8 Yorum

Söyleyecek sözüm var

BlogHer notlarımı toparlamaya çalışıyorum uzun zamandır. O kadar çok şey çıkardım ki, nereden başlayacağımı, neyi nereye nasıl sığdıracağımı bilemiyorum. İzlediğim her konuşma, dinlediğim her oturum en az bir yazı konusu olabilir, sıraya dizemiyorum. En iyisi başlamak sanırım, ne de olsa ‘en iyi hikaye bitmiş hikayedir (yine).

Bugüne kadar BlogHer’ü duymamış olanlar için kısa bir özet geçeyim öncelikle: Bundan yaklaşık 10 sene önce Lisa Stone, Jory Jes Sardins ve Elise Camahort Page adlı üç kadının bir araya gelmesiyle oluşan bir konferans ve blog yazarları ağı BlogHer. Adındaki Her’den de anlaşılacağı gibi ağırlıklı olarak kadınların oluşturduğu bir ağ, ancak erkek üyeleri de yok değil. (Ki bu da zaman zaman kendi içinde tartışmalara neden olmuş, ilginç…)

‘Blog yazan kadınlara erişilebilirlik, eğitim, bir topluluğun üyesi olma ve ekonomik güç’ fırsatları sunma amacıyla bundan 10 sene önce yola çıkan BlogHer, ilk konferansını kurulduğu San Jose’de 2005’te gerçekleştirmiş. Bugün 100 milyondan fazla insana ulaşan bir medya ağı haline gelmiş. Her geçen sene artan katılımcı sayısıyla hatırı sayılır bir kitleye ulaşan BlogHer’ün 2012’de New York’ta gerçekleşen toplantısına 5.000’den fazla kişi katılmış; ABD Başkanı Barack Obama canlı video bağlantısıyla açılış konuşmasını yapmış. (Video oldukça uzun, ama özetlemek gerekirse, 2012’nin seçim yılı olmasından da mütevellit, milyonlarca kadına ulaşan bu konferans katılımcılarına yönelik pek etkileyici bir konuşma yapmış Obama. Çok afedersiniz, ‘Kadınlar kendi kararlarından kendileri sorumludur’ falan da diyo. Bence birilerinin ‘Eyyyyy Obama’ başlıklı bir konuşma yapması lazım; anlaşılan kimse ona başbakanların, devlet başkanlarının en önemli görevlerinden birinin kadınların kaç çocuk yapacağı ve o çocukları nasıl doğuracağı konusunu dikte etmesi gerektiği olduğunu söylememiş)

Neysehhh… Ne diyorduk? Ha, evet, BlogHer. Konferansın hemen hepsi kaydedilmişti, şimdi baktım ki youtube’a koymuşlar. Bu yazı boyunca çokça link göreceksiniz, bulduklarımın youtube videolarını linkledim. İştesinizdir, çocuğu uyutuyorsunuzdur, şimdi seyredemezsiniz belki ama fırsat bulduğunuzda lütfen seyredin, hatırım için… Gerçekten çok etkileyiciydi çoğu… (Hepsi İngilizce ve ne yazık ki Türkçe altyazıları yok)

Efenim bu sene bu konferansın 10. senesi olmasından dolayı başladıkları yere dönmeye karar vermişler. Sonuç olarak Silikon Vadisi’nde, San Jose’de gerçekleştirdiler konferansı. Biz de yaz programımızı ona göre yaptık ve ben tabir-i caizse hoplaya hoplaya gittim.

Ve gerçekten dolu dolu bir iki gün geçirdim. (Aslında iki buçuk; ilk gün de açılış kokteyli, ilgilenenler için detaylandırılmış çalıştaylar, markalarla tanışma vesaire vardı). Kusursuz bir konferans olduğu söylenemez, eleştirilecek (ve eleştirilen) yanları vardı kuşkusuz… Ancak iki gün boyunca kadın olmak, anne olmak ve blog yazmak konularının etrafında dönen konuşmalar ve tartışmalar beni, bocaladığımın farkında bile olmadığım konularla yüzleştirdi.

