22 Yorum

Çocukken nasıl davranıldıysan o’sun.

Çocukken beni en inciten sözlerden biriydi: Kedi poposunu görmüş, yara zannetmiş.

Teyzem söylerdi çok. Ne zaman canımız acısa, örneğin düşsek, dizimizi sıyırsak, ağlamaya başlasak böyle derdi: ”Aman canım sen de! Ağlanacak şey mi bu? Kedi poposunu görmüş, yara zannetmiş!”

Çok incinirdim, ama o zamanlar incindiğimi dile getiremezdim. Şimdiki aklım olsa şöyle derdim:

Bir kere o benim yaram! Küçük de olsa yara! Canım acıdı, ama az, ama çok… BENİM canım acıdı… Seninki acıdı mı? Hayır! Sen mi düştün? Hayır! Ben düştüm ve canım acıdı… Ağlıyorsam bir sebebi var!

Bunu şimdiki aklım olsa söylemezdim. O zamanki çocuk aklımın dili olsa söylerdim. Şimdiki aklım olsa şöyle derdim:

Ağlıyorum ama şımarıklıktan değil… Canım acıdı… Beni kucağına alsana..? Bana sarılsana..? Bana şevkat göstersene..? O zaman çok daha çabuk geçer bu yaranın acısı… Hatta kucağına aldığın anda bile susarım belki… Yaram hemen kapanmaz ama kalbim daha çok tamir olur. Yalnız hissetmem kendimi…

Çocuklar okula gidiyorlar ya artık, benden bayağı bağımsızlar… Okul dönüşü anlatıyorlar yaptıklarını, haftada birkaç kere şöyle bir cümle duyuyorum: ”Anne ben bugün okulda çok fena düştüm…” 

Hiiii, neden nasıl düşt.. diye sorarken ben hemen bir cümle daha geliyor arkasından: ”Ama ağlamadım.” 

”Oğlum yavrum, ağlasan da bir şey olmaz, n’olacak ağlarsan? Canın yanarsa ağlayacaksın tabii ki, bunda bir şey yok ki?”

Tabii bunda bizim verdiğimiz karışık mesajların da etkisi olabilir: Bazen birbirleriyle öyle çok kavga ediyor ve öyle saçma davranıyorlar ve öyle ‘numaradan’ ağlıyorlar ki o noktada ‘Numara ağlama yapmayalım lütfen’ diyoruz… Ama gerçekten, çok belli oluyor numara olduğu… Hoş, o sırada da ilgiye ihtiyacı olduğundan ağlıyor, canı acımış olmasa bile kalbi acıyor, ama bu anne (ya da herhangi bir anne ya da baba)  her an aynı sabrı gösterecek kudrete sahip değil.

Neyse, ağlamak kötü değil. Hatta iyi bir şey. Ağlamak güzeldir

Çocukluğumuzda aldığımız yaraları ancak yetişkinliğimizde sarmaya başlıyoruz. O da, fark edersek… Çoğu insan çocukken ne yaralar aldığının farkına varamadan, onları sarma fırsatı bulamadan geçip gidiyor dünyadan.

Ve küçüklüğünde yaralanan çocuklar, ileride yaralayan yetişkinlere dönüşüyor. ”Çocukken nasıl davranıldıysan, ne aldıysan o’sun.” Şiddet gördüysen şiddet uyguluyorsun, taciz edildiysen taciz ediyorsun. Öfke ortamında büyüdüysen öfke saçıyorsun, sürekli kırıldıysan, sen de kırıyorsun. Ayrımcılığa uğradıysan ayrımcılık yapıyorsun.

Tabii bunun tam tersi de söz konusu. Sevildiysen seviyorsun, ‘küçük bir çocuk olarak’ saygı gördüysen ‘küçüklerine bile’ saygı duyuyorsun. Sen olduğun için kabul edildiysen sen de başkalarını kabul ediyorsun.

