9 Yorum

Çare Çocuk Edebiyatı

Lisedeyken benim için edebiyat sıkıcıydı. Ancak Fen-Matematik çok daha sıkıcıydı, o yüzden TM’ci (Türkçe-Matematik) olmuştum ben. ‘İstatistik’ denilince kanı donan, istatistikten birden fazla kez ısrarla kalan biri olarak aksi zaten söz konusu bile olamazdı…

Çok sevdiğimiz, hala görüştüğümüz bir edebiyat hocamız vardı. Canım Mustafa Hocam. Ama işte, o dönem aklı bir karış havada olan gençlere edebiyatı sevdirmek -eğer temelleri yoksa- çok da kolay değildi.

Çünkü ”edebiyat bir bellek kulesiydi ve bu kuleye tırmanmaya çocuklukta başlanırdı. Çocukken bu kuleye tırmanmaya başlamazsanız yetişkinlikte sığınacak yer bulmanız pek de kolay olmaz”dı.

Bu sözler, Türkiye’de çocuk edebiyatı denilince akla ilk gelen yayınevlerinden Günışığı Kitaplığı’nın kurucusu, genel yayın yönetmeni ve yazar Mine Soysal’a ait.

Geçtiğimiz Cumartesi günü, Günışığı Kitaplığı’nın dördüncüsünü düzenlediği Zeynep Cemali Edebiyat Günü’ne katıldım. Nihayet katıldım. Önceki senelerde de katılmayı çok istemiş ancak bir türlü denk getirememiştim. Geçtiğimiz Cumartesi sabahında arkama bakmadan çıktım evden.

Screen Shot 2014-10-20 at 10.55.22 AM

Bir sabah erken…

Konferans Kadir Has Üniversitesi’nde düzenleniyor her sene… Kadir Has Üniversitesi bunun gibi pek çok faydalı (gerçek anlamda faydalı) etkinliğe ev sahipliği yapıyor her sene… O kadar benimsedim ki orayı, her gün gitmek için yeniden okumaya başlasam yeri…

Cumartesi günü bana o kadar iyi geldi ki, etkisi bu sabah hala devam ediyor. Ve eğer bazı şeylerin önüne geçmesine izin vermezsem uzun süre de devam edecek…

Şu sosyal medya sayesinde tanıyıp sevip ‘Abi’ ya da ‘Abla’ şeklinde hitap etmek istediğim bir sürü insan o gün oradaydı. Sadece onlar değil, kendi çocukluğumun (Gülten Dayıoğlu, Yalvaç Ural…) ve şimdi çocuklarımın ileride ‘Benim çocukluğumun isimleri’ diyecekleri yazarlar da (Aytül Akal, Behiç Ak, Tülin Kozikoğlu, Feridun Oral…) oradaydı. Rüya gibiydi desem az.

Neler konuşulmadı ki o gün?

Screen Shot 2014-10-20 at 9.44.59 AM

Günün ayrıntıları ve fotoğraflar Günışığı Kitaplığı’nın web sitesinde yerini almış. Ben de bende kalan izleri paylaşayım…

Konuşmacıların her biri ayrı etkileyiciydi… Ancak bende en çok iz bırakanlar Mine Soysal’ın söyledikleri oldu:

Edebiyattan yardım almamız lazım… Bunun için de edebiyatın iyileştirici etkisinden faydalanmamız lazım. Ülke olarak içinden geçtiğimiz şu karanlık günlerde ışığı yeniden görmek için durmadan yürümek zorundayız. Nasıl? Çocuklara, gençlere kulak vererek… Durmayan, soru soran, merak eden, hatta taş atan gençlere kulak vererek… Çünkü bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar…

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal’in konuşması düşündürücüydü… Türkiye’deki yayıncılık sektörü ve edebiyat bilincinin hem göründüğü kadar kötü olmadığını, hem de göründüğünden daha kötü olduğunu düşündürttü bana… Nasıl mı? Hiçbir şey göründüğü kadar basit değil bir kere… İktidara birçok konuda haklı olarak ‘tu kaka’ derken, bazı kuralsızlık ve özensizliklerin de geçmişten geliyor olduğunu unutmamak lazım… Örneğin devletteki süreksizlik… Aynı iktidar içinde kültür bakanının (ve tüm kadronun) sürekli değişiyor olması (ve kadro her değiştiğinde ilişkilerin sıfırlanması) yeni bir zorluk değil… Ancak MEB’deki bazı uygulamalar, bazı yayınevlerinin okullara alınmaması gibi konular son dönemlerde gittikçe artan yasakçı zihniyetin bir yansıması…

Celal, yayıncıların en büyük zorluklarından bir diğerinin korsanla mücadele olduğunu anlattı. Gerçekten çok, çok zora sokan bir durum bu onları, ve devlet bu konuda yetersiz kalıyor anladığım kadarıyla. Korsan kitap almayın!

