2 Yorum

Bengi ve Ayşe Deniz’in Hikayesi

Uzun bir zamandır ara verdiğimiz Pozitif Doğum Hikayeleri’ne Ankara’dan bir hikayeyle yeniden başlıyoruz.

***

Bengi ve Ayşe Deniz’in hikayesi
2 Haziran 2013 / Pazar/ANKARA 

2009 yılında İzmir’den Ankara’ya taşınmamız, 2010 Mayıs’ında evlilik derken hayatımda pek çok şeyin hızlıca değişmeye başladığını hissediyordum. Aslında bu değişiklikler Alper ile tanışmamızla başlamıştı. Kendimle ilgili henüz keşfetmediğim ve bana çok uzak olduğumu düşündüğüm şeylerin içinde buluyordum kendimi. Bebek istemek de bunlardan biriydi.

2012 yazında karavanımızla Avrupa turu yapıp Eylül ayında yurda dönmüştük. Bu tatil bize çok iyi gelmişti. 16 Ekim’de regl tarihim gecikince hamile olabileceğimden şüphelenmiştim ama gereksiz yere de heyecanlanmak istemiyordum. Daha once iki kez kimyasal gebelik yaşadığım için bu sefer biraz bekleyecektim. Şansımıza bayram tatili için ailemin yanına Tekirdağ’a gelmiştik, herhangi bir test yapmadan strese girmeden sakince bekleyecektim.

Reglimin gecikmesinin üzerinden tam 13 gün geçmişti Ankara’ya döndüğümüzde. Test yapmamakta direniyordum, her durumda muayene olacağım nasılsa diyerek doktorumdan bir randevu aldım. Nihayet 30 Ekim günü minişimizin kalp atışlarını duyduğumuz ilk gün oldu. Yedi haftalık hamileydim, doktoruma nelere dikkat etmem gerektiğini sordum, her zamanki soğukkanlılığıyla ‘‘Normal hayatına devam et cevabını” verdi. Nasıl yani, ”Ağır kaldırma, şunu ye bunu yeme” demeyecek miydi? Aslında verdiği cevabın tam da istediğim cevap olduğunu daha sonra anlayacaktım.

Böylece çok rahat bir hamilelik dönemi geçirdim. 18. haftada miniğin bir kız olduğunu öğrendik. Adı hemen hastane dönüşü konmuştu bile: Ayşe Deniz olacaktı adı. Kızım beni hamilelik boyunca hiç zorlamadı. Çok az mide bulantısı, çok az mide yanması yaşadım. Her gün yürüyüş yaptım, haftada 3-4 gün hamile yogası yaptım ve her gün 1 yumurta yedim.

31. haftadaki kontrolümüzde bizim kızın artık baş geliş pozisyonunu aldığını öğrendik. Bu benim için iyi haberdi çünkü en başından beri normal yollardan ve epiduralsiz ağrı kesicisiz doğurmak istiyordum. Doğum mucizesinin tüm aşamalarını bilinçli olarak, doğal hali ile hissetmek istiyordum. Bunun için kendimi hazırlarken sürekli şunu düşündüm. Asırlardır kadınlar üstelik çoğu destek bile almadan bebeklerini normal yollarla doğuruyorlar. Ben neden yapamayayım? 34. haftada doktoruma normal doğum yapmak istediğimi söyledim, o da bunun için elinden geleni yapacağını, ama bunun çok efor gerektirdiğini, güçlü olmam gerektiğini, bunun için de doğuma kadar bol bol hareket etmemi söyledi. Bir de çok fazla tavsiyede bulunmayan doktorum bana fazla şekerli olan yaz meyvelerini özellikle de karpuzu fazla yememem gerektiği söylemişti. Laf olsun diye söylediğini düşündüm ama ilginçtir ki karpuzu aklıma sokmuştu, sürekli canım karpuz yemek istiyordu.

37. hafta rutin kontrolünde doktorumun isteği ile ilk kez NST ye bağlandım. Her şey yolundaydı. Herhangi bir kasılma yoktu. Doktorumla ”Doğuma daha üç haftadan fazla var” diye konuşarak 38. hafta kontrolü için randevu alarak ayrıldık.

31 Mayıs Cuma günü izin öncesi işyerindeki son günümdü. Tuhaf bir heyecan vardı içimde. Doğuma en az 1-2 hafta var nasıl olsa, bu sürede eksiklerimi giderir, biraz dinlenir, evimde kendimi doğuma ve doğum sonrasına hazırlarım diye düşünüyordum.

