıp işe dönmek zorunda kalacaktım. Belki de birçok annenin yaptığı gibi arşiv odalarında, tuvaletlerde süt sağacaktım. Emzirme dönemi bittikten sonra da sorunlarım bitmeyecekti. Çocuğum hastalanacaktı ve ben işe gitmek zorunda kalacaktım belki… Kim bilir ne anlayışsız insanlarla çalışmak zorunda kalacaktım. Belki çocuksuz bir adam, belki de zamanında kendisi çok çektiğinden kadın/anne çalışanlarına tolerans göstermeyen bir kadın müdür beni mutsuz edecekti.

Bunların hepsi bir arada olmayacaktı belki ama birinden biriyle karşılaşma ihtimalim, karşılaşmama ihtimalimden daha fazlaydı. Dolayısıyla bu riskleri sıfıra indirmek istedim. Benim için bunun tek yolu öyle bir ortama girmemek, yani çalışmamaktı. Ben “çocuk da yaparım, kariyer de” diyemedim.

Demek ister miydim? Şartlar daha farklı olsaydı evet. Örneğin işe dönüş garantili, en az 1 sene (ücretli/ücretsiz) izin kullanabilseydim (Kanada’daki gibi)… “Babalık izni” denilen bir müessese olsaydı… Senelik iznim daha fazla olsa, “hastalık izni” denilen, çocuklarım da hastalandığı zaman kimse dudak bükmeden kullanabildiğim imkanlarım olsaydı… Çocuklarımın müsameresi olduğunda iş yerinden izin alıp gidip seyretme imkanım olabilseydi… Ya da devlet bana çocuk bakımında destek olsa, haklarımı korusa, verseydi… İşe dönüşte çocuğumu yanımda götürebilsem, çalıştığım iş yerinin kreşine bırakabilseydim… O zaman hem çocuk, hem kariyer yapardım belki…

Geldiğimiz noktada “çocuk da yaparım, kariyer de” yerine “Biraz ondan, biraz bundan” yapar oldum. Aslında bu biraz da “hem onun, hem onun yarım kalması” anlamına geliyor. Nitekim kadın çalışsa da çalışmasa da, dışarıda çalışsa da evden çalışsa da ev işleri ağırlıklı olarak onun üzerinde oluyor. Çocuk doğduktan sonra kendinden, kariyerinden, planlarından feragat etmek zorunda olan hep anne oluyor. Yukarıdaki bahsettiğim makaleyi okuduysanız eğer, bunun sadece Türkiye’ye özgü olmadığını da göreceksiniz.

Birçok kadının hayallerini süsleyen “Çocuk olduktan sonra kısmi zamanlı çalışma” (ister evden, ister dışarıdan), kadının üzerindeki iş yükünü oldukça sinsi bir şekilde arttıyor aslında. “Nasıl olsa evdesin, nasıl olsa zamanın var” düşüncesinden hareketle çocukla, evle ilgili her şey ama her şey kadının üzerine kalıyor. Ve sonuçta kadın özgür olduğunu zannederken kendini bir başka köşeye sıkışmış bulabiliyor.

Peki bunun çaresi yok mudur?

Sosyalist Feminist’teki yazı çareyi şöyle sunuyor:

… kısmi zamanlı işler –güvenceli olsa bile- kadınların bağımlılığını otomatik olarak artıran bir niteliğe sahip. Bunun yerine, güvenceli tam zamanlı çalışma, çalışma saatlerinin tüm çalışanlar için düşürülmesi, doğum sonrası devredilemez babalık izni, ücretsiz işyeri ve mahalle kreşleri gibi politik taleplerde ısrarcı olmamız gerekiyor.

Bence de sistemsel çözüm bu. Ve biz bunun çok uzağındayız.

Kendi küçük hanemizdeki zorlukları aşmaya çalışıyoruz biz. Çok uğraşıyoruz ama yol kat ediyoruz. Benim teslim etmem gereken bir proje varsa ve çocuklar evdeyse ve baba işe gitmek zorundaysa ve anneanne şehir dışındaysa ve babaanne hastaysa baba çocukları işe götürebiliyor (Aslına bakarsanız bu bir kere oldu ve günün ilerleyen saatlerinde çocukların hasta haliyle babaannenin başına bırakıldığını öğrendim. Neyse, niyet önemli diyelim!) Ya da bir Cumartesi sabahı anne çamaşırları yükleyip, babaya talimatlar verip bilgisayarını alıp evden çıkabiliyor.

