20 Yorum

Bir küçücük oğlancık

Eğitim-öğretim yılının sonuna doğru Derin’in okulunda bir “Ailemle birlikte” etkinliği düzenlenmişti. Adı üstünde, çocuk ailesiyle birlikte okula gidiyor, yarım gün boyunca değişik sınıflarda, değişik öğretmenlerin liderliğinde oyunlar oynanıyor, faaliyetler yapılıyor.

Derin’in okulunda sanat faaliyetleri Çizgi Çocuk Atölyesi tarafından yapılıyor. Sanat sınıfına girdiğimizde Yasemin ve Zeynep öğretmenler herkesin önüne birer kutu koydu. Kutuların içinde kil vardı.

“İstediğiniz bir hayvanı yapın” dediler.

Derin “Kaslan” yapmaya koyuldu. Valla bak, öyle bi hayvan varmış, uydurma değil… National Geographic’de görmüşler, kaplanla aslan kırması bi şeymiş. (İngilizcesi de Lion + Tiger = LIGER. Millet nelerle uğraşıyor, değil mi? Ne işin var senin hayvan kırmasıyla, onlara yeni isimler vermekle, bilimle falan; otur Twitter’ı kapat, ne bilim eğitim sistemini çökert, değil mi ama?) Neyse, bizimkiler Kaslan yapmaya koyuldular, Deniz “Ben Boa Yılanı yapıcam” dedi, başladılar yapmaya. Babası Derin’e yardım ediyor, Deniz boa yılanını şekillendiriyor, ben de önümde bir kutu kille bakışıyorum.

Yasemin yanıma geldi, “Sen ne yapacaksın Elif?” dedi. Şaşırdım. “Ben mi? Ben yapamam ki…”

“Niyeymiş?” dedi.

“E yapamam” dedim, “benim öyle bir yeteneğim yok.”

“Öyle deme Elif, neden öyle diyorsun?” dedi. “Tabii ki yapabilirsin. Ne yapmak istiyorsun?”

“Fil!” dedim.

– E sen filin neye benzediğini biliyor musun?
– Biliyorum.
– Neye benziyor?
– İşte kocaman yelken kulakları var, hortumu, dört kalın ayağı falan…
– Evet, e şimdi yap?
– E peki…

Ve ben yaptım. “Çöp adamdan başka bir şey çizemeyen” ben oturdum bayağı bildiğin yelken kulaklı, hortumlu falan bir fil yaptım. Bak, ne güzel oldu.

Fil

Ben oldum olası resim çizemedim. Yoktu öyle bir yeteneğim. Bizim ailede resim yeteneği kızkardeşime ve babama aitti. Benim “müzik kulağım” vardı, öyle bildik biz senelerce…

Resim çizemediğim için de, çizmeyi hiç denemedim. Çünkü çizersem kötü olacağını bildim. İnsanların beğenmeyeceği bir şeyi neden ortaya koyayım ki? Ne diye başarısızlığımı, o konudaki yeteneksizliğimi tescillettireyim?

Sonra bir gün çizmeye başladım. Öyle, kendimce… Sonra bunları paylaşmaya da başladım. İsim bile verdim bu çizimlere: Blogcugiller.

Blogcugiller

Yarattığım bir şeyi başkalarından onay almak için değil, sırf kendim istediğim için ortaya koymaya cesaret edebilmem nereden baksan 30 senemi aldı. Teşekkürler kitlesel eğitim sistemi!

BİR KÜÇÜCÜK OĞLANCIK VARMIŞ

Bir küçücük oğlancık, bir gün okula başlamış. Pek mi pek akıllıymış. Okulu da pek büyükmüş. Ama akıllı çocuk, sınıfına dışarıdan kestirme bir yol bulmuş. Buna çok sevinmiş. Artık okulu ona kocaman görünmüyormuş.

Bir zaman sonra, bir sabah öğretmen demiş ki; “Bugün resim yapacağız.” “Ne güzel!” demiş çocuk. Resim yapmasını pek severmiş. Her türlüsünü de yaparmış. Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler, trenler, gemiler… Mum boyasını çıkarmış ve çizmeye başlamış.

Ama öğretmen “Durun!” demiş. “Henüz başlamayın.” Ve çocuk herkes hazır olana kadar beklemiş.

“Şimdi” demiş öğretmen, “Çiçek çizmesini öğreneceğiz.” “İyi” demiş çocuk. Çiçek çizmesini çok severmiş ve pek güzellerini yapmaya başlamış pembe, mavi, turuncu mum boyalarıyla… Ama öğretmen, “Durun” demiş, “size nasıl yapacağınızı göstereceğim.”