En çok da etrafımızı gözleyerek öğreniyoruz. Anne-babamızın başkalarına olan davranışlarını izleyerek…

Çocuklar duyarsız değiller. Duygusuz hiç değiller. İçimizdeki korkuyu, öfkeyi, nefreti seziyor, dahası, özümsüyorlar.

Bugünkü nefret ortamında, içindeki öfke ve nefreti bırak yok etmekle uğraşmayı, onun farkına varmadan çocuklarına aktaran nesillerin emeği var.

O yüzden, eğer siz bu dünyadan gittiğinizde çocuklarınızın çocukları ve onların çocukları bugün yaşadıklarımızı yaşamasın, hissettiklerimizi hissetmesin istiyorsanız, hiç olmazsa çocuğunuzun yanında herhangi bir kimseye karşı, o kişinin yaradılışından ya da size zarar vermeyen tercihlerinden ötürü ayrımcı, nefret içeren yorumlar yapmadan önce etrafınıza bir bakın…

Çünkü çocuklar her şeyi ama her şeyi dinliyorlar ve sadece zihinlerinin değil, kalplerinin de bir kenarına not ediyorlar… Oyun oynadıklarını zannettiğinizde bile…

22 yorum

  1. Elifcim, yazın kalbimin derinliklerine dokundu, ellerine sağlık. Bu mesajı tüm ebeveynlere keşke yaymak mümkün olsa.

    Bir de bazen tam tersi nadiren de olsa, çocukken çok sıkıntı yaşayanlar aynı sıkıntıları kendi çocuklarına yaşatmamak için mücadele veriyor ve kısır döngüyü kırmayı başarıyor, o da dediğin gibi farkındalarsa. Ama çoğunluk farkına varamadığı ve kendi yaralarını saramadığı için de maalesef yaralamaya devam ediyor.

    O yüzden bu farkındalığı yaratmak için bu tarz paylaşımlar çok önemli..lütfen devam, sevgiler

    • Ahu ne kadar güzel demişsin, “kendi yaralarını saramadığı için de maalesef yaralamaya devam ediyor.” En güzel örneği yakın zamanda bayram gününde yaşadık malesef..

      • Selam Nurcancım, dünyadaki çoğu acının, şiddetin, tacizin vs sebebi de yine buradan çıkıyor sonuçta…dediğin gibi hergün gazetelerin sayfaları bunu kanıtlar yönde…ama bunu değiştirmek Elif’in de yazdığı gibi yine biz ebeveynlerin elinde, en azından bu konuda çaresiz değiliz.

    • Blogcu anne Sevgili Elif ne güzel konularla, ne güzel fikirlerle, ne güzel insanlarla buluşturuyor bizi. Buradaki ifadelerinizden sonra merak edip sitenizi inceledim. Meğerse siz neymişsiniz öyle. Ayrıca çok güzel bir enerjiniz var. Sizden de hayata katılabilecek çok şey var. Takibimdesiniz:)) Sevgiler Ahu…

  2. Bir şey eklemeden de edemeyeceğim, çocukken nasıl davranıldıysak evet kesinlikle yetişkinlik hayatımız ve ebeveynlik tarzımız bundan çok etkileniyor, diğer taraftan da bunu değiştirmek yine bizim elimizde olduğu için, çocukken nasıl davranıldıysak “o” olarak kalmak ve bu etiketle, bu hikaye ile yaşamak, “o” olmak zorunda değiliz. Çocukluk hikayemizi yazmak belki bizim elimizde değil ama yetişkin hayatımızın hikayesini yazmak elimizde.

    Tabii çocuklarımıza da ileride “ben harika bir çocukluk geçirdim, çok sevildim, çok değer gördüm, özgüvenle büyütüldüm” dedirtecek hikayeler yazmak da yine elimizde.

    Tekrar eline sağlık

    • Evet, evet ve evet. Çok yerinde bir ek Ahu, teşekkürler… Bu yazıya, daha doğrusu yazının o kısmına Facebook’ta da itirazlar geldi. Ben de geçmişinde hasarlar olan ve bu hasarların farkında olan ve bunları çocuklarına yansıtmamak için uğraşan bir ebeveynim. Farkındalık çok önemli, biliyorum. Değişmenin kolay olmadığını da… Geçmişimizle barışmak ilk ve en önemli adım.

