22 Yorum

Şimal’in İkiz Gebelik Günlüğü

Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin yeni dönemdeki yazarlarından ikiz gebesi Şimal, ilk yazısıyla başlıyor.

***

Ben Şimal. Ankara’da Kızılay ile Cebeci arasında doğdum, büyüdüm. Annem çalıştığı için çok minikken anaokuluna başladım, keza okumaya da… Yazları sabahları balkonda okuduğum kitaplar benim “Erkek Fatma” olmamı engelleyemedi ancak frenledi, erkeklerle akşamüstleri futbol maçı yapmayı ihmal etmedim. Şu yaşıma kadar da “kız çocuğu” kodlarım hep eksikti, eşim hala yemek yapmayı benden daha iyi bilir, o kadar diyeyim… Evde yemek yoksa en fazla makarna yapıp içine peynir koyardım, hem meşgul kızlar yemekle uğraşmamalıydı! Çalışırken öğlen yemeğini atlamışsam bir paket bisküvi ve bir fincan koyu kahve gibisi var mıydı? Bunlar şimdi anlamsız görünse de az sonra anlam kazanacak okurcum.

Simal11

Liseyi Ankara’nın merkezinde içinde Mimar Kemal Lisesi’nde okudum, sonradan da gidip mimar oldum. Lisans eğitimini başka bir şehirde tamamladım, döndüm 2 gün sonra staj yaptığım yerde çalışmaya başladım ama yoğun tempodan bana fenalıklar gelince biriktirdiğim parayı hesapladım ve Amerika’ya kaçtım. Bu kaçış için orada olduğum süre zarfında yaşadıklarım rengârenk tabii, ama konumuz o değil. Ancak konumuzla yakından ilişkisi olan kısmı, yaşadığım bir deneyimin hayatımı kurtarmış ve şu andaki gündemimde önemli yeri oluyor olması.

Anavatana dönmeme kısa bir süre kala bir arkadaşım bir pazar sabahı elini koltuk altına attığında hissettiği kitle ile meme kanseri olduğunu öğrenir. Amerikan vatandaşı olduğu için sağlık sigortası vs. derdi olmadan aynı hafta ameliyata girer ve memesi alınır. Bir kadının bundan etkilenmemesi için taş olması gerekir, ben de hem arkadaşımın başına gelen bu olaydan hem de benim için aynı tanı konulmuş olsa sağlık sigortamın böyle olayları kapılmamasından dolayı dehşete kapıldım.

Türkiye’ye döndüğümde detaylı bir kontrol yaptırmak farz olmuştu. Meme ultrasonu, ciğerler vs. kontrollerine giderken bu arada iki regl dönemi arasında birkaç damla kan görmem ile önce idrar yolları enfeksiyonu korkusu ile ürolojiye muayeneye gittim (Bu arada ne kadar iyimser bir bünyem varsa en fazla enfeksiyona yordum konuyu), ‘bizimle alakası yok’ dediler. Annem ‘kadın doğuma git bir de’ dedi. Ünlü bir özel hastanenin kadın doğumundan randevu aldım. Smear aldılar ve ben o birkaç damla kanın bozulan rahim ağzı dokularından geldiğini öğrendim. Hemen Ankara’daki rahim ve rahim ağzı kanseri konusunda en ünlü doktoru bulduk. Salı muayenem vardı, Perşembe biopsi alındı ve birkaç gün sonra da rahim ağzımın bir kısmı… Hastaneden çıkıp elimde patoloji sonuçları beklerken kapıda karşılaştığım hemşire “doktor rahminin kalanını alacağız derse direnme, sen olmazsan çocuğun da olmaz” demişti, yaş 29. İşte ilk kez orada “çocuk” ve buna sahip olmak ya da olamamak arasındaki ince çizgi ile tanışmıştım ama ben bunca kayıp ihtimaline karşı hala bu fikirden uzaktım.

