28 Yorum

Çocuğuma yapılan yamuk, bana yapılmış sayılır

Moda’da bir kafe var. Biz taşındıktan kısa süre sonra açıldı. Evimize yakın, şirin bir yer. Hem çocuklarla, hem çocuklarsız sık sık gidiyordum oraya. Hatta geçen sene Derin’in doğum gününü okul çıkışında orada kutlamıştık arkadaşlarıyla.

İşte orada bir daktilo var. Eski, yeşil bir daktilo. (Zaten su sıralar bir dekorasyon objesi olarak daktilo pek popüler). Derin çok ilgi duymuştu ona. Her gidişimizde tıkır tıkır yazardı bi şeyler. Ben de sormuştum önce “Bir sakıncası var mı?” diye, “yok” demişlerdi.

Sonra buranın yöneticisi mi değişti, yeni bi müdür mü geldi bilmem, bi gün yine çoluk çocuk gittiğimizde Derin daktiloyla uğraşıyordu, adam geldi, “Ama biz anlamlı şeyler yazıyoruz orada…” dedi. Anlamlı şeyler? Hakikaten baktım, kağıdın uzerinde birkaç mısra, birileri şiir yazmış, bir diğeri birkaç cümle eklemiş… Eh, bizimki okuma yazma bilmiyor, yazdıkları genelde NGSFFFHSN falandan ibaret… İstenilen düzeyde anlamlı değil anlayacağın…

daktilo

Çektim Derin’i… Adama bi şey demedim (yüz yüze bakıyoruz, tersleşmek istemedim) ama acayip bozuldum. Belki de Derin’den daha fazla. Zaten beş on dakika sonra “Küstüm, oynamıyorum, hmf!” edasıyla bebelerimi topladım, çıktım gittim. İlerleyen haftalarda bir iki kere daha gitmeye çalıştıysam da o tavır aklıma geldikçe sinir oldum, sonra da ayağımı kestim. (Eminim onlar da yolumu gözlüyorlardı!)

Aslında söyleyecek bir çift sözüm vardı: Bana baksana sen, n’olmuş yani iki satır yazdıysa?! Hem “anlamlı” şeyler yazıyoruz ne demek, ne kadar şekilcilisiniz siz böyle?? Sen hiç çocuk olmadın mı, karalamaca yapmadın mı, yazı yazmaya başladığından beri kusursuz cümleler mi kuruyorsun acaba?!” falan demek istedim. Daha doğrusu bunu içimdeki çocuk demek istedi. Ama içimdeki yetişkin “Adamın kendi yeri, ister oynatır ister oynatmaz, hiç de bi şey diyemezsin, ders vermek de sana düşmez” dediğinden ses çıkarmadım.

Akademik konularda hırslı değilim. Çocuğum şöyle başarılı olsun, böyle en iyi olsun gibi beklentilerim yok.

Elbette herkes çocuk sevmek zorunda da değil (ama insan sevmek zorunda). Ben de çocuğum olmadan önce çocuklarla anlaşabilen, daha doğrusu anlaşmaya meraklı olan biri değildim, hala da hepsiyle anlaştığımı söyleyemem, ve fakat, şimdi artık onların dünyalarına girdikten ve neye nasıl baktıklarını gördükten sonra, birileri onlara haksızlık etti mi -hele de o biri yetişkinse -acayip alınıyor ve ayıplıyorum, elimde değil…

Bu, içimdeki çocuğun kapanmamış davaları olduğundan mı, yoksa annelik içgüdüsü mü, yoksa aşırı korumacılık mı, nedir bilmem.

Bildiğim, çocuğuma yapılan yamuk bana yapılmış sayılır.

Siz bizi istemezseniz biz sizi hiç istemeyiz, tamam mı?!

Hmf!

28 yorum

  1. Merhaba Elif, bütün yazılarını yakından takip ediyorum ve hepsi evet tam da benim söylemek istediğim, hayatımda uygulamak istediğim,..vb. dediğim şeyler oluyor ama bu hele şu son günlerde kesinlikle tam da benim haykırmak istediğim şeyler. N’olurdu sesini çıkarmasaydı o “anlamlı şeyler” okuyabilen ama bir çocuğun hayal dünyası kadar anlamlı hiçbir şey olamayacağını bilmeyen zatı muhterem. N’olurdu hoşgörü ile yaklaşsaydı da sizi uyarsaydı sizin Derin’ i bir sonraki oraya gidişinizde o daktiloyu kullanmaması için uygun şekilde ikna etmenizi isteseydi. Ne yapmak istedim biliyor musunuz? Toplanalım bütün anneler, gidelim o anlamlı şeylerin yazıldığı kafeye, alalım kucağımıza daktiloları oturtalım çocuklarımızı yazsınlar “anlamlı şeyler”. Duysalar onlarca çocuğun aynı anda daktilo ile ne kadar anlamlı sesler çıkardıklarını olmaz mı?