      • Bunları konuşarak bile bu yaralar sarılmaya başlanıyor, farkındalık artıyor…iyi ki yazıyorsun Elif…keyifli hafta sonları…

  3. Yürekten inanırım ve ona göre yaşarım: Bir insanın uzun/kısa olması, zayıf/şişman olması, kamburu olması, çok güzel olması, sakat olması (ki çok vakıf olduğum bir konu), cildinde yaralar olması yada bebek gibi bir cildinin olması, benden farklı konuşuyor olması, hele hele de türk, kürt, ermeni, yahudi olması, açık yada kapalı olması, yaşamı, değer yargıları, inançları, yediği/içtiği onu benden daha az yada daha çok insan yapmaz. Herkes değerlidir, yeterki İYİ İNSAN olsun. Bir parça da olsa VİCDAN denen şeyden nasibini almış olsun. Gerisi sahiden laf-ı güzaf..
    Hem ne diyor şarkıda: “dünyayı güzel kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey”
    Umudumdur…

  4. çocuklarımız bizim aynamızdır. o kadar güzel bir yazı ki
    aynada kendimizi nasıl görmek istiyorsak öyle davranmalıyız çocuklarımıza
    kalemine sağlık

  5. Annem dert ortağım diye diye büyüttü beni her derdini anlatarak, çocuk yaşıma bakmadan. Belki yabancı bir şehirde ailesinden uzak olduğu için bilemiyorum. Ama kendimi 35 değil de 70 yaşında hissediyorum 🙁

  6. bir de şöyle bir şey var: çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmak manasız. Sen ne kadar terbiye edersen et, çocuk sana benzeyecek, en iyisi kendini terbiye et. (burada terbiye etmek yerine eğitmek de diyebiliriz. aslında çocuğa söylediğin şeyler dikte ettiklerin değil, senin nasıl biri olduğun önemli, çocuk gördüğüyle büyüyor)

  7. Hep düşündüğüm ama duyguya dökemediğim bi konu bu…Çocukluğum,gençliğim kompleksler içinde geçti.Evde sabah-akşam kavga,küfür….Aile olamadık hiç bir zaman..En ufak olay büyüüürrr kocaman olurdu.Sevdirilerek değil şiddetle büyütüldük.. Sanki zorla bir arada yaşamak zorunda bırakılmış kişilerdik…4 kardeş hala anlaşamayız ne acı…Annem vefat ettiğinde 22 yaşında ben-15 yaşında kız kardeşimle babamın!!! ben evleneceğim sizinle olmuyor demesiyle evden ayrıldık..İşe girdim evlendim..7 sene sonunda kızımızı kucağımıza aldık..İşten ayrıldım.!!Bakıp sevgiyle büyüteceğim ya.Ailemin bana yaşattıklarını kızıma yaşatmayacağım. Mutlu aile olacağız…Şimdi kızım 7 yaşında babasıyla ayrıldık..Olmadı. Şimdi kızımla babasının ilişkisini iyi olmasına özen gösteren bir anneyim sadece..İlişkileri de iyi..Ama ben nasıl bir anneyim. Aynı ailemde gördüğüm gibiyim şu anda…Çünkü hayata tutunmaya çalışıyorum..Stres,kaygı,yalnızlık,İşsizlik,maddiyatsızlık…Anne -baba hayatta değil hoş olsa da gidemezdim de zaten.. Diyeceğim o ki geçmiş peşini bırakmıyor insanın.Çocukken neysen O’sun..Çok doğru…İstesen de olmuyor bazen..

  8. “…taciz edildiysen taciz ediyorsun…” biraz amacını aşan bir ifade olmuş bence. Tacize uğramış olmak yeterince travmatikken, bir de mağduru potansiyel tacizci olarak görmek-göstermek sorumlu bir davranış olmamış.