Kolay olmadı bu noktaya gelmemiz. Önce benim bazı şeyleri fark etmem, sonra da çevreme fark ettirmem gerekti. Önce benim, zorluklarımı kabul etmem (Annelik her zaman tozpembe değil), sonra da başkalarına kabul ettirmem gerekti. Önce benim kendi yaptığım işe değer vermem, sonra da aynı değeri başkalarından beklediğimi göstermem gerekti. Hala da uğraşıyorum, ama yol kat ettim.

Tabii benim kendi küçük yaşamımdaki değişimler yeterli olmuyor. Ne diyordu Öfke Dansı:

Yakın ilişkilerimizde tıkanmaya yol açan modeller, yapı ve şekillerini tıkanmış toplumun modellerinden alıyorlar. Bu nedenle, kadınların bireysel olarak kişisel ilişkilerinde farklı adım atmaları yeterli değil. Kadınları ev dışında altta ve benliksizleşmiş konumda tutan toplumsal kurumları zorlayıp değiştirmezsek, evin içinde yaşananlar hepimiz için sorunlu olmaya devam edecektir.

Daha kat edecek çok yolumuz var.

11 yorum

  1. maalesef işin bir de geri dönememe boyutu var – 3,5 sene ara vermiş olunca sanki tüm bilgimi ve tecrübemi unutmuşum gibi aslında tam da benim profiline uygun pozisyonlara görüşmeye çağırılmıyorum bile..

  2. Oğlum olduktan sonra ben de evden çalışmayı denedim bir süre. Bir süre sonra fark ettim ki, çevremdeki herkes ( ailem dahil ) çalışmıyor, ev hanımı, işi gücü yok muamelesi yapmaya başladı. İş çevremdeki arkadaşlarımın da “ayyy yazık yaaa” bakışları sonunda ofis hayatıma hemen döndüm. Ülkemizde kadın çalışanlar ile ilgili daha çok kat edecek yol var ve bu yolu alacak olanlar da bizleriz, belki ben bu rahatlığı yaşayamadım ama bu hakka sahip olmak isteyen her anneyi desteklerim

  3. Bu mecburiyetlerden, işyerine, evime ,çocuklarıma yetismeye calısırken köşeye sıkısmıs gibi hissetmekten nefret ediyorum ama malesef mecburiyetler işte.Saglık olsun deyip kösemize cekiliyoruz.

  4. oğlum doğduktan sonra kısacık doğum izninin (ne kadar yıllık izin vb varsa kullanılıp uzatılmış olarak hem de) su gibi bitiverdiği günlerde daha 5 aylık olan oğlumdan ayrılmak ruhsal olarak yaşadığım en zor deneyimdi, ve sırf bu nedenle haftanın 3 günü evden çalışabildiğim bir pozisyona geçtim. Hayallerimi süsleyen bu model için şükrediyorum, ama yaşadıklarım şöyle;

    – evde olduğum halde işler tam zamanlı devam ettiğinden oğlumla vakit geçirebilmek için sürekli kendimi sıkıştırıyorum, örneğin evde çalışırken öğle tatilimi oğlumu öğlen uykusuna yatırmak için kullandığımdan, bir tabağa aceleyle doldurduğum şeyleri bilgisayar başında yiyorum öğle yemeği yerine. ya da akşam ofisten dönüş saatimde gün içinde savsakladığım işleri bitirmek için oğlumu babasıyla başbaşa bırakıp çalışmaya devam ediyorum, ve yine oğlumun zamanından çalıyorum esasen
    – oğlumun aslında evde ama çoğunlukla “bilgisayar başında diğer odada yaşayan anne” figüründen psikolojik olarak nasıl etkilendiğini kestiremiyorum, yine de hiç evde olmamaktan iyidir deyip razı oluyorum
    – oğlum istedi diye işleri bırakıp yanına gittiğimde işler için, kapanıp çalıştığımda ve ilgilenemediğimde oğlum için diğer modellerdekinin iki katı vicdan azabı çekmeyi sürdürüyorum
    – ve tabii ki evde olduğumda aslında çalışmadığımı düşünen iş arkadaşlarım/arkadaşlarım/akrabalarım üzerimde gerçekten ciddi bir stres yaratıyor ve kendimi sürekli çalıştığımı ispat etmeye çalışırken yakalıyorum.

    ezcümle, kadın çok güçlüdür, bu gücündendir ki bunca sınanır ve dayanır, hele hele bizim varolduğumuz topraklarda. Bu gücü hayatı değiştirebilmeye yönlendirmek ise cesaret, bilgelik ve kollektif hareket işidir. bizde eksik olan tam olarak bu maalesef..