Kişisel analizimi, çıkarımlarımı bu yazıya aktarmaya çalışırsam okunamayacak uzunlukta bir yazı olur. Çok fazla vizyon kattı demekle yetineyim. İyisi mi ben gün be gün neler yaşandı, kim neler anlattı, onlardan başlayayım, bakalım neye benzeyecek bu yazı…

BH14_10th_Fundentity_v4_0

Konferansın içeriği doluydu. Zaman zaman klonlanıp aynı anda birden fazla oturuma katılabilmek istedim. Bunu yapamadığıma pişman olduğum zamanlar azdı (genelde en işime yarayacak, -bence- en güzel oturumları seçmişim) ancak ikinci günkü oturumlardan birinde kararsız kalıp bir o salona, bir bu salona gidip gelip sonunda ne onu ne bunu dinleyebildiğim bir seans geçti. Neyse, sağlık olsun diyelim.

Konferans BlogHer kurucularından Lisa Stone’un konuşmasıyla başladı. Lisa, konferansın ne kadar büyüdüğünden bahsederken ‘Bu sene İstanbul’dan bile katılımcımız var’ deyince herkes okyanusları aşıp geldiğimden haberdar olmuş oldu. Önümüzdeki iki gün sohbet ettiğim herkes ‘İstanbul’dan gelen kadın sen misin, vay anasını!’ deyip durdu.

BlogHer, bu sene 10. konferansını yapıyor olması sebebiyle, ’10 senede 10 dakika’ (10×10) teması altında 10 konuşmacıya yer verdi. Bu konuşmacıların her biri, iki gün boyunca 10 dakikalık bölümler halinde blog yazmanın onlar için ne anlama geldiğini anlattılar.

10×10 konuşmacılarının ilki Danah Boyd idi. Microsoft’ta ‘Principal Researcher’ olarak çalışan Danah, daha blogların b’si yokken blog yazmaya başlayanlardan. Ve aynı zamanda da bir tecavüz kurbanı olduğunu saklamayanlardan… Gerek kadın olarak geçmişinden, gerek işinden, gerek blog yazma macerasından çok çarpıcı aktarımlarda bulundu Danah. Microsoft’taki pozisyonundan ve akademik ilgi alanından da kaynaklanan internet ve sosyal medya üzerine yaptığı araştırmaları, bu sene yeni çıkan ‘It’s Complicated: The Social Lives of Networked Teens’ ismiyle kitaplaştırmış Danah. Işık tutacağına inandığım bu kitabı aldım, okumak için henüz vaktim var.

İkinci 10×10 konuşmacısı, Squidalicious blogunun yazarı Shannon Des Roches Rosa idi. Shannon, gayet ‘normal’ seyreden hayatının oğluna otizm teşhisi konulması sonrasında blog yazmaya başlamasıyla nasıl değiştiğini anlattı: ilk etapta kendine acıdığını, ‘Neden ben?’ diye sorduğunu, internet üzerinden otizm konusunda yazan diğer blog yazarlarına ulaştığını ve sonunda hayatının değiştiğini… ‘Fark ettim ki, kendine acımak sadece acınası durumda olan insanların yapacağı bir şey’ dedi Shannon, ve diğer blogları okuyarak, yalnız olmadığını fark ederek içinde oğluna yardım edecek gücü bulduğunu söyledi: ‘Konuşamayan bir insan olmak, konuşamayan bir insanın annesi olmaktan daha zor.’ Shannon’ın bu cümlesi yer etti bende… Shannon’ın Facebook’taki Thinking Person’s Guide to Autism sayfası, anladığım kadarıyla otizm konusundaki en zengin kaynaklardan biri. (Shannon’ın konuşması burada)

Bütün konferansın benim için en heyecanla beklediğim konuşmalarından biri, daha önce de bahsettiğim Jenny Lawson‘ınkiydi. İki günlük konferansın bende en çok iz bırakan konuşmalarından biriydi Jenny’ninki… Canım Jenny. (Jenny’nin söyleşisi burada.)

Elbette konferans marka sponsorluğuyla düzenlenmişti. Alt kattaki sergi salonunda, konferans sponsorlarının ve diğer katılımcı markaların mini bir fuar havasında geçen sergileri vardı. Oturumlar o kadar arka arkaya programlanmıştı ki salonu rahat rahat gezmek pek mümkün olmadı, ki eleştirilecek noktalardan biri de bu. Ama her nasıl olduysa üç günün üçünde de Ben & Jerry’s’in Oreolu dondurmasını tatma fırsatı buldum! Belki de her arada ilk oraya koştuğumdan diğer standları gezemedim, bilmem?..

