7 Yorum

Herkesin bir hikayesi var

Amerika’da geçirdiğimiz üç hafta birçok açıdan yenileyici oldu benim için… Gezmek, farklı yerler görmek, farklı kültürden insanlarla birlikte olmak, o düzenin bir parçası gibi yaşamak çok öğreticiydi kuşkusuz… Ama onun da ötesinde, uzaktan buraya bakmak hem kişisel, hem toplumsal hayatımı inceleme fırsatı verdi bana.

O kadar çok anlatmak istediğim şey var ki bir türlü toparlayamıyorum. İyisi mi bir ucundan başlayayım, ne de olsa en iyi hikaye paylaşılmış hikayedir, eksik bile olsa…

Üç haftanın beni en çok etkileyen ve düşünmemi tetikleyen olayı BlogHer konferansıydı kuşkusuz. Oldukça başarılı bir konferanstı, çok etkileyici bir prodüksiyondu, orası tartışılmaz. Ha, şimdi bu konferansa daha önceden katılmış olanların notlarına bakıyorum da eleştirenler var. Benim de ‘şöyle olmasaydı böyle olsaydı’ dediğim şeyler var ancak ben ne kazandığıma odaklanmaya çalışıyorum.

2500’den fazla kadının, üstelik çok farklı etnik kültürlerden, farklı sosyo-ekonomik çevrelerden ve hatta anadili bile farklı olan 2500’den fazla kadının iki gün boyunca kadın olmak, anne olmak ve blog yazmak üzerine konuştuğu bu etkinlik bana o kadar çok içime dönme ve kendi kendimi sorgulama fırsatı verdi ki… Unuttuğum bazı şeyleri öyle hatırlattı, öyle vizyon kattı ki… Şimdi artık aldığım nefesin de, yazdığım her kelimenin de daha çok farkındayım. ‘Yalnız değilim, değiliz’ bunu bir daha hatırladım.

İki gün boyunca kariyerinde yükselmiş yöneticilerden tecavüz kurbanlarına, lezbiyen annelerden eski alkol bağımlılarına, bipolar (manik-depresif) sendromundan muzdarip olanlardan post partum depresyonla mücadele etmiş olanlara, oğlunun otizm sorunu sayesinde hayatı değişenlerden çocuk sahibi olamadığı (ya da olmasına rağmen tercih ettiği için) evlat edinenlere kadar birçok kadının hikayesini dinledim. Hepsinin sorunları farklı gibi görünüyordu ama aslında yaşadıkları aynıydı: Yalnızlık ve çaresizlik hissi. Sanki -yaşadığı her neyse- bu dünyada sadece kendisinin başına geliyormuş gibi.

Halbuki öyle değildi. Ne yaşanıyorsa yaşansın, dünyanın bir başka yerinde bir başkası aynı şeyi yaşıyordu. Sonuç olarak hepsinin, herkesin bir hikayesi vardı, tıpkı senin, benim olduğu gibi… 

Konferansın ilk günündeki konuşmalarından birini yapan Jenny Lawson, Bloggess blogunun yazarı… Çok keyifli bir blogu ve Türkçeye yeni çevrilen bir kitabı var. O da depresyon dahil çeşitli ruh hastalıklarıyla mücadele edenlerden. Öte yandan, söylemese ‘Bu kadının bir rahatsızlığı var’ demezsin. Hani ‘Senin benim gibi’ derler ya, öyle… Ki aslında gerçekten de öyle… Kitabı New York Times’ın ‘En çok satanlar’ listesine giren Jenny ‘Benim anlatacak bir şeyim olduğunu, farklı bir hikayem olduğunu düşünmemiştim hiç’ diyor. Ve ekliyor:

Oysa herkesin bir hikayesi var. Sizin bir hikayeniz olmadığını düşünebilirsiniz, çünkü kendi hayatınıza bir başkasının gözünden hiç bakmadınız.

Hiçbirimiz normal değiliz. Hiçbirimiz anormal değiliz. Hepimizin bir hikayesi var.

