21 Yorum

”O Biçim” Bir Anne

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından M. tarafından kaleme alındı. 

***

Ben bir anneyim.

Sünni, Türk, orta sınıf, Türkiye’de milyonlarcası bulunan çoğunluk gibi, resmi olarak evli bir anne-babadan ve  ikiden fazla çocuktan oluşan bir ailede, sevgi dolu büyüdüm. Annemin uçan terliğinden kaçamadığım ve bakkal amcadan çikolata alırken ellendiğim zamanları saymazsak şiddet ve taciz yaşamadım. Para sıkıntısı çekmedim, babamdan nefret etmedim. Sözde “normal” bir aileden sözde “marjinal” bir genç kız olarak çıktım.

Neden, nasıl olduğunu hiç anlamadım. Bir süre sonra anlamaya çalışmadan kendimi olduğum gibi kabul ettiğimde, en büyük endişem nasıl anne olacağımdı. Görünmez olmayı başarabilirdim, gizli yaşadığım aşklarım olabilirdi, görünmezliğimi sürdürdüğüm sürece okuyabilirdim, çalışabilirdim. Türkiye’deki tüm “normal” görünen insanlar gibi bir hayat sürebilirdim.  Tek yapmam gereken yalan söylemek ve rol yapmaktı.

Ama nasıl anne olacaktım? Yıllarca düşündüm. Hem çocuğuma, hem bana, hem de “normal” aileme uyan iyi çözümü buldum: Evlat edindim. Kalbimde büyüttüğüm şahane bir evladım oldu.

Bir dünya acemilikle, annemin, ablalarımın, arkadaşlarımın tavsiyeleri, bloglar, kitaplar, forumlar arasında boğuşarak çocuğumu en iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyorum.

Çocuğumu katı gıdaya alıştırırken, ilk adım denemelerini yaptırırken, geceleri uykusuz kalırken, tuvalet eğitimi verirken, kreşe başlarken, zararlı gıdalardan uzak kalması için herkesle mücadele ederken, yüzmeye götürürken, satranç öğrensin diye uğraşırken, ateşi  41’i geçip kucağımda zangır zangır titrerken, telaştan ev terlikleriyle hastaneye koştururken ve hepinizin yaşadığı daha nice şeyi birlikte yaşarken çocuğumla biz bir “aile”yiz. Eşcinselliğim ne benim anneliğime engel, ne de anneliğimi eksiltiyor. Hepinizin çocuğunuza duyduğu sevgiden farklı değil sevgim, şefkatim, ilgim, bağlılığım, endişelerim, ilkokulu nasıl seçeceğimden akran zorbalığıyla nasıl baş edeceğine kadar uzanan korkularım. Sizinkilerden hiç farklı değil.

Buraya kadar çocuğumla birlikte yaşadıklarımızda sizden farkım olmadığını göstermeye çalışıyorum. Neden mi? Farklılıklarımızı artık yüzümüze vurmayın, bizi ötekileştirmeyin, çocuğumu rencide etmeyin, heteroseksüel anne-baba ve 3 çocuklu bir aile yaratıp bizi “marjinal”, “tuhaf” “değişik” diye tanımlamayın, manşetlere taşımayın, üzerimizden politika yapmayın diye.

Lütfen babası yok diye üzülmeyin, acımayın. Sonra gelip kreş idarelerine ”Vah vah vah o çocuğun babası yokmuş” diye ağlamayın. Çocuklarınıza ”Evet, bazı ailelerde baba olmayabilir. Onlar da bizim gibi bir aile, sadece değişik nedenlerle evde baba yok” deyin. Çocuklarınıza karşı bizi anormalleştirmeyin. Hadi ben “marjinal”im ya, boşanan, eşleri vefat eden, terk edilen, bekar anneliği tercih eden binlerce milyonlarca “normal” kadın ve onların babaları-yanlarında-olmayan çocukları var. Bize ve çocuklarımıza lütfen bunu yapmayın.

”Sadece doğumla anne olunur”u unutun gözünüzü seveyim. Evlat edinen, koruyucu aile olan birçok insan sizin yüzünüzden, sizin yapacaklarınızdan korktuğu için çocuklarına bile gerçeği söyleyemiyor. Baba konusunda karşılaştığımız olumsuzluklar nedeniyle çocuğuma “kalbimde büyüdüğünü” aile sırrı olarak anlattım ve bu şekilde hiç kimseyle paylaşmamasını sağladım. Böylece bir dünya saçmalıkla baş etmek zorunda kalmayacak. Şimdiden sırlarla tanıştı çocuğum.