Yeşil saplı kırmızı bir çiçek çizmiş. “İşte” demiş öğretmen, “Böyle çizeceksiniz. Şimdi başlayabilirsiniz.”

Küçük çocuk bir öğretmenin resmine bakmış, bir de kendininkine… Kendininkini daha bir sevmiş ama bunu söyleyememiş. Kâğıdı çevirip öğretmeninki gibi yeşil saplı kırmızı bir çiçek çizmiş.

Bir başka gün küçük oğlancık, sınıfa çıkan kapıyı tek başına açmayı becerdiğinde, şöyle demiş öğretmen: “Bu gün çamurdan bir şey yapacağız.”

“İyi” demiş çocuk. Çamurla oynamayı pek severmiş. Her şeyi yapabilirmiş onunla. Yılanlar, kardan adamlar, filler, fareler, arabalar… Başlamış çamuru yoğurup sıkıştırmaya… Ama öğretmen “Durun, daha başlamayın!”  demiş ve çocuk beklemiş hazır olmasını herkesin.

“Şimdi” demiş öğretmen, “Bir çanak yapacağız.” “Güzel” demiş çocuk. Çanak yapmasını da pek severmiş ve başlamış yapmaya boy boy, şekil şekil çanakları. Ama öğretmen “Durun!” demiş, “Size nasıl yapılacağını göstereceğim.” Ve de göstermiş herkese bir büyük çanağın nasıl yapılacağını.

“İşte” demiş öğretmen “Artık başlayabilirsiz.” Küçük çocuk bir öğretmenin çanağına bakmış, bir de kendininkine. Kendininkini daha çok sevmiş, ama bunu söyleyememiş. Toprağını yuvarlayıp yeniden yapmış öğretmeninki gibi derin bir çanak. Ve çok geçmeden küçük çocuk öğrenmiş beklemeyi, izlemeyi ve her şeyi öğretmen gibi yapmayı.

Ve çok geçmeden başlamış kendiliğinden hiçbir şey yapmamaya.

Ama birdenbire küçük çocuk ve ailesi taşınıvermiş başka bir eve, başka bir şehre ve çocuk gitmiş başka bir okula… Bu okul daha da büyükmüş öbüründen. Kestirme yolu da yokmuş dışarıdan. Büyük basamakları çıkmak ve uzun koridorları geçmek gerekiyormuş sınıfa kadar. Ve daha ilk gün demiş ki öğretmen: “Şimdi resim yapacağız !” “Güzel” demiş çocuk ve beklemiş öğretmenin ne yapacağını söylemesini.

Ancak öğretmen bir şey söylemeden başlamış dolaşmaya. Küçük çocuğun yanına gelince sormuş: “Resim yapmak istemiyor musun?”

“İstiyorum” demiş çocuk. “Ne yapacağız?”

“Ne istersen” demiş öğretmen. “Herkes aynı resmi yaparsa ve aynı renkleri kullanırsa, kimin ne yaptığını ve neyin ne olduğunu nasıl anlarım ben?”

“Bilmem” demiş çocuk ve başlamış “yeşil saplı kırmızı çiçeği” çizmeye…

Helen Buckley

(Metni benimle paylaşan Dilek Tepetam’a teşekkürler… Orijinal şiir hali “The Little Boy” burada var.)

20 yorum

  1. Nasıl doğru, nasıl…

  2. Ah o küçücük oğlancıkları , küçücük kızlarımızı böyle kalıplara sokmamayı bir becersek, onların yaratıcılığına güvenmeyi bir öğrenebilsek senin gibi aslında yeteneği olup da bunu fark etmeyenler olmazdı işte .. Çizim yeteneğini bence hiç de hafife almamalısın, ben Blogcugiller’e bayılıyorum, ifadeler muhteşem , özellikle Blogcu Baba gerçeğine çok benziyor :))

  3. Ne kadar doğru bir durum bu:(
    Halbuki çocukları kalıplara sokmadan eğitmenin başka bir yolu olabilseydi ne güzelolurdu.
    Bende sırf kısıtlamamak düşüncesi ile boyama kitaplarının çok doğru olmadığını düşünüyorum.evet sınırlı boyama ve kaslar için gerekli olabilir ama beyaz kağıt yaratıcılığı daha çok geliştiriyor..
    Sevgiler

  4. Ah nerde o öğretmenler nerde o eğitim sistemi içimiz cız ediyor gerçekten

  5. “”Nokta” Peter H. Reynolds, Altın Kitaplar ” çocuk kitabını hatırladım. Okumadıysanız mutlaka edinin derim..Bahsi geçen konuya yakışan bir kitap….

