35 Yorum

Klonlanmak istiyorum

Aşağıdaki yazı, Blogcu Anne okurlarından Ceren tarafından, Benim Yolum başlıklı yazıya cevaben kaleme alındı.

***

Ayça’nın yazısına yaptığım yorumda “bende laf çok“ demiştim, “Neden yazmıyorsun öyleyse?“ dedi Elif… Dünden hevesliymişim meğer de davet bekliyormuşum demek ki, hemen atladım bu davete ve işte bu satırlar o sebeple yazıldı…

Çalışan bir anneyim ben, oğlunu henüz 3,5 aylık , minicik bir bebekken anneme bırakıp işe başlamak zorunda kalmış bir anneyim. Bankacı olduğum için ne süt iznimi toplu kullanmama izin verdiler ne de ücretsiz izin kullanmama.. İşten ayrılmak gibi bir ihtimalim olmadığı için paşa paşa başladım tabii ben de. İşimi çok severek yapıyorum aslında, o konuda bir sıkıntım yok yani ama çok yorgunum ben artık, bu yazıyı da onun için yazıyorum ya zaten, yalnız olmadığımı duymak ve benim gibi hissedenlere yalnız değilsiniz demek için…

Çok şükür şanslıydım ki annem büyüttü oğlumu… Hâlâ da okul çıkışı annem bakıyor. Kardeşim öğretmen, yarım gün çalıştığı için o da çok destek oldu anneme, “teyze anne yarısıdır“ diye boşuna dememişler yani…

Tabii bu bir tercih meselesi. Annesinin/kayınvalidesinin bakma imkanı olmadığı için bakıcıyı tercih edenler de vardır, imkânı olmasına rağmen annelerden destek almak istemeyenler de.. Ben kendi adıma annemin sevgisiyle büyümesini tercih ettim ve bu kararımdan da hiç pişman olmadım. Tabii bunu bir de anneme sormak lazım , O da aynı fikirde midir acaba?..

Gelelim neden yorgun olduğuma: Oğlumun sadece ilk dişini ben gördüm, onun dışındaki hiçbir ilkini yaşayamadım, ya annem anlattı bana ya kardeşim. İlk adımını göremedim, ilk cümlesini duyamadım, ateşlendiğinde yanında olamadım. Sünnet olduğunda bile sözde izin aldım ama resmen evden çalıştım. Maalesef bizim ülkemizde 3 çocuk doğurun demek kadar kolay olmuyor işte annelik… Bedenin işyerinde , ruhun evde çalışıyorsun çoğu zaman, ne hakkıyla işine verebiliyorsun kendini , ne çocuğuna hak ettiği ilgiyi gösterebiliyorsun. Her şey yarım yarım, her şey biraz eksik kalıyor.

Şimdi oğlum 5,5 yaşında ama o küçükken ütopik hayaller kurardım bazen: Keşke yurtdışında olduğu gibi Türkiye‘de de doğum yapan annelere uzun süreli doğum izni verseler, dişe dokunur sosyal haklar sağlasalar diye düşünürdüm, hayal işte… Hal böyle olunca ikinci çocuğu hiç düşünmedim bile, düşünemedim. Umarım ileride bu kararımdan pişman olmam ama bir tanesine yetişemezken ikinciye nasıl cesaret edebilirim ki? Ben kardeşim için canımı verebilirim derken oğlumu kardeşten mahrum bıraktım. Hoş oğlum bu durumdan pek rahatsız değil, bugüne kadar bir kez bile kardeş istemedi benden… Aksine ben her gün biraz daha kilo almaya başladıkça “Anne, göbeğin niye şişti , çok mu yemek yedin bugün sen“ diye kendince hamilelik testleri uyguladı bana!

