1 Yorum

Aile olmak: Kime göre, neye göre?

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Selda Süren Teymur tarafından kaleme alındı.

Selda burada daha önce Koruyucu Aile olmak üzerine bir yazı kaleme almıştı. Aşağıdaki yazısını, mümkün olduğunca fazla sayfada paylaşılması üzerine biz blog yazarlarına göndermiş. BekarAnne’nin yayınladığı ve beni de ebelediği bu yazıya ben de paylaşılması dileğiyle burada yer veriyorum.

***

Sevgili anneler, babalar ve öğretmen arkadaşlar;

 

Her çocuk aile sözcüğüyle önce kendi yuvasında tanışsa da kavram olarak okula başladıktan sonra anlamlandırır ve öğrenir… Ve öğretilen ‘aile’ kavramı genelde, anne-baba ve çocuklardan (tercihen bir kız bir erkek) oluşan toplumun en küçük birimi diye de netleştirilir.

Heyhaaaat; bazı ailelerin bu şablona uymadığını gören minik kafalar önce bir karışır sonra başlar sorgulamaya… Normal süreçte ‘ah ne güzel!!! sorgulayan çocuk iyidir!!’ desek de; bu durumda bir de sorgulanan çocuğun da olduğu hep göz ardı edilir.

Şimdi bunları neden anlatıyorum? Bizi yakinen bilenler bilir, biz bu klişe aile tanımına uymayan özel bir aileyiz. Hem de iki kere özel.. Klişe aile tanımıyla yetişen ‘sorgulayan’ çocuk tarafından ‘sorgulanan’ çocuğun ailesiyiz yani… Ah keşke sorgulayanlar hep çocuk olsa… o da ayrı bir yara…

Öncelikle ailelerin anne-baba ve mükemmel bir çift çocuktan oluşmak zorunda olmadığını, bazen anne-çocuk / baba-çocuk merkezli büyükanneler dedeler kuzenler vs. ile kuşatılmış minik ailelerin de olabileceğini, bunun da normal, sıradan ve sorgulanmaksızın kabul edilebileceğini de çocuklarımıza öğreterek başlayabiliriz. Böylece annesini/babasını kaybetmiş olan bizim gibi ailelerin canı daha az yanmış olur. Ve ikinci konu; her ailenin kan bağıyla birbirine bağlanmasının şart olmadığını, bazen ‘çok sevilmiş’ – ‘uğrunda çaba sarfedilmiş’ – ‘tercih edilmiş’ çocukların da olabileceği; o ailelerin de çok özel aileler olabildikleri; soyadları farklı bile olsa, ailelerinin kalbinde büyüyen çocukların da en az diğerleri kadar sevilebileceğini de öğretirsek ne ala… Böylece toplumumuzda hala saklanılası görülen evlat edinilmiş, koruyucu aile yanında yetişen meleklerimizin incinmesini, sorgulanmasını ve hatta dışlanmasını engelleyebiliriz. Belki bu özel çocukların ailelerinin de ‘üvey’ tanımından kurtulması herkesi mutlu eder, kim bilir???

Velhasıl lütfen çocuklarımızı öz aile, gerçek aile, biyolojik aile, koruyucu aile, üvey aile vs. gibi alt kimliklerden uzak bir aile bilinciyle yetiştirelim… Çok zor olmasa gerek…

NOT : Bu yazı özel bir çocuğun özel ailesi tarafından, kalbi kırılan bir meleğin kalbi bir daha kırılmasın diye kaleme alınmıştır… Sayfalarınızda paylaşmanız ve hayata geçirmeniz ricasıyla..

***

Selda Süren Teymur’un diğer yazılarını okumak için tıklayın

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir yorum

  1. Çok güzel yazmışsınız. Bu bilinci öncelikle evlerimizin içinde bizler, sonra da okulda öğretmenler verecek. Çocuklar, özellikle öğretmenlerinin sözlerini saha çok dinliyor ve değer veriyorlar. O yüzden ilk okul öğretmenlerine çok iş düşüyor.
    Benim oğlum değil ama ablası da özel bir aileye sahip. Yani ben onun annesi değilim ama annesi ile anne-kız, ve bizimle de baba-peloş-kardeş diye iki ailesi var ve çok mutlu. Ama çocuklar acımasız olabiliyorlar, bazen bazı arkadaşlarının etkisiyle kendisini kötü hissettiği de oluyor. İlk zamanlar daha da kötüydü gittikçe iyileşiyor. Beni ilk zamanlar arkadaşlarıyla tanıştırmadan es geçerdi. Çünkü bu kim dediklerinde ne cevap vereceğini bilemezdi. Şimdi, ” Peloş, kardeşimin annesi” diyor. Keşke kitap müfredatlarında da bu özel aileler yer bulsa da öğretmenlerin işi kolaylaşsa.
    Herkese sevgiler!