Cumartesi günü normal doğum eğitimi için yakınlarımızdaki bir özel hastaneye gittim. Çok okuduğum için teorik kısmı bana ek bir şey öğretmedi ancak yoga eğitmeni hemşirenin doğuma hazırlık egzersizleri sanki bir şeyleri harekete geçirdi. Öyle egzersizler vardı ki yaptıklarımızın içinde, ‘Bu akşam kesin doğururuz” diyerek şakalaştık. Özellikle bir ara kasıklarımda aşırı bir basınç hissedip hareketi bıraktım. Eğitimin bitiminde de civardaki bebek mağazalarını gezip eşimin tüm ısrarına rağmen uzun bir yürüyüş sonrası eve döndüm. Doktorum çok hareket etmemi söylediği için içim rahattı. Yorulsam da devam ediyordum yürümeye…

Eve vardığımda eşimi mutfağı boyamak için hazırlanırken buldum (Bebeğin gelişine hazırlık için her hafta bir odayı boyuyorduk). Hemen yardıma giriştim. Mutfaktaki her şeyi koridora ve diğer odalara aldık. Bu arada epey bir yorulduğumu hissediyordum ama evde bu kadar çok yapılması gereken varken oturamazdım ya! Alper mutfağı boyamaya girişmişken ben de kuruyan çamaşırları ütülemeye başladım. Bu arada evde arkadaşımızın bahçesinden gelen bir kasa kiraz ve erik vardı. Çalışırken bir yandan da sürekli kiraz ve erik yiyordum. Tek başıma iki kilo kirazı bitirdim.

Saat 22.00 civarı artık iyice yorulduğumu hissedip yatmaya karar verdim.

Gece üçte bir ıslaklık ve karın ağrısı ile uyandım. İshal olmuştum ama çamaşırımdaki su da neydi acaba? Ayrıca su ile birlikte yeşilimsi siyahımsı leke gibi birşey vardı vardı. Suyun amniyon sıvısı olduğunu ve içindeki yeşil siyah kakanın da bebeğin kakası olduğu gerçeğini kabul etmek istemesem de durum buna benziyordu. Ayrıca hafif düzensiz kasılmalar da vardı. Yine de daha doğuma çok vakit olduğunu, çok fazla kiraz ve erik yediğim için bağırsaklarımın bozulduğunu düşünerek hiçbir şey olmamış gibi tekrar yattım. Ama uyumak pek mümkün olmadı. Bir iki saat yatakta öylece yattım. Saat 5 gibi kasılmalar daha düzenli hale gelmeye başlamıştı, 7-8 dakikada bir geliyordu. Bu arada aklımdan bin türlü soru geçiyordu: Doğurmak için pek ideal bir gün değildi, o kadar yorgundum ki, doktorun ‘‘Doğum efor gerektirir” sözü çınlıyordu kulağımda, hastane çantası bile hazır değildi, evin hali hepsinden beterdi, olur da doğurursam kızımızı evin bu haline mi getirecektik?

Bebeğin yıkanmak için izne çıkmamı bekleyen kıyafetlerini hemen makinaya attım. Ablamı arayıp durumu haber verdim. Eğer gerçekten doğurursam eksiklerimi tamamlayıp hastaneye koşacaktı.

Bu arada zaman geçirmek ve rahatlamak için duşa girdim,sıcak su iyi geldi. Duşta epey zaman geçirdim. Çıkınca artık Alper’e de haber vereyim dedim ama kendim bile inanmadığım için komik bir diyalog geçti aramızda: ‘‘Sanırım doğuruyorum” dedim sakince, o da ”Bir saat daha uyusaydım” dedi. O da çok yorgundu ve benim sakinliğimi görünce doğumun başladığına inanamamıştı doğal olarak…

Saat yedi olduğunda kasılmalar artık 5-6 dakikada bir gelmeye ve rahatsızlık vermeye başlamıştı. Artık doktora haber vermemin zamanı geldi diye düşündüm. Pazar Pazar adamın da günü mahvedeceğim diye düşünüyodum bir yandan. Aramak istemediğim için doktora SMS yolladım. Bu arada Alper de uyanmıştı. Birlikte hastane çantasını hazırladık. Sürekli evin içinde gezinip açılmayı kolaylaştıracağını düşündüğüm hareketler yapıyordum.Böylece saat dokuz buçuğa kadar evde oyalandık. Doktordan ses seda yoktu.