Kendimi çok yetersiz hissetmeye başladım artık, evime, çocuğuma, eşime, işime, aileme ve tabii kendime yetmiyorum sanki… Gün bana yetmiyor, yapmak istediklerimi yapamıyorum, gitmek istediğim yerlere gidemiyorum, arkadaşlarıma, sevdiklerime vakit ayıramıyorum, hep bi’ koşturmaca halindeyim, hep bi’ yerlere yetişme telaşındayım sanki. Günü kurtarıyorum ama hayatı kaçırıyorum galiba… Böyle olmaktan yoruldum işte, robot gibiyim.. Sabah koştur koştur hazırlanıp, çocuğu okula gönderip işe yetiş, akşam geç saatte (ortalama 19:30, bazı günler 20:00) işten çık, git oğlanı annemden al, eve git derken saat 21:00 oluyor zaten. O saatten sonra ne yapabilirim ki ben, haftalık temizlik için gelen ablamız dışında evde sürekli yardımcım da yok , sonuçta ne oluyor , bir bakıyorum gece saat 23:30’da balkonda çamaşır asıyorum.. E hani ben çocuğumla kaliteli zaman geçirecektim, hani kendime vakit ayıracaktım, hani okunacak bi’ sürü kitabım vardı… Ya da hani hiçbir şey yapmadan ayaklarımı uzatıp çay içecektim ben?..

Her şeyi düşünmekten yoruldum ben artık, öyle günler oluyor ki en basit işler ağır geliyor artık bana… Sadece 2 günlüğüne şehir dışına eğitime giderken evdeki her şeyi organize edip öyle gitmek istemiyorum mesela, ama yapamıyorum. Bırak babası düşünsün değil mi? Çocuğu okula çıplak gönderecek hali yok sonuçta ama yapamıyorum işte. Ya ince/kalın giydirirse, ya yedek koymayı unutursa , hafazanallah ya çocuk aç kalırsa!

Her şeyi ayarlamam lazım benim, kontrol delisiyim galiba, kabul ediyorum. Sabah arayıp uyandırmazsam, olur ya eşim uyanamaz da okul servisi kaçarsa dünya tersine dönecek sanki. Ne olacak yani daha anaokulunda bu çocuk, kaçıracağı ders ne kadar önemli olabilir ki? Eşimin de suçu var tabii benim böyle olmam da, yazıyı okursa hiç kusura bakmasın ama sağ olsun tembeldir kendisi , her işi bana bırakır, her şeyi ben düşünürüm, belki de rahata alıştığı içindir.. Nasıl olsa her şeyi düşünüp organize eden biri var evde, her şey tıkır tıkır işliyor, niye kendini yorsun ki değil mi? “Bu kadın da bütün gün çalışıp yoruluyor, bir işin ucundan tutayım“ demez sağ olsun, ama lafa gelince “Yorgunsan yapma hayatım, bizden başka kim görüyor, otur dinlen“ demeyi bilir. Oldu canım, tatlı cadı Samantha değilim ki ben burnumun ucunu oynatayım her şey kendi kendine hallolsun?!

Sözün özü, ben klonlanmak istiyorum arkadaşlar, 4-5 tane  Ceren olsun istiyorum .. Biri anne olsun, çocuğuyla doya doya vakit geçirsin, okuluna, ödevine, onunla gezip dolaşmaya, keşfetmeye fırsat bulsun. Biri eş olsun, giyinsin süslensin, eşiyle gezip tozup stres atsın. Biri iş kadını olsun, kariyer yapsın, mutlu mesut, vicdan muhasebesi yapmadan aklını işine versin. Biri evlat olsun ya da abla olsun, annesine, kardeşine, bitanecik yeğenine istediği gibi zaman ayırabilsin. Biri ev kadını olsun, evinde pişirsin, taşırsın, yıkasın, paklasın. Her şeye, herkese yetişebileyim yani..  İşin şakasını ya da hayal kurmayı bir yana bırakırsak hayat zor ve ben bu aralar biraz sıkıldım galiba.. Sadece hafta sonu iki gün yetmiyor tüm bunları yapmaya, bazı günler o iki gün bile olmuyor ya neyse, orasını hiç karıştırmıyorum..

Sonuçta yapacak bir şey yok. “Emek olmadan, yemek olmaz“ demiş atalarımız. Koşturacağız, bin parçaya bölüneceğiz, bedenimiz başka yerde, aklımız başka yerde olacak bazen, bazen oturup ağlayacağız, bazen gülüp geçeceğiz, böyle böyle büyüteceğiz çocuklarımızı… Düşe kalka öğreneceğiz ayakta kalmayı, biliyorum bunu.. Evet yorgun hissediyorum kendimi ama şikayet değil bunlar kesinlikle. Emin olun söylendiğim kadar da şükrediyorum sahip olduklarım için, çok şükür canımdan öte can olan bir oğlum var, çok şükür çocuğumun ve tüm sevdiklerimin sağlığı yerinde, çok şükür ben sağlıklıyım, çok şükür severek yaptığım bir işim var, çok şükür tüm zorluklarına rağmen hayattan tat alabiliyor, küçük şeylerle mutlu olabiliyorum..

