9 Yorum

Şundan bundan…

Bir sürü şey:

  • Geleli 10 gün oldu. Kaldı 15 gün. Çok güzel buralar. Daha önce de gelmiştim, ancak o zamanlar “yaşamamıştım.” Gezip tozmuştuk. Ona da itirazım yok gerçi. Ama burada yaşıyormuş gibi yapmak güzel… Belki de döneceğimi bildiğimden…
  • Buraları güzel yapan şeylerin başında iklim geliyor, bence. Bu ne güzel bir hava kardeşim? Babaannem “Şurup gibi” derdi, tam da o. Evde klima yok, öyle diyeyim sana. O kadar güzel uyunuyor geceleri. Yayla adeta…
  • Çocuklar okulda. Biri çok mutlu, biri pek değil. Biri bıraktığımda “Gitme anne!” diye arkamdan ağlıyor; diğeri onu almaya gidince gözlerini deviriyor. Ve ben kimseyi mutlu edemiyorum. 
  • Burada yaşamak ve yaşamamak için liste yapacak olsam bayağı bir şey çıkarırım. Yaşama sebeplerinden biri (malum uygarlık, sistem vesaire dışında) televizyonda bas bas bağıran baĞzı kişilere denk gelme olasılığının sıfırlanmış olması. Yaşamama sebebi: Her yere arabayla gitme zorunluluğu… İki çocukla arabanın içinde geçirdiğim saatlerde yaşananları bir ben bilirim!
  • Büyük şehirde yaşamıyorsan tabii, o zaman araban olmasa da olur. San Francisco’ya gittik geçen hafta sonu. Daha önce kalbimin yarısını bırakmıştım, şimdi öbür yarısını da bıraktım. Ben de orada yaşamak istiyorum, bana ne bana ne!
  • Özlemişim buraları. Hep özlüyorum zaten. Ama orayı da özlüyorum. Niyeyse? Bilmiyorum cidden. Uzaktan bakınca çok karışık görünüyor halbuki… Karmakarışık her şey. İnsanlar sürekli bir mücadele, isyan halinde.
  • Daha önce kanıksadığım birçok şey daha bir dikkatimi çeker oldu. Türkiye’de uzun zamandır yaşadığımdan mı? Şimdi her şeye “anne” gözlüğüyle baktığımdan mı, bilmem. Çok ağır geliyor karşıdan karşıya geçerken arabaya yol verirken bulmak kendimi… Ben böyle değildim ki?.. Memleket beni de kendine mi benzetmiş?
  • Oysa medeniyet daha kolay değil mi? Birine yol vermek, sıra beklemek, söz almak… Zor olan bağırmak, çağırmak metroya binerken insanlara yol vermeyip üstlerinden geçmek değil mi? Neden zor olanı yapıyoruz ki?
  • Zaman hem geçmek bilmiyor hem de çok çabuk geçiyor burada. Neden bilmem. Belki de burada olduğumdan değil de orada olmadığımdan…
  • Öte yandan, “evinden” 10 saat geride olmak biraz nahoş bir duygu. Hafif depresif. “Bi dakika, daha yeni uyandıydık ne çabuk yatıyorsunuz?” ya da “Ohoooo, siz gelirken biz dönüyorduk” (aslında tam tersi)
  • Santa Cruz’a gittik, buradan bir saat. Yemmmyeşil ormanların, dev dev ağaçların arasından geçip gidiyorsun ve ben elin ağaçlarını kıskanıyorum. Evet, gökdelenleri değil, ağaçları kıskanıyorum.
  • Santa Cruz dediysek, plaj görmesek plaj diye yutturacaklar, öyle bi şey. Nerede caanım Fethiye’nin, güzelim Kaş’ın denizi, nerede Pasifik’in bulanık, dalgalı, buz gibi suyu. Serseme döndük rüzgardan, almayayım ben.
  • Bizimkiler çok komikti: Denizi görür görmez “Yüzeceeeez” diye tutturdular. “Oğlum yüzemen, bak buz gibi su, donarsın.” I-ıh. Giydiler mayolarını, bir iki kumdan kale falan. Sonra tırıs tırıs geldiler “Donduk” diye. Sakalım yok ki anlatayım. Babalarının var ama yeterince uzun değil demek…