  2. Siz bizi istemezseniz biz sizi hiç istemeyiz, tamam mı? onlar kaybetsin. (Ama acaba birkaç laf etseydiniz yine gitmeseydiniz de başka çocuklara diyemeseydi.?)

  3. Ah o küçük içimizdeki çocuk yok mu hep bizimle (kaç yaşına gelirsek gelelim bu böyle). anne olmak onun varlığını farketmemizi sağladı. çocuğumuzla yaşadığımız her deneyimde durumu algılamam biçimizde hep bizimle. kırgınlığımızda da kızgınlığımızda da. Öncesinde bizde o bey gibi hatalar yapmış olabilirz. Çünkü işte o içimzdeki cocuğun sesini duyamıyorduk ozaman. bir çocuk için bir daktilonun verebeileceği heyacaının yaşam için ne kadar analmalı olabileceğni hissedemiyorduk. içimizdeki çocuk en büyük kırgınlığmız ve en büyük heyecanımız. hep orda kal ….

  4. Sabrına hayran kaldım. Yazdıkları şeyler kime göre anlamlı ? nasıl derin’in yazdıkları ona anlamsız geliyorsa, o kağıtta yazılanlarda Derin’e anlamsız gelmiştir.. Ukala insanları sevmiyorum..

  5. Ben köprüleri yakar giderdim..
    Siz gene bir şey dememişsiniz 🙂

  6. Bizim toplumumuzun genel tavrı bu değil mi zaten, herşey göstermelik; bir şeye anlam yüklerken başka şeyin anlamını yok etmek, orada yazan şeylere anlamlı diye vurgu yaparken daktiloya ilgi gösteren ve belki ileride çok anlamlı şeyler yazacak bir çocuğun şevkini kırıyorsun, aman ne kadar entelektüel ve ince bir yaklaşım…hoooop anlamı manlamı kalmadı işte orda yazanların

  7. Bunların,- o kitaplara dokunursan başkaları almaz o yüzden kitaplara dokunmadan bak çocuğum!- versiyonu da var.

  8. Belki Derin’in yazdıkları da cok anlamlı… “NGSFFFHSN” kimbilir Derin’in dilinde ne demek 🙂 Cafe’dekiler bunu anlamıyorsa onların çocuk ruhlarının eksikliği..

  9. çocuklarında ağırlandığı bir cafe de yazdığı ciddi şeyleri ortada bırakmasın ozaman 🙂 ya yırtsaydı ne yapacaktı acaba 🙂

  10. Anlamlı bir şeyler yazıyorsa çocuk gittikten sonra takıp bir kağıt tekrar yazsa ne olur sanki. Tembellik içimize işlemiş, mazeret bulmaktan geri duramıyoruz resmen. Daktiloyu oradan alıp yerine güzel biçilmemiş bir odun koysunlar, daha entellektüel bir görüntü olur hem de kimse yanaşamaz 🙂

  11. Bence başkasının çocuğuna yapıldığını görseniz de aynı şeyleri hissederdin. Yapılan şey haksızlık sayılır çünkü bence,ne olmuş yeni bir kağıt koy çocuk yazsın ne var…

  12. Yazdıklarınızı okurken, yanımda yapılmış gibi, çocuğuma yapılmış gibi bozuldum, öfkelendim. Haftaya birkaç günlüğüne Moda’da arkadaş ziyaretinde olacağım. Kafenin ismini verseniz de içimdeki çocuk (ama edepsiz olanı), o daktiloyla birkaç “anlamlı” mesaj bıraksa işletmeciye.