Ben sadece dertleşmek istedim biraz , Elif’in dediği gibi “sünger“ olun diye... Öyle işte…

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

35 yorum

  1. Bankacı ve iki çocuk annesi olarak diyorum ki: bu yazının altına imzamı atabilir miyim???
    Ben de şikayet etmiyorum, etmeyeyim de zaten… Ama çok yoruluyorum, çok… Benim eşim sağolsun elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyor ama ah bu içimdeki “Herşeyi yaparım, herşeyi!” diyen ses yok mu? O ses yakamı bırakmıyor benim!
    En son kayınvalidem ve kayınpederim şöyle bir tespitte bulundular: “Sen bütün sorumlulukları üzerine almışsın! Yapıyorsun her şeyi! Bu yüzden oğlumuz rahat, sen onu böyle alıştırdın işte!”
    Ne diyeyim? Huyum kurusun…
    Ama o iki çift minik göz bana ışıl ışıl bakınca var ya, Allah’a şükrediyorum! Elim kolum tutuyor, dahası olsa onu da yaparım sanki…
    Bu da böyle bir ikilemdir işte, bir türlü aşamadığım… 🙂
    Sevgiler…

    • Evet işte, bende de o ses hiç susmuyor, “her şeyi yaparım ” da demiyor benim iç sesim, “her şeyi kendim YAPMALIYIM “diyor , iç ses değil iç kurdu mübarek 🙂

  2. Ne çok insanın içindekilere tercüman olmuşsunuz kimbilir. Oysa derdimiz sadece normal insan gibi yaşayabilmek. Özellikle büyük şehirde bu bir lüks, hayatımın en güzel yılları benzer şekilde geçiyor, değiştirme imkanım da yok…

  3. ceren hanım hiç yalnız olduğunuzu düşünmeyiniz ben de aynı durumdayım kısaca yaptığımız dediğiniz gibi ”günü kurtarmak ama hayatı kaçırmak”.

  4. Bende yazsam aynılarını yazardım. Hele eşinle ilgili yazdığın paragraf. dedim aynı bizi anlatıyor. Allahım bende kontrol delisiyim sanırım. Değiştirmek lazım bu huyları. Tek farkımız benim kayınvalidem bakıyor ve onları idare etmek de bir o kadar zor. Herkese kolaylıklar diliyorum. Çocuklarımız da aynı yaşta. İlk hedef seneye okul olayını çözersem benden iyisi yok. Sevgiler.

    • En azından kendimizi tanıyoruz diye avutuyorum kendimi, yaş 35 ama ben şu anda kontrol delisi olmamayı öğrenmeye çalışıyorum, eğitim şart 🙂

  5. Süper anlatmışşsınız walla, ben de aynen böyle hissediyorum çoğu zaman bir çalışan anne olarak, ve ne tesadüfdür ki ben de çocuğumun ilk dişini ilk gördüm 🙂 Bir de tüm konuyu özetlemişsiniz ya ona şükür buna şükür diye gerçekten çok şükür tamam da bu özetleme de duygularınızı paylaştığınız insanların size söyledikleri mi aceba çünkü ben ne zaman hisssettiklerimi anlatsam ama çok şükür şöylesin böylesin diyorlar. Ya tamam öyle de arkadaş bunu ben de biliyorum bunları hatırlatmana gerek yok ben sadece anlaşılmak istiyorum “evet seni çok iyi anlıyorum” u duymak istiyorum fazlasını değil. Ona bakılırsa o zaman insanlar hiçbirşeye canlarını sıkmasınlar her zaman şükretcek birsey var çok şükür :)))))

    • Şükürlerimin hepsi tamamen bana ait 🙂 Etrafımdakilerin telkinleri değil yani, huyum bu benim, kanaatkar bir insanımdır, sahip olduklarıma şükretmeyi severim ama arada darlanıyorum işte böyle.. Madem aynı hislere sahipmişiz “ben de sizi anlıyorum ” diyeyim o zaman 🙂

  6. Çocugunuzun yaşı, çalışma temponuz, eşinizin tavrı, kontrol delisi olmanız, yetersiz hissetmeniz, yorgunluğunuz,sürekli koşturmanız, ikinci çocuga cesaret edemeyişiniz ve oğlunuzun bu konudaki yaklaşımıyla, bu kadar dertlenip sonunda şükredişinizle sanki beni(bizi) anlatmışsınız. Kaleminize sağlık 🙂

    • Ben de bunları duymak için yazmıştım zaten, yalnız olmadığımı bilmek için yazmıştım yani..Sevgiler..

