46 Yorum

Yendin bizi İstanbul

 Aşağıdaki anne itirafı, ismini saklı tutmak isteyen bir Blogcu Anne okuru tarafından kaleme alındı.

Anne İtirafları, annelerin içlerini dökmek için yazdıkları yazılar. Bu yazılar, yazanın ‘sesini duyurmak için değil, bağırmak için’ yazdığı yazılar. Bu yazılar, bazen en rahatlatıcı cümlelerin, en iyi gelen sözlerin bir yabancıdan geldiğini düşünerek yazılan yazılar.

Lütfen bu yazılara söyleyecek, karşınızdakini iyi hissettirecek bir sözünüz yoksa, söylemeyin. Yargılayıcı, eleştirel yorumların yeri burası değil. 

***

Daha 32 yaşındayım ama çok yoruldum. Hem de daha kızım 2 yaşındayken, daha bana uzun yıllar ihtiyacı varken… Kendimi yenilmiş hissediyorum. Robot gibi yaşayıp gidiyorum. Etrafımdaki insanların hayatımı kolaylaştırmaya çalışmalarına rağmen ben hala boğuluyorum.

Küçük bir kasabada yetişip iyi bir üniversitenin bir mühendislik bölümünü kazandım. Üstüme düşeni yapmış, kendi ayaklarımın üzerinde durabilmek için ilk adımı atmış, adı dışında hiçbir şey bilmediğim bi bölüme kaydolmuştum. Gerisi nasılsa bolluk bereketti. Üniversitedeki 5 yıl öyle ot gibi geçti. Bölüm dışında hiç yatırım yapmadım kendime. Bölümü uzatmamak adına ne bir toplulukta aktif görev aldım, ne yurt dışına gittim. Amacım bir an önce okulu bitirip para kazanmaktı. Çalışmayan bir annenin kızı olarak ‘erkek eline bakma kendi paranı kazan’ mottosu beynime öyle kazınmış, beni öyle bir travmatize etmiş ki hayatla ilgili diğer her şeyi kaçırmışım. Kendi yapamadıklarımızı nasıl da çocuklarımızın omuzlarına görevmiş gibi yüklüyoruz.

Neyse okul bitti, iş bulundu, çook uzun zamandır birlikte olunan sevgiliyle evlenildi, İstanbul’a taşınıldı. Artık yaşamaya başlanabilirdi. Peki ne oldu dersiniz? Tabii ki sabahın kör sabahında evden çıkıp bi dolu trafik çekerek kör karanlıkta eve giren çoğu İstanbullu gibi hafta içi akşam 9’da oturduğun yerde uyuklamalar ve 11’de kalkıp yerine yatmalar… Haftasonu da market-pazar-ev temizliği derken öylece akıp giden hayat. Bu arada kirada oturduğumuz semtte pek mutlu olamama ve sürekli Anadolu Yakasına, bizim gibi insanların olduğu yerlere taşınma hayali, bazen çoşan ama hep hüsranla sonuçlanan taşınma girişimleri aldı başını yürüdü.

Biraz paramız birikti, borca girelim ev alalım dedik; o ‘bizim gibi’ insanların semtlerine baktık, amanıııın o da ne! 30-40 yıllık binalardaki daireyi alabilmek için, 10 yıl boyunca ödeyeceğim taksit, beni ev sahibi değil bankanın kölesi yapacaktı! Vazgeçtik. Böylelikle 10 yıldır çalışan iki mühendis olarak bir ev dahi alamaz oluşumuz gerçeğiyle yüzleştik. Demek ki neymiş dedik okumak bir halt olmak demek değilmiş, insan sevdiği işi yapmalı, nelerden zevk aldığını daha ilk ergenlik hatta çocukluk çağlarında keşfetmeli ve o yolda yürümeliymiş. Bizim gibi iç boş üniversite okumak; iş tatmini, mutluluk ve para getirmiyormuş.

Bu arada 2012’de bir kızımız oldu. Bendeki bu kimlik muhasebesi kızım doğduktan sonra daha bir arttı. Yani ben nasıl biriydim ve nasıl bir çocuğum olsun hayal ediyordum? Bunlar üzerine çok düşündüm, okudum, seminerlere katıldım, onun için doğru şekilde davranmaya çalıştım. İlk sene hiç rafine şeker yemedi kızım, ev kekini bile 1.5 yaşından sonra tattı. Düzenli bir günlük rutin oluşturdum, uyku saatleri, yemek saatleri, banyo öncesi rutini sabitti. Benimle her iletişime geçtiğinde ona yanıt verdim. Özgüvenli, kendini ifade edebilen, anne babasına güvenen bir birey olması benim en büyük hayalim oldu (ki bunlar benim kendimde eksik bulduğum yönler; yoksa ben de mi annemin yaptığı yapıyor, kendi eksikliklerimi kızımda tamamlamaya çalışıyordum!).

Kendi yetiştiriliş tarzıma çok güvenmediğim ve bu açığı okuyarak, araştırarak kapatmaya çalıştığım için bu annelik meselesinde çok zorlanıyorum. Örneğin kızım 2 yaşına bastığından dolayı yavaş yavaş kreş arayışlarımız başladı. İçimize sinen bir kreş bulduğumuzda oraya taşınmayı planlıyoruz. Okul konusunda okumalar araştırmalar, yok eğitim tarzları, yok yemek listeleri, yok yabancı dile yaklaşımları derken elimizde kala kala bir kaç okul ismi kalıyor. Bir soruşturuyoruz ki onların da fiyatları uçmuş fezaya ulaşmış. Şöyle diyeyim: ev alma umuduyla biriktirdiğimiz parayla kızımızı sadece 3 sene kreşe yollayabiliyoruz. İlkokula artık allah kerim, imam hatibe dönmemiş bir devlet okulu bulabilirsek oraya yollarız.

Aslında benim kafamda ilk 5 yaş onun gelişimi için önemli olduğunda içimize sinen bir kreş ve anaokuluna yollayıp ilkokul için iyi bir semtin devlet okuluna yollamak vardı zaten. Ancak dediğim gibi bu okullardaki imam hatipleşme süreci kızım okula başlayıncaya kadar ne hal alacak bilemiyorum. O yüzden büyük laf edemiyorum, onun eğitimi içinde birikim yapmak zorunda hissediyorum kendimi.

Bu yazıda annesinin deyimiyle erkek eline bakmayan, ancak maddi bağımsızlık uğruna mutlu olmadığı bir mesleğe sahip olan ve dahası neyle mutlu olabileceğini hala bilemeyen, üstüne üstlük bu maddi bağımsızlığın sadece günlük ihtiyaçlarına yettiği bir kadının yazdıklarını okudunuz. Annemin varsaydığı gibi maddi bağımsızlık bana mutluluk getirmemişti. Çünkü maddiyatın sonu yoktu. Evet evimin kirasını, faturalarını ödeyebiliyordum ama 10 yıl çalıştıktan sonra istediğim semtte bir ev satın alamıyordum ya da kızımı eğitim yaklaşımlarına güvendiğim bir kreşe yollayamıyordum. Bu yetememe duygusundan çıkmanın yollarını arıyorum.

Belki başka bir şehir, belki beklentileri düşürmek bilemiyorum. Kısacası ‘yendin bizi İstanbul’ demek istiyorum. Bu konuda sizlerle dertleşmek, sizin de eğer çocuklarınız için çok büyük hayalleriniz varsa onları gözden geçirmenizi istedim. Ben kızım için için sadece mutluluk dilemek yönünde eğitiyorum kendimi, ne ile mutlu olabileceğini keşfetmesi için olanak sağlamaya çalışıyorum, gerisinin kendiliğinden geleceğini umuyorum.

***

46 yorum

  1. Ne guzel yazmissiniz. Kizinizla ilgili kurdugunuz cumleler beni de dusundurdu(7aylik henuz kizim)
    Keske devlet okullari ve en genel haliyle “hayat sartlari” bu kadar agir/maddiyata dayali olmasa..
    yaziniz icin kendi adima tesekkur ederim.

    • teşekkür ederim, bu kadar karamsar bir yazı yazma konusunda çok düşündüm aslında, ama itiraf bu, hissettiklerim bunlar.