  13. Yorum yazıp yazmamak konusunda kararsız kaldım benide linç etmeyin;) Böyle de bir bakış açısı var demek adına yazıyorum, ayrıca yorumlar da çok acımasız . Elif hanım size bir yanım hak veriyor ama bir yanımda o kadar da abartılacak bir şey değil diyor. Olay anında adamın tavrını bilemem ama bence kızmak yerine kendince kibar davranmaya çalışmış. Nebileyim belki adam ilerde kafede karalamalar diye kitap çıkaracak, yırtılmasından korktu. Yasak, oynama demek yerine böyle bir tarzı seçti. Nebileyim siz eve gelen heryeri karıştıran çocuklardan rahatsız olmaz mısınız ?!! Biraz çocukları fazla abartıyoruz, bunları kendimede söylüyorum. Sizin oğlunuza özel değil yani, kendi oğlumun şımarıklığına hareketliliğine bazen ben bile tahammül edemiyorum ki,başkalarının tahammül etmesini nasıl beklerim. Yani diyeceğim o ki, burdan bakınca okadarda kötü değil ben alınmazdım heralde;) ( tabiki olay anında orda değildim,ses tonu bakış önemlidir) Sevgiler:)

    • Linç etmek yok 🙂

      Kızmadı zaten, ve kaba da değildi (en azından üslup olarak) ancak bence düşüncesizdi. Her yeri karıştıran çocuklardan ziyade onların ebeveynlerinden rahatsız olurum ben, çünkü orada ebeveyn belirlemesi gereken sınırları belirlememiştir. Burada bir sınır ihlali yoktu, daha önce de gittiğimiz bir yerde izin aldığımız şekilde oynamasına ‘anlamsız’ bir şekilde itiraz edildi. Bence ‘kırıcı’ydı, ben de kırıldım zaten…

      • Linç etmeyi sizin için söylemedim Elif hanım, espiri olsun diye sizin şu müthiş takipcilerinize takılmak istedim. İnstagramda filan size bir şey dendiğinde hemen cevap verenler. Süper takipçiler sırtınız yere gelmez, yerinizde olmak isterdim 😉 Neyse çok da kötü değil farklı bakış açısı sunmak adına yazmıştım, gayet aklı başında mantıklı biri olarak tavsiyeye de ihtiyacınız yok aslında;) Sevgiler….

  14. keşke “küçük adam sana yeni bir sayfa vereyim buraya yaz ” deyip kendi kağıdını kenara koysaydı siz gittikten sonra da yırtar eskisini takardı ne olurdu yani? Sizi ilk defa görse neyse (ki yine de o şekilde davranmamalıydı) ama müsavimiyseniz sahip çıkmalı.

  15. o kadar eleştirel bir bakış açınız var ki hayata karşı yaşamınızdaki, bütün olayları bir çok kişinin dikkat bile etmediği olguları kaldırım taşlarını bile eleştiri konusu yapabiliyorsunuz. çalıştıgım işim gereği sürekli insanlarla iç içeyim. ve artık kişilerin hayata bakış tarzlarından kendılerıyle ve yasadıkları cevreyle ne kadar mutlu ve memnun oldugunu anlayabılıyoruz. sorun bulmak isteyen kötümser bir insan en harika şartları önüne sundugumuzda ama burasıda boyle diyebılıyor. ben bu tarz ınsanları hayatlarında mutsuz ve memnunıyetsızlık olarak görüyorum.

    gayet normal bir olgu bence kafenin sahibinin yaptıgı. ve sızın sessız kalmanız. bazen kendı evımızde kendı cocugumuzun yaptıklarına tahammul edemezken bir baskası neden tahammul etsın. ve kendı malı. dekor olsun dıye koymus olabılır onun göz zevkıne hıtap edıyordur bu her gelen cocuk el atsın demek değildir. sız orada cocugunuzun yanında o beye cevap verseydınız derını koruyarak cocuk haklı yada haksız her olguda istediğini yapabileceğini zannedecekti.