İlk günün ilk oturumlarından biri vlogging üzerineydi. ‘O da ne ola ki?’ diyenler için çok basit bir açılımı var: Video blogging. Son zamanlarda trend oymuş da herkes ona kayıyormuş da biz de treni kaçırmayalımmış da video çekip paylaşalımmış. Oldu canım, görürsem söylerim! Ben daha selfie çekerken utanıp sıkılıyorum, video nasıl çekeyim?! Neyse, bana sorsan ben yazı yazmayı da sevmezdim. Bu işler kısmet işi!

Şimdi şimdi fark ediyorum, notlarıma bakıyorum da, bütün konferanstan bende en çok iz bırakanlar blog yazmanın teknik ayrıntıları değil. Yani vlogging’miş, en son trend’lermiş, görsel tekniklermiş, elbette bana çok şey kattı bu konuda BlogHer. Ama en çok yüreğime dokunan orada hikayelerini paylaşan kadınların cesaretleri oldu.

Bu kadınların hepsinin bir derdi vardı. Kimi lezbiyendi, kimi eski alkolikti, kimi etnik bir azınlık gruba aitti, kiminin ‘daha sıradan’ sorunları vardı, aslında hepsinin farklılıkları vardı ve fakat hepsinin derdi aynıydı: Yalnız hissetmek.

Amerika’da yaşadığım sekiz sene boyunca oranın medeniyeti, eşitlik (ve son zamanlarda Ferguson olaylarıyla tekrar şahit olduğumuz eşitsizlik) anlayışıyla ilgili fikir sahibi oldum. Akademik ve iş ortamlarında bulundum. Bush seçildiğinde, sonra tekrar seçildiğinde, 11 Eylül olayları sırasında, Amerika Irak’ı işgal ettiğinde oradaydım. Siyasetle ilgilenmesem de olup biteni izliyordum. Ancak hiç ‘anne ve kadın’ gözlüğüyle bakmamıştım oralara, çünkü o kimliğimi üstlenmemiştim henüz… Bu konferans bu gözlüğü takmamı sağladı ve şimdiye kadar hiç görmediğim şeyler gördüm.

BlogHer’de en çok kadınların, farklılıkları ne olursa olsun ortak dertleri olan ‘Söyleyecek sözüm var’ çağrıları etkiledi beni… Herkesin, birbirinden farklı da olsa bir hikayesi vardı ve herkesin vardığı nokta aynıydı: ‘Yalnız değiliz. Ve blog yazmak, bizi, bizim gibi diğer insanlarla kenetledi.’ 

Konferansın bir de ‘Yılın Sesleri’ bölümü vardı. Bir nevi ‘BlogHer oscarları.’ BlogHer ağında o sene boyunca yayınlanan yazılar arasından seçilen ve konferansta, yazarın kendisi tarafından okunan yazılar. Her biri birbirinden güzel ve etkileyiciydi. YouTube’de Blogher’14 Voices of the Year olarak arama yaparsanız boş bir vaktinizde seyredin. Ama beni en çok etkileyen, ve hayatımda en çok etkilendiğim konuşmalardan (yazılardan) biri olan, A’Driane Nieves’in ‘America’s Not Here For Us’ başlıklı şu konuşmasını mutlaka seyredin. Özellikle de Amerika’nın Ferguson olaylarıyla çalkalandığı şu günlerde çok manidar (!) bir konuşma/yazı…

Bu yazıyı burada bitireyim. Konferansın ikinci gününü de sığdırmaya kalkarsam çok uzun olacak. İkinci günü daha sonra anlatayım.

Bu yazının son notları, neden blog yazdığını arada unutan (ya da unutturulan), gittikçe kalabalıklaşan ve ama bir yandan da karışan blog dünyasında zaman zaman kendini yalnız hisseden, blog yazmak konusunda özgüven tazelemeye ihtiyacı olan blog yazarlarına gelsin. Bunları hangi konuşmacının söylediğini not etmemişim, ama bana çok iyi geldi:

  • Blog yazmak yalnız olmadığımızı hatırlatıyor bize…
  • Farklılıklarımız, bizi zannettiğimizden daha az ayırıyor aslında…
  • En çok ihtiyacımız olan desteği bazen hiç beklemediğimiz bir yerde bulabiliyoruz.
  • Herkesin bir hikayesi var.
  • Her yazdığımız yazıyla bir kültüre katkıda bulunuyoruz. Ebeveynlik artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak.
  • Her zaman birbirimizin hikayelerine ihtiyaç duyacak, o hikayelerden besleneceğiz.
  • Sevgi ve cesaret gerçekten de yolunu buluyor.