Yılları böyle 3-5 cümle ile yazınca çok kısa gibi görünse de bu operasyon sonrasında, hem çok çalıştım hem çok gezdim hem de çok eğlendim. Bu yıllar içinde ne evleneyim gibi bir telaşım oldu ne de bu konuda bana “hatırlatmalar” yapan. Kızını kaybetmenin kıyısından dönen annem için evlenmesem dünyanın sonu değildi. Zaten yıllarca şantiyelerde veya ofislerde geç saatlere kadar çalışırken evlenmeyi düşünmeye fırsat olmadı, olamadı. Bu şartlar içerisinde geç evlendim ben, aklımda evlenmek yokken hem de…

Eşimle tanıştığımda 30’lu yılların içine çoktan girmiştim, eşim de oradan çıkmak üzereydi. Evlenmeden kısa bir süre önce yüksek lisansımı bitirebilmek için işi bir süreliğine bıraktım ama bünye rahata alışkın olmayınca üzerine doktoraya başladım ve bu arada evlendik, oldum 30+ çok küsür. Bu arada evliliğimizde 1. yılı ve 2. yılı geride bıraktık, tekrar işe girdim ama biz böyle “yalnız” iyiydik! Hayat zaten koşturmacalı idi, iş için gidilen yurt dışında ya da içi seyahatlerinde otellerde ders çalışırken, iş zaten yoğunken ne çocuğu idi. Kısacası, bu zamana kadar algı zonumda bebekler ya da çocuklar yoktu. Herkesin bahsettiği o “biyolojik saat” bende çalışmamıştı ya da zilin nasıl çaldığını ben algılamamıştım ya da en son ihtimal: hayat bana çok geriden geliyordu.

Sonunda çocuk yapsak nasıl olur düşüncesi içinde kendimi bulduğumda takvim yaşım 37 olmuştu. Neyse ki ailemiz de bize bu konuda bize hiç bir şey söylememişti. Zaten söyleseler de nasıl bakacaktık ki? İnşaat sektörünün işe 2 gün gitmesen olay olan çarkı içinde çocuğum olacaktı bana biraz müsaade denme olasılığı yoktu, e o halde sen evde bak çocuğuna derlerdi ya da büyüyen çocuğunu gece yorgun argın görürdün.

O zamana kadar takibimi yapan doktorum “çocuk yapacaksanız geç kalmayın” uyarısında bulunmuştu ama bunun için neler yapmamız gerektiğini bana söylememişti. Benim de araştırmacı kişiliğim henüz ilgilenmediğim bu alanla ilgili uyumaya devam etti –istemediğim bir mevzuyu çok güzel görmezden gelirim. 16 yıl ağzıma et ve et ürünü koymadığımdan ve bu kararı uygularken protein dengesini korumak gibi bir gayem olmadığından demir seviyem düşüktü, bu sağır sultanın bildiği bir gerçekti. Günde 20 saat çalışırken dengeli beslenme şöyle dursun hayattan tek beklenti uyumak oluyordu! Bu nedenlerden demir şurubu ile tanışmam tesadüf değildi. Ama bu kadarla bitmediğini zamanla öğrendim.

Bu arada benim masalımda birkaç güzel gelişme yaşandı ve ben bugünlere uzandım. Doktora derslerim bünyemi sarsa sarsa da olsa ilerlerken ben nasılsa ders çalışıyorum, memuriyet sınavına da çalışayım dedim ve sınava girip, girdiğimi unutup hayatıma devam ettim. Gel zaman git zaman aradan geçen 2 yıl sonrasında açılan kadrolara neden ben de başvurmuyorumun idrakına varıp tercih yaptım ve ta taammmmmmmm, Çankırı’da görevli buldum kendimi.

Devlet memuru olmuştum, haftanın bir kısmı Ankara’da bir kısmı Çankırı’da koştururken artık doğum iznimi kullanabileceğimin güveni ile çocuk yapma fikri aklıma düştü. Bir zahmet de düşsündü aslında, yaş olmuştu 37.

Birkaç ay kendiliğinden gün takip ederek denemeden, birkaç ay da yumurtlama takip kiti ile denemeden sonra, bu tren düdüğünü öttürdü bak kaçıyor telaşına düşüp hemen etrafa haber saldık kim olabilirdi uygun bir tüp bebek konusunda uygun doktor? Bir tanıdığımızdan haber geldi, vardı bildiği bir doktor, kendi ofisi vardı, o zaman uyanmalıydım neden hastaneye gitmiyoruz? Ama basiretin bağlanınca bağlanıyor ne gelir elden. Hemen başlayalım dedi, biz de aktif-dinamik-heyecanlıyız ya aldık gazı, tamam dedik başlıyoruz ve ertesi hafta ben koldan iğnelerime başlamıştım. O kadar güvenmiştim ki, kan değerlerine bakılmıyorsa bir nedeni vardı değil mi? Sonuçta devamlı hormon seviyeme bakıp iğne dozları ayarlanıyordu. Yoksa bir doktor böyle bir şeyi atlar mıydı canım hiç!!! Ben sabah Çankırı’da öğlen Ankara’da ya da tam tersi ya da başka bir versiyonunda, otobüs firmasının tanınmış bir siması olarak yaklaşık bir küsur ay bu tempo ile ama oldukça heyecanlı bana söylenen her şeyi harfiyen yerine getirdim.