***

Not: Robin Williams’ın da bir hikayesi vardı… Saçtığı onca neşe ve mutluluğa rağmen bu dünyada bulamadığı huzuru gittiği yerde bulur umarım. Yeri dolmayacak…

7 yorum

  1. Evet hepimizin bir hikayesi var ve belki de bazıları için çok tanıdık bazıları için hayal ve bazıları içinse zor… yeter ki paylaşmaya cesaret edip gün yüzüne çıkaralım onları…
    Bu yazıdaki çok güzel ifadelerden birindeki gibi
    “ne de olsa en iyi hikaye paylaşılmış hikayedir, eksik bile olsa…”.

  2. Ruh sagligi hastaliklarinin ulkemizde de seker hastaligi vb gibi son derece normal ve olagan bir rahatsizlik oldugunun anlasilmasi ve kabullenilmesi dilegiyle. Keske herkes gonul rahatligiyla “ben manik depresifim, ben sizofrenim” diyebilse. “Ben seker hastasiyim” demekten hic bir farki yok.

  3. İyi ki bu bloğa başlamışsiniz ve iyi ki sizi tanımışm. Bence adam akıllı bir blog yazmak gerçekten zor ve cesaret gerektiren birsey. Çünkü yazmak kalıcı bir eylem. Çoğu zaman yazdıklarınızı hafızaya alıp sizi İncitmek için ugrasan o kadar çok insan varki, şaşırıyorum. Ama kişiliğiniz çok sağlam ve siz bunları gerçekten çok naif bir şekilde bertaraf ediyor ve vermek istediginizi veriyor yolunuza devam ediyorsunuz.Ve biliyor musunuz paylaştığınız bir kucuk resim, yazı bazen bir okuyan için gerçekten ogununu
    aydınlatıyor.Aydinlik insanlar eksik olmasın hayatınızdan.
    Sevgiler

  4. Ne kadar güzel bir cümle 🙂 Beni yıllar öncesine götürdü… Üniversite 1. sınıftaydım, Tarih Bölümü’ne yeni başlamış,nereye düştüğümü anlamaya çalışıyordum 🙂 Tarihe giriş dersi hocamız bizden dönem sonuna bir proje/ ödev/ paper, adına her ne derseniz, hazırlamamızı istemişti. Konu: “Aile Tarihi” ve demişti ki kendi aile tarihinizi araştırmadan/bilmeden/öğrenmeden nasıl tarihçi olacaksınız?!! Ben ilk isyanımı hatırlıyorum da, hocama “bizim ailemiz sıradan bir aile öyle değişik hikayeler yok ki!” demiştim; aldığım yanıt ise sizin yazınızdakine benzerdi: “her ailenin bir hikayesi vardır…” Gerçekten de o zamana kadar bilmediğim, çünkü sormadığım pek çok yeni şey öğrenmiştim kendi ailemle ilgili… Keşke sürekli bu düşünceyi saklı kılabilsek hayatımızda, her insanı dinlemek, her insanın hikayesi olduğuna inanarak dinlemek bize kim bilir neler kazandırır 🙂

    İyi ki yazdınız:) BlogHer notlarınızı da merakla bekliyorum :))) Sevgiler…

  5. evet herkesin hikayesi farklı bu ülkede de farklılıklara saygı duyulacağı günü düşlüyorum ama olmayacağına inanıyorum…işte..aslında imkanı oanın yurtdışında yaşamasını tavsiye ediyorum 🙂

  6. Facebook’ta ”Humans of New York” diye bir sayfa var,bir tane adam fotoğraf makinesini alıyor ve dalıyor New York’luların arasına.Sokakta yanımızdan geçebilecek insanlardan ne hikayeler çıkıyor,şaşırırsınız.Herkesin bir hikayesi var,bazı insanlar hikayelerini haykırıyor,bazıları ise hiç paylaşmıyor,ama annelik,kim yaşarsa yaşasın ilgi çekici.Hiç bir annenin hikayesi ”sıkıcı” değildir.