5 Yorum

Ne söylediğinin önemi var…

Geçen hafta BlogHer’ün ilk gününden izlenimlerime yer vermiştim. Sıra ikinci gününde… Konferansın ikinci gününü de teknik ayrıntılardan çok bende bıraktığı izlerle paylaşmaya çalışacağım.

İlk günün sonunda, özet niyetine şu videoyu yapmıştım:

Oldukça renkli, heyecan verici konuşmacılar vardı ikinci günde de… Oğlunun okula başlamasından hemen önce California eğitim bütçesinin kesintiye uğramasıyla ortalığı ayağa kaldıran ve siyasi bir harekete ışık tutan anneden tut, Twitter’in global markalar sorumlusuna, E-Bay Pazarlama direktöründen Huffington Post’un kurucusu ve genel yayın yönetmeni Arianna Huffington’a ve Hollywood yıldızı Kerry Washington’a kadar ünlü ünsüz birçok başarılı kadın konuştu. Bu konuşmacıların dışında, aradaki oturumlarda da birçok blog yazarı kendi tecrübelerini paylaştı, soruları yanıtladı, katılımcılara ışık tuttu. Hepsi ayrı ayrı etkileyiciydi.

Arianna Huffington’la Guy Kawasaki’nin sohbeti oldukça şenlikliydi. Arianna Huffington’ın, kendisi bilmese de -gerçi artık biliyor, orada söyledim- benim için özel bir yeri var: Blog yazmaya başladığımda elime aldığım ilk kitap Huffington Post’un Guide to Blogging (Blog Yazma Rehberi) kitabı idi. En temel teknik ve prensipleri oradan öğrenmiştim.

Ben duygusal bir insanım, günlük hayatta bazen işaretler arayan… Şu anda benim için bir hayat tarzı haline gelmiş olan blog yazarlığı üzerine okuduğum ilk kitabının ortaya çıkmasına sebep olan kadınla dünyanın bir ucunda ilk kez gittiğim bir konferansta tanışmak da bence bir şeylerin işaretiydi… Neyin işareti, bilmiyorum. Belki de sadece doğru yolda olduğumun…

Arianna, yeni çıkan kitabı Thrive‘dan paylaşımlarda bulundu. Normalde benim alacağım bir kitap değil Thrive. Popüler ve bir şey öğretmeye çalıştığını hissettiğim kitaplardan uzak duruyorum genelde. Ancak Arianna’nın aktarımları (ve kitabı imzalı alma fırsatı!) beni etkiledi, aldım oracıkta.

Thrive’ı kendi yaşadıklarından yola çıkarak yazmış Ariana Huffington. Huffington Post’u ilk çıkardığı ve günde 18 saat çalıştığı günlerde yorgunluktan bir gün düşüp bayılıp elmacık kemiğini kırınca demiş ki kendine ‘Dur.’ Her şey iyi gidiyormuş, başarılıymış, para da kazanıyormuş ama sağlığı olmadıktan sonra hiçbirinin önemi olmayacağını fark etmiş. Klişe mi? Evet. Doğru mu? Evet.

Özetle dedi ki:

  • Yorgun olmak yeni norm haline geldi.
  • Öyle bir durumdayız ki, akıllı telefonlarımızla, kendimizle ilgilendiğimizden daha fazla ilgileniyoruz. (Telefonun şarjı azalmaya başlayınca kaşı gözü oynayanlar, orda mısınız?)
  • Kendinize iyi bakmak zorundasınız. ZORUNDASINIZ. Bunun kaçarı yok.
  • Uyku çok önemli. Yetersiz uykuyu alışkanlık haline getirerek uzun süre devam edemezsiniz. Her gün sekiz saat uyuyamayabilirsiniz, ancak normalde uyuduğunuzdan yarım saat daha fazla uyumaya çalışın.
  • İnternet çok tüketici olabiliyor. Kendinize kurallar koyun: Yatmadan bir saat önce elektronik eşyalarınızı bir kenara bırakın. Sosyal medya, e-mail, hiçbirini yapmayın.
  • Bilgisayarınızı, akıllı telefonunuzu uyuduğunuz odaya almayın.
  • Başarı, dört ayaklı bir tabure gibi: Para, güç, sağlık ve topluma katkıda bulunmak, her biri birer ayak. Bu ‘Katkıda bulunmak’ olmadan eksik bir insan oluyorsunuz.
  • Ve son olarak: Dünya size sürekli sinyaller gönderiyor, nasıl daha başarılı olabileceğinize dair, nasıl hayatı bir sonraki adıma kadar erteleyebileceğinize dair…  Her gün elinizi tutuyor ve o gün ilgilenmenizi istediği şeyin üzerine koyuyor: Bugün bu önemli, bugün bunu yapacaksın… Böyle zamanlarda elinizi kalbinizin üzerine koyun ve ‘Hayır, bugün bunu dinleyeceğim’ deyin, çünkü önemli olan onun ne istediği…

Bir diğer ‘ünlü’ konuşmacı, şu sıralar Scandal dizisiyle konuşulan Kerry Washington‘dı. Ben kendisini Neutrogena reklamlarından biliyordum, televizyondakinden de güzelmiş. Naomi Campbell’in daha Barbie bebek versiyonu.