İlk embriyo transferim 23 Nisan’da gerçekleşti, eşimle o kadar umutluyduk ki… Bu tarihin bir anlamı olmalıydı. İki nohutu rahmime koyduklarında merhaba dedim, rahmime hoş geldiniz. Özel kadın doğum hastanesini yumurta toplama ve transfer için kullanıyordu doktorum, çok konforluydu, 5 yıldızlı hastane gibiydi. Transferden hemen sonra sürgü verdiler idrara sıkışık olan anneyi rahatlatmak için, hemşireler 10 numaraydı. Eve döndük, eşim ve kuzenim çevremde pervane. Kısaca her şey çok güzeldi.

Dört gün evde dinlendikten sonra işimin başına geri döndüm. Gayet minik hareket ediyordum, tutacak mı diye düşünmüyordum. Ama tutmadı, kimyasal gebelik dedi doktor telefonda, iyi günler kendinizi üzmeyin dedi, kapattı. Yani ne hastanenin 10 numara 5 yıldız olması etkiliydi bu işte ne de çevrende pervane olan personel. Sonucu öğrendiğimde eğitimde aradaydım, ağlayamadım bile… Geçip masama oturmak zorunda kaldım ama belki de en hayırlısı buydu, hemen Ankara’daki en iyi doktoru araştırmaya başladım ve başta yapmam gereken tam randımanlı internet araştırmasına. Doktorun ismi yine bir tanıdıktan çıktı ama bu sefer az daha çalışsam gençlik flörtünün ismini öğrenecektim!

Haziran başında yeni doktorun yanındaydık. Ama bu sefer hastane ortamında, bekleme salonunda bırakın oturacak yeri merdivenlere oturmuş baba adayları ile bekledik sıramızı. Muayene sırasında polipin var senin dedi, ayrıca rahmim de kalındı. Hormon değerlerime ve diğer kan sonuçlarıma da bakılacaktı. Yumurtalarımın durumu iyi görünüyordu. Rahim için ayrıntılı ultrason için randevu aldık ve hastaneden ayrıldık. Ağustos sonuna kadar 2 kez küretaj yapıldı rahmimi inceltmek için. Orada eşim bombayı patlattı, rahmin de senin gibi inatçı!!! Yapılan hormon tahlillerinden nur topu gibi bir Haşimato Tiroidim olduğu anlaşıldı ve hemen sabahları aç karnına ilacımıza başladık. Bu önemli idi, hem embriyonun rahme tutunmasını engelliyordu hem de bebişlerde zeka geriliğine sebep oluyordu, önceki doktorumuz bunu bize neden söylememişti ki?? Kendisini yolda görsem iki çift lafım vardı artık kendisine.

Sonunda Ağustos sonunda rahmim incelmiş, TSH değerim gerekli seviyelere inmişti. Haydi dedi doktor başlayalım artık. Yine gittim-geldim temposu içinde ama bu sefer hemşirelerin bilinçli uyarıları ile soğuk zinciri kırmaması gereken iğnelerimi buz akülerinde otobüsün buzdolabına teslim ederek almayı unutmamak için alarmımı kurarak bir ayı geçirdik. Söz konusu transfer gününe geldiğimizde ben idrara sıkışıklık olayını ayarlayamamış ve 3 litre su içmiş olarak sedyede yatar buldum kendimi. Ve Murphy’in bulutu dolanmaya başladı üstümde: karnım davul gibiydi, az sonra patlayacaktı, aksilik doktor da gecikti ve ben ağlama noktasına gelince canım hemşirem bastı idrar sondasını. Kesmemişti sancımı ama artık göbeğim bebekleri taşıyacaksa patlama tehlikesinden kurtulmuştu.