Bir de bağımsız yayınevlerinin kapanmasının yayıncılık için çok büyük bir darbe olduğundan bahsetti Celal. Ah Robinson, ah…

Bu blogun okurlarının oldukça yakından tanıdığını düşündüğüm yazar ve illüstrator Feridun Oral, Günışığı Kitaplığı kurucularından Müren Beykan’ın yönettiği ”Kitap Tasarımı ve İllüstrasyon” panelinin katılımcılarındandı. Diğer katılımcılar illüstratörler Huban Korman ve Sadi Güran’dı (ki her ikisinin de çizimlerine aşinaymışım meğer…) Tasarıma farklı yaklaşımları olan bu ustaları dinlemek çok keyifli, çok ufuk açıcıydı. Panelin sonunda vakit olsaydı ‘Şeyyy, perdön, bu konuda herhangi bir eğitim almamış, tasarım anlayışı çöp adam (şimdi çöp aile) çizmenin ötesine geçmeyen bu garibana ne gibi önerileriniz olur aceba?’ diye soracaktım, vakit kalmadı. Belki de evren benim çizmemi istemiyor… Kısmet…

ZCEG

Soldan: Huban Korman, Feridun Oral, Müren Beykan, Sadi Güran

Dinlemeye doyamadığım bir başka konuşma yine Mine Soysal’dan geldi: Eğitimde Edebiyat Sansürünün Yeni Boyutları… İşte bu konuda durum sandığımızdan da vahim sevgili seyirciler… Çünkü:

  • Edebiyat bir bellek kulesidir. Her edebiyat eseri, her öykü, her roman bu kulede bir tuğladır; çağına ışık tutar.
  • Yasakçı eğitim sistemi, edebi eserleri içeriğine bakmadan nesneleştirir. Ona göre ‘kitap bilgi vermelidir, işe yaramalıdır.’ Halbuki edebiyatın hiç böyle bir kaygısı yoktur.
  • Edebiyat sınırları kaldırandır. Halbuki günümüzde edebiyat sınırlandırılmaya çalışılıyor (Bkz. Fareler, Portakallar ve Yasaklar)
  • Bugüne kadar kimler sansürden nasibini almamış ki: Edip Cansever, Melih Cevdet Anday, Reşat Nuri Güntekin, Aslı Tohumcu, Muallim Naci, Bilgin Adalı… Ve Yunus Emre… Sekiz kıtalık eserinin bir kıtasını tamamen çıkararak yedi kıtaya indirmişler.
  • Üç nokta sansürcülerin en sevdiği şey… Eğer kendince ‘uygun’ bir ikame bulamıyorlarsa (örneğin TANRI yerine ALLAH koymak gibi!) hemen üç noktayı diziveriyorlar… 
  • Halbuki sen bir edebiyat eserini kesip kırpıp sunarsan nesiller edebiyattan uzaklaşır, çünkü zevk alamaz. Hiç okutmamakla aynı şey bu!
  • Son zamanlardaki yasakların ilginç tarafı, yasaklanan eserlerin MEB tarafından tavsiye ediliyor olması…
  • Yasakçı, sansürcü sistem, toplumu kütüphanesiz kılmak ister (ve bunu başarıyor). Bunu nasıl yapar? Kütüphanelerin sayısını azaltır, iyi derlemez, çalışanlarını mutsuz bırakır. Kütüphanesizlik, siyasi erk için en iyi olandır.
  • Siyasi erkin korku toplumu yaratma çalışmaları ne yazık ki meyvesini veriyor: Oto sansür. Son örneği Altın Portakal’da yaşandı.
  • Ve ne yazık ki geçmişimizden ders almıyoruz çünkü belleksiz bir toplum için ders almak söz konusu değil. Belleksiziz, evet…
  • Peki çare nedir? Çare, otosansüre karşı durmaktır. Edebiyat okumaktır. Eğitim Bakanlığı’nın edebiyatın yanında durmasıdır.

Çocuk Edebiyatında Uluslararası Buluşmalar üzerine sunum yapan, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Ayfer Gürdal Ünal da yurtdışında ve ülkemizde devletlerin çocuk edebiyatına yaklaşımları konusunda ilgi çekici şeyler söyledi. Ünal, çocuk edebiyatı üzerine dünyanın en saygın ödüllerinden biri olan Hans Christan Andersen ödülünün jüriside Türkiye’yi 36 yıl aradan sonra yeniden temsil eden bir isim. Bu anlamda yurtdışı gözlemleri gerçekten değerliydi. Onun söyledikleri de çok farklı değildi: Özgürlük önemli bir sorun ve izgüdüşümü sanatta da görülüyor. Yurtdışında (Batıda) çocuk edebiyatının desteklenmesi bir devlet politikası olarak uygulanıyor. Orada edebiyat da, yazarlar da daha özgür. Bunda, çocuk gelin, çocuk işçi gibi bizde gündelik hayata kadar inmiş sorunlarla uğraşmak zorunda olmamalarının da etkisi var (tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?). Engellilik, eşcinsellik, ilaç bağımlılığı vs. gibi konular ‘sivri’ konular çocuk ve gençlik edebiyatında daha özgür bir şekilde yer bulabiliyormuş orada…