      • ah ah.yine bir parça buldum sizde kendimden .ısrarla on onbeş yıllık kredilere girmek istemeyen böylecede hiç birşey sahibi olamayan ama meslek sahibi olmak için yıllarca emek vermiş bir anneyim.iki yaşında oğlumu sizin gibi kreşe vermek durumundayım.bu güne kadar işime ara verip onunla vakit geçirebildim ama artık çalışmak ona da bir anaokulunda düzen kurmak zorundayımonun için henüz erken olduğunu düşünüyorum aslında.bir bakıcıdan sa kreş dha mantıklı geliyor.allah yardımcımızolun

  2. Bazen, hatta çoğu zaman işimi rafa kaldırıp evde çocuklarıma bakmamın hayatımda verdiğim en doğru karar olduğunu düşünüyorum. Beklentilerimizi eşim ve ben küçük tuttuk. Buna karşılaştığımız insanlarda vesile oldu desem yeridir. Oğlum için özel bir kreş arayışına kalkıştığımda gittiğim bir yerde özellikle beni karşılayan okul müdiresi, şöyle bir süzmüştü beni. Kendimi görücüye çıkmış gibi hissetmiştim. Sonra eşiniz ne iş yapıyor? Siz ne iş yapıyorsunuz? Aylık geliriniz nedir? Gibi sorular… Bir başka yer ise ince eleyip sık dokunduğum hııı buldum işte dediğim kalitesine güvenebileceğim bir yerdi. Görünüşte. Beş yıl öncesi için yemek servis herşeyler dahil 1000 lira aylık ödeme çıkardılar. Sadece kreş bu. Daha sonra aldığım duyumlar bu kreşlerde inanılmaz indirimler oluyormuş pazarlıkla bir arkadaşım çocuğunu 350 TL ye yazdırmış 1000 TL denilen yere. Silkelendim kimse çocuğuma benim kadar iyi bakamaz düşüncesi yer aldı. Zaten evdeydim amacım oğlumun sosyalleşmesini sağlamak ve modern çağa ayak uydurmaya çalışmaktı. O kreşlere yazdırmadan da kendimi aşarak anasınıfı yaşına kadar evde çocuğumla kendim ilgilendim. Gerek yabancı dil, gerekse sinema tiyatro, müze, çocuk parkları, oyuncak dükkanları:)) piknik, balık tutmalar kendi çapımızda renklendirmeye çalışıyoruz dünyamızı. O şunu der, bu bunu der… derken zaten kendi hayatımda çok zaman kaybettim. Kreşe gönder bu çocuğu yazık diyenlerle de ilişiğimi kestim. 40 yıllık köhne bir binada altı yıldır oturmaktayım. Şimdi ise bir köyde prefabrik bir ev yapmayı düşünüyoruz. Çocuklarımız eski bizlerin yaşadığı gibi müstakil evde yaşasın temiz havayı içine çeksin, kendi imkanlarımız dahilinde toprakla oynasın, uğraşsın istedik. Bu köyde İstanbul’ da tabii. Umarım hayata geçirebiliriz. Size nacizane tavsiyem umutsuzluğa kapılmayın… Umut çocuğunuz çünkü. Çocuk olmadan bile çalışan bir kadın olmak benim adıma başlı başına zordu. Dediğiniz gibi hafta içinden bir haber, hafta sonuna market ve ev temizliği kalıyordu. Eşim ve ben imkanlarımızı zorladık, eşim tek başına dışarda hayatla mücadele ediyor, bende evde. Hayatın adı da bu zaten MÜCADELE.

    • Nazmiye hanım sizi takdir ediyorum.Ben 7 senelik işhayaşamıma çocuk hayalleriyle ara verdim.4,5 yaşındaki oğluma doğduğundan beri ben bakıyorum.Aslında çalışsam maddi açıdan iyi olabilirdi ama kazancımın yarısından fazlası kreşe ya da bakıcıya gidecekti.Değermiydi?Bence değmezdi.3 ayrı kreş denememiz oldu.Adapte olabilseydi çalışmayı düşünmüştüm ama dediğim gibi kreş maliyetleri çok yüksek.İnsanı soyup soğana çeviriyorlar.Ayrıca kısa dönem gönderdiğim kreşlerde çocukları örselediklerini fark ettim.Eğitimcinin gözlerini büyüte büyüte çocuklara bakması,çocukların özgüvenlerini yerlebir eden davranışları ve daha bir çok şey.O yüzden en doğru kararı verdiğime inanıyorum.Beklentilerimizi ve ihtiyaçlarımızı minimum düzeyde tutarak hayatımıza devam ediyoruz.Böylesi daha huzurlu oluyor.Çünkü anne sakin oluyor ve sakin bir annenin çocuğu da sakin oluyor.Evde sükunet ve huzur oluyor.Allah bugünlerimizden geri koymasın herkesin yuvasına huzur versin inşallah diyorum.Sevgiler…http://gizlipencerem.com/anaokulu-drami/ http://gizlipencerem.com/anaokulu-drami-2/

      • Teşekkür ederim Sinem Hanım. Güleryüz ve kalite madden karşılığını verebildiğimiz sürece var. Kadın hakları derken, daha konforlu yaşam isterken insan haklarımızdan, en insani yaşanılası duygulardan vazgeçiyoruz ya da vazgeçmek zorunda bırakılıyoruz. Bizler istediğimiz için prim yapıyor yaşamak istediğimiz hayatlar. Varsın nezih insanların, nezih rezidansları, donanımlı özel okulları, güleryüz maskesi altındaki suratlar onların olsun. Bizler kendi safımızda yer tutarız. Ayda bir şu, bu kolejden birileri arıyor yüzde seksenlik burs kazandınız 1800 lira olan yabancı dil eğitimi size özel 1000 lira ben tabii o anda nee??? Gerçekten mi?? Hayrola akrabamıyız acaba diye iç geçiriyorum. Çocuklarımız daha yolun çok başındalar. Ortaokul, lise çağlarında daha çok ihtiyaçları olacak. Sevgiler….

  3. İstanbul’da yaşayıp da bu şekilde hissetmemek çok zor. Hayat çok zor. İstanbul’da hayat daha da zor. Üzerine bir de ülkenin genel halinin verdiği kaygıları ekleyince yenik hissetmemek iyice zor.

    Ben çareyi psikolojik destek almakta buldum. Ve fark ettim ki aslında her şeyin altından kalkmak zorunda da değilim. Bunu fark etmek, hayatın zor olduğunu ve benim elimden geleni yaptığımın yeterli olmasını, bazen (ve hatta çoğu zaman) yetersiz kalacağımı fark etmek bile iyi geldi bana.

    Hayat, en çok da kendimizle aramıza giriyor. En büyük haksızlığı da kendimiz yapıyoruz kendimize. Yapamadıklarımızdan çok yaptıklarımıza odaklanacak gücü bulduğumuzda zorluklarla baş etmek de, onlara boyun eğmek de daha kolay oluyor.

  4. 34 haftalık hamileyim. Eşim de ben de mühendisiz. Ankara standartlarına göre ortalama, hatta belki azıcık üstü maaşlar alıyoruz. Dikmen gibi orta sınıf ailelerin yaşadığı bir yerde yaşıyoruz. Ben her gün beğendiğim evin “satılık” ilanını görüp o gün de satılmadığı için mutlu oluyorum. Evin fiyatını hatırladığımda ise kanım çekiliyor. Oğlumun geleceğini düşünüp derin bir iç çekiyorum. Tek maaşla geçindiğimiz kendi ailemle hiç tatile gitmedim, farklı şehirler görmedim, spor-sanat-kültür etkinliklerine gönderilemedim, farklı yemekler bile yiyemedim. Ailemin ev sahibi olmasının hiçbir faydasını göremedim kısacası. Sürekli bunları hatırlatıyorum kendime. Önemli olan yaşamak diyorum. Kaliteli yaşamak, hissederek yaşamak… Yine de en azından başımızı huzurla sokabileceğimiz bir evimiz olsa kendimi daha güvende hissedeceğim. Yani o kadar aynı hissediyorum ki sizinle. Sürekli aynı çelişkileri yaşıyorum. Çok etkilendim yazdıklarınızdan. Bu yazıyı ben yazsam tam da bu cümleleri yazardım sanırım: “Bu yazıda annesinin deyimiyle erkek eline bakmayan, ancak maddi bağımsızlık uğruna mutlu olmadığı bir mesleğe sahip olan ve dahası neyle mutlu olabileceğini hala bilemeyen, üstüne üstlük bu maddi bağımsızlığın sadece günlük ihtiyaçlarına yettiği bir kadının yazdıklarını okudunuz. Annemin varsaydığı gibi maddi bağımsızlık bana mutluluk getirmemişti. Çünkü maddiyatın sonu yoktu. Evet evimin kirasını, faturalarını ödeyebiliyordum ama 10 yıl çalıştıktan sonra istediğim semtte bir ev satın alamıyordum ya da kızımı eğitim yaklaşımlarına güvendiğim bir kreşe yollayamıyordum. Bu yetememe duygusundan çıkmanın yollarını arıyorum.”