  • Bu Cuma-Cumartesi BlogHer var. Çok heyecanlıyım. Sonuna kadar da haklıyım heyecanlı olmakla. Blog yazmayı çok seviyorum ben (deme!). Sırf blog yazmak üzerine bir konferans, sadece (çoğunluğu) blog yazan binlerce kadın katılımcı… Aralarında teee uzaklardan takip ettiğim insanlar da var, bilmiyorum tanışma fırsatım olacak mı? Ama hep çok güzel şeyler duydum, okudum bu konferansla ilgili, çok da ciddiye alıyor herkes. İple çekiyorum.
  • İçinde “Amerika” geçen bir yazıyı (hoş bu ana kadar geçmedi) “özenti”ymiş gibi duyulmadan yazmak zor. Ama doğruya doğru: Özentiyim ben kardeşim! Özeniyorum medeniyete… İnsanların birbirine yol vermesine… Sıraya girmesine… Tanımadığın insanların sana gülümsemesine… Ben de istiyorum bunları. Benim neyim eksik?
  • Neyimin eksik olduğu sosyal medyadaki etkileşimlere bakarak anlaşılabilir aslında… Bazen öyle şeyler duyuyorum ki “insan gerçekten hayret ediyor.”
  • Şimdi içinde bulunduğum saat dilimi sebebiyle yabancı blogger analar çıkıyor karşıma bu ara daha çok… Çok farklı sorunları var; aslına bakarsan, sorunları yok gibi bir şey… Biri de çıkıp “Gece yattık, sabah bi kalktık ki bizim okulu imam hatibe dönüştürmüşler” ya da “Obama üç de yetmez beş çocuk yapın dedi, ona neymişkine?!” demez mi? Demiyor. Biraz gıptayla izliyorum. (Biraz?)
  • Daha çok işte Sevgili blogır analar birbirinize laf sokmayın aslında hepimiz kardeşiz, yok efendim Feministlik herkese lazım ya da BlogHer’e ilk kez gelecek olanlar için tavsiyeler türünden, birinci dünya blogır anaları paylaşımları yapıyorlar. Negzel…
  • Şimdi uzaktan bakıyorum da, herkes ne çok bilmiş bizim oralarda… Daha doğrusu, herkesin ne çok söyleyeceği var, her konuda… Oradayken ben de öyleyim belki de… Tek yapabildiğim söylenmek olduğundan mı acaba?
  • Derin’in okulunda çocuklar el kaldırarak söz alıyorlar biliyor musun? En küçüğü 4, en büyüğü 5 buçuk falan yaşında bu bıdıkların. Sırayla konuşmayı öğreniyorlar. Duydunuz mu eyyyyyy milletvekilleri? 
  • Bi de okul çok güzel. İnanılmaz büyük bir bahçesi var. Evet, özel okul, daha doğrusu özel bir “daycare center” ama baĞzı şeyler parayla alakalı değil. Yani, ne kadar paran olsa baĞzı şeyleri oturtamazsın, o zihniyete sahip olmadıktan sonra.
  • Şunu demek istiyorum: California eyaletinde çocukların günde minimum bilmem kaç saat (bir buçuk mu, ne?) dışarıya çıkmaları kanunen zorunluymuş. Sabah 1, öğleden sonra 1 saat bahçede vakit geçiriyor çocuklar. Ara öğünleri falan orada yiyorlar.
  • Ara öğün deyince, okulun yemekleri ne biçim… Yani güya sağlıklı (hemen hemen tüm içerikler organik), ama bugün ara öğün olarak açık ekmek arasına krem peynir sürüp verdiler. Evet, besleyici falan da keşke ben bi poğaça yapıp getireydim dedim içimden.
  • Yeşil sebze namına bir şey de yok Allah’a şükür. Pilav, tavuk, yanında dilim elma ya da salatalık. İyi de, bi zeytinyağlı fasulye yapaydın? Bi semizotu salatası falan patlataydın? Ha pardon, semizotu yok burda. İnce bulgur da… Mercimekli köfte yapacaktım halbuki…

Türkiye’ye dönünce de Amerika (Pasifik) saatiyle mi yaşasam diyorum. Daha “pembe” bir hayat var sanki bu saat diliminde…

Sky

9 yorum

  1. İyiki varsın ….Öyle özendim ki ne kadar güçlüsün (seni güçlü kılan bir çok becerin var dilin,tecrüben,bilgin…)memleketinden o kadar uzakta 2 çocuğunla 25 gün tek başınıza geçirebiliyorsun.Ne şanslı iki çocuk 4 ve 9 yaşaında yaz tatillerinde bambaşka dünya çocuklarıyle kaynaşma şansını yakalıyorlar.