  7. sen kimsin bilmiyorum ama bence bensin 🙂
    anlattıkların cuk oturuyor ve ne bol ne dar geliyor.
    kocalarımız bile aynı diyim 🙂
    birde ben sık sık ağlıyorum yetemiyorum diye. elimden bir şey gelmiyor çünkü zaman artmıyor. planlı programlıda olsam zaman yetmiyor. benden mümkün olduğunca faydalanmak istedikleri için arttırdıkça zaman onu da elimden alan bir iş yerim ve evde eşim var.
    365 gün 6 saat ten bana 1 gün dahi kalmıyor. oooh diye uzandığım bir yer yok. bir an yok.

    • Çok güldüm yazdığınıza,bu kadar benziyoruz demek ki 🙂 Ben de çok planlı,programlıyımdır, hatta o kadar ki çocuğumuz olmadan önce eşim haftasonu ansızın ” hadi kalk,2 gün kaçalım bi yerlere ” dediğinde asla evet demedim adama , ben 1 hafta önceden bilmeliyim nereye gideceğimi, eşyamı, otelimi ayarlamalıyım, diyorum ya işte kontrol delisiyim.. Halbuki ne var sanki,at çantaya 2 pırtı , düş kocanın peşine eğlen işte değil mi ? Aaaah aahh, kendimi şiddetle kınıyorum ama ne çare 🙂

  8. Iciniz rahatlasın diye söylüyorum 🙂 Amerika’da da boyle bir rahat yok. Insanlar ölünceye kadar borç ödüyorlar. Be herkes işine devam etmek zorunda. Etmezsen is hayatın biter. Burada her sey Cook disiplinli. Siz gönlünüzü ferah tutun bankacı anne 😉

  9. Ne kadar kalabalıkmışız…. 🙂

  10. Çok güzel anlatmışsınız..3 diplomayla evde oturmaktan,evde ki işlere yetişememekten,kızıma yetememekten şikayet eden ve yine bir işim olmadığı için kendimi ve etrafımdakileri mutsuz eden biri olarak diyorum ki ; haklıyım,haklısınız,haklılar:(

  11. daha bu sabah pazar gününden beri bir pantalon ütülenmez mi temalı hafif tartışmamızı yaşadık..cıks ütülenmez! herşey evdeki kadından beklenirse dört dörtlük olmaz..klonlanmak da çözüm diil..çünkü baktılar biz klonlanabiliyoruz derhal yeni yükümlülükler çıkarırlar!

  12. ve bu vicdan hiç susmayacak.. oğlum 7,5 aylıkken anneme emanet edip çalışmaya başladım..
    ev aldığımız için kredi ödüyoruzun arkasında sığındım mı bıraksam işimi ne olurdu ki rızkı veren Allah’ tı..
    yoksa çalışmak mı hoşuma gidiyordu.. oğlum 3 yaşında hala çok üzgünüm belli aralıklarla neden bırakmadım şimdi mi bıraksam e işimden çok memnunum zaten kreşe başlıcak vs. vs. vs.
    bu vicdan gel git bende ömrümün sonuna kadar devam edecek.. hangisi doğruydu yanlış mı yaptım..
    içimdeki kocaman ses ne olursa olsun oğluna kendin bakmalıydın diyor..
    hava çok güzel oğlumu parka götürürdüm şimdi ben uyuturdum misafir geldi o çocuklar anneleriyle benim oğlumun annesi işte vs. vs. vs.
    evdeki arkadaşlarıma bakıyorum hepsi çıldırmak üzere ne güzel çalışıyorsun bir nefes alıyorsun modunda
    işi bıraktığına pişman tabi bıraktığına çok memnun olanlar da var
    herkes elinde olmayan mı imreniyor bilmiyorum
    sürekli saat hesabı yapıyorum kaçta işten geldim ne kadar oynadım ne kadar vakit geçirebildik
    ama ben çok üzgünüm
    şu 3 günlük dünya da canım kanımdan daha çok iş yerindekileri gördüğüm için
    hem de çok üzgünüm ….