Eşcinselleri öcü olarak görmeyin yalvarırım. Biz her yerdeyiz, belki evinizde, kesinlikle işyerinizde, sokakta, parkta, muayenehanelerde, hukuk bürolarında, inşaatlarda, köyde, şehirde, dağda her yerdeyiz. Yaşayabilmek için görünmez oluyoruz. Yalan söylüyoruz. Sahte evlilikler, sahte ilişkilerle gerçek kişiliğimizi gizliyoruz. Görmeseniz de, anneyiz, babayız, evliyiz, bekarız, evde kalmışız, kardeşiz, patronuz, işçiyiz, köylüyüz. Görünmezliğimiz varlığımızı yok etmiyor. Sadece bu ikiyüzlü topluma ayak uyduruyoruz.

Hani bize “aile” olarak dayatılan tanım var ya… İzlediklerimizde, okuduklarımızda, ekranlarda, politikacıların söylemlerinde, devlet politikası olarak dayatılan tanım… İşte bu sadece benim gibi “o biçim” anneleri ve onların çocuklarını değil, milyonlarca kadının ve çocuklarının mutsuz olmasına, aşağılanmasına, ötekileştirilmesine yol açıyor.

Çocuğumun etnik kökeni, evlat edinilmesi, babası olmaması, eşcinsel bir annesi olması nedeniyle Türkiye’de karşılaşacağı ayrımcılığı düşündükçe delirecek gibi oluyorum. Ne kadar yazsak ne kadar paylaşsak da anlayışların değişeceğine dair inancım yok. Sırf bu yüzden yurt dışında yaşamaya başladık ve böyle devam edeceğiz. Başka çaremiz kalmadı.

Aslında daha söyleyecek çok sözüm var ama susmalıyım. Ben hem varım, hem yokum çünkü. Hem her yerdeyim, hem de hiçbir yerde yokum. Sadece bunu bilin istedim.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

21 yorum

  1. Babasız çocuk büyüten kadınların yaşadıkları, yaşam mücadeleleri bu toplumda her zaman çok zor oldu. Buna karşın annesiz çocuk büyüten bir baba (çok nadir rastlasakta) için hayat bu kadarda zor değil, neden?
    Ataerkil toplum hem anne hem baba olma rolünü bile babaya daha çok yakıştırıyor. O kadar iki yüzlü ki bu toplum, anneliğin kutsallığını göklere çıkarıyor, anneye küfür edilirse uğrunda adam öldürülüyor ama yaşarken “anne”ye yani “kadın”a verilen değer ortada. Siz belkide birçoğuna göre şanslısınız, yurt dışında yaşamak gibi bir vizyonu geliştirebilmişsiniz, kim bilir bu ülkede kimliğinin gizleyerek yaşamak zorunda olan kaç milyon kadın/insan var?

  2. ne güzel yazmışsınız, öylesine sahici, öylesine içten. Keşke şartlar sizi gitmeye zorlamış olmasaydı, umarım her neredeyseniz huzuru ve mutluluğu bulursunuz.

  3. Ellerine saglik yazdiklarin icin.. Sakin ümidini yitirme.. Baştan son yazdiklarini destekliorum ben. Yasamayi robot gibi komutlara uymak ve rol yapmak zanneden model takintili tipler bile seni anliyor aslinda hic merak etme!!!

  4. Merhaba,
    Yaşadığımız şartlar sizi gitmeye zorlamayacak kadar adil olsaydı..Yüreğinizdeki sevgiden içim ürperdi. Cesaretinize tebrikler, hayatınızın geri kalanın için ise Mutlulular..

  5. çok güzel yazılmış, biz de azınlığız hiç türk ailesi sınıfına uymuyoruz uymak da istemiyorum, bir sürüye ait olmak istemiyorum, herkes farklılıkları ile güzel, hepimiz farklı olmalıyız, aynı olursak sorun var demektir. Ne kadar renkli o kadar güzel hayat, bu ülkede bizim gibilere yaşamak hergün daha da zor oluyor malesef. Çocuğum için tek dileğim bu ülke sınırları dışında, özgürlükçü, eşitlikçi ve demokratik bir yerde, mutlu bir hayat yaşaması dilediğince, yargılanmadan, saç rengi kıyafeti eleştirilmeden, kız olduğu için ezilmeden, dini olmadığı için dışlanmadan yaşayacağı…ütopya değil, varız biz, az değil belki de çokuz sadece sürü değiliz belki de toplanamıyoruz bu sebepten 🙂 çünkü bizler bireyleriz, her birimiz özeliz.