  16. Elif yine çok iyi bir noktaya değinmişsin. Ben de geçen sene -oğlum 2,5 yaşında iken- başımdan geçen olayı paylaşayım; cafe sahibi en azından kendi özel alanında ve yalnızca uyarmış. Biz geçen sene minik bir iskele meydanında çocuklarla -2 çocuk- hava alıyorduk. Yani kamusal bir alan, kimseye ait değil, hepimizin. Bir kenarda kuş yemi tezgahı açmış bir genç adam; belli ki kuşları çok seviyor, bakıyor, kuşbaz derler ya, öyle biri. Çocuklar yem alıp, kuşlara atıp, sonra kuşların peşinde koşmaya başladılar. Biz de peşlerindeyiz tabii; “aman yavaş, basmayın kuşlara” diye uyarıyoruz. Birden bu kuşçu hiddetlendi, “çocuklarınıza sahip çıkın, bakamıyorsanız tutun” gibi şeyler söyledi. Biz tabii ki alttan aldık, “tabi haklısınız” dedik bir yandan çocukların peşinde koşuyoruz. Ama adam bir türlü susmayıp olayı yükseltip bizi alanen kovmaya çalıştı. Sonra çevredeki teyzeler adama “bunlar çocuk, koşacak” gibi şeyler söyledi. Bu sırada adam teyzelerin üstüne doğru yönlenince benim gözüm döndü, adama erkek gibi karşısına geçip diklendim, gözlerinin iiçne öyle bir baktım ki, ” yürü işine git” dedim. Sonra da tabii çocukları toplayıp, teyzeleri dağıtıp kaçtık o küçük iskele meydanından. Ve şimdi maalesef gidemiyoruz..polis çağırmak, zabıtaya haber vermek hepsi yapılabilirdi ama ben unutmak istiyorum bu olayı. Kuşlara sevgisi olan, hayvan seven birisi inanın nefret ediyordu çocuklardan, düşman gibi..uzun süre üzerimden atamadım. Yaşadığın duyguyu çok iyi anlıyorum..ama keşke tepkiler sadece söz ile olsa..

  17. Çok benzemese de bende iki yıl kadar önce olağanüstü bir hayal kırıklığına maruz kalmıştım. Dolmuşa binmiştim iki çocuklu olarak ilk kez. Dolmuş yolcu almak için iki üç dakika bekledi bende aşağı yukarı o kadar kaldım. Oğlum kucağımda çok fena ağlıyordu. Diğer oğlum sorunsuzdu. İki tane kadın bana çokça kızdı. “Çocuk büyütmek öyle olmaz. O çocuğu susturmayı bileceksin. Annelik bu değildir. Sustur çocuğu vs ” gibi ardı arkası gelmeyen sözler. Zaten kısa süre sonra inecektim. Maksimum on beş dakika. Daha dolmuş hareket etmeden indim ve taksiye bindim. Unutamayacaklarım arasına yerleşti bu kare…

    Bir diğer anıda oğlumu arkadaşının doğum gününe götürdüğüm sırada yaşadık. Çok değer verdiğimiz arkadaşımız, oğluna anasınıfı arkadaşlarıyla birlikte doğum günü yapıyordu. Bizi de davet etti. Önce Doğum günü çocuğuna hediyeleri verildi. Daha sonra doğum günü sahibi hediyeler dağıttı. Benim iki oğluma da ısrarla hediye verdi. Hediye verirken annesi de yanındaydı. Daha sonra hediyeler anasınıfı çocuklarına yetmedi. Çok sevdiğim doğum günü sahibinin anneannesi ama olmaz bak bütün çocuklar aldı o alamadı Deniz hediyesini versin geri dedi kibarca. Hani bende iki çocuk var filan. Sonra arkamda hediyesini alamayan çocuğun annesine açıklamalar… “Aslında sizin için yapıldı bu doğum günü” Daha sonra oğlumun gözyaşları “ama anne ben istememiştim hediye… bana zorla verdi Ege. Neden böyle yapıyorlar??? ben istememiştim ki onlardan hediye, önce zorla verdiler, sonra geri istediler.” Çocuğuma nasıl açıklayacağımı bilemedim. Baktığında alt tarafı 5 liralık hediye ne olacak. Ama öyle değil işte. Alınmamamız için bir bahane aradım o günlerde ama bulamadım. Oğlum ve ben çok kırıldık.

