3 Yorum

Gonca ve Bartu’nun Hikayesi

Gonca ve Bartu’nun Hikayesi
18 Mart 2013

En sevdiğim şey doğum hikayemi anlatmak. Seviyorum anlatmayı çünkü her şey tam da hayal ettiğim gibi oldu. Sakin, huzurlu, kaygısız ve güvenle yaptım doğumu.

Birçok şey insanın elindedir aslında. Korkularımız, inançlarımız şekillendirir çoğunlukla olayları. Ben hep doğumun kolay olacağına inandım. İnsanlığın var oluşuyla birlikte kadınlar doğurabiliyorsa ben de yapabilirdim. Kendime, doktoruma ve ekibine de güvendim hep. Korkulara kapılmadım. Normal ya da sezaryen, bu doğum olacak bir şekilde. Her iki şekilde de az ya da çok ağrı ve acı olacaktı elbette.

Hep normal doğum olmasını istiyordum, tabii ki tıbbi bir gerekçe olmadığı sürece. Hep olumlu düşündüm ve güvendim kendime. Tabii doktorunuza da güvenmek en önemlisi. Çünkü gebelik ve doğum benim için çok yabancı. Benim bu kadar cahil olduğum bir konuda işin uzmanlarının olduğunu bilmek tüm endişelerden kurtarıyor insanı. Ki siz ne kadar pozitif iseniz etrafınızdaki insanlar da o kadar rahat oluyor, o kadar iyi yapıyorlar işini. Sonuçta onlar da insan…

Doktorum demişti senin doğumun kolay olacak diye. Bende “evet biliyorum!” diye cevap vermiştim. Ama sonuçta o doktorumdu ve beni cesaretlendirmek için söylüyor olabilirdi. Ama hayır daha sonra hastane ekibi ile tanıştım. Onlar da bana aynı şeyi söyledilir. Son olarak da doğuma gittiğimde kontrolümü yapan nöbetçi doktor da aynı şeyi söyledi beni gördüğünde. Güler yüzlü, pozitif insanların doğumu kolay oluyor dedi.

Sonuçta acı görecelidir. Acı herkeste aynı olsa da herkesin hissettiği farklıdır. Bu farkı ise sizin kafanızda kurduklarınız belirliyor.

Gelelim bizim hikayemize! Oğlum Bartu 18 Mart 2014 Pazartesi günü saat 10.15’te dünyaya geldi. 16 Mart cumartesi günü rutin kontrolümüzde doktorumuz bugün yarın gelebilir demişti, ama “bugün yorgunum bugün gelme” dediğini duyan oğlum kırmadı doktorumu, bekledi. Sakin geçen cumartesiden sonra keyifli bir pazar günü geçirmemize izin verdi. 17 Mart pazar akşam yürüyüşümüzü yapmış üstüne güzel bir akşam yemeği yemiş, yatmaya hazırlanıyorduk. Tuvalete gittiğimde bir anda akan bir miktar suyu fark ettim. Bir bardak kadar akmıştı az önce değiştirdiğim pedin üzerine. Şeffaf, berrak ve kokusuz, ki ben kendine has bir kokusu olduğunu okumuştum. Ne idrar gibi ne de akıntı gibi. Emin olmak için bekledim biraz. Annelerle ayakta sohbet ederken dinledim kendimi. Evet azar azar sızıntı vardı. Bu gelen suyum olmalıydı.

Saat 23.00 civarıydı ve evde herkes oğlumdan ümidi kesmiş yatmak üzereydi. Kimseye fark ettirmeden iyi geceler dileyerek geçtim odama. Eşime galiba suyum geldi dedim. Emin değildim ve beklerken bir duş aldım. Akıntılar artmaya başlamıştı ve  ben doktorumu aradım. Eşim de bu sırada traş olmuş giyinmiş gözümün içine bakıyordu ne yapacağız diye. Doktorum beni hastaneye yönlendirdi. Eşim “sen sakin olursan ben de sakin olurum” diyerek paniklediğinin sinyallerini veriyordu. Sakindim, ağrım yoktu. Annem odasına çekilmiş, kayınvalidem ise tam yatmaya hazırlanıyordu ki ben suyumun geldiğini söyledim. Hazırlanmış hastaneye gidiyorduk. Rahat uyusun, paniklemesin diye annemi uyandırmadık evden çıkarken. Ama sonradan bir öpücük bile almadan evden çıktığım için içim cız etmiş pişman olmuştum.