Özetle, iyi ki yazıyoruz.

İkinci günün notları da yakında…

8 yorum

  1. Özetle iyi ki yaziyorsunuz, iyi ki sizi okuma şansımız var. Siz yeter ki yazın biz okuruz. Çok merak ediyordum blogher konferansinin nasıl geçtiğini. Lütfen tum ayrintilarini yazın. Hic sıkılmadan okudum yazini, geri kalanini da sabırsızlıkla bekliyorum. Çok teşekkürler:)

  2. Eline koluna aklına sağlık 🙂 Çok güzel bir yazı… Sevimli çocuk fotografı paylaşmaktan öte işler yapıyorsun… Yanlış anlaşımasın o da lazım, çocuk fotoğrafları insanın içini açıyor, kalbini yumuşatıyor, mutlukluk veriyor, moralini düzeltiyor 🙂 İnsanların bilmediği, daha önce fark etmediği, ulaşamadığı, farkında olmadığı, görmediği konular ve yerler hakkında yazanları seviyorum! İnsana faydalı yeni şeyler katan insanları seviyorum… Teşekkürler…

  3. Vizyonun icin tebrik, bunu hepimizle paylastigin icin de tesekkur ediyorum Elif! Sevgiler, selamlar 🙂

  4. Elifcim çok teşekkürler hem paylaştığın için(videoları akşam izleyeceğim an itibariyle ofisin tuvaletinde video izlediğimin çakılmasını istemem:P) hem de yazmaya devam ettiğin için. Dün çok alakasız bir yazı yazmıştım alelade bir yazı ve biri bana nazar duası okudu, yazma azmimi tebrik etti. O kadar az kaldık ki blog yazmaya devam eden… Çok üzülüyordum ama bir şekilde eleğin üzerinde kalanlar oluyor. Hiçbir sosyal medya mecrası blog yazmanın önüne geçemez benim için, paylaşımından okyanusun ötesinde blog yazmaya hala önem verildiğini okumak mutlu etti beni.
    Yazının devamını merakla bekliyorum istanbuldan giden kadın:)

  5. İçime sindire sindire tekrar geri döne döne linklere tıklaya tıklaya yayınladığınız andan beri okuyorum paylaşımınızı ve içden içe diyorum ki ne kadar kendime sakladığım ne kadar içimde düğümlenen sözler var ve ne kadarda içimde gizli… Yazdığınız gibi gercekden herkesin bir hikayesi var…. Ben çocuğu oldukdan sonra kendi çocukluğuyla yüzleşenlerdenim… Görmek istemediklerimi görenlerdenim…ama biliyorum ki yalnız değilim…Ağzınıza sağlık…

  6. tez vakitte şu videolara alt yazı koyarlar umarım. Jenny şu bestseller kitabın yazarıydı değil mi? ‘Hiç Olmamış Gibi Yapalım’ mıydı neydi adı. Ben o kitabı okuyamadım, dram okuyamıyorum artık..
    Tuhaf zamanlara geldi kadınlığımız ve anneliğimiz. Bakalım akış bizi nerelere götürecek. Yazmaya ve okumaya devam diyenlerdenim ben.

  7. Çok teşekkürler paylaşım için. Sabırsızlıkla bekliyordum bu yazıyı. Devamını da dört gözle ….
    İyi ki yazıyorsun Elif’cim…

  8. Teşekkürler bu bilgiler için. Paylaştığınız videoları da izleyeceğim.

    Türkçe de artık çok fazla blog var; ama tek sorun güncel ve özgün bloglar yeterince yok. Blog açıp bir süre uğraşıp ardından yazmayı bırakan çok özellikle. Zaman ve emek harcamak gerekiyor. Tabii anlatacaklarının da olması gerek. Ben kendi şahsıma bloğa harcadığım zamanı başka bir şeye harcasam o konuda profesör olurdum 🙂 Fakat yazmak ve araştırmak, elbette okumak beni çok mutlu ediyor. Konu da en sevdiğim şeyler; seyahat, oğlum ve yazmak olunca daha bir güzel oluyor.

    Yazının devamını merakla bekliyorum. Sevgiler…