  6. Sevgili M.,
    Yazını okurken düşündüm,üzüldüm,kendimi de sorguladım.Kendimi özgürlükçü bir insan olarak tanımlayabilirim.Yakın çevremde de böyle insanlar barındırıyorum.Yine de bu anlamda havada mı kalıyor özgürlükçülüğüm diye düşündüm,çünkü sadece 1 erkek eşcinsel tanıdığım dışında,başka eşcinsel kadın-erkek arkadaşım yok.Olsaydı,tanışsaydım eşcinsel olduğunu bildiğim biriyle,nasıl düşünür,nasıl davranırdım ona acaba?
    Durumunu bilip,sessiz kalıp görmezden mi gelirdim,yoksa onu hayatıma sokmaya mı çalışırdım?

    Düşündüm de,ona da yeni bir insanla tanıştığımda nasıl davranıyorsam öyle davranırdım,evet.Yani ilk izlenim iyiyse,yanında rahat hissedeceğim,iki kelam da edebileceğim bir insansa hayatıma sokardım.Başkacasına gerek yok ki.
    Bu bahsettiğin ‘vah vah’lı insanlar meselesi çok vahim.Oğlumla ilgili bir çok konuda yaptığım gibi bunu da abartmadan,yaşı büyük birine nasıl açıklıyorsam kısa ve öz biçimde anlatmayı düşünüyorum.
    Ayrıca bu ‘kalbimde büyütmek’,ne kadar güzel bir tanımlama olmuş.Daha güzel anlatılamazdı.Biz Türk anneleri birbirimize emzirme,yedirme,çalışma-çalışmama konusunda laf sokmaktansa; eşcinsel anne,bekar anne,boşanmış anne,dul anne yaftalarını bize yapıştıran toplum normlarıyla mücadele etsek?En azından bunun farkında olsak?Söylemek kolay,sen ne yapıyorsun demeyin yine;sadece yanınızdaki kadının bile bunun farkında olmasını sağlasanız,bir değişimdir.
    Sevgiler.

  7. Geçen gün nerdeyse 7 yaşındaki oğlum doğum şekillerini soruyordu. Ben de normal ve sezeryan olarak olarak anlattim. Fakat atlamışım kalpten olan doğumu…Halbuki yaşadığımız toplum değerlerinde en zor olan doğum şekli bu. En kısa zamanda bu konuya da değineceğim 🙂

  8. Ne güzel yazmışsınız, çırılçıplak, helal olsun. Bence gitmek en doğru karar olmuş, çok ”normal” bir hayatım olmasına rağmen gitmeyi ben de çok istiyorum. Zira bu ülkeyle ilgili en ufak bir umudum bile kalmadı. 1.5 yaşında bir kızım var. Acı çekiyorum onun pırıl pırıl gözlerine baktıkça. Çok mutlu olursunuz umarım güzel evladınla…

  9. yurt dışına kaçabilen yada gidebilen şanslı zümreden kendisi yaa bi de gidemeyn özgürlüğü olmayan hatta şiddet yaşayan belki de öldürülen kesim nolcak asıl düşündüren üzen sorgulatan kısım orası bence:((

  10. Guzel bir yazi.Empati yetegimi kullanip kendimi yerine koydugumda farkliliklara tahamulsuz bir toplum oldugumuz gercek ve otekilestirmeye o kadar merakliyiz ki.Ama yinede escinsellige karsi olmasamda evlat edinmeleri konusuna karsiyim.Cocugun olusacagi cinsil kimliginde sorun olacagini ve anne baba kavramlarimi cok iyi idrak edemeyecegi dusuncesundeyim.