Saat 00.30 olmuştu ve biz hastane yollarına düşmüştük. Elimde su mataram (ki doğum sırasında çok işime yaradı, eşimin ağzıma su vermesi kolay oldu), acilden giriş yaptık. Beni hemen sancı odasına yatırdılar ve NST’ye bağladılar. Nöbetçi doktor geldi ve NST’yi bekledi. Aslında önce kontrol etmesi gerekiyormuş ama gelir gelmez beni makinaya bağlayınca bekledi doktor. Daha sonra bir alt kattaki odada kontrolümü yaptı ve açılma 3 santim olmuştu. Suyum da gelmeye devam ediyordu. Doğum başlamıştı artık. Oğluma kavuşacak olmanın heyecan ve mutluluğuyla kalktım masadan. Yürüyebilirim dememe rağmen tekerlekli sandalyeye oturtup öyle çıkarttılar beni sancı odasına. Bu sırada eşim de giriş yapmış ve doğum çantamızı getirmişti odamıza. Bundan sonra sancıları bekleyecektik.

Bir taraftan NST diğer taraftan serum ile bağladılar beni yatağa. Ama o kadar sıkıcı ki beklemek ara ara sıkılınca NST’den çıkıp dolandım odada. Sancıların başlaması saat 04.00’ü buldu. Sırtta adet sancısı gibi ya da böbrek ağrısını andıran bir ağrıydı bu ara sıra karnımda da dolanan gaz ağrısı gibi sancılar da olmaya başlamıştı. Evet, beklenen sancılar başlamıştı fakat yavaş ilerliyordu. Bu sırada nöbetçi doktor sık sık kontrole geliyor, açılmayı kontrol edip doktorumu bilgilendiriyordu. Sancılar daha fazla ilerlemeyince suni sancı verdiler. Suni sancı ile sancılar da, açılma da artmıştı. Sancılar arttığında ara ara odanın içinde dolanmaya başladım. Ayakta daha az hissediyordum sancıyı ve sancı geldiğinde de eşime dayanıyordum, o sırtıma masaj yapıyordu ki bu çok rahatlatıyordu.

İlk zamanlar ağrı ile birlikte titremeler oluyordu, sonra geçti. Bir de o her daim yanan ayaklarım bir türlü ısınmak bilmiyor ve donuyordu. Kat kat çoraplar ve battaniye yetmedi, eşim elleriyle ısıttı ayaklarımı. Ağrılar artıyordu saatler ilerledikçe. Rahatsız ediciydi ama dayanılamayacak gibi değildi. Epidural ile doğuma karşı değildim ama doğum sancılarını ve ağrı eşiğimi de merak ediyordum doğrusu. Bekleyip görmek istiyordum, dayanıklılığımı test edecektim bu fırsatla, ve dayanamadığım yerde isteyecektim.

Sabah olmasıyla açılma da 6 santimi bulmuştu. Ben sancıların daha da artmasını beklerken zor kısmı atlattığımı ve bundan sonra ağrının daha fazla artmayacağını söylediler. Bu zamana kadar sadece yüzümü buruşturarak atlatmıştım sancıları. Nöbetçi doktora da epidurali duruma göre isteyeceğimi söylemiştim ve hala istemediğimi görünce de çok iyi dayandığımı söyledi. Zaten bundan sonra yapılacak epidural doğumu yavaşlatır ki buna gerek yok gibi diyerek rahatlattı beni. Zor kısmı epiduralsiz atlattığıma göre gerisini rahatlıkla atlatabilirdim. Kendime güvenim artmıştı.

Bu arada mesai başlamıştı hastanede. Doktorum ve ekibi gelmişti. En çok istediğim şeydi doğumun sabah olması. Çünkü insanlar dinlenmiş şekilde mesailerine başladıklarında benimle daha iyi ilgileneceklerdi. Eminim ki bu güler yüzlü ekip hangi saat doğum yaparsam yapayıp hep güleryüzlü olacaklardır ama ben yine de dinlenmiş, zinde bir ekip ile olmaktan daha memnun oldum. Ki bir günlük tatilin ardından dinlenmiş olarak mesailerine başlayan doktorum ve ekibi günün ilk doğumunu bana yaptırdılar. Hep şanslıyımdır zaten!