  6. Incir'in Annesi

    Bu kucuk oglancik hic degilse okulda resim dersi yapabilmis. Bizim ilkokulda sevgili ogretmenimiz oyle hirsliydi ki resim, muzik ve beden egitimi derslerini yapmayip test cozerdik.

    Ben iyi ya da farkli olmayacagi icin hayatta neler neler icin durduruyorum kendimi ohoooo. Hep yapamam, yaptigim bir seye benzemez diye diye:))

    Sevgiler,

  7. Elifcim al benden de o kadar:) hala da yanaşamam resme…
    Ama birkaç sene önce okuduğum bir kitabı anımsattın bana, alıntılar ve bilgiler içeren bir yazı yazmıştım şimdi tekrar okudum, müsaadenle paylaşmak isterim.
    http://gununcorbasi.blogspot.com/2012/07/cocuklarda-sanat-egitimi-susan-striker.html

    • Bende de var bu kitap… Baştan sona okuyamadım henüz ama ara ara göz gezdirip başımı duvarlara vuruyorum.

  8. Bu arada Blogcugil çizimlerinizi çok beğeniyorum ben. Çok samimi, çok içten, çok bizden 🙂

  9. oğlunuzun beslenme çantası için ne güzel sürpriz resimler çiziyordunuz Elif Hn.
    unuttunuz mu ? 🙂

    • Ona çizmek o kadar kolaydı ki… Beni “yargılamayacağını” biliyordum çünkü. Ne çizsem beğeniyordu, çizmem yeterliydi onun için. Tam da bu işte: çabamı takdir ediyordu. Büyüyünce o da “not vermeye” başlayacak, hepimiz gibi 🙁

  10. belki de başkalarının verdiği o “not”ları o kadar da önemsememek lazım..
    çizerken eğleniyor musunuz?.. evet.. 🙂
    önemli olan da bu..
    bi arkadaşım çizimini ilerletmek için şu online kursa katıldı ve çok mutlu 🙂

    http://www.sketchbookskool.com/

    arkadaşımın yaptıklarını görmek için ———–> http://www.studiobluez.com/

    belki siz de denemek istersiniz..

  11. Asıl paylaştığın için ben teşekkür ederim Elif. Bu yazıyı her okuduğumda bir kez daha üzülüyorum, bizim çocuklarımız da bizim gibi yeşil saplı kırmızı çiçek çizmeye mi alışacak diye.Baştan aşağı hatalarla dolu bir eğitim sistemi ve her ne kadar kalıplarla yetişmiş olsa da, kendini geliştirmeye çalışan, çocuklarına kalıplardan bağımsız düşünmeyi öğretmeye çalışan bizim gibi ebebeynler.Zor işimiz çok zor.Umarım karşılaşacakları öğretmenler hep “ne istersen onu çiz” diyebilecek öğretmenler olur:)

  12. Çiğdem-Üzüm

    Elif selam,
    Vaktin olursa çok yakın bir arkadaşımın çekip oynadığı şu kısa filmi izler misin?
    Annemin çocukluğu nerede? http://vimeo.com/95833428

    • ben izledim. güzel bir konusu varmış, hislendirdi…

      good moms have dirty floor, messy kitchens but happy children…

    • Incir'in Annesi

      Ben kendimi gordum kisa filmde. Neyse farkindayim da halimin silkelenip kendime gelmeye calisiyorum cogu zaman. Nefret ediyorum “isim var, sen oyna ben hemen geliyorum” demekten.

  13. Çok güzel bir hikayeymiş. Ahh eğitim vah eğitim demek istiyorum… Ne onunla ne onsuz..

    İzninizle eğitim/öğretim konusunda okuduğum bir makaleyi özetlediğim yazımı paylaşmak istiyorum.

    http://mineoskay.blogspot.com.tr/2014/03/ogrenmeogretme-uzerine.html

  14. ben çocuğumu okula göndermeyi hiç istemiyorum…..

  15. Offf Elif Hanım! Ağlıyorum desem. Nasıl içten ve de nasıl özlü bir yazı olmuş. Koca koca üniversite öğrencilerim geldi gözümün önüne. Yazacakları, çizecekleri konularda serbest bırakınca nasıl da donakaldıkları, “Hocam bi örnek gösterin, bi tane birlikte yapalım bari.” dedikleri.

    Ayrıca kendinize haksızlık etmeyin. Beslenme çantası resimleri birer sanat eseri. En kıymetlisinden! Sevgiler

  16. Bir küçücük oğlancığın hikayesi de benim kızımın “yeşil güneş”i gibi olmuş 🙂
    Çocuklara özgürlük!!!! Bırakın özgürce yaratsınlar!

    http://www.greekturkish.com/turkish/%E2%98%BC-birak-gunes-yesil-olsun/