Kasılmalar 5 dakikada bire düştüğü için doktora hastaneden ulaşırız diye düşünerek hastanenin yolunu tuttuk. Hastaneye vardığımızda durumu anlatıp doktora ulaşıp ulaşmayacaklarını sorduk. Hemen aradılar, şansımıza doktor da hastanede başka bir doğumdaymış. Doğum katına çıkmak için tekerlekli sandalye isteyip istemediğimi sordular, istemediğimi belirttim. Doğum katının girişinde doktor bizi karşıladı. Durumu anlattım. Hemen yatışımın yapılmasını istedi ve ablamın da doğum yaptığı 2414 nolu odaya alındım. Doktor gelip açıklığı kontrol etti ve 3-4 santim açıklık olduğunu söyledi. Nedense çok sevinmiştim. Neredeyse yolu yarılamıştım çünkü. Ayrıca öyle çok rahatsız eden bir ağrı da yoktu henüz.

Dogum1

Doktor bir iki saat sonra gelip tekrar açıklığı kontrol edeceğini, şimdilik kasılmaları bekleyeceğimizi, doğumun akşam saatlerini bulabileceğini söyledi.

Çok tatlı bir hemşire benimle ilgileniyordu. Doktor muayenesinden sonra ‘‘Çok güzel bir doğum olacak eminim” diyerek beni rahatlatmaya çalışıyordu.

Tek kafamı kurcalayan mekonyumdu. Suyum geldikçe yeşil siyah mekonyum da gelmeye devam ediyordu. Mekonyum olmasaydı müdahale istemeyeceğimden emindim. Ancak mekonyum bebeği sıkıntıya sokabileceği için sürekli kontrol altında olmam gerektiğini belirttiler.

Damar yolu açılıp NST ye bağlanacaktım. Hareket etmek istediğimi mümkünse NST’ye belli aralıklarla bağlanmak istediğimi söyledim. Kabul ettiler. Bu arada bana yeşil hastane önlüğünü giydirdiler.

NST’de her şey normaldi. Ayşe Deniz’in kalp atışları ve hareketleri iyiydi. NST’den kurtuldukça hastane koridorunda turluyordum. Hareket edersem kasılmalar daha düzenli geliyordu, yattığımda düzensizleşiyordu. Kasılmaların düzenli olması ve sıklaşması o anda olması gerekendi.

Yaklaşık bir saat sonra odaya hemşireler gelip anestezi uzmanın çıkması gerektiğini, epidural isteyeceksem buna hemen karar vermem gerektiğini belirttiler. Bu soruyu sormamalarını isterdim çünkü her ne kadar istemediğimden emin olsam da yine de düşündüm ve neyse ki ”Hayır” cevabını verdim.

Bu arada ablam geldi. Onu görmek bana çok iyi gelmişti. Saat 12 gibi doktor gelip açıklığı tekrar kontrol etmek istedi. İlerlemenin yavaş olduğunu, hızlandırmak için suni sancı denen mereti vereceğini söyledi. İşte buna hiç hazırlıklı değildim. Kendi sancılarıma dayanabilmeyi umuyordum ama suni sancı da nereden çıkmıştı? Ama şu mekonyumu düşündükçe bir an önce doğurmam gerektiğini de biliyordum.

İlacın etkisini göstermesiyle sancıların sıklaşması bir oldu. NST’de kasılma az  gibi görünüyordu ama ben ağrıdan uyuşmuş durumdaydım. İki kasılma arası rahatlamaya, öğrendiğim nefes egzersizlerini yapmaya çalışıyordum. NST’den kurtuldukça da odanın içinde geziniyordum. ‘‘Bedeninize güvenin!! diyordu ya doğal doğumcular, gerçekten de bedenimiz işini çok iyi biliyodu. Suni lavmana gerek kalmadan doğal lavman yapıyordu, dört beş defa midemde ve bağırsaklarımda ne varsa boşaltmıştım.

Saat 14.00’te artık kasılmaların tavan yaptığı zamanlardı. İki kasılma arası bile ağrılar devam ediyordu. Doktor gelip ”Nasılsın?” dediğinde ”Berbat!” diye cevap veriyordum. Gelen cevap, ”Normal doğumun kolay bir şey olduğunu konuşmamıştık zaten, buna hazır olduğunu düşünüyordum” oldu. Arkasından da ”İşte bunlar gerçek doğum sancıları” diye eklemeyi de ihmal etmedi. Sonradan bu aşamanın doğumun en zor aşaması olduğunu idrak ettim.