Evet ekip dinçti fakat 12 saatten fazla aç ve uykusuz ben, yorulmuştum artık. Açılmalar attıkça mide bulantısı da başlamıştı ama midem boş olduğu için yalnızca kuru kuru öğürmekle yetindim. Yorgunluk arttıkça gücüm azalıyordu ki serumun içine yapılan ağrı kesici imdadıma yetişti. Ağrı kesici sancıları arttırırken beni de uyutuyordu. Ama ağrı kesici beni sarhoş gibi etmişti ve güç toplamam için bisküvi ve vişne suyu getirmişlerdi. Ikınmaya gücüm olmalıydı bu nedenle de biraz yemeliydim ama bir bisküviden fazlasını yiyemedim.

Sonunda açıklık 9 santimi bulmuştu. Doktorum açılmanın 10 santim olana kadar bir saat daha geçebileceğini ve bu sürede sancıların devam edeceğini ve daha sonra ıkınma hissedeceğimi söyledi. Ama bazen arkamı dönüyorum ve hasta ıkınmaya başlıyor dedi. Ve evet doktorum kapıdan çıkmıştı ki ben makatımda bir ağırlık hissetmeye başladım. Evet bu ıkınmaydı ve eşim hemen ebeyi çağırdı. Ebe kontrol etti ve evet ıkınma başlamıştı. Orada nasıl ıkınmam gerektiğini anlattı ve biz deneme yapmaya başladık. Beş altı denemenin sonunda ıkınma iyice artmıştı ve doktorumun gelmesiyle doğum odasına geçtik. Hastanede sancı odasının içinden doğum odasına direkt geçiyorsunuz, koridora falan çıkmadan rahatça yürüyerek geçtim hemen doğum masasına. Bu sırada doğuma girecek olan eşim de giyinmiş hazırlanmış heyecanla bekliyordu.

Doğum masasına oturup 2-3 ıkınmadan sonra bebeğimin kafasının göründüğü müjdesini aldım. Eşim ise sağ omzumda heyecanla omzumu sıvazlıyor ve bana destek oluyordu. Bir nefes aldıktan sonra bir ıkınma ile kafası çıkmıştı ve son ıkınma ile oğlum doktorun elindeydi. Aylardır içimde kıpırdayan, merakla beklediğimiz oğlum, bu küçük varlık böcek böcek bakıyordu etrafa. Eşim ise kıpkırmızı gözlerle olayın şoku içinde bir bana bir oğlumuza bakıyor, gözyaşları içinde beni öpüp duruyordu.

Oğlumu hemen yanımdaki masada siler silmez verdiler kucağıma. Yanağı yanağıma değerken hissettiklerimi yazmam mümkün değil. Bu mini minnacık insancık 39 hafta 4 gündür içimde büyümüş ve şimdi kucağıma gelmiş meraklı gözlerle izliyordu annesini. İkimiz de olayın şoku ile bakıştık önce, içimde büyümüş olsa da sonuçta yeni tanışıyorduk. Bu sırada doktorum plasentayı almış ve kesiyi dikmeye başlamıştı bile. Plasentayı falan merak ediyordum, bakacaktım içimden çıkanlara ama oğlumdan gözümü alamadığım için göremedim hiçbirini. Bu sırada çocuk doktoru da gelmişti ve oğlumu hemen yan masaya alıp kontrollarine başladılır. Ki hastanenin bu olanağına da bayılmıştım. Oğlumu benden ayırmadan her şeyi gözümün önünde yapıyorlardı. Ve ben bu sırada onunla konuşuyordum. Oğlum da kafasını çevirmiş, aylardır sesini duyduğu bu yüze dikkatli dikkatli bakıyordu. Oğlumun kontrolleri benimde dikişim bittikten sonra ikimizi de giydirdiler ve oğlum kucağımda geçtik mavi kurdelalarla süslü odamıza.