  11. Zeynep Didem Baloğlu

    Herkese inat çok mulu olun!!! 🙂

  12. yurtdışına gitmeniz çocuk yetiştirme açısından çok iyi olmuş..bunun cinsel tercihinizle ya da evlat edinmenizle bi alakası yok..sözde normlara uyan çekirdek aileler de evlatlarını yurtdışında yetiştirme hayali kuruyolar..

    ama eğer bi gün dönerseniz ben kendi adıma size söz veriyorum..sizi, çocuğunuzu, yaşam şeklinizi, kökeninizi ve maruz kalacağınızı düşündüğünüz birçok ayrımcılığı benim çocuğum size yaşatmayacak..çünkü ben onu ayrımcılık yapacak şekilde büyütmek istemiyorum..farklılıkları bilsin ama onlarla yaşamayı da yargılamamayı da, insan ayrımının sadece iyi – kötü insan olarak yapılması gerektiğini de bilsin..eminim buradaki bi çok anne de aynı sözü size verebilir..

    sevgiler.. 🙂

  13. yolunuz acik olsun…cok mutlu olun:)

  14. Çok çok çok sevdim yazıyı, anlatılan duyguları içimde yaşadım…Son 3 paragraf iyice içimi acıttı ve de..Zaten bu ülkede hep içim acı dolu bu tip sorunlar yüzünden… M. ye sevgilerimi iletiyorum. Bilsin ki çocuklarını ayırımcılığa, nefrete, ırkçılığa karşı özenle bilgilendirecek, yönlendirecek, sevgi, paylaşımcılık, özgürlük, adalet, eşitlik duyguları ile yetiştirecek bir anne var burda…Her zaman yanınızdayım! Itir

  15. Geçenlerde Hürriyet’te yazılmıştı Türkiye’nin ilk eşçinsel evli çifti diye. Adamlar işinden kovulmuş, evlerinden atılmış, ölüm tehditleri alıyormuş! İyi ki gitmişsiniz.

    Çok güzel anlatmışsınız, bayıldım, yolunuz açık olsun. Sevgiler bizden size.

  16. biz yurtdisinda yasiyoruz. cocugum okulda “A’nin iki babasi var”, “B’nin iki evi var. biri babasinin evi biri annesinin evi”. “J’nin babasi yok annesi var” gibi seyleri o kadar sakin ve dogal bir sekilde ogrendi ki, gozunu bile kirpmadi. kucuk yastan biliyor ki cesit cesit aileler var. keske turkiye de bu noktaya gelebilse.

  17. nevanınannesi

    Siz “normal” bir aile olarak kabul görmediğiniz için, yaşam çok daha zor olduğu için gidebilmişsiniz başka bir ülkeye. Bizler bu toplumun “normal” bireyleriyiz. Evlenen bir kadın, bir erkek. Doğan çocuk/çocuklar. Peki bu toplumda biz ne kadar rahatız? Hiç bir şeyin kararını kendinizce, özgürce veremiyorsunuz bir kere. Her şey için belirlenmiş bir kural var. O kuralın dışına çıkacak olsanız yeren gözler sarmalıyor sizi. Kadınız ya, doğduğumuzdan itibaren sorun oluyoruz etrafımıza. Sürekli uyarıyorlar bizi, oranı açma, buranı kapat, şuranı ört….. Erkeklere tanıdıkları sınırsız özgürlük, bizim özgürlük alanımızı daraltıyor. Büyüyoruz, sorunlar büyüyor. Sevgilin olursa baban öldürür. Bekaretini saklamazsan kocan öldürür….. Evleniyoruz bu sefer “evli kadın” etiketi üzerimizde. “Evli barklı kadınsın öyle gülünür mü?” “Evli kadın onu giyer mi?” bunlar gibi bir sürü kısıtlama. Anne oluyoruz. Hayatta yaşanabilecek en güzel duyguları tadıyoruz. Ama o baskıları bitmiyor. “Sen annesin, öyle konuşma!” “Anne oldun sen, otur evinde.” Bekar anneysen sevemezsin birisini. Tek amacın çocuğuna bakmak olmalı çünkü. İnsanca bir hayat senin neyine? Kocan ölse, evlenemezsin yeniden. Çooook ayıp. Hadi her şey tamam, hayat güzel, evliliğin güzel, mutlusun, yine de bitmez baskıları. “Normal” olman da yetmez bu insanlara. Her durumda bir şey bulurlar seni rahatsız edecek. Çok dağınık yazdım farkındayım, içimdekileri bir yoruma sığdırmak zor; ama iyi ki gidebilmişsin bu ülkeden, bu insanlardan. Yavrunla birlikte, sevdiğin insanlar birlikte çok güzel bir aileniz, çok güzel bir hayatınız olur umarım…