  5. Biraz bencilce olacak ama aynı hikayeleri yaşıyor olmamız beni biraz rahatlattı bunları yaşayan sadece ben değilmişim demekki diye.Biz de eşimle mühendisisiz eğitim hayatımız ve anne telkinlerimiz birebir aynı.Tek fark İstanbul’dan kendimizi kurtarıp şuan daha mütevazi bi şehirde yaşıyor olmamız…Ama bu kez de çocuğumuz da bizim gibi mi olur dünyayı bu şehirden hatta Türkiye’den ibaret görür mü gibi korkularımız oluyor.Eşimle evlendikten 4 sene sonra ancak çocuk yapmaya karar verebildik.Şuan biraz da benim zorumla hamileyim.Eşim daha şimdiden tek çocuk yeter de artar bu dünyaya diyor.Tek büyüyüp yalnız kalmasını istemem ama ona da hak vermemek mümkün değil…

  6. Yazılanları benmi yazdım acaba diye uzun uzun baktım ekrana.
    İyi bir üniversiteden mezun ,ev arayan iki mühendis. Hergün baş ağrısıyla eve giden, ilkokul 1. sınıfa giden cocugunun ödevini bile yaptıramayan bir kadın. Bakıcıya maaşının 3 te birini, öğlen yemeklerine maaşının onda birini , işe gitmek için maaşının 10 da birini veren bir kadın. Kalan para ile spora yazılmak isteyen, çucuğunu dansa göndermek isteyen, yılda 1 yurtdışına çıkmak isteyen,eve gelen gündelikçi bayanların bile o gelirle bir ev aldığını duyan ama kendisi kutu gibi bir ev dahi alamayan bir mühendis. 10 yıldır çalışan ama işine bir gün dahi mutlu gidememiş bir mühendis. sağlıklıyızya buna da şükür diyen ama kafasında milyonlarca soru olan bir mühendis. kafasını alıp gitmek isteyen, sadece çocuklarına kurabiye yapıp onları okuldan kendi almak isteyen bir mühendis.
    bu mühendis , çalışsa ne oluuur çalışmasa ne oluuur, mühendis olsa ne oluur, olmasa ne olur?
    sanırım bir hayat koçuna ihtiyacım var:)

  7. Bir de benim gibi eşinizin çalışmadığını düşünün. Tek başınıza her şeyi üstlenmeye çalıştığınızı… Eşinizin ailesinden hiçbir maddi destek görmediğinizi, sadece çok üzülüyoruz demelerini… Kendi ailenize senelerce hiçbir şeyi belli etmemeye çalıştığınızı…. Doğumu ve tüm masraflarını bile aldığınız kredi ile döndürmeye çalıştığınızı, üzerine 2 kredi daha çektiğinizi ve hala yetişemediğinizi… Yaşadığınız şehirde hiç kimsenizin olmadığını, kira, kreş ve ev masraflarının bütün maaşınızı alıp götürdüğünü… 3 senedir evde oturan adamın ileri derecede sinirinizi bozduğunu…. aslında yazacak o kadar çok şey var ki… Beterin beteri var en nihayetinde. Kuzum sağlıklı ve mutlu en azından… Buna şükür, binlerce şükür….

  8. Yazıyı okurken kendimi gördüm. Ben doktorum, eşim mühendis. İşin kötüsü tıp eğitimi uzmanlık mecburi hizmet derken ben 36 yaşındayım ve mutsuzum. Çocuğumuz anaokuluna gidiyor ve okul, servis, servisten karşılayacak abla derken epey yüklü bir miktar harcıyoruz. Eve varmamız 7-8’i buluyor ve çocuğumu ancak 1-2 saat görebiliyorum. İstediğimiz semtten ev alamadığımız için mecbur kaldığımız semtten, bizim gibi mecbur kalanların oturduğu bir sitede 10 yıl borçlanarak ev aldık. Ben tüm bunlara isyan ederken eşim – belki telkin, belki gerçekten böyle düşündüğü için emin değilim- durumumuzun birçok insana göre iyi olduğunu söylüyor. Şu kendi paranı kazan hikayesi var ya, eşime bir şey olsa tek maaşla ne çocuğumu özel okula gönderebilirim, ne de ev kredisini ödeyebilirim. Şimdi ben tek başıma doktor olarak para kazanmış mı oluyorum. Bu kadar çaba mutsuz olmak için miymiş. Bunları niye yazıyorum? Benim gibi hisseden biri olduğunu gördüğüm için. Yalnız olmadığım için. İstanbul’a mahkum olduğum için :o(

  9. Demek ki hayat böyle birseymis, devamli birseyler yapmaya calismak ama sonunda bir seylerin eksikligini devamli hissetmek ve tum bunlari kendi yetersizligine baglamak! Otuzbir yasindayim, Izmir’ de dogdum, okudum! Hayat arkadasimla bu sehirde tanistim. Dogmamis cocuklarimizin bizden daha guzel sartlara sahip olmasi icin yurtdisinda yasamaya basladik, nerdeyse on seneyi arkamizda biraktik.
    Hala birseyler icin cabalamak bir kenarda dursun, cocuk planinini gündemimize bile getiremiyoruz. Iki mühendis A plani , B plani derken, bu hayatta en cok istedigim seyi, Anne olmayi hergun ertelerken, icimdeki korkuyu biraz daha besliyorum ” ya bir gun cok gec olursa”!
    Zaman zaman umudumu kaybediyorum. Bizim nesilin sanirim en buyuk sorunu annelerimizin su veya bu sebeplerde gerceklestiremediklerini bizim kendimize görev edinmemiz. Ama mutlulugun anahtari sanirim bu degilmis. Bircok sey icin cabalarken bir yerlerden devamli hata veriyorum. Daha iyi bir hayat dedikce iliskilerimden, ailemden en onemlisi kendimden bir adim daha uzaklasiyorum.
    Suc nerde, kimde bilinmez ama biraz daha rahatlamaya ve isleri oluruna birakmaya ihtiyacimiz var…

  10. Aynı şekilde düşünen, aynı şekilde yaşayan, ne kadar çok kadın mühendismişiz meğer…..

  11. Aslında her birinizi öyle iyi anlıyorum ki… Yönteminin ne olduğunun hiç önemi yok, hepimiz bir parça nefes alabilmek, yaşadığımızı hissedebilmek istiyoruz. İster iyi bir kariyer sahibi olalım, ister sevgi dolu bir aile, sağlıklı çocuklar ya da sağlıklı beden, ya da hiç biri olmamış da olsa yetinebilecek, şükredebilecek bişeyler yine de vardır. Beklentileri azaltıp farkındalıkları arttırırırsak tahammülsüzlüğümüzün de boyutları değişiyor. Hepimiz kendi hayatımızda bir çok kez şahit olmuşuzdur buna. İnanıyorum ki Allah gücünden emin olmadığı kimseye böylesi görevler yüklemiyor. Her biriniz kendi içinizde öyle cesur, öyle güçlü ve hayat dolusunuz ki üstünden bir kaç parça örtü kaldırmak yeterli. Anne olabilmek demek hayat verebilmek demektir, Allah’ın bahşettiği yaşama vesile olabilmek demektir. Bunu başarmış olabilmek bile her türlü ödüle layık. Her birimiz önce içimizdeki çocuğu yetiştirmeliyiz. O ne istiyor, ne bekliyor, ne kadarına gücü yetiyor kulak vermeliyiz. Sonrası onun elinden tutup bulutlara, güneşe, rüzgara mı yürümeli bunun kararını vermek. Lütfen cesur olalım, değişmekten, değiştirmekten, vazgeçmekten ya da kabullenmekten korkmayalım. İstanbul’sa canımızı sıkan aynı özelliklere sahip denizi, mis gibi havası olan Mudanya var. İhtiyacımız olan İstek+cesaret. Hepinizi keşkesiz yaşamlar diliyorum…