Doktorcum geldi, embriyolog gelmedi. Embriyolog geldi ama ben yine idrar baskısından beynimin imdat çığlıklarının hapsindeydim. Embriyolar yerleştirilirken idrar kesem hala baskı yaptığından ben kendimi olan olayın güzelliğine henüz kaptıramamıştım. Yükselen kaygım her şeye bulaşmıştı, doktor “hadi bakalım inşallah senin kadar güzel bebeklerin olur” dediğinde ben acaba rahme yakın mı yerleştirdi telaşındaydım. Doktorcum beni sedye ile odama doğru götürüp yapmam ve yapmamam gerekenleri söylerken ben sürgü derdindeydim, ama hatırladığım ana cümle öbeği “9. haftaya kadar sonuç pozitif olsa dahi çok umutlanma”. Bu bana söylenecek laf mıydı?

Eve döndük, bu sefer iki hafta işe dönmemem aile meclisi tarafından karara bağlandı. Bünyesi yatmaya alışkın olmayan ben yatar konuma hiç geçemedim, minik minik evin içinde dolaştım, kendimi puzzle’a adadım. Şimdi duvarımızda asılı nur topu gibi Klimt’in The Kiss tablomuz var. Bu sürecin bana kaldıracıdır kendisi. Beni sakin ve dingin tuttu, kimi puzzle’dan hoşlanmaz ama yaparken renkleri ve grafiği bana çok iyi geldi.

Klimt

8. günün sonunda kullandığım ilaçlardan birinin saatini başından beri yanlış kullandığımı anlamam ile tüm huzurum kaçtı ve hemen hemşireyi aradım. Neyse ki doktor yakındaydı, yarın test yap pozitifse zaten çıkar artık dedi. Ben hemen eşimi taciz ettim, eczaneye uğrayıp idrar testi almalıydı. Testi geldi, kaptığım gibi hemen banyoya kaçtım. Çift çizginin çıkması bir dakikayı buldu, gözlerim bir an olsun testten ayrılmadan. Ama kafamın içinde hep “9 haftayı unutma” yankılanıyordu. Ertesi sabah kan verdim, öğlen internet başında sonuç nöbetine başladım. Ve ekrana sonuç düştü, pozitifti. Yine de havalara sıçrayıp sevinememiştim, 9. hafta laneti! Bu sonucu takiben iki günde bir yaklaşık beş ya da altı test yaptırdım.

Burcum İkizler yükselenim Başak, kısacası kendi içimde bile korkularım ve telaşlarım kendimi yorarken artık ikiz bebeklerine gebe bir anne adayıyım. Bu yaşta olacaksa iki tane olsun derken gerçekten oluyor ya, korkuyor muyum çok mu mutluyum henüz algılayamadım. Tek bildiğim, riskli gebelik sürecimi aşar da sağlıkla arkadaşları dünya ile tanıştırmayı başarabilirsem, onları sevmeye hazır olduğum. Şimdilik göbeğime dokunup onları çok sevdiğimi söylüyorum.

Kendi için bile beslenmeyi başaramamış, kahve bağımlılığı ile yıllarca mücadele vermiş bendeniz daha tedavi başlamadan neyse ki kahve ile bağını kesmişti. İnsan bünyesi ne ilginç ki içmemesi gerektiğini bilince bağımlılık vız gelip tırıs gidiyor, hiç kahve aramadım. Üzerine de pazara gidip semizotu, brokoli alıyorum. Kalsiyum, et vesaire dengesini kurmaya çalışıyorum. Ben ki bisküvi ve kahve ile yaşarken bu iki nohut ile hayatımı tekrar inşa ediyorum. Ben onları kendi bedenimde misafir ederken onlar da bana yol gösteriyorlar, canım bol limonlu avokadolu salata çekiyor!

Neyse ki ne bulantım, ne kusmam ne de ilk trimester problemleri yaşıyorum. Ancak bu süreçte üzüntünün bünyeye zararını test ederek bu günlere geldim. Yaklaşık üç hafta önce büyük kedimi uyutmak zorunda kaldık. Ağlamaktan yorgun düşen bu bünyeye uyarı kanama ile geldi… Hemen ultrason, düşüğü engelleme çabalı iğneler vs. derken yine kendimi evde yatarken buldum. Yani o “üzüntü hamileye iyi değil” boş laf değilmiş. Şimdi kedi kızımı sevgi ile anıyorum, ağlayarak değil. Bunları yazarken minik kuyruklu oğlum da kolumun üzerinde yatmış bana eşlik ediyor.