Doktorum bana doğumun normal olması için elinden geleceğini yapacağını, gözlem altında olduğumu bir sorun görürse hemen müdahale edeceğini söyleyerek beni rahatlatmaya çalışıyordu. Ben ise o anda ne bebeği düşünüyordum ne de doğumu… Tek düşündüğüm kasılmalarla nasıl baş edeceğimdi.

Doğuma bir saat kala odada kasılma geldikçe ıkınmamı söyledi tatlı hemşire. Ama ıkındıkça ağrı artıyordu. Yaklaşık 30 dakika odada çömelme pozisyonunda kasılma geldikçe ıkınmaya çalıştım. Doktorumun tüm karizmasıyla ‘Yap şu kakayı’ demesi de oldukça ilginç bir andı. Bunun amacı da ıkınmanın karına doğru değil de makata doğru yapılması gerektiğini ifade etmek içindi. Ama işe yarıyordu gerçekten.

Saat 15.30 gibi doktorun ”Tamam, bebeğin başı yerleşti, hemen doğumhaneye!” lafını duyunca sona yaklaştığımızı hissetmiştim ve bir güç gelmişti. Hemen tekerlekli sandalye ile doğum odasına alındım. Çatal dedikleri doğum masası ile tanışma zamanıydı. Burası odadaki yatağa göre ıkınmak için daha ideal bir yerdi. Kasılma geldikçe ıkınıyordum ve yaklaşık üç ıkınma sonrası 15:51’de Ayşe Deniz’in başı çıkmıştı. Artık ıkınmamam gerektiğini söylediler. Doktorun da yardımıyla omuzlar da çıkınca miniş kız doğdu. Doğar doğmaz ağlayan bebeklerdendi. Büyük bir rahatlama hissettim. Hemşireler bebeğin bakımlarını yaparken doktor da kesilirken hiç hissetmediğim ancak dikilirken gayet acı veren ve iki santim olduğunu belirttiği doğum kesisini dikiyordu.

Dogum2

Yaklaşık on dakika sonra Ayşe Deniz kucağımdaydı. Beraber odamıza alındık ve bizim minik kız çok acıkmış ve yorulmuş olsa gerek, hemen emmeye başlamıştı. Mis gibi kokuyordu, teni sanki yokmuşçasına yumuşacıktı. Ve o kadar minicikti ki…

Yine doğum yapacak olsam;

  • Hamileyken yine çok hareketli olurdum ama zorlayıcı ve aşırı yorucu hareketlerden kaçınırdım.
  • Hastane çantasını en geç 34. haftada hazır ederdim
  • Doktorumla doğum sırasındaki uygulamaları daha açık konuşurdum, mümkünse yazıp verirdim.
  • Epizyotominin şart olmaması durumunda yapılmaması konusunda anlaşırdım. Çünkü doğum sonrası zorlayan tek şey bu kesi oldu.
  • Mekonyum bulaşmış olmasaydı bebeğimin doğar doğmaz kucağıma verilmesini isterdim.

Yine de herşeyiyle çok ama çok güzel hatırlayacağım anlar bunlar… Bu mucizeyi yaşadığım için çok mutluyum ve minnettarım. Her zaman doğanın gücüne inanmış bir insan olarak bebeğimi büyütürken de çevremden gelen sesleri değil içimden gelen sesi dinliyorum.

Ayşe Deniz şimdi 15 ayını doldurmak üzere, mutlu ve huzurlu bir bebek.

Seni çok seviyorum güzel kızım…

Dogum3

 

***

Pozitif doğum hikayeleri, kadının bedenine ve tercihlerine saygı duyan, doğumun doğallığını ve mahremiyetini dikkate alan, tıbbi müdahelelerin minimum kullanıldığı ya da gerekmedikçe kullanılmadığı doğumların paylaşıldığı hikayelerdir. Pozitif Doğum Hikayeleri hakkında buradan daha fazla bilgi alabilir, diğer hikayeleri buradan okuyabilir, paylaşmak istediğiniz bir hikayeniz varsa buradan bilgi alabilirsiniz.

2 yorum

  1. canım ablam ve canım yeğenim sizi çok ama çook seviyorum.doğum gibi zorlu ve stresli bir o kadar da güzel sürece kendimi hazır hissediyorum sayenizde,..Şanslıyım! çünkü 3 ablamında birbirinden güzel doğum hikayeleri var ve birbirinden güzel yeğenlerim..

  2. Tebrikler…Ne güzel anlatmışsınız inanın o anları yaşadım okurken 🙂 Rabbim sağlıklı bir ömür nasip etsin.Ayrıca kızının da sizde çoook güzelsiniz 🙂