18 Yorum

Yoğurt kapları sevgi taşır

Aşağıdaki yazı, Blogcu Anne okurlarından Ayçe tarafından kaleme alındı. 

***

Yoğurt kapları sevgi taşır

Yoğurt kapları biriktirme yaşı diye bir yaş var. Yaşlılık alameti. Bir gün kendini yoğurt kabı yıkarken, onları muntazamca istiflerken buluverirsin. Ne zaman başlamışsındır, hatırlamazsın. Zaten genelde pek çok şeyin başı hatırlanmaz. Önce ya hayal eder, ya direnirsin. Sonra bir de bakarsın, yapıyorsun.

Annelerin çocuklarını beslemekle ilgili saplantılı bir tutumu vardır. Doğum anı itibariyle en önemli birinci vazifesi  “beslemek”. Bebeğini herkes uyutabilir, ağlarken kucağına alıp sallayıp gezdirebilir, altını değiştirir, oynar, eğitir falan da besin annenin bedeninde. Beslemezsen ölecek. Bebeğini bedeninle doyurmalısın. (Ay ne muazzam bir andır o süt verme anı. Hatırlayınca göğüslerim zevkle sızladı!)

Anne sütten kesilince de bu temel besleme dürtüsü işlevini devam ettirir.

Kuşkusuz toplumlar arası farklılık gösterir. Ama yurdum topraklarında kaşıkla, yemek parçası ile çocukların peşinde koşan, mamayı son kaşığa kadar yedirip, tam zaferinin tadını çıkaracakken kusuveren yavrusu karşısında sinir krizi geçiren, her şeyi yiyebilsin diye neredeyse süt dişleri dökülecek yaşa gelmiş çocuğuna halen püre, ezme yemekler yediriveren annelerden bolca bulunmaktadır.

Tabakta kalırsa arkamızdan ağlayan yemeklerimiz, yutmadan, bitmeden kalkılmayan sofralarımız vardır. İyi beslenmiş, gürbüz çocuklara sahip olmak bizim için önemlidir. Yemeyen çocuk annesi, kendini yenilmiş, başarısız, ezilmiş hissederken, gürbüz çocuk annesi mağrur ve gururludur.

Nasıl da severiz, ağzını açan, tabağındakini bitiren, kahvaltısında tren yapıp tabağın kenarına dizilmiş ekmek parçalarının hepsini yiyen çocuklarımızı. Bir o kadar da seviniriz, “aman da benim aslan oğlum”, “aferin benim güzel kızıma”, “bak babası nasıl da güzel yiyormuş”. Baba da duruma katılıp anneyi yalnız bırakmaz. Konuya uzak da olsa kadının sesindeki önem vurgusunu hissetmiş ve desteklemenin çok iyi bir şey olduğunu keşfetmiştir (Umursamadığında, kadının şerrinin gücünün de, bu keşfe etkisi olduğunu göz ardı etmemek gerekir). Gür sesiyle o da onaylama ve takdir etme sözcükleri ile annenin, “yedi diye sevme merasimi”ne eşlik eder. Ev daha kalabalıksa bu merasim herkesin katılımı ile daha da şenlikli hale gelir. Teyzeler, yengeler, büyükanneler herkes, ağzına yemek alıp yutan çocuğu gördüğü an, sevinçten çılgına döner (özellikle kadın olanlar).

Çocuk, bu “çok yersem herkes beni sevip, onaylıyor” gerçeğini 5-6 yaşına gelince kadar günde en az beş öğün beslenirken iyice öğrenir ( yaklaşık 9.000-10.000 tekrar).

Anne, yedirdikçe kendini işe yarar ve mutlu hisseder. Çocuk da yedikçe mutlu olan annesinin keyfiyle daha da mutlu olur. Karnı doyduğunda ortama yayılan bu mutluluk ve sevgi enerjisi ile diğer bir gerçeği de idrak eder: “karnın tokken iyi hissedersin.”

Çocuk büyürken anne taktik değiştirir. Artık yemekler havada uçan, “aç bakalım hangarı uçak geliyooorrr” diye kaşıklarda sunulmaz. Sofra adabı diye bir aşamaya geçilir. Akşamları tüm aile aynı saatte masa başında olmalıdır. Bu baba için çok önemli bir kuraldır. Herkesin hava kararmadan evde olması ve akşam yemek masasında bulunulması, yemekler bitmeden kalkılmamasını babalar çok önemser.