    Not: “The Fosters” adında güzel bir Amerikan dizisi var arkadaşlar. Eşcinsel iki anne ve 5 çocuklarının hayatını anlatıyor. İzleyin derim ben. Harika çocuklar yetiştirmek için, güzel bir aile olabilmek için evde illa ki bir anne bir baba olması gerekmiyor…

  18. Sevgili M. yurtdışına gitmenize kendim gitmişim kadar sevindim. Türkiye’de saçını boyatan bile marjinal sayılıyor, ”normal”in hatları o kadar kısa ve keskin ki nüfüsun yarısından fazlası bir şekilde anormal kalıyor. Yeni nesil ebeveynler bu hatları uzatmaya çalışıyor ancak çocuk okul çağına geldiğinde bütün emekleri boşa gidiyor, aile hala ”anne-baba-çocuk” şeklinde gösteriliyor. 90 sonrası doğumluyum ve çevremde boşanma geçirmemiş tek tük arkadaşım vardı. Belki de en başta bekar annelik(doğum nereden olursa olsun) yasal olsaydı, bir kadın bir adama bağlı olmadan da çocuk büyütebilseydi çoğumuz hiç boşanma yaşamayacaktık. Ve en komiği, bu kadar insan, kendilerini eksik hissetti. Ben ne zaman annem ve babamın ayrıldığını söylesem ”ah yazıııııık” karşılığı aldım, asıl hala beraber olsalardı ”ah yazık” olacaktı. Eğer toplumumuz bekar anneliği kaldırabilecek düzeyde olsaydı, ya da evliliği dünyanın en önemli şeyi olarak görmeselerdi, annem 26 yaşında evde kaldığını düşünerek görücü usulü evlenmeyecekti. Aynı şekilde, eşcinsel diyince aklımıza negatif yargılar gelmesinin sebebi de toplumdur çünkü hastalıklı Türk toplumu eşcinselleri ve transseksüelleri kenara iter. Bu insanlardan zengin olanlar saklanarak yaşayabilirler, daha şanssız olanları ise delirme noktasına gelirler. 90larda haberlerde sık sık gösterilen travestileri hatırlıyor musunuz? Eğer sizin de kaybedecek bir şeyiniz olmasa, siz de öyle davranırdınız. Ülkenin geri kalanı gibi yaşamak isteyen eşcinsel ve trans bireyler, bunu saklamak zorunda.

  19. Keşke size gitmemiş olsaydınız burada hep birlikte bu çoğunlukçuluk saplantısını yıkabiliriz diyebilseydim, ama bence de en iyisini yapmışsınız.. Şu an hamileyim ve bazen diyemiyeceğim maalesef çoğu zaman çocuklarımı büyüteceğim ortam konusunda pişmanlıklar yaşıyorum. Tüm canlılar doğumlarıyla birlikte devredilemez haklara sahip olurlar, bunların başında da yaşam hakkı gelir, özgürce yaşama. Hayattaki tercihleriniz ya da zorunluluklarınız başkalarına zarar vermediği sürece herkes kendi yaşamını istediği gibi yaşar. Bir çocuğun temel ihtiyaçlarının başında sevgi gelir ve bu sevgi de heteroseksüellerin tekelinde değildir. Ayrıca bize dayatılan şablon ailelerde yetişen tüm çocukların da ruhen/bedenen sağlıklı olduklarını kim iddia edebilir?

  20. Sevgili M., geleceğe dair umudunuzu yitirmeyin. Ben ülkemiz şartları içerisinde aynı anlattığınız gibi çok sıradan bir bireyim, deyim yerindeyse ülkedeki çoğunluk sınıflara aidim. Ama benim çocuğum sizinkiyle sınıf arkadaşı olursa, inanın onu ailesindeki farklılıklardan dolayı hiç yargılamayacak, hatta farklılıklar gözüne dahi batmayacak. Bizlerin jenerasyonlarında aslolanın sevgi olduğunu bilen ve çocuklarını onlara etraflarını yargılamamayı öğreterek yetiştiren bir nesil de var. Ve sayımız her geçen gün artacak. İyi ki bu yazıyı paylaştınız da sevgiyi yaymak için daha çok fırsat verdiniz bizlere. Çok mutlu bir ömür diliyorum size ve sevdiklerinize her nerede yaşamayı seçerseniz.

  21. Harika bir yazi, hic umudunuzu kaybetmeyin. Ne kadar guclusunuz, ne kadar guzel bir sey yapmissiniz evlat edinmekle. Inanin cocugunuz cok sansli.