Gonca2

Sancılar ve doğum sırasında eşimden başka kimseyi istemediğim için anneler evde kalmıştı. Eşim doğuma girerken haber vermişti ve biz odamıza girer girmez onlar da geldiler. Gözyaşları, tebrikler, dualar ve maşallahlar eşliğinde başladı asıl zorluk: Emzirme…

Aslında ilk emzirme sırasında da yalnız olmak istemiştim ama anneleri bu kadar tutabildik. Neyse…

Emzirecektim ama benim meme uçları hooop! yok oluvermişti. Normalde dokununca fırlayıveren meme uçları nazlanıyordu ve kendini içe çekmişti. Ben kan ter içinde doğum yorgunu ve tecrübesiz oğluma memeyi vermeye çalışırken mememe kaç elin dokunduğunu kaç kişinin mememin neresinden tuttuğunu hatırlamıyorum bile. Sanırım çabamı gören herkes en az bir kere el attı mememe. Annelerin süt yok, süt gelmedi şeklindeki telefon görüşmeleri de eklenince sonunda sinirlerime hakim olamayıp koyuverdim gözyaşlarımı. Gıkımı çıkartmadan doğumu atlatmıştım ama emzirmede takılıp kalmıştım.

Meme ucum olmasa da sütüm vardı. Akmıyordu ama damlıyordu ki olması gerektiği gibiydi aslında. Okuduğum kitaplarda ve katıldığım eğitimlerde ilk gün yarım çay kaşığı süt gelse yeter diyorlardı ve benimde yarım çay kaşığından fazlaydı aslında gelen. Ama gel bunu anlat. Öyle ki annem ne dediyse uzun bir süre her arayan sütümü sorar olmuştu. Bunlara hazırlıklıydım, kulak asmayacaktım aslında ama insan ister istemez etkileniyor işte… Bu arada ziyarete gelenler, tebrik telefonları derken gece olup refakatçılarım da uykuya dalınca baş başa kaldım oğlumla ve ilk kez gerçek anlamda o an emzirdim oğlumu. Aslında süt yokluğu, meme ucunun çıkmaması falan değildi engel. Biz oğlumla baş başa kalınca rahatladık ve bu sayede emzirebildim bebeğimi. Neymiş ders olsunmuş, doğum yapıp emzirdikten sonra haber veriliyormuş eş dosta. Kimsenin kötülüğünden değil ama benim gibi sakin kafayla rahat ediyorsanız en güzeli yalnız kalmak.

Sevgilerimle…

Gonca Göçmen Aktaş
Acemi Anne ve Baba

***
Pozitif doğum hikayeleri, kadının bedenine ve tercihlerine saygı duyan, doğumun doğallığını ve mahremiyetini dikkate alan, tıbbi müdahelelerin minimum kullanıldığı ya da gerekmedikçe kullanılmadığı doğumların paylaşıldığı hikayelerdir. Pozitif Doğum Hikayeleri hakkında buradan daha fazla bilgi alabilir, diğer hikayeleri buradan okuyabilir, paylaşmak istediğiniz bir hikayeniz varsa buradan bilgi alabilirsiniz.

3 yorum

  1. ne kadar da güzel, böyle kadınlara bayılıyorum, ben de hayallerimin ötesinde muhteşem güzel bir doğum yaşadım, keşkesiz, müdahalesiz, sakin, huzurlu, rüya gibi ve hatta doğuma sexi ve romantik de diyebilirim, nice nice pozitif anne, pozitif doğum hikayesi ve pozitif bebeklere, daha güzel yarınlara diyesim geldi 🙂 en büyük mucizeyi yaşamışsınız ne mutlu

  2. ne güzel bir hikaye.. 🙂

    aynen ben de o kadar insanın arasında kasıldığım için ilk emzirme denemeleri çok acılı olmuştu..ne zaman başbaşa kaldık ve herkes benim mememi görüp rahatladı (!) daha da bakmadı (!) o zaman emzirme zevkli hale geldi!

  3. Bütün doğum hikayeleri gibi çok güzel ve eşsiz. Güle güle büyütün oğlunuzu…Paylaşımınız için çok teşekkürler. Sevgiler…