Anne bu fırsatı çok akıllıca kullanır. Yeni stratejiler geliştirmiştir. Artık sofrada çocuğun en sevdiği, tam da sevdiği gibi, asla hayır diyemeyeceği yiyecekler bulunur.

Akşamları masada olmama özgürlüğüne kavuşana kadar çocuğun damağı, bu tatlara iyice alıştırılır. Sonra bir üst seviyeye geçerek “akşam erken gel en sevdiğinden yapıyorum”, “hadi bari, bir parça at ağzına da öyle çık annem” “yemeden çıkmasaydın”lara geçilir. Modern teknolojiye uyum sağladıkça yeni iletişim yolları da eklenerek “Akşama etli sarma yaptım. Yemeden gel” benzeri mesajlar atılır. Hazırlanan yemeğin fotoğrafı çekilip instagramda paylaşılır. Çocuk taglenir ve gülen suratla durum sevimli hale getirilir.

Yedirmenin, anne ile çocukları arasındaki sevgi alışverişinde içgüdüsel bir bağ olduğu kesindir.

Ve derken, bir gün çocuklar büyür ve artık evde yaşamamaya başlar. Yedirerek sevgi gösterme ve sevildiğini hissetme ihtimalleri biraz daha dolambaçlı bir hal alır.

Ara sıra eve uğrayan, ziyarete gelen çocuk (ve gelin, damat, torun vb.) o bütün evi saran mis gibi anne yemekleri kokusu ile karşılanır.

Diyette olmak, az sonra yemeğe gidecek olmak ya da yemekten gelmiş olmak mazeretleri genelde hükümsüz kalır. Karnındaki tokluk hissinin verdiği iyilik haline kavuşmak için de hızlıca yer.

Zaten, direnecek gücü bulma şansı çok yoktur. O da özlemiştir. Damağına yayılan lezzetin hazzı, evdeki tanıdık kokunun huzuru, annesiyle arasındaki o kendi yaşamının ilk evresinden kalan içgüdüsel sevgi alışverişi ile önüne ne konarsa hepsi yenir.

Ve yemek sonrası tam kapı ağzında vedalaşırken birden kahraman anne son hamlesini yapar.

Artmaları için bolca yapılmış yemekleri “yoğurt kaplarına” koymuş, torbalayıp sıkıca güzelce bağlayıp, “kalmasın bunlar, yarın yersin canım” diye eline tutuşturuvermiştir.

Önceleri borcamlara, tencerelere koyup verdiği yemeklerin kaplarının asla geri gelmediğini tecrübe etmiştir. Ve bu tek kullanımlık “sevgi transfer” kaplarını keşfetmiştir.

Yolcularken, bir de kocaman sarılıp kucakladığı çocuğunun içini kaplayan iyiliğin tesirinde olduğundan emin, tatmin olmuş bir ruh hali ile kapıyı kapatır.

Annesine, seni seviyorum demenin kelimelerden kıymetli yolunu keşfeden çocuk, arada en sevdiği yemeği isteyip, gidip iştahla yerken yüzündeki ifadeyi izlemesine ve torbalanıp “yoğurt kaplarına” konmuş sevgi transferine izin verir.

Ayçe Ayyıldız

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

18 yorum

  1. aglatii bu yazi..elinize saglik..

  2. Süper olmuş bu yazı 🙂 “Sevgi transfer” benzetmesine bayıldım. Kırk yıl düşünsem yoğurt kaplarına bu değeri atfetmezdim herhalde 🙂 Hakikaten ne kadar doğru, yedirdikçe mutlu oluyoruz biz.