  13. birde evde olanlar da hiç bir şeye yetememekten şikayetçi örneğin ablam
    zaman mı çok hızlı geçiyor bende anlamıyorum
    yani evde olsam da yetemicektim belki
    ama en azından oğlumla olcaktım
    dün bile iş yerinde bırakcam bu işi diye iş arkadaşlarıma ağlıyordum
    işim süpür çok mutluyum burayla alakası yok
    mevzu benim iç muhasebem 🙁
    yani bu mevzu bitmez….

    • İç muhasebe dediğiniz gibi hiç bitmiyor. Sorun şu ki biz hiçbir şeyden memnun olmuyoruz. Kızım 11 aylıkken işe geri döndüm. Ozaman da hiç bir iş yetişmiyordu şimdi de yetişmiyor. Ne bilim ya biraz elimizde olmayanı istemek biraz ruh hali ortaya işte bu depresyon çıkıyor. 2.çocuk olursa bırakıcam ben işi diyorum ama bakalım o gün gelince vazgeçebilir miyim. Ama annelik izni 4 yaşına kadar olmalı bunu bilir bunu söylerim…

  14. Dün akşam oğlumun(5,5 aylık) en huysuz olduğu zamanlarda onu babasına verip kendimi banyoya zor attim. Duş alırken bi an durup bi kendime baktim. Bu ne acele kizim? dedim. Sanki banyoda biraz fazla dursam oğlan aglamaktan katılacak, evde kıyamet kopacak. Sonra bi rahatladım, acele etmeden dusumu aldim, zaten gün icinde firsat bulamamistim. Kızdım kendime neden her şeye ben yetişmek zorundayım neden hep ben dusunmeliyim diye… Eşim sizinkinin kopyası ama once annesi sonra da ben onu bu rahatlığa alistirdik biliyorum. Yoksa direktif verince her şeyi muhteşem yapabilen biri.
    Keşke daha rahat , kaygisiz olabilsem dedim ama yaratılış galiba…

    neyse iste uzun lafın kısası biraz bosvermek lazim… ben bu konuda bi adim attim ve 1 yıl ucretsiz izin aldim. Hem 5 yaşındaki oğluma hem bebeğime hem de işe yetisemeyecegimi kabul ettim. Hepsine yetissem kendimi kaybedecegime ikna oldum. Simdilik evdeyim oglum 1,5 yaşına gelene kadar.parayi da çatır çatır isteyecegim kocamdan. Izin hoşuma giderse bi yıl daha alacağım. Amaaann be yeter… biraz pasif aktif olmaya kararliyim.

  15. evde oturan kadınında calısanında derdi bu sanırım o yüzden kendi kendimizi teselli etmekten başka sansımız yok sanırım yavaş sakin ebeveynliği öğrenmemiz şart böyle atlı koşturuyor gibi yaşamaya devam edersek ileriki yaşlarımızda ne olacagız merak ediyorum 🙂 31 yaşındayım aksam yediğim yemeği unutur hale geldim 🙂 kafa da bin tane tilki dolaşınca normal sanırım

