6 Yorum

Öğretmenin bir bildiği var

Geçenlerde bir doğum günü partisinde annelerle konuşurken konu dönüp dolaşıp okula geldi. (Bu kaçınılmaz bir şey aslında, ne zaman üçten fazla veli bir araya gelse muhabbet bir şekilde okula evriliyor).

Sohbet sırasında birkaç anneyle aynı sayfada olduğumuzu fark ettim: ‘Çocuk mutlu gidip geliyor. Daha fazlasıyla ilgilenmiyorum. Sınıfın işleyişi, okulun idaresi ile ilgili neler olup bittiğiyle ilgili ayrıntıları çok da bilmek istemiyorum.’

Bunda, Deniz’in ilkokula başlama evresindeki sürecin yorgunluğunun etkisi var kuşkusuz. Sırf oğlum evimizin yakınındaki bir okula, onun için uygun olduğunu düşündüğüm yaşta başlasın diye çektiklerim başlı başına kitap olur. Bu konuda yetkililerin yaptıklarını unutmadım, yapmadıklarını affetmedim, hiçbir zaman da affetmeyeceğim. Hakkım helal değil.

Biraz bu sebeple, ama biraz da başka bir sebeple bilmek istemiyorum okulda olanları: Okul onun, ders onun, öğretmen onun, ödev onun. Elbette arkadaşlarıyla olan ilişkilerini merak ediyorum, herhangi bir sıkıntı yaşayıp yaşamadığını bilmek istiyorum, genel öğrenme sürecine okulun etkisini görmek istiyorum, ancak mıncık mıncık, ‘bugün okulda ne yaptınız’, ‘öğretmen ne ödev verdi’ diye sormak içimden de, aklıma da çok gelmiyor açıkçası… Ben elimden geleni yaparım, ona imkanlarım dahilinde iyi bir okul ve öğretmen bulmaya, iyi bir ortam sunmaya çalışırım, ancak her anını, her süreci takip edemem diyorum kendime…

Blog yazmak çevremi çok genişletti ve hayatıma çok güzel insanlar kattı; bunlardan biri de eğitim danışmanı Ali Koç. Geçtiğimiz aylarda EgitimPedia isimli bir web sitesiyle Türkiye’de eğitim alanında var olan çok önemli bir boşluğa atış yapan Ali Bey, bir sohbetimizde ‘Sınıfın mahremiyeti olmalı’ demişti. Kulağıma o kadar küpe oldu ki bu söz. Sınıfın mahremiyeti olmalı. Orada olan orada kalmalı. Veli her şeye burnunu sokmamalı. (Elbette fiziksel ya da duygusal istismar gibi durumlardan bahsetmiyorum)

İlgili ebeveyn olmakla obsesif ebeveyn olmak arasında ince bir çizgi var. Ben birincisi olmaya çalışıyorum, ancak anneliğimle ilgili her şeyimi sorgulayan içimdeki ses ‘İlgisiz ebeveyn misin nesin?’ demekten geri kalmıyor. Yine de elimden geldiğince duymamaya çalışıyorum onu…

Sene başında düzenlenen bir veli toplantısında öğretmenlerden biri ‘Çocuklarınız sınıfta durmuyor!’ diye şikayet etmişti… Garip gelmişti bana… Çocuklar sınıfta durmuyorsa sorumlusu ebeveyn mi? Ben ‘Çocuğum evde yemek yemiyor’ ya da ‘Bir türlü banyoya sokamıyorum’ diye öğretmeni sorumlu tutabilir miyim mesela? Yoksa burada sınıfın mahremiyetini unutan birileri mi var?

Bizim nesil okula başlarken anne-babalarımız ‘Eti senin kemiği benim’ diyerek gönderirlerdi bizi. Şimdi ben bu kadar hoyrat bir ifadeyi tercih etmesem de (Eti de, kemiği de çocuğumun kendisine ait, kimsenin yemesi için değil) ‘öğretmenin bir bildiği var’ diye düşünüyorum hep. Öğretmeni gereksiz yere karşına almamalı, öğretmene işini öğretmeye kalkışmamalı, ve en önemlisi, öğretmeni çocuğun önünde eleştirmemeli… Burada çok önemli bir nüans var: çocuğun iyiliği… Çocuğunu bir başkasına emanet etmek hiç kolay değil. Öğretmen de olsa, çocuğu ezdiği, onu iyi hissettirmediği anda elbette müdahale edilmeli… Ancak gerektiği zaman müdahale etmekle öğretmene işini öğreten ebeveyn olmak arasında da ince bir çizgi var.