  9. Sana çok katılıyorum, duyguların öğretilmesi ve ifade edilmesi için çocuğun yüreklendirilmesi konusunda. Amabak bir konuda katılmıyorum, bana da aynı kedi/popo cümlesini çok söylemişlerdir büyürken, çünkü çocukken bazen insan gereğinden fazla abartıyor hakikaten, ufacık şeyi büyütmemeyi öğretmek için o hikaye bence çok yararlıydı. Ama bende yara bırakmamasının tek nedeni bu hikayeyi hep böyle gülerek, beni hiç küçümsemeden, “amaaaan büyütme” der gibi değil de, “aman tatlişko büyütme sen de bunu” der gibi, yani üslup farkıyla yaparlardı. Sonunda ben de güler geçerdim yani, olay gereksiz yere büyümez, ben de “yaw beni de amma rencide ettiler yine” diye düşünmezdim, dengeyi tutturmak lazım bence 🙂

    • Nasıl söylediğinle çok alakalı bence de… Ses tonun, mimiklerin…

  10. Bana da teyzem hep duygu sömürüsü yaptığımı söylerdi. Kendisi kuzenim ilkokul 1’de öğretmeninden şikayetçiyken onu şımarıklıkla suçlamıştı,mükemmel bir pedagojik felsefeye sahiptir 😀 Ama ben gerçekten şımarık bir çocuktum ve akrabalarım bununla hep dalga geçtiler, kendilerince beni yontmaya çalıştılar, beni hayat yonttu onların gereksiz yorumları değil 🙂 Neyse, yazı harika. Sevgi dolu fakat agresif bir ailede büyüdüm, annemle babam beni çok sevseler de tek ortak noktaları bendim, 10 sene sonra boşandılar. Zamanla sevgi dolu fakat agresif olduğumu keşfettim, kalp kırmak benim için çok kolay bir hale gelmiş, bencilmişim ve sevdiklerimi çok kolay üzebiliyormuşum. Bunun ne kadarı aileden, bilmiyorum. Eşiyle mutlu olmayan kimseler lütfen çocuk yapmasın,tek diyeceğim bu.

  11. Merhaba Sevgili Elif, ben de gülümseda. Seni takip eden, Elif bugün ne yazmış diyen, aynı zamanda da sana göre çok çok yeni ama sevgiyle oluşturduğu blogunu düzenleme çabalarında olan senin deyiminle bir çocuk bir blog sahibi bir anneyim. Çocuğuna yıpranmamış, zedelenmemiş, ezilmemiş bir ruh hali, bir bilinç altı, bir yaşam bakışı ve ona sağlıklı gelecek sunabilen bir anne olmak benim için çok önemli. Onun için bu yazından çok etkilendim, Hatta bende daha önceden senin bu yazına benzer “Annelik Çocukluk Mirasıdır” adında bir paylaşımda bulunmuştum blogumda. Okumanı isterim. Sevgiler…
    http://www.gulumseda.com/anne-cocuk/annelik-cocukluk-mirasidir.html

    • Çok teşekkürler Seda, hem güzel sözlerin, hem paylaşımın için. Okuyacağım…

  12. Ah çocukların erdemini bir kavrayabilsek. Büyüklük egolarımızla herşeyi biz bilirizcilikten sıyrılsak keşke. Evet çocuklar aynadaki yansımalarımız. Daha çok anlamaya çalışsak hadi onu da bırak daha çok sarılıp , koklasak fena mı olur hani..

  13. oglum hep düştüğünde yaralandığında bi şey olmadı der.ben canımız yandığında ağlayabiliriz derim .babası ağlanmasını sevmiyorum der.kızımda ağlarsa aynı şeyi söyler.bence ağlamak ne olursa olsun normal.masuscuktan ağlamayıda zaten anlıyoruz ve anladığımızı anlıyorlar

  14. yorumum hala denetimden geçmemiş.ama siz seda hanıma cevap vermişsiniz