Artık 11. haftanın sonundayız ve az önce kısaca anlatmaya çalıştığım ameliyat süreci işte burada önemini ortaya koydu: Rahim ağzı noksanlığım nedeniyle dikiş vakti (serklaj) geldi. Nohutların benimle kalmasını sağlamak için ‘bohçalama’ yapacağız. Gününe karar verecek doktorlarım. Bu arada ultrasonlarda nohutlardan biri çok yaramaz görünüyor, benim gibi olacaksa yandık! Ayrıca biri diğerinden daha büyük, ilk başta endişelenmiştim –kaygı başladı- lakin bunun normal olduğu söyleniyor. Sağlıkla sağ salim gelsinler de…

***

Şimal’in tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz. 

22 yorum

  1. Heyecanla bekliyoruz Şimal hanım, Hayırlısı olsun 🙂

  2. Merhaba Şimal,

    Öncelikle geçmiş olsun, dilerim mutlu, güzel, sağlıklı gebelikler geçiririz hepimiz. Şimdiden ortak bir yönümüz çıktı, yazım hangi gün yayınlanacak bilmiyorum ama orada bahsettiğim kabus dolu üniversite günlerim Çankırı’da geçmişti 🙂 tabii 10 sene kadar oldu, solcu-sağcı savaşlarının en yoğun olduğu zamanlardı, öğrencilere pek insan gözüyle bakılmazdı. başka sıfatlarımız vardı 🙂 şimdi şirin bir anadolu şehrine dönüşmüştür belki.
    nohutlarına sevgiler 🙂

  3. Sevgili Şimal, bebilerin de günlüğün de hayırlı uğurlu olsun. bebilerin için yapabileceğin en güzel seylerden biri günlük yazmak. Güzel haberlerini heyecanla bekliyor olacağım. Hersey cok guzel olacak, hiç şüphem yok. Sevgiyle kalın, sen ve yaramaz nohutların. 🙂

  4. Merhaba 🙂 ben de Ankara’lıyım ve şu an 17,5 aylık olan ikiz kız annesiyim. Umarım sağlıklı ve sorunsuz bir şekilde tamamlarsın bu süreci ve bebişlerini alırsın kucağına 🙂 🙂 ikiz anne adayı olduğun için ayrı bir merakla takip edeceğim günlüklerini… sevgiler 🙂
    Dubleanne

  5. Hımm heyecanla takip edilecek bir günlük… Sağlıkla hayirla karsilayalim bebekleri inşallah…

  6. Heyecanla bekliyoruz yazılarını. Sağlıkla kucağına alırsın inşallah bebikleri:)

  7. Sevgili Şimal,

    İnşallah sağlıklı, sıhhatli bir şekilde yavrularını kucağına alırsın. Tüm iyi dileklerim seninle…

    Nohutlara kocaman sevgiler…

  8. Benden sonraki gebelik günlüklerini bizim bücür yüzünden ve vakitsizlikten çok takip edemedim. Şimdi bu yazıya denk gelince açıkçası çok heyecanlandım. Heyecanlı bir film gibi. Her şey yolunda gitsin, biz de heyecanla takip edelim. Yolunuz açık olsun.

  9. Incir'in Annesi

    Bu blogu okuyan cok kadin var simdi nohutlara en guzel dileklerini yollayan. Ben de onlardan biriyim. Saglikla, guzelliklerle gecsin gebeliginiz. Yavrular kolaylikla dussun kucaginiza.

    Sevgiler

  10. Ayten çok teşekkür ederim,
    Deniz M., Senin gebelik günlüğünü her hafta takip ederdim :). Blogcu anne beni sayfasına misafir ederek günlük tutmama yardım ediyor saolsun :). Eminim Güneş bebek eve ışık getirmiştir.

  11. Öznur, her kelimende haklısın, biz öğrencilerle hiç dialog içinde değiliz ama onlar için üzüldüğüm nokta öğrenci dostu bir kent olmamasından dolayı sanatsal ya da sportif olarak verimli bir öğrencilik geçirememeleri. Ama hala o kadar şirin değil.
    Umarım gebeliklerimiz sağ salim geçer ve mutlulukla sonuçlanır.

    Sevgiyle,

  12. Sevgili Duble anne,
    İkizlere gebe olduğumu öğrenince ilk araştırmaya başladığım başlıklardan biri de ikiz gebelik blohları idi, o açıdan ben deseni takipteyim 😉 Nil ve Eda’yı da benim için öpüver.

    Sevgiyle,

  13. Sevgili Mabellam, Pasaklı Kız ve Fatoş güzel dilekleriniz için sonsuz teşekkür ederim. Umarım herşey dilekleriniz gibi güzel olur.
    Sevgili Cincüce Banu ve İncir’in Annesi, iyi dilekleriniz bizimle olsun hep, nohutların anlaşılan bu dileklere ve dualara çok ihtiyacı var.