Screen Shot 2014-10-20 at 10.55.02 AM

Bir Cumartesi günü olunabilecek en güzel yerdeyim. Kaç senedir denk getiremediğim #ZeynepCemaliEdebiyatGunu’ne sonunda geldim. #benimiçinedebiyat #zceg4

Kapanış konuşmasını yapan Enver Ercan ise tartışmasız en renkli kişiliklerden biriydi oradaki… Edebi birikiminin yanı sıra topluluğu hep bir ağızdan güldürebilmesi herkeste bir ‘stand up show’ etkisi yarattı. Ama ben espirilerini anlatmayacağım burada, gülmezsiniz çünkü ‘orada olmak lazımdı’!

Günün sonunda Zeynep Cemali Öykü Yarışması ödülleri dağıtıldı. Son dört senedir yurtçapında düzenlenen, altı, yedi ve sekizinci sınıf öğrencilerine açık olan bir öykü yarışması bu… Her sene, Zeynep Cemali’nin bir öyküsünden alıntılanan cümleyle belirleniyor teması… Bu seneninki ‘umut’tu. 2015’inki ‘Cesaret’miş. (6-7-8. sınıf Türkçe öğretmenleri, 2015 yarışmasıyla ilgili buradan bilgi alabilirsiniz)

Ödül kazanan öğrencilerin tümü kızdı. Zaten genelde kızlar daha çok ilgi gösterirmiş bu yarışmalara… Yani oğlanlar fazla ilgi göstermezlermiş (ne üzücü…). Ancak bu ivme son senelerde değişmeye başlamış: Bu seneye kadar erkek öğrencilerin katılımı beşte birde kalırken bu sene üçte bire çıkmış. Ha gayret!

Oradaki öğrencilerin hiçbirini tanımam, hepsini hayatımda ilk kez gördüm, ancak ödüller verilirken kendi çocuklarımmışçasına gözlerim doldu. Evet, kolay ağlayan biriyim ama salondaki herkes benimle aynı hisleri paylaştı, eminim… Birinciliği Trabzon’da bir devlet okulundan bir kız öğrenci aldı (kazananların isimleri burada var). Bu vesileyle kazanan, kazanmayan, yarışmaya katılan tüm öğrencilere, öğrencilerine yol gösteren tüm öğretmenlere, çocuklarını destekleyen tüm anne babalara sevgi, saygı ve teşekkürlerimi göndermiş olayım, sağ olsunlar hepsi…

Ve Günışığı Kitaplığı… Bence böylesi bir konferansla Türkiye’deki çocuk edebiyatına muazzam bir katkıda bulunuyor ve bunun etkisi gelecek nesillerde görülecek. Günışığı ve onu gibi edebiyata yatırım yapan yayınevleri, yazar ve eğitimciler sayesinde bugünün nesilleri ‘edebiyat denilen bellek kulesine tırmanıyorlar.’

Cumartesi günü Kadir Has Üniversitesi’nde nefes aldım ben. Ruhum beslendi resmen. Ve oradan ayrıldığımda, Haliç’in püfür püfür rüzgarıyla Eminönü’ne doğru yürürken kendimi şöyle derken buldum:

Her şeye rağmen, çok güzel işler yapmaya çalışan ve başaran insanlar var.

Hâlâ ve hep var.

İyi ki var…

9 yorum

  1. Harika yazmissiniz. En guzel yaziniz neredeyse. Sevgiler♡

  2. Teşekkürler paylaşımınız için.

  3. “Her şeye rağmen, çok güzel işler yapmaya çalışan ve başaran insanlar var.

    Hala ve hep var.

    İyi ki var…” demissiniz ya,
    siz de iyiki varsiniz blogcuanne…

    Ne de guzel bi yazi olmus bu, keyifle okudum elinize emeginize saglik.
    Ve edebiyat cocuktur,hayaldir!

  4. İçimdeki çocuk kitabı illüstratörü olma hayalini dürtüklüyorsunuz 😀

  5. Incir'in Annesi

    Ben de kolay aglayan biriyim tamam ama bu yaziya aglamayi beklemiyordum. Ay agla agla amaaaan! Yazi cok guzel. Sikici bir cocuktum ve biraz sikici bir yetiskinim ama kendimle ilgili en sevdigim tarafim kitap okuyan bir insan olmamdir. Severim, kitap okuyani da severim.

    Sevgiler,