  12. İstanbul , dünyanın en güzel kentinden, yaşanması en zor kentine doğru hızla evriliyor ne yazık ki. Çok sevdiğim, daha 2-3 sene öncesine kadar bile ayrılmayı hayal bile etmediğim İstanbul’dan uzaklaşıp, daha sade bir hayat sürmenin fikri dolaşıyor kafamda. Sanırım İstanbul hepimizi yeniyor ya da onu bunca çirkinleştirmenin öcünü alıyor bizden. Hemen herkes aynı şeylerden şikayet ediyor. Hepimizin hayalinin bir ev sahibi olmak olması ne kadar ilginç değil mi? İşte kapitalizm tam olarak bu sanırım. Deli gibi çalışıp, kazandığı parayı kendini rahatlatacak ( tatil, seyahat, spor, hobi) bir şeylere değil de yine sisteme yarayacak ev, araba vs gibi şeylere harcıyoruz. Sanırım hepimizin ihtiyacı olan gerçekten neye ihtiyacımız olduğuna karar verip belki daha sade bir yaşam sürmek. Bu yazıldığı kadar kolay değil biliyorum. Hele sistem tam tersini isterken hiç kolay değil. Ama ben de psikolojik destek almanın, birçok şeyle başetmekte çok yardımcı olduğunu tecrübe ediyorum. Hepimize kolay gelsin!

  13. Bu yazı ve altındaki yorumlar o kadar benden o kadar benim hayatımdan ki.. Kendimi çaresiz ve beceriksiz hissediyorken böyle bir yazıyı okumak en azından tek olmadığımı bilmek iyi geldi..Ben de, eşimde mühendisiz, kızım doğduktan sonra İstanbul’a taşındık. Oğlum oldu.. Sevmediğim bir işte çalışıyorum..İkisi de okula gidiyor biz hala ev almaya çalışıyoruz ama alamayacağımız ortada…Artık takmıyorum ev olayını, çocuklarıma yatırım yapıyorum. Hayatı kaçırmamak adına birşeylerden fedakarlık etmek gerekiyor. İstanbul pahalı bir şehir. Minimum masrafla maksimum aktiviteler yapıyoruz. Sahilde gezmek, müze ziyaretleri, ücretsiz tiyatrolar, doga yürüyüşleri… Hayattan zevk almak lazım. Okumuş kadınlarız değil mi, İstanbul’un bizi yenmemesi gerekiyor. Sağlık her şeyden önce geliyor, sağlığımız yerinde olsun gerisinin hiç ama hiç önemi yok.

  14. Dün akşam bir kez daha eşimle konuştuğum bu sabah bu düşüncelerle uyandım hayatımızın en önemli konusunu siz kaleme dökmüşsünüz.
    35 yaşındayım. İstanbulda doğdum, okudum ve çalışıyorum. 2,5 yaşında ikizlerim var. Eşimle biz bir gün evleniriz dediğimiz günden beri daha sözlü bile değilken ev borcuna girdik (nedeni işten kovulursak aç da kalsak sokakta kalmayalım diyeydi) 14 yıldır falan borç ödüyoruz, anadolu yakasında 40 yaşında bir ev sahibi olduk. (hala da borcumuz bitmedi) İkizlerimiz doğduktan sonra her ikimizde eve varamıyor bebeklerimizi göremiyorduk. Geç gelmek evde minik biri sizi beklerken çok ağır geldi. Birimizi kurtaralım dedik. Evi kiraya verip istanbul il sınırında bambaşka bir yere site özellikli falan artık eşim kızlarımı daha çok görüyor ben yine en erken 20:00 den sonra geliyorum istanbul trafiğinden bayılarak… Zaten onlar 3,5 aylıkken işe başladım ve herşeylerini kaçırdım zor ama geriye bakınca çabucak büyüdüler herşey fotoğraflarda kaldı – bu zaten başka bir yazının konusu-
    Bakıcımız yabancı ve sgk’lı. Kızlarımı kreşe göndermek istiyorum ama hem kredi hem bakıcı hem 2 kreş bütçe tutmuyor. İstanbul’da sıkıştık kaldık. Ayaklarımın üzerindeyim çok şükür ama evlatlarıma istediğim gibi yada ortalama hiçbir kreşe gönderemiyorum. Devlet okuluna göndereceğim ama nasıl bir okul olacak ki bu siyasi ortamda diyorum. Tek çocuk olaydı gönderirdim diyorum sonra vicdan azabı çekiyorum…
    Kaçmak şehir değiştirmek istiyoruz ama iş kaygım var. Çünkü benim de annem ev hanımıydı oku diye baskı yaptı babam esnaftı maaşlı işin oldun denildi. Babamın dükkanına müşteri gelmezse kardeşimle ihtiyaçlarımız alınamıyordu, ay başı diye bir kavram; standart aile bütçemiz yoktu. Okumak maaşlı işte çalışmak da yetmedi bu şehirde
    Ben mutsuzum boğuluyorum.

  15. Merhaba,
    Beklentilerimizi düşük,hayallerimizi biraz daha büyük tutmak benim hayat felsefem ve bana her “nasılsın?” dendiğinde ,”çok iyiyim” diyerek insanları şaşırtabilmemin yolu.Çok iyiyim çünkü 14 senedir bitmeyen,her türlü zorlukta daha da kuvvetlenen aşkımız,canımızdan çok sevdiğimiz 2 çocuğumuz,7 senedir ayakta tutmaya çalıştığımız ufak çaplı bir işimiz,sağlığımız ,mutluluğumuz ve huzurumuz var….
    Beklentileri düşük tutmak beklemediğim her güzellik,maddi kazanç,çocuklarımın okuldaki başarıları karşısında inanılmaz bir mutluluk sağlıyor bana….
    Yaşadığım herşey için şükredip,hayallerimi de asla aklımdan çıkarmadan vakitlerinin gelmesini bekliyorum ve inanın sırayla hepsi de oluyor….
    Çocuklar için kreş,ilkokul,seçilecek öğretmen hepsi de sıra ile halloluyor….
    Eşimle veya çok sevdiğim dostlarla sohbet etmek de çok işe yarıyor,anlatırken çözüm de kendiliğinden geliyor zaten….
    Hayat kısa,keyif almaya bakın diyorum ben….
    Elif Demirbaş
    Tekstil mühendisi,42 yaşında,2 çocuk annesi…..

  16. yazınızı okuduktan sonra düşündüğüm ilk şey yalnız değilim, söyleyebileceğim ilk şey yalnız değilsiniz. çoğumuzun yaşamında en belirgin his sıkışmışlık ve çaresizlik. yanlışlarını bildiğin bir yaşam tarzından çıkma ihtimalinin olup olmadığını bile bilememe durumu. her şey o kadar iyi programlanmış ki ufacık bir düşünme ve karar verme süreciniz bile yok. düşünüp, karar vermiş olsak bile herkesin yaptığından faklı bir şey yapmaya cesaretimiz yok. yaptığımız en büyük iki hata var bence. 1) yaşamı bir projeymiş gibi yaşamak. bu projeye göre sürekli yakın ve uzak hedeflerimiz var. onlara ulaşmaya çalışırken bugünümü kaybediyoruz. örneğin ev almak bizim içinde bir hedefti. bunun için çok uzun süre düşündük, çabaladık, planlar yaptık, kaygılandık. sonunda aldık. yaşamımızda değişen hiç bir şey olmadı. sadece biz bununla ilgili plan yaparken kiradaki evimizdeki huzurumuzdan çaldık. çocuklarımızla ilgilide aynı hataya düşüyoruz. okul seçimine abartılı anlam yüklüyoruz. keşke şu okula gitse sonuç olacak diye bir sonuç olsa da hepimiz yapsak. ama yok böyle bir şey. biz kendimizi boşu boşuna hırpalıyoruz. . yaşam tek düzlemde ilerlemiyor. ama bize tersi inandırılmak isteniyor. işte şu evi al şöyle ir yaşamın olsun, çocuğunu şu olula gönder dahi olsun filan. 2) hatamız ise yaşamı mutlak bir mutluluk algısı üzerine kurmamız. hem biz hem çocuklarımız hep mutlu olmalıyız. mutluluk dışında bir duyguda paniğe kapılıyoruz. hemen o duygu gitsin istiyoruz. televizyoni yemek vb araçalrda buna hizmet ediyor. halbuki anlamlı yaşanan hüzünler yaşamın en değerli kısmı. hep mutlu olmaya çalışmak bze kaygıdan başka bir şey getirmiyor. hepimiz için bugün en az yarım saat boş boş oturma diliyorum. herkese sevgiler