    Sevgiler,

  14. Adin simal..mimarsin..ankaralisin..kahve ve sigara! e tamam o zaman sen bizim simalsin :)) takipteyiz arkadasim..bebelerine kavusana kadar arkandayiz 🙂 TÜ’den alev ve elif

  15. Kedin için çok üzüldüm. Yakın zamanda benim de kedim öldü ve ölürken çok acı çekti. Sonucun böyle olacağını bilseydim ben de uyutmayı tercih ederdim emin ol. Bu arada Sana ”Bir kız bir oğlan” bloğunu tavsiye edeceğim ama gülmekten bebişlerini düşürürsün diye korkuyorum. Allah hepinize sağlık sıhhat versin, hayırlısıyla bebeklerini kucağına almayı nasip etsin.

    • Esra bende çok üzüldüm kedin için. Ne yazık ki benim kedi kızım da çok acı çekti. Hastayken zaten canı yanıyormuş da biz anlamamışız. Sonradan 15 gün ciğerlerinden su çektiler. En son artık çok acı çekiyor yazık diyerek uyutmuşlar. Eşim bildiği için nasıl yıkılacağımı (hastalandığını duyduğumda bile aralıksız 1 hafta ağlamıştım) benden saklamış uyutulduğunu, hastanede yattığı için hala uğraşıyorlar yaşatmaya diyordu. Ben çok boş bir anında sorunca dayanamadı söyledi ve ben içimin yandığını hissettim. İnşallah bu acıyı minnaklarımda yaşamam.
      Blog tavsiyeniz ve güzel dilekleriniz için de çokk teşekkür ediyorum, hemen bakıcam.
      Sevgiler.

  16. sağlıkla gelsinler inşallah..

  17. Kızlarrrr, Elif & Alev, Alev’le de faceten konuştuk çokkkk sevindim gerçekten güzel dilekleriniz için. İşte yazdıklarımın bir kısmına şahit olmuş hayatımın içindeki dostlar yazınca iyi ki paylaşmışım bunları diyorum. Kocaman sevgilerimi iletiyorum size.

  18. Esra bende çok üzüldüm kedin için. Ne yazık ki benim kedi kızım da çok acı çekti. Hastayken zaten canı yanıyormuş da biz anlamamışız. Sonradan 15 gün ciğerlerinden su çektiler. En son artık çok acı çekiyor yazık diyerek uyutmuşlar. Eşim bildiği için nasıl yıkılacağımı (hastalandığını duyduğumda bile aralıksız 1 hafta ağlamıştım) benden saklamış uyutulduğunu, hastanede yattığı için hala uğraşıyorlar yaşatmaya diyordu. Ben çok boş bir anında sorunca dayanamadı söyledi ve ben içimin yandığını hissettim. İnşallah bu acıyı minnaklarımda yaşamam.
    Blog tavsiyeniz ve güzel dilekleriniz için de çokk teşekkür ediyorum, hemen bakıcam.
    Sevgiler.

  19. Iste hep bekledigim gebe gunlugu sensin 🙂 bu gunlukleri her okuyusumda üzülurdum, ikizlerimi rahim agzi yetmezliginden kaybettim. Sonraki hamileligiminse yarisindan fazlasini yatarak tamamladim, insallah hep beraber mutlu sona ulasiriz. Fildir fildir gezen, hic sikinti yasamamis hamileleri okudukca bunlar kadinsa ben neyim acaba, diye düsünüyordum. Akintilar, kanamalar, erken dogum ihtimali benden baska hic bir hamilenin basina gelmemis gibiydi. Belki bencilce ama iyiki yazmaya basladin, iyi geldin bana. Insallah nohut bebeklerin ve sen cok mutlu olacaksiniz, takipteyim.

    • Sevgili Özlem,
      Sen de benim konuşmak isteyebileceğim deneyimsin. Çokkkkkkk sevindim mutlu sona ulaştığına. Eğer aktarmak istediğin yap-yapmalar varsa bana ulaşırsan çok sevinirim. Şimdiden teşekkürler

  20. Şimal ben de Mimar Kemal Lisesi mezunuyum. Şimdi İstanbul dayım şehir plancısıyım ve memurum. Yazını okumak Ankara yı hatırlattı. İnşallah bebeklerine sağ sağlim kavuşursun.