  2. Ozene özene bir hal oldum burda yahu:( ne güzel bir yazı olmuş. Hem içim açıldı hem de içim buruldu neden biz öyle degiliz diye. Sebzemiz meyvemiz bol çok şükür. O yönden gerçekten şansliyiz -tabi alabilme gücü olanlar için-. Bir de denizimiz kumumuz muhteşem -çöp atılmadigi, sit alaniyken birilerinin zimnetine gecirilmedigi surece- ! Daha sahip olduğumuz güzel bir çok şey sayabilirim. Ama şu saygi, medeniyet, yeşili koruma işi yok mu en çok ona ozeniyorum valla. Tekrar teşekkür ederim bu güzel yazi için…

  3. Berkeley’e mutlaka gitmenizi ve orada Berkeley Bowl markete ugramanizi tavsiye ederim. Kendinizi Turkiye’de hissedecek hem semiz otu hem en kucugunden bamya ve de her cesit sebze meyve bulacaksiniz. Acaip ozledim, giderseniz benim yerime de gezin :).

    Sevgiler

  4. Harikasınız…biraz daha kalın, benim de en özendiğim şey medeniyet …Bağzı yerlerde bulunmuyor ne yapalım..sevgiler

  5. aynı topraklarda büyümüş olmamızdan mıdır nedir baĞzı 🙂 anlatımlarınız ve kullandığınız kelimelere bayılıyorum mesela oğlum yüzemen:)
    tüm yazılarını takip ediyorum çok kaliteli bir annesiniz

    başarılar…

  6. O sakinligi o huzuru ve parayi bulabilmek için dunyanin obur ucunu ateşe vermekten çekinmeyen bir medeniyetin tek damla suyunu rahat icebilir miyim? Pek sanmam…belki sadece gerçekten çok mecbur kalırsam. .

  7. Ordaki medeniyet biraz bizim buralarada ugrasa ne olurki 🙁 ne guzel cocuklarınızla sahane bir tecrube yasıyorsunuz…sevgiler..

  8. Bizde bu yaz tatilimizi eşimin doğup büyüdüğü Fransa’nın Nantes ilinde geçiyoruz ve benim de burada en çok kıskandığım birbirini tanımayan insanların birbirine selam vermesi çocukların bile!! Ki biz bir senedir Türkiye’de yaşıyoruz ve maalesef kendi ülkemde kendimi yabancı hissetmiştim ilk günlerde apartmanda ki herkes birbirinden bi haber yaşıyorlardı ,,bir diğeri her köşesinde bulunan parklar ağaçlar nehir kenarlarında oturup sohbet eden insanlar oyun oynayan çocuklar ,,binaların yüksek katlı olmaması,,gördüğüm ve çok kıskandığım buyukbahçeli evler ,,her köse başında bulunan kiralık bisikletler ve bisikletle dolaşan insanlar ,,heryerin tertemiz olması yani her anlamda medeniyet in olması ,,ve dahası..geziyle başlayan umudum maalesef seçimlerle tekrar sönmüştü kendi ülkemde bunların olabileceğine dair ve siz de ne güzel anlatmışşsınız her ayrıntıyı yazılarınızı zevkle takip ediyorum iyi ki sizi tanımışım ……

  9. Sizin gibi aydın annelerin var olduğunu bilmek insanı hayata bağlıyor, kaleminize sağlık.
    Yabancı özentiliği lakaplarına sinir oluyorum, halbuki özendiğim yabancı olmaları feğil sizin de dediğiniz gibi medeniyetleri.

    Yolunuz açık olsun..
    Sevgiler.