Ama güzelliği değildi ona hayran kalmama sebep olan. Söyledikleriydi… Duruşuydu. Siyahi olmasından mütevellit, bir Siyahi Hakları Aktivisti Kerry Washington. ‘Sırf ünlüsün diye bazı konularda sessiz kalmak zorunda değilsin’ dedi, cesurca… Sesi buralarda duyulur mu ki?..

Kerry Washington’ın bu sözleri, konferansın kapanış oturumunda da yankı yaptı. Bütün konferansın en doyurucu, en ufuk açıcı oturumlarından biriydi bu… Başlığı ‘Irk, Cinsiyet, Feminizm ve İnternetin kesişimi’ olan sohbeti ben buraya sığdıramam, ilgilenenler için linkini vereyim, fırsat bulunca seyredin: BlogHer’14 Intersectionality: Race, Gender, Feminism & the Internet.

Yine ikinci günün en güzel oturumlarından biri ‘Kişisel Blogların Geleceği’ idi. Bende iz bırakan yorumlar şunlar oldu:

  • İstediğin sebeple, istediğin şekilde, istediğin gibi blog yazabilirsin. Bunun tek bir yolu, şablonu yok.
  • Kimsenin seni duymadığını düşündüğün zamanlarda bile ne söylediğinin önemi var. Yazmaktan vazgeçme… Söyleyeceklerinin seni nereye götüreceğini bilemezsin. Nasıl bir değişime sebep olacağını da…
  • Kötü insanlar her yerde var, tabii ki sanal dünyada da… Bir yandan kendini paylaşırken bir yandan kalbini korumak zorundasın. Kimsenin seni üzme lüksü yok. Eleştiri başka, kötülük başka. Seni, aileni hedef alan saldırılara katlanmak zorunda değilsin.
  • Blog yazarak para kazanmak mı istiyorsun? Şeffaf ol. Değerlerinle çelişen bir şey yapma. Günün sonunda kendini iyi hissetmiyorsan yanlış tercih yaptığın için olabilir.

Özetle, iki gün boyunca kadın olmak, anne olmak, eşitlik, feminizm ve blog yazmak üzerine çok şey dinlediğim, çok şey hissettiğim, ufkumun açıldığı bir konferanstı BlogHer. İki günü iki yazıya zor sığdırdım ama orada edindiklerimle daha yazacak çok şey var, zamanla…

5 yorum

  1. “…bence bir şeylerin işaretiydi… Neyin işareti, bilmiyorum. Belki de sadece doğru yolda…” olduğunuzun yanında Türkiyeli kadınlara nice kitaplar kazandırmanızın..nereden başlayacağını bilemeyenlere yol gösterici olmanızın..belki de Türkiye’de bir “blogher” öncüsü olabileceginizin işareti olabilir 🙂

  2. Çok güzel ve öğretici bir yazı.Özellikle kitabı almayı mutlaka düşünüyorum.Allah’ım o kadar almayı düşündüğüm kitap var ki nasıl yetişeceğim bu kadar kitaba onu da bilemiyorum.:)

  3. İş yoğunluğundan dolayı yazı sıklığımın azaldığı, acaba artık yazmasam mı diye düşündüğüm şu günlerde iyi geldi bu yazı bana. Durmak yok yazmaya devam o zaman.

  4. Elif hanım merhaba,
    Bekar ve çocuksuz biri olarak sizi ne zaman takip etmeye başladığımı hatırlamıyorum ama Gezi’den bu yana yaptığınız paylaşımlarla daha da örnek bir insan oldunuz benim için (isteseniz de istemeseniz de). Anneliğin çocuk sahibi olmanın dışında (ve içinde) daha bir sürü anlam barındırdığını farkettim. Artık anneliğe ve kadınlığa dair yeni bakış açıları olduğunu gördüm. Anne olmanın bireyselliğe ve toplumsal mevzulara ilgiye ket vurmaması gerektiğinin altını çizdiğiniz için tekrar teşekkür ederim. Siz “Blogunuzu beğeniyoruz ama böyle şeyler paylaşmayın” diyenlere aldırmayın lütfen. Sevgiler.