  17. Yaklasik 4 senedir yurtdisindayi esimle, insanlara gore gul gibi devlet kadrosu olan universitedeki isimi esim de bir ozel universitenin ust duzey denilebilecek bir yonetim isini birakio geldik. Sadece merak ettik denemek istedik, yapamazsak donerdik falan. Simdi 2,5 yasinda kizim var ve 7 aylik hamile olarak donsek mi mevzusunu her dusundugumuzde yazida paylastiklarinizla ayni sebeplerden icime fenaliklar basiyor. Bir yanda aileme duydugum hasret ve yalnizlik agir basiyir, diger yanda cocuklar icin burda ve irdaki yasam sartlari arasindaki fark, orda olup kaldigimiz islere devam etseydik ve alacagimiz maaslari dusununce kesinlikle bir ev almak veya burada ucretsiz olan kreslere esdeger bir krese gondermek bizim icin zor olacakti. Simdi onca yil okumama ragmen (doktora da yaptim) calismiyor cocuk bakiyorum simdilik. Ise geri donecegim elbet ama bu arayi verebilmis olmam bile bir luks. Cocugumla doya doya vakit geciriyorum, bir suru sey yapiyoruz, geziyoruz, baska ulkeler, geziler yapiyoruz. Esim calisiyor olsa da calisma saatleri duzenli ve yolda zaman harcamadigi icin babasina doyuyor kizim. Her hafta sonu birseyler yapiyoruz. Gercekten hayat burada cok daha eglenceli ve mutluyuz,

  18. Hepimizin ortak sorunu demek ki bu. Aslında yalnız da değiliz. Herkesin söylediklerine katılıyorum özellikle Elif Demirbaş Hanımefendi’nin yazdıkları bizim ailemizi anlatıyor aslında. Bizim de iki çocuğumuz var. Kendi işimizde eşimle beraber çalışmaya çalışıyoruz. (Ticaret hayatı çok zormuş) Büyük oğlumuzu orta karar diyebileceğimiz özel bir okula göndermeye çalışıyoruz. Zira yaşadığımız semtte iyi ve laik bir eğitim alabileceği yeterli bir devlet okulu yok. Küçük oğlumuzu astronomik rakamlar nedeniyle bu yıl kreşe veremedik. Biraz babaanne biraz anneanne idare ediyoruz. Hafta içi iş ev derken sosyal yaşama katılamıyoruz. Hafta sonları da biraz plan yapalım dedik mi önce hesap kitap yapıp ne yapacağımıza öyle karar veriyoruz. Çünkü İstanbul çünkü büyük şehirler insanı tüketiyor. O yüzden yaş kırka yaklaştığı için mi nedir biraz beklentilerimizi de küçülttük hayata bakış açımızı da… Mutlu olmak nedir? diye soruyorum bazen kendime “çocuklarım sağlıklı mı, ailem sağlıklı mı? evet”. O zaman yeni bir gün yeni bir hayat. Gerisi teferruat. Camı açıyorum derin bir nefes alıyorum ve bugünümü aratma Allahım diyerek güne başlıyorum…. Aslında bu kadar basit mutluluk. Büyük beklentiler büyük mutsuzluklar depresyonlar getiriyor. Bazen boş vermek amannn sende demek iyi geliyor insana. Biraz da böyle deneyin. Gerçekten hafife alınacak konuların hakkını verin ve hafife alın, önemsemeyin. Hayata daha kolay katlanılıyor göreceksiniz.

  19. Ben de mühendisim ve1.5 yaşında bir oğlum var. Benzer sıkıntılar bizim de başımızda. En azından Istanbulda değil Ankarada yasiyorum. Kendimce bulduğum çozüm, herşeyin en iyisini yapamayacağımı kabullenmek oldu. Biz ailece mutlu olalım, oğlum mutlu ve sağlıklı olsun yeterli benim için. Mutlu bir çocukluk gecirsin, ileride vicdanlı temiz yürekli bir insan olsun. Vakit ayırın ve dinleyin.

  20. Ben çocukken çalışan bir anne-babaya sahip olmak hiç kolay değildi. Tüm çocukluğum boyunca okula giderken saçımı yapacak, eve geldiğimde benimle ödev yapacak bir anne hayal ettim. Şu anda yalnız yemek yemeyi sevmiyorsam sebebi çocukken hep yalnız yemek zorunda olmamdır belki.

    Benim annemle babama kendi anne-babalarından bir şey kalmamıştı. O yüzden çalışıp kazanmaları ve kendi evimize sahip olabilmemiz için gereken parayı biriktirmeleri gerekiyordu. Sonunda o para birikti ve ev alındı.
    Şimdi 28 yaşındayım. Annemle babam 20 senelik evliliklerini bitirmeye karar verdiler. Annem, kız kardeşim ve ben 5 senedir birlikte yaşıyoruz. Yani 3 kadın birlikte başımızın çaresine bakıyoruz.

    Muhteşem şartlarda yaşadığımızı söyleyemem, sonuçta sadece üniversiteye hazırlanan bir çocuğunun dershane masrafını bile düşünürseniz aylık ödemelerimiz hakkında biraz fikir sahibi olabilirsiniz. İyi bir üniversitede okuması için elimizden geleni yapıyoruz anne-kız. Ortalama bir hayat yaşıyoruz kısacası.

    Ne zaman ödemeler,faturalar, elimize o ay kalacak olan para hakkında konuşsak “İyi ki evimiz var. İyi ki kira ödemiyoruz.” diye şükrediyoruz.

    Şu anda hayatınızın biraz karanlık göründüğünü hissediyorum, 10 sene sonrası gözünüze uzak görünüyor olabilir ama şu anda annemin bir ev almak için çalışmış olmasına ne kadar minnet duyduğumu bilin istedim.
    Sizin de kızınız yıllar sonra “Anne iyi ki çalışıp bu evi almışsın” dediğinde her şey daha aydınlık olur umarım. Hem sizin için hem kızınız için…

    Ankara tek başına yaşayan 3 kadını yenemedi, İstanbul da sizi yenemesin!

  21. Ben bir Anadolu şehrinde yaşıyorum. Üniversiteyi İstanbul’da okudum. Öğrencilikte İstanbul’u pek bir sevdim, bayıldım. Derken şartlar öyle gerektirdiğinden iş hayatına burun kıvırdığım memleketimde başladım. Evlendim. Çocuklarım oldu. Eşimin mecburi hizmeti sebebiyle tekrar iki yıl İstanbul’da -bu defa üç çocuklu bir aile olarak- yaşadık. O dar ve küçük çevresinden inanılmaz sıkılıp, kurtulmak için can attığım memleketime iki yılın sonunda yeniden dönebilmek için neler yaptığımızı bilseniz hayret edersiniz. Şunu gördüm ki, İstanbul’da aile olarak belli bir standartta, güven ve konforda yaşayabilmek için minimum ayda 15-20 bin gibi bir gelire sahip olmak şart. Trafik çilesi insanı hayattan soğutan bir dert. Aşırı kalabalık benim için aşırı huzursuzluk ve güvensizlik demek. İnsanların hayatı tamamen işe odaklı. Sabah hava aydınlanırken yola düş, gece karanlığında pestil olmuş bir vaziyette eve dön… Şehrin gürültüsü, pisliği, tekinsizliği beni kalben çok yordu. Şimdi yine sıkıcı Anadolu şehrimdeyim. Ama en azından çocuklarımın kimlerle arkadaşlık ettiklerini, o çocukların ailelerini tanıma şansım var. Trafiğinde kendimi daha emniyette hissettiğim caddelerde istediğim yere rahatça ve korkmadan gidebiliyorum. Daha az parayla daha iyi yaşayabiliyor, yatırım yapabilmek için kenara üç-beş kuruş atabiliyorum. Her şey burda elimin altında ve nerde ne var biliyorum. Bu şehrin standartlarına göre evime uzak sayılan iş yerime arabayla yedi dakikada rahatça ulaşabiliyorum. Trafikte saatlerimi heba etmek zorunda değilim. Burda her yer yakın, herşey daha kolay. İstanbul’un boğucu cenderesinde sıkışıp kalan güzel kalpli annelere tavsiyem cesaretlerini toplayıp başka bir şehre taşınmaları. İstanbul’un sakinlerinden talep ettiği çok yüksek eforun üçte biriyle çok daha rahat yaşanabilecek güzel yerler var ülkemizde. Dünyaya bir kez geliyoruz. Hayat çabucak kaçıp gidiyor ellerimizden. Zamanı yavaşlatabilmek, açıp genişletebilmek küçük yerlerde daha mümkün. Şu an dönme kararımızdan son derece memnunum. İstanbul’u halen seviyorum ama yaşamak için değil. Sadece arada gelip biraz gezip tozmak bana yeter. Sevgiyle…

    • Merhaba windspirit,

      Yaşadığın anadolu şehri neresi? doğrusu ben şehir değiştirmeyi ciddi ciddi düşünüyorum. İstanbul’da da epey vakit geçirmişsin. Senin yönlendirmen çok değerli.