  16. Benim hisselerim için sizin yazdıklarınız az bile gelmiş.
    Bir işim, bir doktora çalışmam, iki çocuğum ve yatalak bir babam var.
    İşimde şu anda üç projede birden çalışıyorum ve hepsinde önemli sorumluluklarım var.
    Doktora çalışmamı Türki’yenin en iyi üniversitelerinden birinde yapıyorum. Geçen hafta iki farklı konudan biri 4.5 saat diğeri 2.5 saat süren doktora yeterlilik sınavlarına girdim. Bu sabah 1 saat süren bir yeterlilik sözlüm vardı. Pazartesi sabahı bir tane daha olacak. Bu aşamaya gelmek için evli iken yüksek lisans dersleri aldım, tek çocukla yüksek lisans tezi yazdım ve doktora derslerini aldım. İki çocukla yeterlilik sınavlarına hazırlandım.
    Çocuklarımdan büyük olanı bu yıl ilkokula başladı. Akşamları 17:30’da mesaim bitiyor. Çocukları alıp eve gidiyoruz. Akşam yemeği faslı bitene kadar saat en iyi ihtimalle 19:30 oluyor. Sonra kızımla ödev yapma faslı başlıyor. Akşam 8:45 gibi ödevler biterse bütün aile bir araya gelebiliyor. Çocuklarla biraz oynayıp onları yatırıyoruz.
    Sonra ev işleri başlıyor. Yemek, çamaşır, vb. Benim de sadece haftada bir gün temizlik ve ütü için gelen bir yardımcım var.
    Bu işler saat 24:00’e kadar biterse şanslıyız. En azından biraz uykumuzu alabiliriz. Çünkü küçük çocuğum (1.5 yaşında) mutlaka gece uyanacak, yanına gideceğim, emzireceğim. Canı uyumak istemezse gece 4-5 arasında oynayacağız, sonra yeniden uyuyacak.
    Benim de çocuklarıma annem bakıyor. Yalnız annem iki çocuğun yanında bir de yatalak ve Alzheimer hastası babama bakıyor. (Bizim ailenin kadınlarında çalışkan olmak -ya da belki gereğinden fazla yük yüklenmek- genetik mi ne?) Biz kendi evimzin ihtiyaçları dışında maddi ve manevi olarak annemlerin tüm ihtiyaçlarıyla da ilgilenmek zorundayız. Bu arada ben tek çocuğum, kardeşim de yok.
    Hafta sonları zaman yapılması zorunlu işleri tamamlamaya çalışmakla geçiyor.
    Bu koşturmanın içinde en çok dikkat ettiğim iş dışındaki tüm zamanlarımı çocuklarıma ayırmak. Bu da demek oluyor ki kendime veya eşime zaman ayırmam çok mümkün değil. Bazen gün boyu eşimle sadece iş yerinden telefonla konuşabiliyoruz. Çünkü evde çocuklarlayken veya ev işlerinden iki laf edecek fırsat olmuyor.
    Günlük rutin işlerimin hepsi fiziksel ve ruhsal anlamda çok çok yorucu.
    Yaşantımın her bir bileşeni için bence bir değil birden fazla klona ihtiyacım var.
    Sonuçta ben de, bu nerdeyse kaos ortamının hiç bir bileşeninden şikayet edemem. Hepsi benim tercihim. Ama çok çok yoruluyorum. .

  17. Güzel yorumlarınız için hepinize teşekkür ederim, yalnız olmadığımı biliyordum zaten 🙂 Sevgiler..

  18. Ben de bankacıyım.Ben de oğlum 3.5 aylıkken işe başladım. Ben de kontrol delisiyim.Benim eşim de tembel. Ben de hiçbir zaman 2. çocuğa cesaret edemedim. Daha ne diyeyim. Ben de herşeyi bir şekilde planlayıp hallediyorum ama bu sefer de bu yaşadığım hayat mı diyorum.Yaşamamış gibi hissediyorum kendimi. 14 yıllık bankacıyım 22 yıl sonra emekliliği hakedeceğim.O zamana kadar böyle bir hayat mı süreceğim allahım diyorum.

    Bir de ben şube müdürü olmak için eşimi Ankara’da bırakıp 8 yaşındaki oğlumla Zonguldak’a geldim. Şu anda tek ebeveyn benim. Herşey benim sorumluluğumda. Herşeye ben yetişmek zorundayım. Bu arada birşey farkettim eşim etrafta olduğunda ondan birşeyler beklediğimde ve o bunları yapmadığında çok sinir oluyordum. Şu anda herşeyi benim yapmam gerekiyor zaten daha huzurluyum sanki. 🙂

  19. Bence ikinci çocukla birlikte kayışlar iyice atıyor 🙂 Üçe de bakarım dörde de diyorsun… Sağlık olsun da koşuşturalım, ya çocuğu çok hasta olup hastanede uyumayanlar ne yapsın falan gibi düşüncelerle offlayıp puflamayı bile fazla görüyorum kendime… Bence yaşadıklarımızın hepsi çok yoğun olsa da çok güzel 🙂

  20. Ceren’cim, harika yazmış, anlatmış ve yaşatmışsın. Ama ben seni objektif okuyamam bilirsin; sen benim yoluma bu sanal alemde çıkmış en şeker en tatlı annelerden birisin. Hadi yazmaya devan…

    • Yorumunuz sayfaya geç düştü Petek Hocam, çok teşekkür ederim, siz de benim için çok özelsiniz, sevgiler 🙂