Elbette ülke şartları, öğrenme sürecini okula ve öğretmene bırakmayı oldukça zorlaştırıyor, bunu da kabul etmek lazım. Sürekli değişen eğitim sistemi içinde veliyle MEB arasında sıkışıp kalan öğretmenler, imkansızlık içinde boğuşan, ‘Ah bir sınıf kitaplığımız olsa, ah bir laboratuvarımız olsa’ diye debelenen öğretmenler… Kendi imkanlarıyla bir şeyler yapmaya çalışan, sürekli kendini geliştirmeye uğraşan, ancak eğitim sisteminin kısırlığı yüzünden ha bire hevesine ket vurulan öğretmenler… Öğretmenliğin ‘kadın için en uygun meslek’ olarak görüldüğü, ‘yazın üç ay tatil yapmak için’ öğretmen olunan bir ülkede öğretmen olmak da hiç kolay değil. 

Hele de bu çivisi çıkmış eğitim sisteminde, çocukları ezmeyen, onları çocuk, dahası insan oldukları için seven, onların üzerinden kendini tatmin etmek için çabalamayan öğretmenlerin önemi daha da öne çıkıyor. Bizimki geçenlerde ‘Anneeeee, beden dersinde öğretmenle güreş yaptıııık!’ dedi… Ne kadar kıymetli bir şey bu! Öğretmenle güreşe tutuşmak, ne güzel bir tecrübe! Ne mutlu bu özgüveni duyan, çocuklarla bu kadar yakınlaşabilen öğretmenlere!..

Sınıfın mahremiyetine sahip çıkan, öğretmen olmanın her şeyi bilmek demek olmadığının farkında olan, çocukların öğrenme meraklarını törpülemeyen, yaratıcılıklarını pekiştiren, onlarla güreşebilecek kadar kendine güven duyan tüm öğretmenlerin Öğretmenler Günü kutlu olsun. Yolları aydınlık, zihinleri apaçık olsun.

20141124_OgretmenlerGunu

6 yorum

  1. Ne kadar güzel beden eğitimi öğretmeni güreşiyor çocuklarıyla.bizim ortaokuldaki öğretmenimiz çocukların ayaklarındaki kara lastik ayakkabılarla dalga geçerdi(diyarbakır hürriyet ilkokulunda sene 2001)

  2. Tüm güzel yürekli öğretmenler varolun sağolun.öğretmenler gününüz kutlu olsun….

  3. Yazdıklarınızın her bir satırına katılıyorum. Karşısındakini keşfetmeye aç, pırıl pırıl bir insan olarak görebilen, onlarla güreşebilecek, güzel yürekli öğretmenler…

  4. çok doğru karşısındaki çocukları dikkate alıp onlar ile ilgilenen gerektiği zaman onlarla birlikte çocuk olabilen öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun….

  5. Hem veli hem öğretmen olarak , yazdıklarına aynen katılıyorum. Sınıfın mahremiyeti mutlaka olmalı . Ama her şeyden önce öğretmen mesleğini çok ama çok sevmeli. Ders saati dışında okulda öğrencilerine hiç bir maddi karşılık olmadan ek ders veren bir çok öğretmen arkadaşım var. Yani sevilmeden yapılacak bir meslek kesinlikle değil. Malzememiz insan, sevmek ve saygı duymak zorundayız. Hakkıyla yapmayan bir çok meslektaşımın da olduğu ne yazık ki doğru. Evet, tatili var ve yarı zamanlı bir meslek. Dezavantajları kadar avantajlarını da değerlendirmek gerek. Tüm zorluklara rağmen iyi ki öğretmen olmuşum. Öğrencilerim, benim gençlik iksirlerim.
    Ah Elif, keşke her veli senin gibi olsa 🙂

  6. Ben de bir öğretmen olarak yazdıklarına içtenlikle katılıyorum. Çivisi çıkmış eğitim sisteminde ruh sağlığımızı korumaya çalışarak ve zaman zaman kendi çocuklarımızdan esirgediğimiz sabrı ve anlayışı öğrencilerimizden hiç esirgemeyerek ilerliyoruz yolumuzda ve Atatürk’ ün yolunda…