      Teşekkürler
      Sevgiler

      • Malatya’da yaşıyorum sevgili Duygu. Gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Bu cesareti toplayıp gerekli adımı attıktan sonra herşey daha kolay olacak… Dünya varmış, oh be diyeceksiniz…
        Sevgiler…

  22. benim derdim çalışmak veya çalışmamak değil..her gün özellikle öğleden sonraları çocuğu özledim ben diye ağlasam da, günde 3 saatimi trafiğe versem de, dünyanın en prestijli ya da eğlenceli işini yapmıyor olsam da çalışmayı seviyorum..ya da gerekli görüyorum diyelim 🙂

    benim derdim eğitim..yazıda da bir tek buna takıldım..çocuğum yokken ilkokulda devlet diyodum ama devlet okulu kalmadı ki..özeller ise maddi açıdan felaket zorluyor insanı..bir de her mahallede apartmandan bozma özel okullar olmaya başladı, onlara güvenip de gönderemem..imam hatipe ise büyük sözüme tövbe ama göndermem..

    düzen değişmez sanıyorum..şimdiki duruma bakınca kötüleşeceğini öngörmek zor değil..

    ya bir de ikinciyi soruyorlar..daha bir seneden çocuğumu sisteme kurban etmemek için ne yapabilirim diye düşünmekten saçım başım ağardı..bir çocukta ufak da olsa kurtarma ihtimali varken iki çocuğu bu sistemde heba etmek istemiyorum ben..korkuyorum..

  23. Yaziyi ve yorumlari okuyunca kendimi düşündüm, bunları ben de yaşamıyor muyum diye!yaşıyorum elbet.kat ve kat fazlasini hatta. Küçük bir sehirde karı-koca öğretmen maaşiyla geciniyoruz. Ihtiyaclar mi onlar hic bitmiyor ki. 6 aylik bi oğlum var ve her aile gibi gelecek kaygisi sardi bizi de. Aslinda ultrasonda ilk gördüğüm de o bezelyeyi başlamıştı kaygıları. Peki nasıl başa çıkıyorum hersey ile:çok şükür diyerek. Gerçekten de beklentilerimizle alakalı hersey. Sistemin kölesi olup hep daha iyisini isteyerek yaşamak bizi sadece kaygili ve yaşlı bireyler yapıyor. Zaman geciyor, takvim yasimiz artiyor ama biz hala icimizdeki doymamis cocugun ihtiyaçlarını kendi cocugumuza vererek doyurmaya çalışıyoruz.sukur demek lazım ve her seyin mükemmel olmayacağını herseye yetemeyecegimizi bilmek kabullenmek lazım. Biz öyle yapıyoruz en azindan.

  24. benim 6 ay önceki halime benzer.şu an anaolu yakasına taşındım . gerginliğim gitti. ( kısmen )eşim hergün köprü tafiği çkeiyor.
    ve benim 2-3 yıldır tek hedefim ist.dan gitmekti.
    olmayınca anadolu yaks. geçtik. umudu kesitğimz an o da oldu ist.dan gidiyorum… ( mail adresimi blogcuanneden alırsanız size. detaylı yazmak çok isterim. yer.mekan vs.
    iş ulaşım zorlamayacaksa.mutlaka taşının. )

  25. ben de buradayım.Tam da bu günlerde beynimi bu düşünceler kemiriyor,boğulacak gibi oluyorum.
    İki mühendis,2 küçük çocuk,sevmediğim bir iş,trafik çilesi,İstanbul,ev yok,çocukların gelecek kaygısı,okul,bakıcı…Çok çalışıyoruz kazandığımızda su gibi akıp gidiyor.İstanbul sömürüyor resmen bizi.

    Profesyonel destek almam gerektiğini düşünüyorum,uygulamaya geçemedim henüz.Bu süreçte şu şekilde düşünerek kendimi toparlıyorum:
    Geçmişi ve geleceği çok düşünmeme kararı aldım,düşündükçe içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
    Anı yaşamaya çalışıyorum,Çocuklarımın sağlıklı ,mutlu bir anneye,aileye ihtiyaçları var çünkü.
    Daha çok şükrediyorum.
    Kendi içime olan yolculuğum 32 yaşında 1 eş ve 2 çocuktan sonra başladı.
    Çocuklarımın ben gibi geç kalmadan kendilerinini çok iyi tanıyıp kendileri için doğru kararlar almalarını sağlamak istiyorum.Gerisi gelir elbet diyorum. Sağlık olsun diyorum.

    Sevgiler…

  26. Hayattan beklentilerinizi en düşük seviyeye indirdiğinizde kaygılarınız ve sıkıntılarınız azalacaktır diye düşünüyorum. Eğer bunu yapamıyorsak psikolojik yardım almalıyız. Hayat biz var olsak da olmasak da akıp gidecek. Küçük şeylerden ve anlardan mutlu olmalıyız. Geçen hafta yakın bir tanıdığım hepimiz gibi hayatını devam ettirirken aramızdan ayrıldı. Bir sabah kalktı , işine yetişmek için hazırlandı , kahvaltısını yaptı , çocuklarını öptü ve onları okullarına uğurladı. Arabasına bindi ve işine giderken kalp krizi geçirerek hayata veda etti. Henüz 40 yaşındaydı , çok iyi bir işi , harika bir ailesi ve iki çocuğu vardı. Hayat biz olsak da olmasak da devam ediyor. Elimizde olmayan sebeplere çok fazla üzülmeyip sadece elimizden geleni yapıp gerisini hayatın akışına bırakmalıyız.

  27. Pek çok pay biçtim bu yazidan kendime. Hakikaten de herkes kendi yapamadıklarını yapabilsin istiyor çocuğu. Keza benim de onlarla ilgili en büyük hayalim sevdiği mesleği yapabilmeleri…

  28. Biz de eşimle iki mühendisiz. Benim de çocuklarımla ilgili en büyük hayalim sevecekleri bir mesleğe sahip olmaları

  29. Ne kadar mühendis bayan varmış ve ne kadar da benziyormuş hepimizin hayatı birbirine. İstanbul mu Ankara mı derken ilk tercihim olan Ankara tutunca, ailemin yanında güvenli ve rahat diyebileceğim bir öğrencilik hayatından sonra yine Ankara’ da çalışmaya başladım. İki buçuk sene sonra evlilik nedeniyle Bursa’ ya taşındım. O dönemler hep merak konusu idi benimle aynı dönem mezun olmuş farklı sektörlerde farklı şehirlerde çalışan arkadaşlarla yapılan muhabbetlerde “kim ne kadar kazanıyor?” İstanbul’da maaşlar standart olarak Ankara ve Bursa’dan hep yukarıdaydı. Ama duyardım ki kiralar ve yaşam koşulları bir o kadar yüksek ve zorlu. Hiç düşünmedim içinde yaşamayı İstanbul’un, bu duyduklarım da bana zaten az maaş az kira çok maaş çok kiradan daha iyidir fikrini kazandırdı. İstanbul, büyük şehir, büyük kariyer imkanları rüyasından uzak durdum bilerek isteyerek oysa ki her zaman orada da yaşama ve çalışma şansım olabilirdi. Neticede büyük şehirde hayat mücadelesi daha zordu bana göre ve benim beklentilerim de o kadar yüksek değildi. Kariyer anlamında bulunduğum yerde de büyük beklentilerim ve kendimi heba etmelerim yok ve de sahip olduklarımla mutlu olmayı biliyorum, buna şükrediyorum her gün. İki tane sağlıklı evlat verdi bana Allah. Kendi küçük dünyamızda kavrulup gidiyoruz. Evet hayat kısa ve mutlu olabilmek için çözüm yine bizde saklı. Bizim seçimlerimizde. İki mühendis olarak toplayın eşyanızı gelin Bursa’ya, sanayi şehri burası ve bir çok büyük fabrikada bir çok mühendis çalışıyor ve makul bir standartta yaşıyor. Hayat henüz İstanbul kadar yorucu değil ve makul bir ev alma şansınız da var üstelik. Bana ulaşırsan daha detaylı konuşabiliriz, yardımcı da olurum, referans da olurum. Seve seve yardım ederim.