  21. İnanın evdeki annelerde yetişemiyo gün yetmiyo.bugün yaptıklarım: 9 da uyandık kavhaltı hazırla , yedir,ortanca kızımı kreşe götür,eve gel mutfağı toplarken büyüğün beslenmesini hazırla,bebeği pusete koy büyüğü okula bırak,eve gel evi topla çamaşırı makineye ,makinedekiler kurutmaya, ortanca ile küçük hastaydı ,kreşe uğra onu al hastaneye git 2.5 saat hastanede sıra bekle ,eve gel yemek yap,evi süpür, 3 depo çamaşırı katla yerleştir,büyüğü okuldan al,yemek ye,mutfağı topla,madam cocoda indirim vardı,avm ye git,eve gel herkes bişeyler atıştırdı,mutfak şuan berbat beni bekliyor,ev darmadağın çıcukları yatırdım,yarın enkaz gibi eve uyanmamak için toparlıycam ,ütü yapıcam o bilmem neler,bilmem nelerrr……yalnız değilsin bunu bil canım

  22. hepinizin söylediklerinize katılıyorum. hissettiklerinizi çok iyi anlıyorum. neden? çünkü benimkilerele aynı herşey. Koşusturmaca, bıkkınlık, söylenme ve ardından vicdan azabı (sahip olduklarının kıymetini bilmiyorsun filan). sonra tekrar takrar… yoğun bir sıkışmışlık ve çaresizlik. bazende düşünüyorumda gerçekten çaresizmiyiz ? yapabilceğimiz hiç birşey yok mu gerçekten?

  23. İlk çocuğum olana kadar bende çalışıyordum. Çalışmak harika birşey. Insanı besleyen ve kendini, kendine farkettiren. İşe yarıyor olma hissi, ekonomik bağımsızlık, hayatta bende varım olgusu. Bir de gerçekten temel ihtiyaç “olmazsa olmaz”lardan çalışma durumu. İkinci nedenle çalışanları evine, çocuğuna, işine birçok yere yetişmeye çalışan kadınlarımızı kutluyorum. Ancak günümüz insanı yarattığı ileri teknoloji gibi kendisini de robotlaştırıyor. İleri teknoloji ve maddi başarılarımız bizlere çok daha rahat bir yaşam sunuyor. Ama bu başarılarımızın psikolojik bedeli çok ağır. Beş gün önce babaannemi kaybettim ve babaannemde hem çalışıp hem de 7 çocuk büyüten bir Osmanlı kadınıydı. Ve hep benim çocuklarım hiç çocuk olmadı hayatta kalmak için hep çalışmak zorunda kaldık derdi. Bu yüzyılın kadına düşen payıda herşeye yetişmeye çalışmak… Lütfen kontrolü bırakıp eşlerimizede iş verelim, sorumluluk verelim. Bu hayatın yükünü bir kadın tek başına kaldırmamalı, ki çocuklarına yetebilsin bir an bile çocuklarımız anne sevgisinden mahrum kalmasın.

  24. Herşeyi tam, yapabildiğimiz kadar dört dörtlük yapmaya çalışıyoruz. Bu kadar çabalamamızda sosyal medyada paylaşılanların etkisi büyük. Biraz olmazsa olmazlara odaklanıp rahatlamak lazım. Yoksa biryerlerde kalıvereceğiz bu gidişle!

  25. Doğumdan beri kadın olmanın her yerinden tuttum sorguladım, kendimi koyamadım bir yerlere eskilerin tabiri ile siz hiç bir şey görmediniz lafları var ya sanki hayat bütün teknoloji ve imkanlarla kolaylaşınca dünyanın dertleri bitiyormuş gibi…
    ben bir ara bir tek anne oldum herkesin gözleri önününde bu kız anne olmaz derlerken sonra dedim beni kalıplaştırıyorlar eh kadındım ya ben zaten çalışmaya devam etmeliyim ki unutmayaım kendimi kızım diyorum o benim canım o var ucunda evet şu anda babanne destek veriyor iyiki veriyor olumlu düşündüğümde bir çok kişiden sevgi alması beni de çok rahatlatıyor
    çok dağıtmayacağım ceren hanım güçlüsünüz harikasınız bunu bilin istedim içinizdeki diğer cerenler ortadan kaybolmasın dilerim