  18. Bence o adam ticareti bilmiyormuş. Tüccar değilmiş. O iş yeri yakında kapanır ya da el değiştirir. Tüccar adam nabza göre şerbet vermeyi bilecek, kalender olacak, güleryüzlü olacak, ortama ve kişiye göre uyaroğlu olacak. Çünkü o dükkana her cins adamın geldiğini ve hepsini de mutlu etmek zorunda olduğunu bilerek işini yapacak. Ben çocukken büfe gibi bir yerde çorap satan bir amca vardı. Her gittiğimizde en az on paket açar satmadan göndermezdi. Kızılaydan taşınıp bahçeliye gittiğimizde bile gidip ondan çorap alırdık. O adam….. Sana…… O gün……. “aaaa daktiloyla mı ilgilendin dur sana başka kağıt koyalım istersen yanında götür istersen ben buraya bırakayım başkaları da ne yazdığını görsün” deseydi. O Deniz seni tekrar o kafeye götürtmek için taklalar atmazsa ben de neyim :))) adam işi bilmiyormuş. Kapanır yakında orası kapanır bak gör, demedi deme :))) ( aaayyy annemi de geçtim.. anneannem gibi konuşmaya başladım)

  19. yani türk toplumu çocuk sever bir toplum değil, çocuk onlara göre ses yapan, dağıtan, bozan, durması gereken ama durmayan, susması gereken ama susmayan, sıkıntılı, yedirilmesi uyutulması filan gereken ve hatta hiçbişeyden anlamayan bir şey. Bu sebepten bu yanlış yetiştirme tavrı ve yanlış bakış açısı sebebiyle de toplum bu halde, garip, kendine güvensiz, sessiz, bastırılmış ve ezik. Bakın sokağa kim istediği gibi giyiniyor ? kim istediğini söyleyebiliyor ? Korkutulmuş, sen yapamazsın, anlamazsın, sen suz, sen karışma diye büyütülmüş insanlar erişkin olunca da pısmış işte.
    Çok ayıp, cafe yaptın çocuk gelmesin mi, gelecek kardeşim, daktilo koydun karalamasın mı, karalayacak. Çocuktan daha mı değerli ? insan yetişiyor burada, yere yemek de dökecek, duvarı koltuğu da boyayacak, sen de eşek gibi temizleyeceksin. Açmasaydın o cafeyi, hadi açtın çocuk girmesi yasak yazacaksın çocuk sevmiyorsan, ayıptır, cidden yetti artık.
    Uçakta otobüste tiptip bakarlar, restoranda koştursa bakarlar, çıkçık amma da gürültü yaptı, sana ne diyesim geliyor, diyorum da, çıkma evinden diyorum, madem rahatsızsın, madem topluluk içinde yaşayamıyorsun dağda yaşa diyorum, oh iyi diyorum 🙂
    Millet anlamlı şeyler yazmış, eee ? Belki bana göre anlamsız, 2 kelam yazdıysa çocuk noolmuş, keşke laf etseydiniz.
    Burada diğer açıdan yorumlardan da anladım millet memnun baskıdan yasaktan pısmışlıktan, artık zaten atı alan üsküdarı geçmiş, bu millete naapsan he diyecek halde, ülkenin gidişatından belli !

  20. Sadece size değil kendime de soruyorum aslında ; Ne olacak bizim bu aşırı duyarlılıklar ve kırılganlıklarla yetiştirdiğimiz çocuklarımızın halleri ileride ?

  21. Bence asıl cocukların yazmaya calıstıkları seylerın ne kadar anlamlı oldugunu bılmıyormus ozatı muhterem.gercı bılmek zorunda degıl ama bana göre yüregınde birazcık ınsan sevgısı olan biri böyle davranmazdı.Derın oraya yazarken ses etmez,dahasonra size farkettırmeden söyleyebılırdı.sizde gereken önlemı sonrası ıcın alırdırnız zaten.”Ama biz oraya anlamlı seyler yazıyoruz “dıyerek bir cocugun kalbını kırmak engellemek hıc hos bır davranıs degıl.BİR iki laf söylemek gerekıyormus aslında ama anlarmıydı acaba anlamlı seylerı seven zat.

  22. Geçen hafta işim gereği antalyada 1 hafta bir otelde seminerdeydim.Oğlumu(5) ve annemide götürdüm.Otelde yaş ortalaması 65 olan çok sayıda Alman turistler vardı.Oğlum haliyle masaların arasında koşturdu. Lobide oyuncağını defalarca onların ayağının dibine attı.Ben böyle hoşgörülü insanlar görmedim.Hiç tepki vermedikleri gibi sevgi gösterilerinde bulundular sürekli.Bir çocuğun hareketleri onları mutlu etti. Sosyolojik açıdan araştırılmalı.Bizim insanımız (bir çoğu) neden hoşgörüsüz özellikle çocuklara karşı??