  5. Oğlum doğduktan sonra, anneme maddi açıdan daha fazla yardım ediebilmek için, uzun süreli ücretsiz izin hakkım olduğu halde, iznimi kullanmadan direk işe başladım. Süt izinleri, işlerimi pratikçe yapabilme kabiliyetim, amirin bu konudaki yardımı vs derken iyi yol kat ettim. Fakat ben, oğlumla aynı yaşlarda çocuğu olan, her ne sebeple olursa olsun ücretsiz izin kullanıp sonra işe başlayan, dost kılıklı kadın arkadaşlardan çektiğimi kimseden çekmedim. İzin kullanmadığım için benim yerime aldığım ücreti hesaplayan, bu süreçte çocuğum annesiz kaldığı için psikolojisinin alt üst olduğundan dem vuran vs vs. bu terörist kadınları da; çalışmak, üretmek isteyen ve bu esnada pekala çocuk da yetiştirebilen annelerden uzak tutacak bir projeye de ihtiyaç var maalesef.

  6. Sevgili Elif,
    Bir dönem home-office çalışmış hatta çalışamamış biri olarak tamamen yazdıklarına katılıyorum. Gerçi sen çocuğunla olmaya karar vererek, sonrasında böylesine besleyici bir blog kurduğun için bence vatana millete hayırlı pek güzel bir iş yapmışsın ve yapmaya da devam ediyorsun. Pek çok anne ve anne adayı bilgilerinden faydalanıyor. Ama haklarımızla ile ilgili neler yapılabilir, kafa patlatıp ilgili derneklerle daha fazla mı teşvik-i mesai yapılmalı . Biz bunları yaşadık, çocuklarımız yaşamamalı. Zorunluluk olmadan tercih edebilseler.

  7. Elif hanım, gerçekten her yaZdığınızı olumaya gayret ediyorum ve şimdiye kadar sizinle farklı düşündüğüm, size hak vermediğim bir tek yazı olmamıştır eminim. O yuzden bu yazınızda da duygularınızı cokça iyi hissediyor ve düşüncelerinizi paylaşıyorum. Ben de 27 aylık oglumu aynı sebeplerle kendim bakıp son 1 aydır iş hayatına dönmenin tecrübesini yaşıyorum! Ve ezcümle bu dünyada kadın olmak zor, anne olmak çok zor, evde çalışan anne olmak dışarda çalışan anne olmak hepsi birer imtihan! Tam da bu yüzden her zaman güçlü olmak zorundayız ve hayat koşullarına karşı tahammül edip cokça da itaatkar olmak durumundayız malesef :((

  8. İyiki varsın….

  9. Yazınız çok güzel. Benimde 20 günlük bir oğlum var iznim 2ay kaldı şimdi den nasıl bırakacağımı düşünür oldum.

  10. standart şehir hayatında standart sistem kölesi yani çalışan anne olmadığım için çoook mutluyum, siz de ne mutlu ki istediğiniz işi yapıyorsunuz, çocuklarınızla bolbol anı yaşıyorsunuz. bu tercih, kişisel tercihimdi, hayatta verdiğim en en en iyi karardı, darısı isteyenlerin başına, kim nasıl mutluysa onu yaşamalı. çocuklu hayatta bir an dahi kaçmamalı çünkü çok güzel, tam manasıyla saf aşk.

  11. Yazdıklarınıza katılıyor ve benzer ikilemleri yaşıyorum. Tek fark sosyal güvenlik sisteminin kısmen çalıştığı bir ülkede çalışıp doğum yapmış olmam. 2 yıl aldığım annelik izninden erken işe dönmek istediğimde artık işe dönebileceğim pozisyon olmaması sebebiyle işten çıkarıldığımı öğrendim. Kapitalism heryerde aynı. Şimdi iş arıyorum, çocuğumla vakit geçirdiğim için mutluyum. Daha önce aklımın ucundan bile geçmemiş olan anne olup çalışmanın diğer insanlar ve kurumlar tarafından olağanüstü bir hal gibi görünmesi beni şaşırtıyor. Bu blogda yalnız olmadığımı görünce sevindim