  26. bir an butun bunlari ben mi yazdim acaba dedim :(((( ne kadar cok benziyor yasadiklarimiz. birde bakici kaprislerini eklemek lazim buna. ay bu kadar saat kalamam ay bu kadar erken gelemem falanda filan. birde okul buyudukce derslerde dertlerde buyuyor ben diyim size. hani esim yardimci olsa ikinci ucuncu de olurdu belki ama benim hic sabrim takatim yok ya. yurtdisina gidip ogleden sonra muze gezen anne babalari gorunce kiskancliktan catliyorum cunku hicbir seye vakit yok. birde buyuk sehirde yasiyorsan zaten trafik bezdiriyor seni. 2 saat git 2 saat gel ne hayir gelir ne kendine ne cocuguna ne de esine. hele yasta ilerledikce iyice yoruldum ya emekliligi gorur muyum hic bilmiyorum valla bu kosturmacada…

  27. aynılarını yurtdışında bir de eve temizlik için yardımcı bulamayarak yaşadım. malesef yaşadığım ülkede ya yatılı bakıcı olacak ya da her işinizi kendiniz yapacaksınız, türkiye gibi saatlik günlük bakıcı/temizlik için yardımcı vs yok. 6 ay kadar eziyet çektim, 60lı yıllarda almanyaya sadece para içni giden işçiler gibi hissediyordum kendimi, oğluma da zaman ayıramıyor işte de tam verimli olamıyordum. komşu bakıyordu çocuğa, zerre bir katkı olmadan. yemek götürmesem makarna veriyordu sadece. 6 ay sonra baktık olmuyor, yatılı bakıcı olayına karar verdik. benim için imkansızdı ama asla asla demeyeceksiniz, büyük konuşmayacaksınız.. ilk zamanlar herşeyi öğrettim, olacak sorunları göze aldım, ama erkeklerin rahatını yatılı bakıcıdan sonra anladım. sabah uyanıp hazır bir kahvaltıya oturmak ve sofrayı toplamak zorunda olmamak var ya.. 1 yıl olacak hala her sabah bu beni mutlu eder.. imkanı olan çalışan annelere mutlaka tavsiye ederim..

  28. dinlenin benim yaptığımı yapmayın.Kocam asker, 7 aylığına yurtdışına göreve gitmişti. O dönem oğlum 2,5 yaşındaydı. Bakıcım vardı ama çocuk hareketlenmişti, ev, çocuk bana bakıyordu. Alışveriş vs. de. İşyerinde de yüküm artmıştı, ek görevler verildi. İşyerinde yorulup, akşam 6 da eve gelince kendim yemek bile yemeden çocuğu parka götürüp oynatıyordum, gelince 7 de eşimle skpe dan konuşuyorduk yarım saat vs. çocuğun uykusu geliyordu yatırıyordum ve saat 9 gibi yemek anca yiyordum. O da hazırda varsa yoksa kahvaltı veya dışardan söylüyordum. O kadar bunalmıştım ki, çocuk doğurayım 4 ay doğum izni var dinlenirim dedim. Düşünebiliyor musunuz halimi izin için çocuk doğurmayı düşündüm. ben…..Sonraki yıl zatürre oldum 1 hafta hastanede yattım. geçen yıl ise 1,5 ay yattım önce zatürre dendi sonradan sjögren olduğum ortaya çıktı. Stres, yorgunluk vs. sonucu bağışıklık sistemim sapıtmış sizin anlayacağınız. Şimdi mi, takmıyorum kafama bişi, takmamaya çalışıyorum çünkü benim en önemli görevim bu çocuk için yaşamak, sağlıkla yaşamak…. Çünkü onun yanında annesi ile büyümeye ihtiyacı var. Son olarak dinlenin, bırakın ev azıcık batsın, bırakın çocuk tam tekmil sofrada yemek yerine sadece 1 kap yemek yesin, bırakın pantolon o gün çift çizgi ütülenmiş olsun, bırakın ve dinlenin, soluklanın. Nefes alın. Siz buna layıksınız. Sizler iyi annesiniz, iyi eşsiniz. Nerden biliyorsunuz diyeceksiniz yazılardan, kelimelerinizden, satır aralarından. Biraz kendinize iyi davranın, bir çay demleyin, bir kitap, örgü vs. alın elinize ve eşinize hergün 1 saat mola istediğinizi söyleyin hayattan çalmak için. İnanın 1 saat bile iyi hissettiriyor. Yapın bunları benim gibi hasta olmayın.