  30. Universiteyi okumak icin geldigim Istanbul’dan 9 yil sonra evlenip yurt disina gitmek icin ayrildim. Simdi dusununce cok da iyi yapmisim diyorum. Esimle cok ani karar verip cilginlik yaptik. Ikimizin de cok iyi denilebilecek sirketlerde parlak kariyerimiz gorunuyodu ama mutlu degildik. Ortada coluk cocuk yokken hatta evli bile degilken baskasina cok yuksek gelen aldigim maas( babacigimin yillarca calisip kazandigindan bile cok daha fazlaydi) bana zar zor yetiyordu, birikim yapamiyodum, ancak krediyle araba alabilmistim. 5 yildan fazla oldu Amerika’ya geleli. Oglumuz 3 yasinda, ikincisi de yolda kismetse. Esim doktorasini yapiyor (asistanlik maasi cok degil) ve ben de Turkiye’de yaptigim isi yapiyorum buradaki baska bir sirkette. Aman aman maas almiyorum.Ama stres seviyesi o kadar dusuk ki, daha verimli calisabiliyorum. Yolda cok vakit harcamiyorum, sabah evden 8 de cikip aksam 5.30 da geliyorum eve.Insanlar birbirinin ne giydigiyle ilgilenmiyor, baski altinda degilsin.Mudurum cok anlayisli ve gerektiginde cok esnek olabiliyor.Gerektiginde evden baglanip calisabiliyorum. Isimi degistirmeyi dusunmuyorum ancak oglum olduktan sonra ozellikle kariyer cok anlamsiz gelmeye basladi gozumde. Hirsimi torpuledim su son 3-4 yilda. Universiteden mezun olali 10 yil oldu. Bir evimiz yok, kendimize ait arabamiz bile yok (burda kiralamayi sectik boylelikle yeni ve masrafsiz araba kullaniyoruz) . Biliyor musunuz annem hala ara ara hic mi yatirim yapmayacaksiniz der bize… Bizim nesilin anneleri ve/veya babalari he oyle, kendilerini garantiye almadan rahat edemiyorlar. Ama biz saglikliyiz, huzurlu bir yuvamiz var, birlikte vakit gecirmekten cok keyif aliyoruz. Onemli olan da bu degil mi? Gecen ay Istanbul’dan bizi ziyarete gelen universiteden arkadaslarimizla birlikte tatil yaptik. Yillardir biriktirdikleri parayla yeni ev sahibi oldular arkadaslarim, ancak evlerine saat 8 den sonra gelebiliyorlar, henuz cocuk yapmayi goze alamadilar belki biraz daha rahatlariz diye. Giden gunleri geri getiremiyoruz. Cocuklarimiz her gecen gun buyuyorlar. Siz ne kadar mutlu,huzurlu olursaniz evdeki cocuk da oyle oluyor bence. Bazen kendiniz icin ve aileniz icin radikal kararlar almaniz gerekebilir. Lutfen bunu iyice dusunun ama korkmayin. Istanbul’da mutlu olmak zorunda degilsiniz. Baska o kadar guzel sehirler var ki guzel ulkemde… Eminim oralarda da is imkanlari vardir. Eger bir gun donmemiz gerekirse yurda eminim donecegimiz sehir Istanbul olmayacak (mutevazi olamayacagim buradaki deneyimlerimle gercekten iyi bir sirkette finans alaninda iyi bir pozisyonda baslayabilirim) Icinde universitesi olan herhangi bir ilce olabilir. Kabul ediyorum egitim sistemi o kadar karisti ki takip edemiyorum yakindan artik. Ders kitaplari anlamsizlastirildi. Ama soyle dusunuyorum ben, bizim zamanimizda da ozel okullar veya ismi duyulmus koklu olkullar vardi. Ben koy ilkokulunda okudum. Labaratuari birakin sinifin kitapliginda dogru durust okuyacak kitap yoktu. Ancak okulumdan Anadolu Lisesi’ni kazanan tek kisiydim, daha sonra Fen Lisesi ne gectim, ve iyi bir universitenin Ing.Isletme bolumunu kazandim. Okul cok sey ama tek basina yeterli degil. Istanbul disinda gorev yapan cok degerli ogretmenler var, belki cocugunuzla birebir ilgilenme imkani daha fazla olur. Biraz karisik ve de cok uzun yazdigimin farkindayim. Yazdiklarim umarim birilerini harekete gecirir. Herseye ragmen cok guzel bir sehir Istanbul ancak vazgecilmez degil. Lutfen bunu bir dusunun. Sevgilerimle…

  31. Yurtdışı … Kaçın gidin ikinizin de elinde Muhendis olma avantajı yurtdışında mutlu olursunuz … Çalışma şartları saatleri maaşları okul imkanları stresden uzak bir hayat … Deneyin derim cocuğunuz yaşı hazır kucukken … Eskiden bu guzel yurt icin büyük fedakarlıklara hazırdım bugünkü durumda aklı olan kendini kurtarsın diyorum … Cok kınayan çıkacak ama inanın günlük yaşamda arada okyanuslar kadar fark var

  32. Yazıyı ve yorumları kendimden çok şey bularak okudum, ben de büyük bi şehirde doğdum ama İstanbul’a göre çok daha güzel şartlarda büyüdüm. Eşimin işi sebebiyle İstanbuldayız ve malesef emekliliğe kadar buradayız galiba;( çünkü başka bir şehirde olmayan işi var. Yıllarca benim çenem sonucunda bir evimiz oldu tabi şehir dışında sayılacak bi yerde, şehir içindeki kiralar gibi kredi ödüyoruz. 2 kızımız var ve çok şükür mutlu olmayı biliyoruz. Olmayan şeyler için üzülmemiz gerektiğini hissettiren bi sistem var evet ama ben ona karşı çıkmaya çalışıyorum kendimce. Büyük kızımı kreşe göndermek istiyorum mesela ama inanılmaz fiyatlar var, bi tane orta halli okul var, çok eski, referans arkadaşım da var, fiyatı da uygun ama insanın kafasını bi yandan kemiriyor şeytan, diğerinin ingilizcesi almancası vb daha iyi diye ama ben duymazdan geliyorum. Gücüm yettiğince de bunu yapacağım ben de özel okullarda okumadım, çocuğum da devlet okuluna gidecek (tabi bizim yaşadığımız semt buna müsait)

    Yazacak çok şey var ama bitiriyorum. Bir de merak ettim, eğer herkes aynı durumda ise, komşularımız, parkta karşılaştığımız annelerin hepsi maske mi takıyor? Sadece klavye başında iken görüyoruz bunları, gerçek hayatta herkes mükemmel!

  33. Hayat neler alıyor bizden ve neler bırakıyor ellerimize.Ne kadar yaşayacağımızı bilmeden geleceğe dair planlar yapıyor,ilmek ilmek dokumaya çalışıyoruz hayatı.Arada sökükler olmuyor değil malum çünkü hayat denen süreç mükemmel olamaz olmamalı da.Her şey mükemmel olsa insan mutlu olmayı beceremez.Nasrettin Hoca gibi önce eşeği kaybetmeli sonra da bulmalıyız mutlu olabilmek için…

  34. Merhabalar
    Turkiye de olsam ya cocuk dogurmaya cesaret edemezdim ya da cocuktan sonra her gun endiseyle mucadele icinde gecerdi hayatim. Fransa dayim, tek maasla kit kanaat geciniyoruz simdilk. Burdaki hayatta zor ama cok onemli bir fark hem bizlerin hemde cocuklarin hayatlarinda fark yaratiyor! egitimin esit ve kaliteli yapilmasi ( kalite konusu cok tartisiliyor burda da ama bence cok cok iyiler turkiyedeki benim aldigim egitim ile kiyaslandiginda)
    demem odur ki; tamamen kabullenip oturmak bu egitim sistemini! iste esas cocuklarimizdan cok buyuk bir seyler caldigimiz kesin! yav herifler butun okullari imam hatip yapiyorlar bizde careyi ozel okullarda ariyoruz! iste burda bir gariplik var! biz seyler yapmali hanimlar!