  3. İçimi ısıttı bu sıcacık yazı …

  4. gözlerim doldu. annemi düşündüm, sonra kızlarımı… annem ve kızlarım…

  5. Harika bi yazı olmuş elinize sağlık. “Önceleri borcamlara, tencerelere koyup verdiği yemeklerin kaplarının asla geri gelmediğini tecrübe etmiştir.” cümlenize sesli bir kahkaha attım. Çok başarılı gözlemler…

  6. Ne kadar doğru tespitlerde bulunulmuş, okurken içim ısındı, hem kendimi hem Oğlumu hemde annemi düşündüm Gözlerim dolu dolu oldu…yaşasın yoğurt kapları, yaşasın sevgi transferleri o zaman :))

  7. Bir de dondurma kabı. Buzlukta dondurulmuş sarmalar, börekler , köfteler. Çok özlüyorum kayinvalideme gidip güzelce karnımı doyurdugum ve haftalik yemeğini alıp eve döndüğüm o pazar günlerini. Çok çalışıp gidemedigimizde köşedeki bakkala bir tepsi su böreği bırakmışligi bile vardır. Sağolsun… ben de aynısını yapabilirim umarım.

  8. Super bir yazi !! ben Roma’da yasiyorum ve evimde anne ziyaretlerinden kalan bir suru sutas yogurt kabi var desem :))

  9. Muhtesem bir yazi olmus ! Yureginize saglik

  10. Günümü aydınlattı, içimi ısıttı… Hayatın içinden… Annemi, kayınvalidemi, kendimi düşündüm..

  11. ..ayy süper bi yazı olmuşş….hem ağladım ,hem güldüm okurkenn…..kızım uyuyorr..kalkınca ne yiyecek düşüncesindeyken okudum yazıyı..okur okumazz kalkıp tarhana ıslattım bir andaa… 🙂 kendimi anne olarak düşünürkenn,annemi ve kayınvalidemi düşündümm…eve dönüşte daha ben çocukları giydirirken yoğurt kaplarında ,dondurma kaplarındaki yemekler ,tatlılar paketlenip kapıda hazır olurr… annemde kayınvalidemde aynıı….akşam hangisine gitsem diye düşünüyorumm.. :))

  12. Ailesi ile aynı şehirde yaşayanların daha iyi anlayabileceği bi durum sanırım 🙁

  13. Ahhh o yoğurt kapları, diyetimi altüst eden anneciğimin caanım yemekleri, sarmaları bizsiz boğazlarından geçemeyen, yanlarında olamadığımızda gözleri dolan, iç çeken annelerimiz. Anne yemekleri… Evliliğimin ilk günlerinde internet tariflerinden yola çıkarak yaptığım yemekleri yedirememiştim eşime. Son çarede annemi arayıp anne bütün tariflerini yazmalıyım demiştim endişeyle. Kurtarıcı annem benim seni seviyorum. Yazıyı yazan Ayçe Hanımın da yüreğine sağlık iyi gözlem.

  14. Bence bu yazıda başka mesajlar da var, ya da ben öyle algıladım… Ne kadar yemek yemek üzerinde dönüyor hayatlarımız?.. Bana o kadar duygusal gelmiyor, paylaşılacak tüm duygular, sevgi, bağlılık, vefa, yemek üZerinden mi transfer olacak? Bu işin kolay yanı bence..çocuklarımı yemek hazzıyla yetinecek şekilde yetiştirmemek için çok mücadele veriyorum, anlatılan çocukluk tablolarını yaşamayalım diye…yazı çok başarılı …

  15. Ben bayıldım bu yazıya, Çağan Irmak filmi izler gibi yazdığınız sahneler canlandı gözümde,daha 2 gün önce annemle yoğurt kabını atsak mı yıkasak mı diye çekişiyorduk biz,ben kazandım çekişmeyi..Anneciğimin ” sonra yemek koyacak hafif kap bulamıyoruz ” demesini hiç önemsemedim,evde borcam dolu nasılsa dedim,demek ki daha ben de yaş kemale ermemiş, henüz yoğurt kabı biriktirecek kıvama gelmemişim 🙂

  16. harika bir yazı olmuş… bir de kendi evindeki yoğurt kaplarını biriktirip annesine götürenler var… vardır değil mi? tek ben olamam :)))

  17. Harika bir yazi…deep freeze deki ici borek dolu yogurt kaplarim geldi aklima…sevgi serpistirilimis ustune 🙂

  18. ne güzel anlatmışsınız. Anneciğim de tıpkı yazıdaki anne gibi. Yüreğinize sağlık…