  35. İzmir’de de eğitim fiyatları çok yüksek. eğitim bir lüks olmuş gidiyor memleketimde. Kreşlerde ayda 1300 tl. den başlayan fiyatlara 400 tl. kırtasiye masrafları, 550 tl. çalışma kitabı ücreti, sene içinde yapılacak olan gösterilere kostümler tanesi 150 tl den. gezi ücretleri 20 tl. den. Marka meraklı annelerin çoluğunun çocuğunun elindeki oyuncak, ayağındaki ayakkabı zaten ayrı bir servet. Neyse ki bizim evimizde böyle şeylere merak olmadığından çocuklarda bilmiyor ama çevreden duyduklarımla donuyorum; ‘bu logodan olmazsa istemem diyor hahhahhhahhahh çok alem bu çocuklar’. Ya sen sevgili emektar anne, sen hangi alemdesin ve çocuğunu reklam panosu gibi kullanarak bu hale getirmişsin. Pardon eğitime dönüyorum; çocuklarımızı devlet elinden saklamaya çalışıyoruz artık, yemeyip içmeyip özel okullara verecek durumdayız. Bir oğlumda ilkokula gidiyor, onun fiyatlarını hiç yazmayayım daha karamsar olmasın ortalık. Ve okul ücretinden hallice olan kurs ücretlerini de unutmayalım, ayda 200-250 tl. arası değişen spor veya sanat aktivitelerinden çocuğumuzu uzak tutamayız değil mi?

  36. işte ben ve işte biizm hayatımız..
    iki mühendis , 2 çocukla İstanbul’da . Başaramamışlık hissi çok kötü! Hem de çok…

  37. Bakıyorum da herkesin yazdıklari ve yaşadıkları neredeyse aynı. Peki o zaman bir kadın çalışma Hayatı icin yaratılmadigi evinde eşiyle ve çocuklarıyla daha mutlu olduğu halde niçin ille de çalışmak ister ?? Kimse geçinemiyoruz filan demesin sonuç ortada yine geçinemiyoruz. Öyleyse yurt dışı tatiline gitmek spora yazılmak bakıcı kres temizlikci taksi parası vereceğime oturur evimde hanim hanım çocuklarımı bakarım kardeşim ! Erkeğin vazifesi değil mi çalışmak? Evet erkeğin eline bakarım ne olmuş ! Allah korusu olan bir erkek de eşini ve çocuklarını bakar bence . hic değilse evine geldiğinde bütün gün işyerinde harab olmuş Erkeklerle yarismaktan dolayı erkeksilesmis bir kadınla karşılaşmaz. Eşimin sonrasını da kurarim ayağını da yikarim gerekirse ne var! Şu dünya eşimizden çocuğumuzdan daha kıymetli ne var ? Bu kadınlar ne zaman is de iş para da para dedile kadinligin tadinı unuttular.. Erkeğin eline muhtaç olmayınca ne oluyor görüyoruz işte . Hayat ticarî ortaklığa dönüyor zaten kadında kadınlık kalmıyor sanki bir yarış Atina dönüşüyor âdeta , sonra da inceldiği yerden kopsun bakalım.. zaten kadın çifte mesaiye alışmış parasi da var , mahkeme salonları dolup taşıyor.. bu olanları görünce iyi ki diyorum islam kadına bakmak vazifesini erkeğe vermiş ! Allah’in da bir bildiği var . Kadınların bu şekilde genç yaşta hayattan bezmesi çok normal çünkü yaratıcı bile kadını yormuyor sma kadın kendi kendine bu yükün altına giriyor resmen. Ha niye böyleyiz ? İşte onu ben de bilmiyorum. Ama hep çevrenin etkisi diye düşünüyorum. Kiz çocuğu küçükken annesi tarafından okulda ogretmenleti tarafından hep bu etkiye maruz kalıyor ve istemeden de olsa para kazanan kadın=mutlu kadın denkelmine tutuluyor.. bence vir kadının en mutlu olduğu yer kendisini seven kocasının evidir. Orada onunla birlikte yaşar çocuklarıni dilediği gibi yetistirir.. Varsın kira olsun kime ne ?
    Bende bir itiraf yazmış oldum bu arada 🙂 ama benim hayalimileride çalışmayıp eşimle ve çocuklarimla yaslanmak istiyorum. Bu hayalimde sonuna kadar kararliyim. Evlenecek olduğum kişi de maddi imkânı olsun yada olmasın bunu kabul edrse onunla evleneceğim . Çocuklarımı rn doğru hayat nizami olarak gördüğüm islama göre yetiştirmek ve bu işi hiçbir okula krese vs birakmadan kendim yapmak istiyorum. Her sene tatile gitmem yada Evimin eşyalarını degistirmem okula bakiciya bilmem nereye para harcamam kendimi de bütün gün dışarda perişan etmem. Eşimle ilgilenirim, ona karşı kadınlık vazifelerimi ihmal etmem. ben beni gercekten seven birinin eline muhtaç olnaktan utanmiyorum ! Tipki esimin benim yaptigim yemege muhtac olmaktan utanmadigi gibi..
    Bu arada imam hatip okuluna da vermeyebiliirim. Çünkü yeterli bulmuyorum. Daha ciddi ve daha kaliteli vir din+vicdan eğitimi hayal ediyorum. Çünkü din akil ve vicdan bir arada olmadan Rabbimizin bize neler söylediği anlaşılmiyor, yaşanmıyor ve dolayısıyla da mutlu olunamiyor..
    (Fikirlerim farklı olduğu için yayınlarmisiniz bilmem ama neyse bakalım)

    • Son günlerde sonuna kadar desteklediğim kadının çalışmaması ya da bir diğer ifadeyle kadının evde çalışması ile ilgili düşüncelerime ayna olmuş yazınız. Kadının evde çalışması derken evde yaşamını sürdüren kadın türü de inanın akşama kadar yatmıyor… Annelikte bir aşk bence ve doyasıya yaşamalı kadın. Tabii erkekler burada bizim suçumuz ne diyebilirler haklı olarak. Eminim ki eşlerinin evde kalıp çocuklarına bakması, akşam eve geldiğinde sıcacık yemeğinin hazır olması, market vs olayının hafta içi halledilmesi hafta sonuna mutlu aile tablosunun birlikte eğlenceli aktivitelerle tamamlanması günümüz erkekleri için de bir nimet anlamına geleceğini düşünüyorum. Eskiden evde bir kişi çalışır beş kişi yerdi şimdi beş kişi çalışıp, ancak yetişilebilen bir dünyada yaşıyoruz. Ve hatta birçok bekar erkeğin evlenmek istediği kadın profili de çalışan kadın. Ama yazılarda da görüldüğü üzere bu kervan böyle dönmüyor. Olmazsa olmazlarımız yoksa Annelerimiz evinde olmalı en azından çocukları büyüyene kadar.

  38. 🙁 okurken bana da çok tanıdık geldi duygular maalesef.
    İlk önce garipsedim yazıyı, bu tarz negatif duyguları paylaşmak ne kadar doğru diye çünkü bu duygular birbirini besliyor be derinleşiyor. Bir yerde döngüyü bir şekilde kırmak gerekiyor. Farklı hiasetmeye başlamak, sahip olduklarımıza odaklanmak gerekiyor.
    Ben de kendimi İstanbulda sıkışmış hissediyorum. Çok farklı bir şehirde farklı hayallerim olduğu halde gerçekleştirememektem çok kokuyorum.
    4,5 senedir evliyim, bu karamsarlık ve kafa karışıklığı yüzüden çok istesem de çocuk fikrine alışamıyorum. Bazen içgüdüsel olarak arzuluyorum anne olmayı, sonra bu tarz duygular hissedince, böyle yazılar, yorumlar okuyunca varzgeçiyorum.
    Çocuk olunca daha mı kötü olacak herşey? Çok mu zor olacak hayat? Mutluluk getirmeyecek mi o kuzu yuvaya? Bunlardan da bahsedin lütfen 🙁
    Mutsuz olmak için çok sebep var bu ülkede, bu şehirde ama umut da olmalı bir yerlerde. Olması gerekiyor.
    Segiler
    Damla